"Esma! Hadi kızım"
"Tamam anne ya iki dakika bekleyemediniz. İki ayağım bir papuca girdi".
Nişanın üzerinden tam bir hafta geçmişti.
Bugün de son iki gündür olduğu gibi yine düğün alışverişine çıkılacaktı.
Zeliha hanım ve çocukları Rabia'larla buluşacakları yere doğru gideceklerdi.
Ama Esma, annesiyle abisini her zaman ki gibi arabada bekletiyordu.
Talha hem havaların ısınmaya başladığından hem de sıkıldığından artık patlamak üzereydi, annesine dönüp "anne bak şu kızını bir dakika daha bekleyeceğim gelmezse bırakıp giderim, ona göre" demiş bunun üzerine Zeliha hanım hemen kızına seslenmişti.
Neyse ki Esma dakika dolmadan gelmişti de Zeliha hanım rahat bir nefes vermişti.
Talha dediğini yapardı biliyordu.
Sonra işi yoksa Esma'nın triplerini çekecekti kadıncağız.
Yola koyulduklarında dahi iki kardeş hiç susmamış ha bire laf dalaşına girmişlerdi.
Zeliha hanım onların bu halini her zaman olduğu gibi gülümseyerek izliyordu.
Büyütürken ne kadar zorluk çekerse çeksin hep şükretmişti çünkü evlatları Rabb'inin ona emanet ettiği nimetiydi.
Hayırlı evlattan daha güzel nimet var mıydı ki?
Rabia ve müstakbel ailesiyse daha evden çıkmamıştı.
İki gündür onlara eşlik edemeyen Ömer bugün işleri ertelemiş ve hanımlarla alışverişe gelecekti.
Şeyma bugün hafta sonu olduğundan Selim'i babasına bırakmıştı.
Herkes hazır olduğunda Ömer kapıyı açmış ve hanımların geçmesini beklemişti.
Önce Seniha hanım ardından Şeyma çıkmıştı dışarıya.
Rabia da o sırada ayakkabısının bağcıklarıyla uğraşıyordu.
Kendi kendine "hadi ama, amma da uğraştırdınız bugün beni" diye tatlı tatlı söyleniyordu.
Ömer ise kızın bu tatlı hallerinin O'na ne kadar yakıştığını düşünmeden edememişti.
Bir haftadır ikisi de birbiriyle çok az muhatap olmuş onlar da, tuzu alabilir miyim, annem nerede, gibi basit konuşmalardı.
Nişanlanmadan önce nasıllarsa ondan daha da mesafeliydiler birbirlerine.
Buna daha çok Rabia'nın soğukluğu sebep oluyordu, genç adamın gözüne bir kere bile bakmamıştı bu süre zarfında.
Rabia yerden doğrulup çantasını da aldıktan sonra kapıda dikilen Ömer ile bir an göz göze geldi ve bir haftadır ilk defa olan bu bakışma da ikisi de elektrik çarpmışcasına titrediler.
İkisi de itiraf edemese de, şu bakışmayı o kadar özlemişlerdi ki sanki boğazlarından bir sızı akmış kalplerine ulaşmıştı.
Rabia'nın karnında yine kelebekler uçuşmaya başlamış, Ömer'in de ondan kalır yanı yoktu.
Genç kız bu bir hafta süresince Ömer'e karşı yavaş yavaş tekrar yumuşamaya başladığını hissetse de dışarıdan belli etmiyordu.
Bunu hak etmişti Ömer ona göre.
Herşeyi kaldırabilirdi belki ama namusuna laf edilmesine asla tahammülü yoktu genç kızın.
Ömer'le bu kısa bakışmadan sonra dışarı çıkmışlardı. Bahçeden arabaya kadar yan yana yürüseler de kimse ağzını açıp tek kelime etmemişti.
Ömer genç kıza gün geçtikçe daha da alışıyor ama bunu gururuna yediremiyordu.
