Nişan günü gelmiş çatmıştı bile.
Herkes telaş içinde Ömer'lerin evinde ordan oraya koşuştururken, iki kalp vardı ki heyeceandan atmayı unutmuştu sanki..
O gün yine erkenden kalkılmış kahvaltı yapıldıktan sonra da hemen hazırlıklara başlanmıştı.
Seniha hanım her şeyin kusursuz olmasını istiyordu.
Aynı şeyi Zeliha hanımın da istemediği söylenemezdi.
İki kadın elbirliğiyle her şeyi tamamlamış evi nişan salonuna çevirmişlerdi resmen.
Tabii bunda Şeyma ve Esma'nın da katkısı çok büyüktü.
İki genç kadın çok iyi anlaşmış kafaları da birbiriyle uyuşmuştu.
İkisi de enerjik eğlenmeyi seven pozitif insanlardı.
Talha ise annesi ve kız kardeşini Ömer' lere bırakmış ve ardından işine gitmişti. Akşam nişan saatinde geleceğini belirtmişti.
Rabia ve Ömer.
Onlar ise kendilerine verilen görevleri yapan robot gibiydiler. Bakışları heyecandan donuklaşmış ne yapacaklarını bilemez haldelerdi.
Kim ne derse onu yapıyor ama hiçbir şey düşünemiyorlardı.
Özellikle Rabia. Hala doğru yapıp yapmadığı hakkında kafasında tonlarca soru işareti vardı.
Bu şart mıydı gerçekten?
Seniha teyzesine istemediğini ve kendi başının çaresine bakabileceğini söylese olmaz mıydı?
Ama bunları düşünmek için iş işten çoktan geçmişti.
Artık kaderime razı gelmeli ve kendimi bu kadar yıpratmamalıyım diye düşündü genç kız.
Nasıl olsa olacak ile öleceğin önüne hiçbir şekilde geçilmiyordu.
Nasibimde Ömer varsa zaten önünde sonunda onunla evlenecektim.
Yoksa da yine bir şey olur ve evlenemem zaten diye düşündü.
Artık Rabb'ine bırakmıştı genç kız. O ne dilerse o olurdu bunun bilincindeydi.
"Rabia, annem sen artık odana git ve hazırlan hadi kuzum" dedi Seniha hanım.
Rabia'nın O'na anne demesini çok istiyordu. Ama bunun için zamana ihtiyaçları olduğunu da biliyordu.
Rabia daldığı düşüncelerden kurtulup "tamam Seniha teyze ama erken değil mi? Yapılacak şeyler var daha, onları da yapalım öyle hazırlanırım" demişti.
"Aaa olur mu kızım? Sen gelinsin bugün, yeter bu kadar çalıştığın, hadi bakalım, hadi" dedi yaşlı kadın itiraz eden gelinine.
Rabia, gelin lafını duyunca çok utanmıştı gözleri onları izleyen Ömer'e kaymıştı.
Genç adam koltuğa arkasından oturur gibi yaslanmış, Rabia'nın bu ince tavrı karşısında etkilenmiş bir şekilde bakıyordu genç kıza.
Ah be Rabia sen nasıl bir kızsın? Kafamı allak bullak ediyorsun diye düşünmüştü.
Rabia ise Ömer'in de ona baktığını farketmiş ve hemen gözlerini kaçırmıştı.
Sonra da Seniha hanıma "tamam Seniha teyze çıkıyorum o zaman" demişti.
Genç kız odasına giderken Seniha hanım da arkasından uzun uzun bakmış ve Ömer'e "Elhamdulillah Ömer'im, sonunda çok güzel ve iyi kalpli bir hanımın olacak" demişti sevgiyle.
Ömer ise hala Rabia'nın iyi bir kız olduğunu kabul etmek istemiyordu.
Annesinin evliliğe zorlaması onu daha da katı biri yapmıştı.
Rabia ne yaparsa yapsın onun gözünde hala düğünden kaçmış bir kızdı.
Hele ki Talha'yla olan muhabbetleri onun daha çok kafasının karışmasına ve kalbinin katılaşmasına sebep oluyordu.
Zaman ne gösterecek bilinmez dedi Ömer kendi kendine.
Ama şundan emindi genç adam, Rabia onun istemediği halde evlendiği sadece görevlerini yerine getirdiği bir kadın olacaktı.
Önceden hayaller kurardı az da olsa. Sadece onu sevmiş ve sevecek bir kadın olsun isterdi. Gözünün içine bakarken erisin koklamaya kıyamasın isterdi.
Evlenip de ikisinin parçası evlatları olsun onların önüne dünyayı sersin isterdi.
Çok iyi bir baba olmak isterdi, tıpkı babası gibi..
Ama ne yazık ki hayalleri bitmişti artık.
Yani aslında o öyle sanıyordu.
