BÖLÜM-5

3757 Words
" Baya baya evlenelim diyorum işte." demişti Ömer. Genç kız bunu anlamakta zorluk çekiyordu. Bu adam değil miydi "düğünden kaçmış bir kızla evlenmem" diyen? Ne değişmişti. Hem Talha abisi geldikten sonra ne olduysa daha da kötü bakıyordu. Korkutuyordu beni diye de düşünmüştü. Peki şimdi ne oldu da benimle evlenmek istediğini söylüyor? dedi Rabia içinden. "Şaşırdığını biliyorum. Ama neden evlenelim dediğimi duyunca sende bana hak vereceksin" diyordu genç adam. "Peki, neden?" dedi genç kız. Uzun uzun konuşmaya mecali yoktu. Heyecandan bacakları titriyordu artık. Ömer ayağa kalktı kamelyanın kenarında birkaç adım atıp dolandı biraz. Bunu söylemeye dili varmıyordu. Rabia da O'nu izliyordu. Stresli olduğunu anlamıştı Ömer'in. Önce iki elini birleştirip yüzüne götürdü genç adam bir müddet öyle durduktan sonra bu sefer saçlarına doğru sürükledi elini ve arkadan çekerek bıraktı yere doğru. Kızarmış gözleriyle bile ne kadar yakışıklı olduğunu düşündü Rabia. Sadece bir an. Ardından hemen gözlerini sarmaşıkların olduğu tarafa döndürüp Tevbe etti Rabb'ine. Ne yapıyordu Allah aşkına haramdı bu adam O'na. Ömer kendini biraz da olsa sakinleştirince tekrar aynı yerine oturdu. "Çünkü..." dedi genç adam bir süre bekledi ve sonunda "annem böyle istiyor" diyebildi sadece. Rabia dan histerik bir "hıh" sesi çıktı. Ne düşünüyordu ki, bu adamın O'nunla kendi isteğiyle evleneceğini falan mı? Genç kızın içi acıdı. İçinde bir yerler acıdı ama kestiremiyordu tam olarak neresi olduğunu. "Sırf Seniha teyze istiyor diye benimle evlenmek zorunda değilsin" demişti en sonunda Rabia. Ömer kaşlarını çattı. Tekrar eskisi gibi baktı Rabia'ya. Artık annemin durumunu söylemem gerekiyor diye düşündü. "Rabia evlenmek zorundayım. Çünkü annem hasta hemde çok hasta ve bu benden belki de son isteği olabilir" dedi. Ömer. Kızın gözünün içine bakıyordu bunları söylerken. Rabia duyduklarıyla önce afallasa da sonra hemen "nasıl hasta? Neyi var Seniha teyzemin?" Dedi telaş içinde. Ömer "hişşş sakin ol. Annem senin ve Şeyma'nın bilmesini istemiyor. Eğer bildiğini duyarsa çok üzülür ve bu benim en son isteyeceğim şey" dedi baş parmağını kendi dudaklarına götürerek. Genç kız hemen başını salladı. O'da istemezdi Seniha hanımın üzülmesini. "Annem.. beyin kanseri Rabia ve ileri safhada maalesef" dedi Ömer'in üzüntüden kaşları değişik bir hal almıştı. Genç kızın gözleri doldu. Seniha teyzesini çok seviyordu. Anne kardeşi ve babasından sonra sevdiği birini daha kaybet istemiyordu. Ömer, Rabia'nın dolan gözleriyle şaşırmıştı. Bu kız bu kadar düşünceli ve iyi kalpli madem bu hayatındaki olaylar neydi? Neyse dedi Ömer içinden şimdi konumuz bu değil. "Peki. Öğrendin herşeyi. Benimle evlenmek istiyor musun artık?" Dedi Ömer. Rabia ise bir yandan Seniha hanıma üzülüyor bir yandan da evlilik işinin oyuncak olmadığını biliyordu. Öyle hemen nasıl tamam derdi ki. "Ben.. şey, bilmiyorum. Yani aklım çok karışık, böyle bir konu üzerinden evlenilir mi hiç bilmiyorum. Hem sen de.." dedi ve birşey diyemedi genç kız. Ömer "hem ben de ne?" dedi sabırsızca. "Yani sen benimle asla evlenmeyeceğini söylüyordun. Sırf annen için sevmediğin, hayatta evlenmek istemediğin biriyle nasıl evlenip yuva kuracaksın?" demişti en sonunda genç kız. Utanmıştı da. "Evet doğru seninle evlenmek istemiyordum, hala da öyle. Ama annem için bunu yapmak zorundayım. Sen