İstemem demişti bir kere, şimdi nasıl hevesli gibi davranacaktı?
Üstelik Rabia'ya söylediği o kadar laftan sonra bu çok zordu.
O istese bile genç kız onu affeder miydi bilmiyordu.
Hoş isteyip istemediğini bile bilmiyordu kendince.
Arabaya vardıklarında Rabia, Seniha hanım ve Şeyma'nın arkaya çoktan bindiğini görünce panik olmuştu.
Şimdi Ömer'in yanına nasıl oturacaktı.
Camı açık olan pencereden Seniha hanıma "Seniha teyzem neden arkaya bindin?" Demişti.
Seniha hanımsa "kızım, ben bugün uykumu alamadım arkada gidene kadar biraz kestireyim. Sen bin bu sefer de nişanlının yanına" demişti.
Aslında öyle bir şey yoktu. Ömer ve Rabia'nın bu suskun halleri gözünden kaçmamıştı.
Onların aslında birbirlerine karşı boş olmadığının da farkındaydı anneleri.
Bu farkındalığa onların da varmasını istiyordu haliyle.
Rabia, Seniha hanımın söyledikleriyle mecburen ön kapıyı açmış ve çoktan binmiş olan Ömer'e bakmadan yanına oturmuştu.
İkisi de heyecanlıydılar aslında.
Sadece Ömer bunun daha az farkındaydı.
Ya da öyle olmak istiyordu.
Sessiz sakin geçen yolculuğun ardından Zeliha hanımlarla sözleştikleri yere gelmişlerdi.
Arabadan indiklerinde Rabia kuzenleri ve teyzesini banklarda otururken görünce hızla onlara doğru ilerleyip müstakbel ailesini geride bırakmıştı, elinde olsa koşarak gidecekti genç kız.
Anne, babası ve kardeşi yerine koymuştu onları. Canından çok seviyordu onları. Daha dün görmüş olması özlediği gerçeğini değiştirmiyordu.
Zeliha hanım kendilerine doğru hızla gelen yeğenini gördüğünde hemen ayağa kalkmış kollarına almıştı.
Daha sonra sırayla Şeyma ve Talha'ya sarılmıştı genç kız.
Talha abisi ilk defa bugün gelmişti alışverişe o yüzden ona "abiciğim nasılsın görüşemiyoruz" demişti geri çekildiğinde.
Talha da "aynen ya Rabia'm, Nasıl olayım iş güç koşturuyorum" demiş ve kolunu genç kızın omzuna atmıştı.
Onlar o halde gülüşüp konuşurken, Ömer arabayı park edip gelmişti.
Genç adam geldiğinde Talha'nın kolunu Rabia'nın omzunda görmüştü ve yine o boğazını sıkan kalbini sızlatan sıcaklıkla karşı karşıya kalmıştı.
Beynine giden kanın basıncı sanki birden fazlalaşmış gözleri sinirden kan çanağına dönmüştü.
Neden sürekli onları böyle yakın gördüğünü sorguluyordu yine.
Ne tür bir bağdı bu? Kuzen ilişkisi olsa bu kadar olamaz diye düşündü Ömer.
Bu kızın bu adama böyle yakın davranmasının sebebi neydi?
Yoksa gönlü... Yok yok öyle değildir herhalde. Yok canım o kadar da değil.
Yine de eve dönünce Talha ile daha mesafeli olması konusundaki uyaracaktı Ömer. Artık evli bir kadın olacaktı Rabia, hareketlerine dikkat etmesi gerekiyordu.
Ömer düşünceler içinde boğulurken Talha Ömer'e elini uzatmıştı tokalaşmak için.
"Ömer?" Talha, genç adamı her gördüğünde agresif davrandığından, Rabia'ya iyi davranması için dualar ediyordu içinden.
Ömer, isminin söylemesiyle kendine gelmişti ama birleşecek gibi duran kaşları yine kendini ele veriyordu.