Nerden bilebilirdi ki ilerde ne olacağını?
Biz biliyor muyuz sahi?
Şuan yaşadığımız hayatta sadece dert odaklı yaşamıyor muyuz?
Oysa ki idrak etsek, Rabb'imizin her şerrin ardına bir hayır gizlediğini böyle karalar bağlar mıyız?
Akşam olup nişan saati yaklaştığında Şeyma ve Esma Rabia'yı odasında sıkıştırmakla meşguldü.
Neymiş efendim makyajsız olur mu?
Neymiş efendim topuzsuz olur mu?
Rabia içinden kızlara göz devirirken , bir yandan da yaptıkları topuzu bozmak için uğraşıyordu.
"Rabia sende amma inat çıktın be kuzum. Ne olacak sanki topuz olsa azıcık da makyaj olsa zaten biz bizeyiz. Biri süt abin biri de kocan olacak adam yahu. hiçbir şeycik olmaz. Hadi Esma tekrar yapıyoruz" demişti en sonunda Şeyma.
Esma da O'na katılınca bu sefer Rabia karşı çıkamamış ve kaderine razı gelmişti.
Kızlar eşarbını ve makyajını yaparken Rabia ise onu dinlemedikleri için somurtuyordu.
Elinde allık la genç kızın önüne geçen Esma, "kardeşim bu ne surat ya, nişanın var senin bugün az gül bakayım" demiş ve Rabia'nın dudaklarını germeye çalışmıştı eliyle.
Rabia Esma'nın bu şebekliklerine dayanamamış ve kısık bir kahkaha atmıştı.
Esma ise kendiyle övünüp sonrada "Hah işte böyle ya güleceksin senin en mutlu günün bu" demişti.
Esma'nın bu söylediğiyle Rabia'nın yüzü tekrar düşecek gibi olsada çaktırmamaya çalışarak gülümsemişti genç kız.
Eşarp ve makyaj işi bitince kızlar Rabia'nın giyinmesi için odadan çıkmışlardı.
Rabia yalnız kalınca yine ve yeniden Rabb'ine sığınmış. Bu nişanın hayırlara vesile olması için dualar etmişti.
Duasını ettikten sonra akşam namazını da kılıp üzerini değiştirmeye başladı.
Sütlü kahveden daha açık kremden daha koyu bir nişanlılık almışlardı. Biraz da gül kurusuna çalıyordu.
Rabia daha sade şeyler istese de teyzesi ve Seniha hanım bir olmuş ikna etmişlerdi genç kızı.
Yok dese de içten içe çok beğenmişti bu nişanlılığı.
Hele o üzerindeki boynundan aşağıya kadar uzanan çiçekli desene bayılmıştı.
Üzerini giydikten sonra bir müddet aynaya bakmış ve kendine yabancı gelen bu kızla bir müddet kalakalmıştı.
O makyaj yapmazdı. Ama bugün yapmıştı.
O topuz yapmazdı. Ama bugün yapmıştı.
Ne kadar da tuhaf dedi kendi kendine. Bir insan azıcık makyajla ve ufacık topuzla nasıl da değişebiliyordu.
Ya Rabb'i sen hatalarımı affet. Diye yalvardı Allah'a.
Ardından kapının çalma sesiyle irkildi ve kendine gelip "gel" dedi.
Gelen Esma ve Şeyma'ydı. "Ay inanmıyorum ya! Ne kadar güzel olmuşsun birtanem." Diyerek Rabia'ya yaklaşan Esma'yı Şeyma püskürttü eliyle ve "Esma ne yapıyorsun? O kadar emek verdik lütfen nişandan önce bozulmasın şu muazzam şey" dedi Şeyma ve hayran hayran Rabia'ya baktı.
"Ayyy tamam tamam. Biran öyle görünce dayanamadım ne yapayım?" Dedi Esma Şeyma'ya yalancı bir küskünlükle.
Şeyma Rabia'nın güzelliğine o kadar dalmıştı ki Esma'nın küskün tavrını anlamadı bile.
"Rabia gerçekten çok çok güzelsin. Abimin senin gibi bir karısı olacağı için çok mutluyum ya. Adam resmen durdu durdu, turnayı gözünden vurdu, hem güzel hem de iyi kalpli bir karısı olacak" dedi Şeyma gururla.
Rabia ise bu sözlere utanmakla meşguldü.
Kızlar birbirine bakıp Rabia'nın bu haline gülüştüler ve genç kızın kızgın bakışlarıyla karşılaştılar.
"Siz beni utandırmaktan zevk mi alıyorsun yahu." Dedi Rabia sahte bir kızgınlıkla.
Kızlar gülüşürken kapı çaldı.
İçeri giren Rabia'nın teyzesiydi.