olsan yapmaz mıydın?" dedi genç adam. Ama bu kelimenin kızın kalbini kaç parçaya ayırdığından habersizdi. "Doğru, yapardım" dedi Rabia, sesi iyice kısılmıştı artık. "Zaten endişe etmene gerek yok. Seninle gerçek bir evliliğimizin olacağını hiç sanmıyorum. Tamam, Allah katında benim helalim olacaksın ve senin ne ihtiyacın varsa hepsinin sorumluluğu da bende olacak. Diğer evliliklerden bir farkı olmasa da aramızda duygusal bir bağ olacağını hiç sanmıyorum. O yüzden çok düşünmene de gerek yok bence. Zaten burada kalıyorsun. Sadece vasıflarımız değişecek ve sen evde daha rahat olacaksın." Dedi Ömer. Bu söylediklerine kendi bile şaşırmıştı. Bu kadar duygusuz bir konuşma yapacağını düşünmüyordu çünkü. Öte yandan Rabia, Ömer'in söyledikleriyle içine ince bir sızının dolduğunu, sanki kalbinin o sızıda boğulduğunu hissetmişti. Bu adam neden bu kadar duygusuzdu. O da bir genç kızdı. O'nun da hayalleri vardı. Sırf anne ve babası yok kimsesiz kalmış diye bu yapılanlar reva mıydı Allah aşkına? Nasıl hem helali olup hem de O'na bu kadar yabancı duran bir adamla yaşardı ki? Bir ömür geçer miydi böyle? Belki dedi geç kız kendi kendine. Belki evlendikten sonra fikri değişir. Belki bu kadar ön yargılı olduğu için pişman olur. Evlilikte keramet vardır derlerdi ya hep. Ama yinede bu kadar gurursuz olamazdı. Bu adam çok küçümsemişti O'nu. "Ben de Seniha teyzenin üzülmesini istemem ama bu şekilde evlenemem de" demişti Rabia. Ömer sinirle "ne demek evlenemem? Annem hasta diyorum sana, annemin kefil olduğu kız mısın yani sen şimdi?" demiş sonra ayağa kalkmış ve"Çok yazık. Kadın seni düşünmekten uyuyamıyor. Ö-ölürse sana kimsenin sahip çıkmamasından deli gibi korkuyor. O'nun sadece tek bir isteği var, o da bizim evlenmemiz ve sen bunu O'na çok görüyorsun!" Demişti. Rabia çok mahçup olmuştu. Bu kadar O'nu düşünen bir kadının son isteğine hayır diyordu. En sonunda yanlış yaptığını, iyilik edenin iyilik bulacağını ve Seniha teyzesini bu hastalıklı haliyle O'nun da üzmeye hakkı olmadığını düşündü. Kafasında ölçtü biçti. Sonra yerinde hop oturup hop kalkan genç adama bakıp "Tamam kabul ediyorum. Evleneceğim seninle" dedi. Ömer ise doğru mu duydum diye "ne?" Dedi. Genç kızdan "seninle evlenmeyi kabul ediyorum, diyorum" lafını duyunca o kadar rahatladı ki, kendini kasmaktan ağrıyan bedeni gevşemeye başlamıştı bile. Sonra Rabia'ya "tekrar ediyorum bu evlilikten çok bir beklentin olmasın. Gerçek bir karı-koca olabilir miyiz bilmiyorum, ama birbirini seven iki eş asla olmayacağız" dedi. (Büyük konuşma Ömer'ciğim ?) Aslında bunu Rabia'ya değilde kendine hatırlatıyordu. Korkuyordu çünkü istemediği bu kıza birşeyler hissetmekten. Rabia ise sadece kafa sallamakla yetindi. Kalbine saplanan oklarla konuşmaya takati kalmamıştı genç kızın ne yapabilirdi ki? *** Gün biterken yine aynı rutinler yapılmış, yemekler yenmişti. Ömer ve Rabia'nın durgunluğu masadakilerin gözünden kaçmamıştı. Düşünceliydiler her ikisi de. Şeyma ile Selim erkenden uyumak için odalarına çekildiğinde, Ömer annesine Rabia ile birlikte O'na birşey söylemeleri gerektiğini belirtmişti. Seniha hanım heyecanla onları karşısına oturtmuş ve "hadi oğlum ne söyleyeceksiniz? Öleceğim meraktan" demişti. Yaşlı kadın bugün onları bahçede konuşurken görmüştü. İçten içe sevinse de oğlunun bir salaklık yapmaması için dualar etmişti. "Anne biz..." dedi Ömer