Sonunda Talha'ya elini uzatmış ve tokalaşmışlardı.
Talha Ömer'e halini hatrını sorarken Ömer sadece "iyi" deyip susmuştu.
Talha ise Ömer'in hareketlerinden hoşlanmasa da Rabia hatrına birşey demiyordu.
Zaten annesinin nasıl bu insanlara kefil olduğunu da anlayamıyordu.
Hem sohbet edip hem de mağazaların olduğu tarafa doğru ilerleyen hanımların keyfi yerinde görünüyordu.
Bugün artık dikilmeye verilen gelinliğin prova günüydü. Önce oraya gidecekler Rabia gelinliği deneyecekti.
Ardından Ömer'in damatlığını alacaklardı.
Gelinlikçiye gittiklerinde Ömer'i kapıda bırakmış içeri almamıştı hanımlar, çünkü düğünden önce gelinliği damat görmemeliydi onlara göre.
Oradan çıktıklarında damatlık almak için bir mağazaya girdiler.
Şeyma ne kadar damat da gelin gibi beyaz giymeli dese de Ömer'e söz geçirememişti.
Herkes Ömer için damatlık bakarken, Ömer gözüne kestirdiği damatlığa doğru gitmiş tam alacakken karşı taraftan birinin daha çekmesiyle alamamıştı.
Ömer karşıdan kimin çektiğine bakmak için arayı açınca, Rabia ile göz göze gelmeleri kaçınılmaz olmuştu.
Genç kız şaşkınlıkla Ömer'e bakarken, Ömer "sen de mi bu takımı beğendin?" Demişti.
"Evet, yani hoş bir takım ama sen hangisini istersen onu alırsın" diyebilmişti Rabia.
"Tamam bunu alıyorum" diyen Ömer'le genç kız ikinci şaşkınlığını yaşıyordu.
Ömer ilk defa onun istediği bir şeyi yapıyordu nasıl şaşırmasın?
Rabia şaşkınlığından sıyrılarak "peki" dedi sadece.
Oradaki işleri de bitince diğer önemsiz işleri daha sonraya ertelemek üzere öğle yemeği yemeye karar verip bir restauranta oturdular.
Yemeklerini de yedikten sonra diğer işleri halletmek için kalktılar.
Talha arkadan arkadan yürürken, aklında Şeyma vardı.
Genç kadının ne kadar hayat dolu ve cıvıl cıvıl olduğu gözünden kaçmamıştı.
O aksine ciddi ağır başlı bir adamdı.
Ama gel gör ki zıt kutuplar birbirini çekerdi, bu kızın başka bir havası vardı ona göre. Çok güzel gülüyordu bir kere..
Üstelik çocuğu olmasına rağmen hala bekar bir genç kız gibi hareket ediyor kendini kısıtlamıyordu. Bu da Talha'nın hoşuna gitmişti.
Genc adam kendine şaşırıyordu.
Oturup düşünse hayatta böyle bir kızdan etkileneceği aklına gelmezdi.
Ama kaderdi işte, insan kimi seveceğini seçemiyordu.
Şeyma'nın, abisi gibi kumral saçları lakin tek farkla, mavi gözleri vardı.
Annesine benziyordu genç kadın.
Narin bedeniyle ise hiçte doğum yapmış gibi durmuyordu.
Kafasını sağa sola salladı Talha.
Doğru değildi düşündüğü şeyler. İzni olmadan hiçbir kadını hiçbir erkek düşünemezdi ona göre.
Fakat bilmiyordu genç adam, onu da aynı kişinin düşündüğünü..
***
İşler bitinceye kadar akşam olduğundan, eve geldiklerinde herkes yorgunluktan odasına çekilmişti.
Rabia duş alıp rahatladıktan sonra namazını kılıp pijamalarını giymiş ve yatağa uzanmıştı.