Zeliha hanım da Rabia'yı gördüğünde kızlar gibi bir tepki vermiş hayran hayran süzmüştü kız kardeşinin emanetini..
"Rabia'm, annem kurban olurum seni yaradana, ne güzel olmuşsun sen?" Demişti Zeliha hanım gözünden bir damla yaş düşerken sonra sarılmak için hamle yaptığında Esma da olduğu gibi, yine Şeyma olaya el atmış birleşemeden ayırmıştı teyze ile yeğenini.
"Hanımlar, hanımlar. Böyle yapmayın ama. Zaten kıza zor makyaj yaptık. Şimdi bozulursa, tekrar yaptırmaz bu keçi." Diye söylenmişti Şeyma yalandan.
Zeliha hanım hemen göz yaşlarını silerken "doğru söylüyorsun kızım, bu mutlu güne ancak sevinmek yakışır" demişti
Bir süre herkes birbirine bakıp, sanki konuşmamaya söz vermiş gibi suşmustu.
Herkesin ayrı bir heyecanı vardı çünkü.
Zeliha hanım sonunda süt kızını emanet edebileceği düzgün birini bulduğundan, Esma kardeşinin bu sefer Mehmet'teki gibi sönük bakmadığını gördüğünden, Şeyma ise görümce olacağından hem mutlu hem de heyecanlıydılar.
Sessizliği bozan, kapının hafifçe çalan tık tık sesiydi.
Herkes biranda kaybolduğu alemden çıkmıştı.
Rabia heyecandan konuşamadığı için Şeyma "gir" demişti.
İçeri giren tüm asaletiyle Ömer'di.
Genç adam, giydiği laciver damatlıkla, her genç kızın hayalini süsleyen bir adam olmuştu, sol cebine ise Rabia'nın nişan elbisesiyle aynı renk mendil koymuştu.
Şeyma gururla baktı abisine ne kadar yakışıklı abim var diye de geçirdi içinden.
Sonra onların arkasında, makyaj masasının önünde oturan Rabia'ya döndü ve onu iyice kapattı bedeniyle.
Rabia henüz Ömer'i görmemişti. Ömer de Rabia'yı. Tam bakacakken Şeyma önüne geçmiş ve sanki bilerek kapatmıştı genç kızı.
Ömer ise kapıda durmuş ne yapması gerektiğini düşünüyordu.
Annesi onu yukarı göndermiş, Rabia'yı artık getirmesi gerektiğini söylemişti.
"Şey, annem artık beraber aşağı inmemiz gerektiğini söyledi de" demişti nereye bakacağını şaşırarak.
Zeliha hanım "biz çıkalım o zaman, sizde Rabia ile inersiniz" demişti.
Kızlar da Seniha hanıma uyup onun arkasından hep beraber odadan çıktılar, tabi kapıyı açık bırakarak.
Rabia henüz sandalyeden kalkmamış ve arkasına dönmemişti.
Genç kız o kadar heyecanlıydı ki, şuan düşüp bayılsa hiç yadırgamazdı.
Elini göğsüne götürdü, artık yavaşla dercesine bastırdı bir müddet.
Ömer de ondan farksızdı.
Kapıdan girdiğinden beri kalp atışları yavaşlamak bilmiyordu.
Daha kızı görmeden bu haldeyse, görünce ne olacaktı.
Artık içinden kendine kızmaya başlamıştı genç adam.
Neden kalbi böyle atıyordu ki? Anlamlandıramıyordu. Yada anlamlandırmak istemiyordu mu desek?
Başını iki yana hızlıca salladı Ömer.
Biraz kendine geldiğinde boğazını temizledi ve "eğer hazırsan aşağıya inelim" dedi net çıkarmaya çalıştığı sesiyle.
Rabia Ömer'in sesini duyar duymaz daha da artan kalp ritmiyle başa çıkmaya çalışarak yavaşça ayağa kalktı ve genç adama doğru döndü.
Gözleri birbirine öyle kenetlenmişti ki, sanki kalpleri yalnızca birbiri için atıyor, ruhları sadece birbirini istiyordu.
Bu arzu yada şehvet değildi.
Bu saf sevgiydi aslında ama onlar henüz bunun farkında değillerdi..
Bakışmayı sonlandıran yine Rabia olmuştu.
Genç kız bu kadar uzun süre bakıştıkları için çok utanmıştı.
Odada sadece ikisinin olması, ne kadar kapı açık olsa da bu utancı kat be kat artırmıştı.
Ömer, Rabia'nın gözlerini kaçırmasıyla kendine gelmişti.
Ne kadar güzel olmuş, kuğu gibi demişti içinden.
Ömer en sonunda yine her zamanki bakışlarına geri dönerek, "gidelim mi?" Demişti.
Rabia da bu sefer sadece kafa sallamakla yetinmeyip sesini bulabildiği için de şükredip "gidelim" demişti.