gözlerini kaçırarak. "Evet oğlum, siz?" dedi Seniha hanım merakla. "Biz Rabia ile konuştuk ve evlenmeye karar verdik" deyip Rabia'ya baktı Ömer. "Değil mi Rabia?" Genç kız bu konuyu konuşmalarından ötürü çok utanıyordu. Kekeleyerek "e-evet Seniha teyze" dedi sonunda. Seniha hanım Rabb'ine şükürler ederek evlatlarına sarıldı. Tüm samimiyeti ile "oğlum, kızım beni çok mutlu ettiniz" dedi sevinçle. Ömer ile Rabia ise ilk defa bu kadar yakın olmalarından dolayı heyecanlanmışlar ve ne söyleyeceklerini bilememişlerdi. En sonunda Seniha hanım onlardan ayrılarak "hemen hazırlıklara başlayalım, teyzene de söyleyelim yarın onlar da gelsinler buradan hep birlikte alışverişe gideriz, ha kızım?" Dedi. Ömer "anne biraz acele etmiyor musun?" Deyince Seniha hanım "yeterince bekledim seni oğlum artık beklemek istemiyorum, yani eğer Rabia kızım da tamam derse?" Rabia çaresiz "olur Seniha teyzem sen nasıl istersen" dedi. Önünde sonunda evlenecekti zaten ha bugün ha yarın ne farkederdi ki. Zaten bir hayali de kalmamıştı artık. "Tamam canım kızım. Sen hiç birşey söyleme teyzenlere ben anlatırım. Oraya gitmene de gerek yok eniştenin laflarını duymanı istemem. Teyzenle kuzenlerin buraya gelirler gerekirse burada isteriz seni onlardan hı?" Dedi yaşlı kadın. Rabia "yok Seniha teyzem isteme olmasa da olur zaten bu evde, beni istemeniz de abes olur açıkçası" dedi. "Olur mu kızım, adettendir. Kahveni içmezsek olmaz, hem sen bunları düşünme biz teyzenle hallederiz inşaallah" dedi Seniha hanım. Ardında "ben yatıyorum, hadi gidin yatın sizde, yarın bizi yoğun bir gün bekliyor. Haa bu arada oğlum sende yarın işe gitmiyorsun." demeyi de ihmal etmedi. "Tamam anne" dedi Ömer sıkkınlıkla. Seniha hanım odasına gitmek için salondan çıkarken, Rabia da ayaklandı. Ömer ne kadar yakında kocası olacak olsa da, baş başa kakmak istemiyordu genç kız. Kendisini sevmeyen onu bırak istemeyen bir adamdı O. Nasıl olup da evlenip aynı odanın içinde kalacaklardı bilmiyordu da. "Rabia" genç kız bunları düşünürek kapıdan çıkacaktı ki Ömer'in O'na seslenmesiyle arkasını döndü. "Efendim" dedi ayakta durmuş kendisine bakan adama. Ömer elini ensesine götürüp kaşıdı ve "teşekkür ederim" dedi. Rabia anlamazca bakıp "ne için?" Dedi. Ömer "kabul ettiğin için" dedi. Genç kız "şu hayatta sevdiğim çok az insan kaldı onların da üzülmesine dayanamam. Hele ki Seniha teyzem bu kadar hastayken, olmaz diyemezdim" dedi umursamazca güya. Sonra da dönüp gitti. Ömer'i düşüncelerle bıraktı ve gitti. *** Ertesi gün Seniha hanım erkenden kalkmış ve işlere koyulmuştu. Yapılacak çok şey vardı. İki ayağı bir pabuca girmişti yaşlı kadının. Şeyma'ya olanları bir çırpıda anlatmış ve onun da tebrikelerini dinlemişti mutlulukla. Rabia ve Ömer ise odalarından çıkmak istemiyorlardı. İstenmeyen bir evlilik yapacaklardı kendilerince. Ama çoktan kader ağlarını örmüş onları beklemekteydi. Belki dedi Ömer kendi kendine belki başka şekilde karşılaşsak Rabia'yı beğenirdim. Güzel kızdı Allah için ama sadece dış görünüş olarak. Bu kızı çözemedim bir türlü diye düşünüyordu. İyi mi kötü mü, dindar mı değil mi hala anlayamamıştı. Yerlerine oturmayan parçalar vardı onda. Rabia ise teyzesi yada kuzenlerine hiçbir şey dememişti. Zaten ne diyecekti nasıl söyleyecekti ki? Bu işi Seniha hanımın söyleyecek olması onunda işine gelmişti doğrusu. Sabah olduğunda her zaman ki gibi namazını