Genç kız yorgun olduğu geceler daha zor uyuyanlardandı.
O yüzden bir sağ bir sol derken yarım saat sonunda pes etti ve yataktan doğruldu yavaşça.
Pencereden ayın ışığı vuruyordu bu gece ay, dolunaydı.
Rabia bu güzel manzarayı önce kalkıp usulca vardığı pencereden bir süre izledi.
Sonra daha fazla bu güzelliğe dayanamayarak üzerine feracesini ve şalını geçirip yavaşça açtığı kapısından süzülüp merdivenlere ilerledi.
Yine aynı sessizlikte aşağı indi.
Mutfağa gidip kendine bir papatya çayı yaptı.
Fincanı aldıktan sonra arka bahçeye doğru ilerledi genç kız.
Gecenin sessizliğini ne kadar sevdiğini hatırladı bir kez daha..
Bahçedeki tek başına duran, sanki her gelenin derdini dinleyecek bir görüntü veren bankın bir ucuna oturdu.
Papatya çayından bir yudum aldıktan sonra dolunayı izlemeye başladı.
Her bir ayrıntıda tefekkür ediyordu genç kız, SUBHANALLAH diyordu, Rabb'imin ne çok ve ne güzel nimetleri vardı böyle?
Hayatta bize bu kadar nimet verilmişken, birkaç dert bizi bulunca hemen nasıl da hayata küsüp bütün dertler bizdeymiş gibi verilen nimetleri yok sayıyoruz?
Oysa ki Kur'an'ı iyiden iyiye anlayıp tatbik etseydik dertlerimiz bizi Allah'a yaklaştırır, uzaklaştırmazdı.
Genç kız öyle dalmıştı ki tefekküre bir an bu dünyada değilmiş gibi hissetmişti.
Yanına birinin oturmasıyla korkmuş, hemen soluna döndüğünde Ömer'i görünce rahatlamıştı.
Genç adam onu bir müddet odasının balkonundan izlemiş ve bugün konuşması gerekenler için iyi bir fırsat olduğunu düşünürken kendini Rabia'nın yanında bulmuştu.
Rabia Ömer'in neden geldiğini merak ediyordu haliyle.
Bu saatte onu neden uyku tutmamıştı acaba?
Belki O da benim gibi yorgun olunca uyuyamıyordur diye düşündü genç kız.
Ömer ise kafasını toplamaya çalışıp, Rabia'ya ne söylemesi gerektiğini düşünüyordu.
Yine kötü bir şey söyleyip kalbini kırmak istemiyordu genç kızın.
En sonunda genç adam konuşmayı başardı ve "bu saatte neden burdasın?" Dedi.
Rabia soru soran adama bakmadan Ay'a doğru kaldırdı tekrar başını hafifçe.
"Bilmem. Ay o kadar güzel görünüyordu ki, ayaklarım beni buraya getirdi" dedi.
O esnada Ömer genç kıza baktı ve;
Oysa sen Ay'dan bile güzel görünüyorsun..
O geceyi aydınlatıyor,Sen benim kalbimi..
diye geçirdi içinden.
Ama bunu dile dökecek cesareti yoktu. Henüz.
Genç kız birkaç şey daha dedi ama Ömer anlamadı O'nu.
Şuan yanında oturan bu kızın gerçek olup olmadığıyla meşguldü.
Bir hafta sonra onun karısı olacak kızla meşguldü.
Rabia dolunayın göz alıcı etkisinden kurtulup Ömer'in neden geldiğini merak etmeye başladı.
Birkaç teori yürüttükten sonra genç adama sormanın daha mantıklı olacağını düşünüp sordu;
"Peki sen neden buradasın Ömer?"
Ömer daldığı hayallerden genç kızın ona dönüp soru sormasıyla kurtuldu.
"Iı şey, ben mi?" Dedikten sonra kendi kendine tabiki sen Ömer. Başka biri var sanki diye iyi bir azar çekip niye geldiğini hatırladı.