Ömer eliyle kapıyı nazik bir şekilde gösterdi ve genç kızın geçmesini bekledi.
Rabia kapıdan geçince, Ömer de arkasından çıktı ve odanın kapısını kapattı.
Merdivenlere gelmeden önce Ömer Rabia'ya bakıp, kolunu girmesi için açtı.
Rabia bu hareketle ne yapacağını bilemese de Ömer'in bakışları eşliğinde koluna girmeden inmeye başladı
Merdivenden inerken aşağıdakiler onları farketmiş ve hep birlikte alkışlamaya başlamıştı.
Genç kız alkış seslerini duyunca zaten titreyen bacaklarının daha da çok titremesiyle, kendini biran boşluğa düşer gibi hissetmiş ve neyse ki trabzanlara tutunmayı akıl edebilmişti.
Ömer kızın bu halini anlayınca eliyle destek olmak istese de kızın, İslam hassasiyetinden ötürü elini temkinlice sanki belini sarıyor gibi yapıp hayali bir tutmayla düşmesine mani olmuştu.
Genç kızın neden bu kadar titrediğineyse anlam verememişti.
Tamam, o da heyecanlıydı ama titremiyordu nihayetinde.
Aşağıya indiklerinde Rabia derin bir nefes çekmiş ve Ömer'e minnetle bakmıştı.
Ömer kızın masum bakışlarına kayıtsız kalamamış ve gülümsemişti.
Esma'nın onların bu karesini fotoğrafladığından ikisinin de haberi yoktu.
Kim bilir belki ilerde en sevdikleri fotoğrafları bu olurdu..
Nişan bitip yüzükler takıldıktan sonra dualar edilmiş ardından ikramlar da servis edildikten sonra, merasim sona ermişti.
Herkes dağılırken, artık ev tamamen boşalmıştı.
Rabia ve Ömer de kimse kalmayınca odalarına çıkıp üzerlerini değiştirmişlerdi.
Aşağı tekrar indiklerindeyse Seniha hanım koltukta oturmuş yorgun gözlerle onlara birşey söyleyeceğini demişti.
"Çocuklar şimdi biliyorsunuz, hayırlı işler uzatmaya gelmez, eh bende artık oğlumun mürüvvetini görmek istiyorum. O yüzden bugün Zeliha ile konuştuk ve bizim içinde onlar içinde iki hafta sonra olmasının uygun olduğu kanaatine vardık. Yine de size de bir soralım, fikriniz alalım istedik. Ne diyorsunuz? İki hafta sonra yapsak olur mu düğünü?" Demişti Seniha hanım heyecanla.
Ömer ve Rabia düğünün bu kadar erken olacağını tahmin etmediklerinden şok olmuşlardı.
İlk önce söze giren Ömer oldu ve "anneciğim erken değil mi? daha bugün nişan oldu. Hani biraz biz de Rabia ile birbirimizi tanısak iyi olmaz mı?" Dedi.
Rabia da Ömer'i desteklemek için "Ömer haklı Seniha teyze. Biraz birbirimizi tanısak bizim için daha iyi olur." Dedi utana sıkıla.
Seniha hanım kızarak "aaa hayır efendim, itiraz kabul etmiyorum, şu fani hayattan ne zaman göçececeğimi bilmezken, daha fazla beklemek istemiyorum çocuklar. Yani ölüm bize bu kadar yakınken, yarın ölmeyeceğimizin garantisi yokken, kusura bakmayın ben bekleyemem" dedi kesin bir dille.
Aslında Seniha hanım onlara sorarken böyle bir cevap ile karşılaşacağını biliyordu ama yinede bize neden sormadınız demesinler diye sormuştu sırf.
"Ama anne!" Dedi Ömer.
"Ömer'im , lütfen oğlum, kırmayın beni. Evlenince bol bol zamanınız olacak zaten tanışmak için" dedi Seniha hanım göz kırparak.
Ömer Rabia'ya baktı ne yapacağız der gibi.
Rabia da gözlerini hafifçe kapatarak onay verdi genç adama.
Rabia'nın onayıyla Ömer "tamam annem sen nasıl istersen öyle olsun" dedi.
Hasta annesini üzmek en son isteyeceği şeydi genç adamın.
O yüzden tamam demişti ya zaten, başka neden olacaktı?
Gece herkes odasına gittiğinde, artık rahat bir uyku çekmek istemişlerdi günün yorgunluğuyla.
Ömer ve Rabia da kaç gecenin uykusuzluğu ile bu akşam konuşulanları bir kenara itmiş, sonra düşünmek için rafa kaldırmışlardı.
Ömer elindeki yüzüğe bir müddet baktıktan sonra çıkarmıştı.
Rabia ise ne kadar aklı çıkarmasını emretse de kalbini dinlemiş ve yüzüğü çıkarmadan yatmıştı.