kıldı genç kız. Ardından yine Kur'an tekrarını yaptı. Sonra odadan çıkmak istemeyince, rahatlamak için duşa girdi. Ardından isteksiz görünmemek için daha özenli giyindi. Kendine itiraf edemese de içten içe Ömer'in de beğenmesini istiyordu O'nu. Gözlerinin yeşilini maviye çeviren bebe mavisi bir şal seçti önce. Ardından geçenlerde Şeyma ile çıktığında aldığı yeni beyaz bol elbisesini çıkardı. Son olarak da üzerine evde Ömer de olacağı için gri feracesini aldı. Üzerini değiştirip şalını başının üzerinden dolayıp omuzlarından sarkıttı her zaman yaptığı gibi. Sonra da derin nefesler alarak odadan çıktı. Ömer de Rabia dan farksızdı. Düşünceler içinde boğulurken sabahı etmiş sabahta namazdan sonra rahatlamak için duşa girmişti. Çıktığında ise takım elbise mi giyse, eşofman mı yoksa günlük spor birşey mi giyse bilememişti. Annesi neyse de Rabia'nın teyzesigilin şüphelenmemesi ve kötü bir izlenim vermemek içindi bu çaba. Rabia'ya güzel görünmek gibi bir düşüncesi yoktu. (Yerseniz tabi ) En iyisi günlük spor giyineyim dedi kendi kendine ve çabucak giyindi üzerini. Sonra da kapıyı açtı. Tam çıkarken Rabia'nın da odadan çıktığını gördü. Neden hep aynı saatte çıkıyoruz ki biz dedi kendi kendine. Sonra Rabia o tarafa doğru ilerlerken dikkatini çekti başındaki şalı. Hele ki başını kaldırıp "günaydın" diyen ve hafifçe tebessüm eden kızla kalbi sanki ağzına gelmişti. Bu kadar hızlı atmasına alışkın değildi Ömer kalbinin. Gözleri bugün mavi gibi olmuştu Rabia'nın. Çok, çok güzel dedi içinden Ömer. Bakmaya doyamıyordu genç kıza. Rabia da Ömer'in bakışlarındaki tuhaflıktan hiçbir şey anlamamış. Azıcık olan gülüşü de solmuştu. Neden böyle yoğun bakıyordu ki bu adam bir şey mi söyleyecekti yoksa? "Ömer birşey mi söyleyeceksin" dedi Rabia dayanamayarak. Ömer ise kızın O'na seslenmesiyle kendine geldi ve "ııı şey.. yok yani birşey demeyecektim" dedi. Sonra istemeden "aslında yakışmış" dedi. Söylediğine kendi bile inanamıyordu ama iş işten geçmişti. Söz ağızdan çıkmıştı bir kere. Rabia ise inanamayarak "efendim?" Dedi. Az önce Ömer O'na yakışmış mı demişti? Ömer ise ne diyeceğini şaşırmıştı. Ama geri vites yapamazdı duymuştu bir kere Rabia, elini ensesine doğru götürüp "şal yakışmış" dedi az duyulan bir sesle. Rabia ile Ömer koridorda dikilirken yukarı Seniha hanım gelmişti. Yaşlı kadın dizlerinden dolayı yavaş çıktığından olsa gerek Ömer de Rabia da duymamış az önceki olayın etkisiyle birbirlerine bakıyorlardı. Seniha hanım onları böyle görünce aşırı sevinmiş bu anı bozmak istemiyordu. Yinede işleri çok olduğundan hafifçe öksürerek dikkatleri üzerine çekti. Ömer ve Rabia şaşkınlık içinde Seniha hanıma baktılar. Genç kız böyle Ömer'le baş başa Seniha hanıma görünmekten çok utanmıştı. "Günaydın, hayırlı sabahlar çocuklar. Hadi gelin aşağıda kahvaltı hazır. Daha çok işimiz var, biran önce başlamamız lazım" dedi heyecanla. Rabia ve Ömer aynı anda "günaydın" dediler. Sonra da Seniha hanımı takip edip aşağıya indiler. Kahvaltılarını çoktan yapmış işlere koymuşlardı artık hep birlikte. Seniha hanım önce Rabia'nın teyzesini aramış hayırlı bir iş demişti ve evlerine davet etmişti. Zeliha hanım, Seniha hanımın önceden beri Rabia da gözü olduğunu bildiğinden Ömer için dediğini anlamıştı. Sevinmişti de. Çünkü süt kızı sonunda iyi bir aileye gidecekti. Mehmetlerin ailesini sevmezdi Zeliha hanım ama mecburen vermek