Bu güzel geceyi mahvetmek istemiyordu ama bu konu da içini bir kurt gibi kemirip duruyordu.
Biraz düşündükten sonra " Rabia ben sana, Talha ile görüşmeni istemediğimi söyleyecektim" dedi ve genç kızın ne diyeceğini bekledi.
Rabia şaşkınlıkla "ne?" Dedi önce sonra da "nasıl yani, anlamadım?" Dedi.
"Baya işte evlendikten sonra Talha ile görüşmeni istemiyorum. Bunun nesini anlamadın?" Dedi genç adam sakin sakin.
Rabia ise duyduklarının ne anlama geldiğini sorguluyordu kafasında. Baş edemeyince "neden Ömer, Talha benim.." süt kardeşim diyemeden Ömer girdi söze "biliyorum kuzenin, ama onunla olan samimiyetin sana yakışır bir düzeyde değil Rabia" dedi genç adam hala sakin durmaya çalışıyordu.
Rabia ise Ömer'in damarına bastı ve "Ömer, ben tabiki Talha abimle görüşeceğim, ne demek görüşmeni istemiyorum? Hem tabiki samimi olacağım O benim abim ya, hayır buna tamam dememi bekleme benden" dedi.
Rabia ailesi söz konusu olduğunda hiçbir zaman taviz vermeyen bir kızdı.
Onlar için gerekirse cefa çekerdi ama onlardan kopmak hayatta isteyeceği en son şeydi.
Ömer artık kendini yavaş yavaş göstermeye başlayan sinirle, kendine hakim olmakta güçlük çekiyordu.
Bu kız ne diyordu böyle?
Tabiki samimi olacağım mı diyordu?
Ne demekti bu ya, ne!?
Genç adam Rabia'nın son söyledikleriyle beynine sıçrayan sinirini kontrol edemedi. Önce ayağa kalktı sonra tek eliyle saçlarını yolarcasına karıştırdı ve
"Abin ha öyle mi? Hıh abisiymiş. Ne abisi yaa?! Adam seni öpüyor kokluyor sarılıyor bu nasıl kuzenlik böyle?
Sen dinimi yaşıyorum diye geçiniyorsun ya, hiç birşey bildiğin yok!" Dedi.
Genç kız da artık Ömer'den farksızdı.
O da ayağa kalktı Ömer'e dönüp "sen ne demek istiyorsun Ömer? Sana o benim abim diyorum, sense kalkmış neler ima ediyorsun? Yazık gerçekten çok yazık. Bana ömür boyu böyle şeyler mi isnat edeceksin ha? Hem esas sen hiçbir şey bilmiyorsun. İnsanın abisiyle böyle birşey içine düşmesi ne kadar da iğrenç birşey böyle..."
"Abi, abi, abi! Ne abisi ya? Adam senin sadece kuzenin. Senin o abi dediğin adamla evlenseniz boy boy çocuğunuz olur! Sanırım sen hiç kuzeniyle evlenen insanlar görmedin" diyerek genç kızın sözünü kesmişti Ömer yine.
Rabia bir türlü süt kardeş olduklarını anlatamamış, Ömer de dinlememişti.
Rabia "Ömer lütfen artık yeter! Daha fazla düşme gözümden. Bu söylediğin şeyler iğrenç ötesi. O benim.." derken yine yarım kalmıştı sözü.
"Sen hala beni anlamıyorsun. Çıldıracağım! Tamam ne yapmak istiyorsan onu yap! Ama şunu da unutma uzun bir evliliğimiz olmayacak. Annem hevesini alsın bir şekilde onunla konuşacağım anlaşamadığımızı görünce o da tamam diyecek zaten önünde sonunda" dedi genç adam. Yine ağzından pişman olacağı kelimeler çıkıyordu.
"Ne demek istiyorsun?" Dedi Rabia şaşkın ve kırgın bir sesle.