***
Ertesi gün kahvaltıdan sonra Ömer akşama bir müşterisinin misafir olacağını söylemişti.
Nişanın ertesi günü olacak iş miydi bu canım? diye söylenmişti Seniha hanım ama yinede oğluna tamam demişti.
Rabia ve Şeyma ise misafir için hazırlıklara çoktan başlamışlardı. Kaç kişi olacaklarını bilmedikleri için herşeyden fazla fazla yapıyordu genç kızlar.
Akşama doğru elinde ekmek ve içeceklerle Ömer geldiğinde,
Seniha hanım da dahil herkes masayı hazırlamakla meşguldü.
Genç adam hemen odasına gidip üzerini değiştirdi ve ellerini yıkadı.
Ardından aşağıya indi. Hemen masaya göz gezdirip memnuniyetle gülümsedi.
Yine döktürmüştü evdekiler.
Tam herşey hazır olduğunda zil çaldı. Ömer kapıya bakmak için ayaklanmış salondan çıkmıştı.
Tam o esnada elinde ekmek sepetiyle Rabia mutfaktan çıkıyordu ki çarpışmaları kaçınılmaz oldu.
Ömer şaşkınlıkla kıza bakarken Rabia ise utançla kızarmıştı.
"Pa-pardon" dedi Ömer kendini toplayarak.
Ama o buram buram nergis kokusunu çoktan almıştı genç kızdan.
Rabia'da bu zamana kadar parfüm vs. kokusuna şahit olmamıştı. Yani bu kadar yakında olmasa yine almazdı o kokuyu genç adam.
Zaten genç kız koku sürmez, parfüm sıkmazdı.
Her insanın bir kokusu vardır ya, işte bu nergisi andıran kokuda Rabia'nın kendi kokusuydu.
"Önemli değil benim hatam" dedi Rabia. Ömer'in yüzüne bakamayarak.
Sonra Rabia salona gitti hızla, Ömer de kapıya.
Genç adam kapıyı açmadan önce aynada üstünü düzeltti ve kapının kulpunu indirdi.
Karşısında uzun boylu ve spor salonundan hiç çıkmadığı belli olan esmer bir adam, onun yanında yine esmer bir kadın ve arkada onlardan biraz daha aykırı boynunda dövmesi olan sarışın bir adam duruyordu.
En arkada sonradan farkettiği kumral bir kız daha vardı, kısa boylu olduğundan ilk başta fark edememişti genç kızı.
Ömer gelen kişilerle burada tanışacaktı. Eğer olursa, onun için büyük bir iş olacaktı bu çizim.
"Hoşgeldiniz, buyrun içeriye geçin lütfen" dedi Ömer nazikçe.
Hanımlar, gelen misafirleri salonda, ayakta bekliyorlardı.
Misafirler tek tek salona girerken, Şeyma ve Seniha hanım gülümseyerek hoşgeldiniz diyorlardı.
Rabia ise adamları görünce kafasını kaldırmamıştı ama kadınlara baş selamı vermişti gülümseyerek.
Gelen misafirlerden sarışın olan adam Rabia'yı beğeniyle süzmüştü.
Heleki yeşil gözleri, çok hoşuna gitmişti genç adamın.
Hemen parmağına bakmıştı uyanıklık yapıp, iş konuşacakları yerde pot kırmak istemezdi nihayetinde.
Parmağında yüzük olmadığını görünce içten içe çok sevinmişti genç adam çünkü kızın da onu beğeneceğini düşünüyordu.
O sarışın düzgün vücutlu yakışıklı bir adamdı sonuçta. Kim beğenmezdi ki onu?
Genç adam böyle düşünürken, Ömer'de salona girmiş ve kapıda ellerini sıksa da tanışmak için yine elini uzatmıştı erkeklere.
"Merhaba, tekrardan hoş geldiniz. Telefonda konuşmuştuk zaten ben Ömer" demiş ardından annesi Seniha hanımı işaret edip "annem Seniha sultan" sonra Şeyma'ya dönüp "kardeşim Şeyma" en son sıra Rabia'ya geldiğinde büyük bir hata yapıp genç kızı sadece "ve Rabia" diyerek tanıtmıştı.
Rabia kendisini nişanlısı olarak tanıtmaya imtina eden Ömer'in bu hareketini yine ve yeniden aklının en kötü yerine kaydetmiş ve artık bilmem kaçıncı kez kırılan kalbini yine kendi kendine onarmaya çabalamıştı.
Misafirler de kendini tanıtmış ve masaya geçmişlerdi.
Kumral kısa boylu olan kızın adı Gülce, esmer genç kadının adı Filiz'di.
Sarışın genç adamın adı Gürkan ve esmer atletik olan adamın adıysa Emre'ydi.
Hep beraber masaya oturduklarında, Şeyma ve Rabia servise başlamış ve tek tek yemekleri misafirlere ikram ediyorlardı.
Gürkan, Rabia'yı beğendiğini göstermekten çekinmiyor ve gözlerini üzerinden biran olsun çekmiyordu.
Genç kız, Gürkan'ın çorba tabağını alıp çorbayı doldurduktan sonra geri verirken genç adamın bakışlarının farkında değildi.
Sonunda ona bir kere olsun bakmayan kızın dikkatini çekmek için Gürkan, çorbayı alırken "elinize sağlık, en sevdiğim çorba" demişti.
Genç kız "afiyet olsun" derken sadece biran bakmış hemen gözünü çekmişti adamdan.
Kızın bu, ona göre utangaç olan tavrı ama gerçekte edep dediğimiz şey, dikkatini daha da cezbetmişti.
Hayatında hiç böyle bir kızla karşılaşmayan adam bu kızı gözüne kestirmişti ve benim olmalı demişti.
Yemekler yenirken bir yandan iş konuşuyorlar bir yandan da sohbet ediyorlardı.
Kumral kısa boylu olan kız Gülce de, Ömer'i çok beğenmiş ve oda abisi gibi önce yüzük var mı diye kontrol etmişti.
Sonrasında, memnuniyetle gülümsemişti.
Çünkü parmakta yüzük yoksa bu adam hala bekardı. Kendini de güzel bulan genç kız bunu göstermekten çekinmemişti.
Gerek sözleri gerekse konuşmalarıyla açıkça Ömer'e kur yapıyordu genç kız.
Ömer'de bunu farketmemiş ve Gülce'ye nazik cevaplar vermişti yemek boyunca.
Ama biri vardı ki kadınların beğendiği adamlara nasıl davrandığını iyi biliyordu. Üniversite de iyi gözlemlemişti bunu.
Rabia, kızın Ömer'e böyle rahat davranmasından oldukça rahatsız olmuş ama hiçbir şey diyememişti.
Yemekler bitmek üzereyken Gürkan mavi gözlerini yine Rabia'nın üzerine dikmişti "Rabia sen neler yapıyorsun, okuyor musun?" Demişti.
Rabia masada hiç konuşmazken konunun nerden ona geldiğini anlamamıştı.
Yinede nezaketsizlik olmaması açısından "hayır, okulum bitti" demişti tek düze bir sesle.
"Yaa gerçekten mi? Halbuki daha 19 yaşında gibi duruyorsun, kaç yaşındasın?" Demişti yine mavi gözlü adam.
Ömer ise daha ilk andan Gürkan'ın Rabia'ya nasıl baktığını görmüş ve kendini zar zor sakinleştirmişti.
Şimdi de Rabia'ya sorular sorup onun ilgisini çekmeye çalışıyor diye düşündü genç adam.
Sinirden çatalı kıracak gibiydi elleri.
Nasıl olur da benim nişanlıma göz diker diye köpürürken, bu işin biran önce bağlanıp, şu adamları evden göndermek istiyordu artık.
İçinden bunları düşünürken gözü Rabia'nın eline kaymış ve hali hazırda olan siniri, kat be kat artarak beynine sıçramıştı.
Nasıl olurda yüzüğü takmazdı,
Hangi akılla misafir varken yüzüksüz dolaşabilirdi, diyordu genç adam.
Rabia tam ağzını açacakken, biran Ömer'e bakmış ve adamın O'na öldürecekmiş gibi bakmasıyla, korkmuş gözlerini kaçırıp birşey söyleyemeden susmuştu.
"Gürkan Bey siz kafanızdaki planı anlatmadınız, bir de sizin görüşlerinizi dinleyeyim. Sonra istemediğiniz birşey yapmak istemem" demişti Ömer gülümsemek için kendini zorlayarak.
Şuan adamı boğmak istese de bunu yapmaması gerektiğinin bilincindeydi.
Ne kadar rahat adamlar vardı şu dünyada. Sonuçta onun nişanlı olduğunu bilmese de aile masasında Rabia'nın böyle üstüne düşmek, olacak iş değildi Ömer için.
Rabia Ömer'in konuyu değiştirmesiyle biraz da olsun rahatlamıştı. Geldiklerinden beri kendisini izleyen, sürekli soru soran adamdan dolayı kendini çok kötü hissetmişti.
O adamın kardeşi de cabasıydı.
Artık iştahı da kalmayınca tabağını alıp sessizce afiyet olsun deyip mutfağa doğru ilerlemişti.
Mutfağın tezgahına tabağını koyarken resmen titrediğini farketmiş ve içinden ya sabır ya selamet nidaları atmıştı.
Mutfakta yemek yaparken oluşan dağınıklığı toplamak için önlüğünü takıp işe giriştiğindeyse gelen adamı farketmemişti.