"Açık değil mi demek istediğim şey?" Dedi Ömer hala sinirliydi.
"Bir süre mecburen idare edip ayrılırız, sonra sen yoluna ben yoluma. Merak etme seni mağdur etmem" dedi genç adam sonlara doğru sesi baya kısılmıştı. Ne dediğinin farkına kendi de yeni yeni varıyordu genç adamın.
Ne vardı sanki Rabia tamam deseydi?
O zaman böyle konuşmazdım diye düşünüyordu Ömer ve yine kendini haklı görüyordu.
Rabia duyduklarıyla tüm vücudunun ısısının düştüğünü ve kanının çekildiğini hissediyordu.
Ömer ne diyordu böyle? Daha evlenmeden boşanmayı konuşuyordu.
Genç kız şok olmuş bir şekilde tek noktaya odaklanıp kalmış ve başı dönmeye başladığında kalktığı banka sendeleyerek tekrar oturmaya çalışmıştı, beyni durmuştu, düşünemiyordu artık.
Ömer ise Rabia'nın bu halini fark etmiş ve hemen yaklaşıp düşmemesi için elini uzatmıştı ki, genç kız "yaklaşma, dokunma bana" demişti ellerini yukarıya doğru kaldırarak.
Genç adam bu andan sonra geri geri yürümüş ve sonra da arkasına dönerek odasına gitmek üzere bahçeden içeri girmişti.
Arkada bir enkaz bırakmıştı.
Artık hayali bile olmayan bir kızı daha fazla ne kadar kırabilirse kırmıştı.
Boşanmak üzere evlenilir miydi?
Bu nasıl olabilirdi?
Ne yapacaktı genç kız düğüne artık bir hafta bile kalmamıştı.
Bile bile ateşe gidilir miydi?
Onlar gidiyorlardı..
Sonu bilinmezlikle dolu bu yolda ne yaşayacaklardı bilmeden, gidiyorlardı.
Genç kız bitap düşmüş bir şekilde odasına çıktı.
Hala şok halinden çıkamıyordu. Üstünü değiştirmeden çarşafın üzerinden yatağa uzandı ve cenin pozisyonunu aldı.
Öylece karşıya bakıyordu. Aklı durmuştu sanki. Düşünemiyordu.
Ömer de odaya gittiğinde, söylediği şeylere pişman olmamak için direniyordu çünkü Rabia onun dediklerine hayır demişti hak etmişti bunları, kendini öyle avutuyordu genç adam.
"Hak ettin Rabia" dedi bu kez de dışından.
Bundan sonra nasıl olup da karı koca olacaklardı bilmiyordu O da.
Boşanacaklarını bile bile nasıl olacaktı?
Genç adam babası öldüğünden beri patlamaya hazır bir volkan gibiydi.
O yüzdendi bu fevri hareketleri. Nasıl olmasındı ki? Bütün ailenin yükü omuzlarındaydı, ailesinin tek erkeği olması bunu gerektiriyordu.
Ama bu yaptıkları affedilir şeyler değildi.
Ömer ne zaman boşanacaklarını bile ayarlamıştı kafasında.
Zaten bu evliliğin yürümediğini gördüğünde annesi de zorlamayacaktı onları. Öyle düşünüyordu genç adam.
İlerde pişman olabileceğine artık ihtimal dahi vermiyordu Ömer.
Böyle bir kızla ömür geçirmek istemiyordu.
Peki ya pişman olursa? O zaman ne olacaktı?
Genç kız onu affedebilecek miydi?
Yoksa ikisinin de sonu belli miydi şimdiden?
Sonu belli bir evlilik ne kadar sürerdi?
Veya sürer miydi?
Gelecekte ne olacağını Allah'tan başka kimse bilemezdi.
Velhasıl bizlere, hayır görünende şer, şer görünende hayır yaratan Allah'a hamd olsun, demek düşerdi..