Gelen Gürkan'dı. Genç kız masadan kalkarken fırsat bu fırsat demiş arkasından, masadakilerden izin isteyip o da kalkmıştı.
"Kolay gelsin" demişti Rabia'ya.
Rabia yerinden sıçrayarak, sanki canavar görmüş gibi bakmıştı genç adama.
"Ş-şey teşekkür ederim, birşey miş istemiştiniz?" Diye sormuştu korkuyla Rabia.
Kızın şaşkınlıktan açıldığını sandığı gözleri ile adam daha bir mutlu olmuş "yok birşey istemedim. Sadece seninle daha yakından tanışmak istemiştim. Masa da rahat konuşamadık, abinden çekiniyorsun galiba?" Demiş ve bir kaç adım daha atarak genç kıza biraz daha yaklaşmıştı.
Rabia ise ne diyeceğini bilemeyerek adamın hareketlerini takip ediyordu sıkıntıyla. Bu rahat adamın tavrından ötürü nutku tutulmuştu sanki.
O esnada Gürkan tam birşey söyleyecekken kapıdan Ömer görünmüştü.
Ömer az önce masadan kalkan Gürkan'ın niyetini çok iyi bildiğinden en fazla bir kaç dakika sabredebilmiş ve O da izin isteyerek kalkmıştı.
Mutfağa geldiğinde ise hiç istemediği bir manzarayla karşılaşmış sinirden gözleri seğrimeye başlamıştı.
Gürkan denen adam Rabia'ya sadece bir iki adım mesafede durmuş, Rabia ise öylece bekliyordu.
Ömer kendini zabdetmeye çalışarak "Gürkan Bey size de sormam gereken şeyler var, lütfen salona geçelim işi bitirip rahat rahat sohbetimizi edelim değil mi?" Demişti Ömer.
Rabia Ömer'i görünce rahatlamıştı ta ki yüzündeki o ifadeyi görene kadar.
Genç adam Gürkan Bey'in salona geçmesi için eliyle salonu gösterirken, kendisi hala kapıda bekliyordu.
Adam gider gitmez mutfağa girip kapıyı sertçe kapatmış ve Rabia'ya dönmüştü.
Genç kız, Ömer ona doğru korkunç bir ifadeyle gelirken korkudan geri geri gitmiş en sonunda duvara kadar geldiğini yaslandığı soğukluktan anlamıştı.
Genç adam, Rabia'ya doğru ilerleyip kıza iyice yaklaştığında bir elini duvara yaslayıp öteki elinin ayâsıyla duvara sertçe geçirmiş ve duvarla arasında kalan kıza
"Sana bunun hesabını soracağım Rabia, duydun mu beni!?" Demişti.
Genç kız o anda Ömer'in herşeyi yanlış anladığını düşünmüştü. Elindeki yüzüğün yerinde olmadığını fark etmemişti henüz. Abdest alırken çıkardığını ve banyoda kaldığını çok sonra farkedecekti.
"B-ben bi-birşey yapmadım" diyebilmişti genç kız sadece.
Ömer ise duvara tüm gücüyle tekrar vururken önünde titreyen kızı öfkesinden farketmemişti.
Genç adam duvara ikinci defa vurduktan sonra hışımla arkasına dönmüş ve salona gitmeden önce sakinleşmek için dolaptan su almıştı.
Aslında kızdığı Rabia değil kendisiydi belki kız yüzük takmamış olabilirdi ama nişanlısı olarak tanıtsa kimse bu cürette bulunamazdı.
Ama yinede şuan tek düşündüğü Rabia'yla o adamı o kadar yakın mesafede konuşurken görmekti ve bu yüzden tüm sinirini Rabia'dan çıkarmış gecenin ilerleyen saatlerinde de çıkaracağa benziyordu.
Misafirler gitmiş ve Ömer işi almıştı.
Ama genç adam hiç mutlu değildi. Hala öfkesini dindirememiş herkes odasına çekilirken o salonda bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu.
En sonunda kendine hakim olamayıp hızla merdivenleri çıkmaya başladı.
Rabia'nın kapısına geldiğinde çalıp çalmamakla bir an tereddüt etse de nişanlısıyım ben onun diye kendine telkin verip çalmıştı kapıyı.
Rabia ise olanlardan sonra direk odasına çıkmış ve kendini odaya kapatmıştı.
Yine Rabb'ine sığınmış ve Kur'an'ı Kerim okuyordu, ki kapı çaldı.
Genç kız bu saatte hayırdır inşallah deyip Kur'an'ı kapattı ve "gel" dedi.
İçeri gelen adamla donup kalan Rabia ne yapacağını şaşırdı ve sadece "Ömer?" Diyebildi.
Ömer ise kapıyı kapatıp Rabia'nın, Gürkan'la durduğu mesafe kadar yakınına geldi ve Rabia'nın birşey demesini bekledi.
"Ö-ömer neden bu saatte geldin odama?" Dedi genç kız dayanamayarak.
Ömer yüzüne dalga geçer bir ifade kondurup "ne o? Elin adamlarıyla yalnız başına aynen bu mesafede konuşabiliyordun, benim odana gelmem neden canını sıktı şimdi?" Dedi gittikçe kısılan sesiyle.
Rabia da Ömer'in imâ ettiği şeyle sanki kanının kaynadığını ve tepesine ulaştığını hissetti.
Ayağa kalktı ve "sen ne demek istiyorsun ya? Şimdiye kadar sustum sustum ama bu kadarı fazla! Ben namusuma laf ettirmem Ömer bey! O bir kere olur, anladın mı?!" Dedi sinirle.
Ömer genç kızdan böyle bir şey beklemediğinden olsa gerek şok olmuştu.
O suskun kimseye cevap veremeyen kıza ne olmuştu öyle?
Sonra hemen kendini toparlayan genç adam "yaa öyle mi Rabia hanım? Peki neden yüzüğün yok parmağında, neden misafirler varken yüzük takma ihtiyacı hissetmedim, ona da cevap ver o zaman" dedi bir adım daha yaklaşarak.
Rabia ise önce yüzük parmağına baktı, gerçekten de olmadığını görünce ne diyeceğini bilemedi. Sonra aklına gelenle "Bana diyorsun ama sen neden takmıyorsun peki?" Dedi.
Ömer bilerek takmıyordu evlenene kadar da takmayı düşünmüyordu genç adam. Bu kızı istemediğini hatırlatıyordu kendine, güya.
"Ben takarım takmam seni ilgilendirmez ama sen benim namusum olacaksan o yüzüğü takacaksın!" Diyen Ömer'le genç kız iyice sinirlenmiş eli ayağı titremeye başlamıştı.
"Demek ben senin namusun olacaksam, ha öyle mi? Ömer sen var ya bencilin tekisin" bunu tiksinerek söylemişti genç kız. "Sen önce beni misafirlere alalade biriymişim gibi tanıt, sonra da namusum de. Yok öyle bir şey, madem bu kadar önemliydi o zaman nişanlın olarak tanıtsaydın. O zaman o Gürkan denen adam beni rahatsız edebilecek miydi?"
Dedi Rabia.
"Hem sen bana sordun mu o adam ne yaptı, diye. Sadece ben suçluyum öyle değil mi? Ya insan önce nişanlısına sorar, onu korur kollar ama yok hep sen haklısın, hep sen bilirsin herşeyi!" Dedi genç kız sonlara doğru sesi ağlamaklı ve titrek çıkmıştı ama ağlamak istemiyordu.
Şuan en son isteyeceği şey bu adamın önünde ağlamaktı.
Ömer gelip kıza nutuk çekmeyi planlarken, esas nutuk ona çekilmişti.
Şaşırmıştı genç adam kızın içinde bu kadar şeyi tuttuğunu bilmiyordu.
O sadece kendi açısından bakmıştı olaylara.
"Ben herkese ve herşeye rağmen hayatta olumlu şeyler de olduğunu düşünüp kendi kendime yetmeye çalışırken, sen benim ruhumu kalbimi herşeyimi yıkmaya yemin etmiş gibisin" demişti Rabia, kalbimi derken de kendi sol göğsüne iki kere vurmuştu yumruğunu.
Ömer genç kızı bu kadar çaresiz görmekten nefret etmişti.
Kendinden, adamlığından nefret etmişti.
Genç adam birşeyler söyleyip yaralarını sarmak istiyordu nişanlısının ama bu yaraları açan O iken nasıl sarabilirdi ki?
İyice yumuşayan ve pişmanlığı yüzünden okunan Ömer "Rabia ben.." demiş ama genç kızın lafını bölmesiyle durmak zorunda kalmıştı.
"Lütfen daha fazla birşey söyleme ve beni rahat bırak, ben artık çok yoruldum. Şu iki hafta birbirimize zaman verelim ve gerekmedikçe birbirimizle muhatap olmayalım. Lütfen Ömer" dedi genç kız artık yorgunluktan ve kırgınlıktan bitap düşmüş sesiyle.
Ömer de sadece başını sallayıp "iyi geceler" dedikten sonra hızla kendi odasına gitmişti.
Bir odada kalbi, hareket ettikçe batan ve kanatan kırıklarla dolu, altı senedir yaralarını kimsenin saramadığı bir genç kız, diğer odadaysa kendiyle hesaplaşan ve yüreği pişmanlıkla kavrulan genç bir adam.
İkisi de geceye mahkum, sabaha hasret..
İkisi de birbirlerine mahkum ve yine birbirlerine hasret..