zorunda kalmıştı kuzusunu. Rabia'nın gönlü olmasa Seniha ablasının böyle bir işe kalkışmayacağını bildiğinden içi de rahattı. Yinede bunları Rabia ile konuşacaktı. Esma ise duyar duymaz Rabia'yı aramış bir güzel fırça çekmişti. Neden en son onun haberi oluyordu diye başının etini yemişti genç kızın. Neyse ki bütün işleri halletmişlerdi sonunda. Pastalar, börekler, tatlılar derken öğlen olmuştu. Tam oturup dinleneceklerken kapının sesi duyuldu. Rabia "ben bakarım" dedi nasıl olsa teyzesigil gelmiştir diye düşünmüştü genç kız. "Ben bakarım sen otur" dedi Ömer keskin bir sesle. Rabia ise kalktığı yere tekrar gömülmüştü. Bugün Ömer her zamankinden daha agresifti. Sürekli kaşları çatık dolaşıyordu genç adam. Nedense Talha'nın da gelecek olması onu öfkelendiriyordu. Birde sabah Rabia'ya o sözleri söylediğinden kendine kızmadan edemiyordu. Salondan çıkıp kapıya doğru ilerledi Ömer. Bir yandan da kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Derin soluklar alıp kapıyı açtı en sonunda. Karşısında hiç görmediği orta yaşlı bir kadın ve onun yanında da Rabia yaşlarında bir kız duruyordu. Arkaya doğru baktığında ise Talha'yı gördü. Genç adam elinde poşetlerle bahçe kapısından girmiş geliyordu. "Selamün aleyküm Seniha ablaya gelmiştik biz?" Dedi Zeliha hanım. "Aleyküm selam, Rabia'nın teyzesi değil mi? Buyurun biz de sizi bekliyorduk" dedi Ömer nazikçe. Zeliha hanım önde Esma arkada içeri girdiler. En son Talha da içeri girdiğinde Ömer kapıyı kapattı. Hanımlar içeri geçerken, Talha da ayakkabısını çıkarıyordu. O esnada Ömer, Talha'yı inceliyordu. Kumral saçları ve uzun boyuyla yakışıklıydı Talha. Bu detay daha çok canını sıktı Ömer'in. Ömer dalmış Talha'yı incelerken "Selamün aleyküm" dedi genç adam Ömer'e elini uzatıp. Morali bozuktu. Çünkü Rabia daha buraya geleli aşağı yukarı on gün olmuştu ve şimdi bu adama isteyeceklerdi kardeşini. Ne ara böyle birşey olmuştu anlayamıyordu Talha. Annesi Seniha hanımlara kefil olmuştu ve daha önceden Rabia'yı da tanıdıklarını biliyordu ama bir türlü bu kadar kısa sürede bu karara nasıl varmışlardı anlamlandıramıyordu. Ömer de önce eline baktı sonra da "aleyküm selam, hoşgeldin" dedi. Soğuk bir ifadeyle. İçeriye geçtiklerinde herkes oturmuş sohbete başlamıştı bile. Talha kapıda görünür görünmez selam vermiş ve gözleri Rabiayi bulduğunda sıcacık gülümsemişti süt kardeşine. Rabia ise hemen ayağa kalkıp "hoşgeldin abi" demişti. Gözleri ışıl ışıldı genç kızın bütün sevdikleri bir aradaydı şuan. Sonra da sarılmıştı en içten şekilde bir kaç kere hemde. Talha "ne o cadı, üç günde özledin mi beni?" Demişti şakayla karışık. Rabia hemen "aşk olsun abi, ben cadı mıyım? Hem sen özlemedin anlaşılan" demişti. Küskün bir tavırla. Sonra da gülüşmüşlerdi. Ömer ise yine aynı manzarayla karşılaştığı için sinirden köpürmüştü. Ne yapıyordu bunlar böyle? Güya dindarlardı. Evlenseler boy boy çocukları olurdu, bilmiyorlar mıydı yani? Ömer kudura dursun, aileler kaynaşmış sohbet iyice ilerlemişti. İkindiye doğru artık Seniha hanım sözü devralmış ve "artık müsadeniz olursa ben adeti yerine getirmek istiyorum." Demişti. Zeliha hanım da "tabiki Seniha abla seni dinliyoruz" dedi oyunbaz bir sesle. "Allah'ın emri Peygamber'in (s.a.v) kavli ile kızınız Rabia'yı oğlumuz Ömer'e istiyoruz" dedi. Zeliha hanım geldiğinde Rabia'yı odasına çekmiş isteyip istemediğini sormuştu. O yüzden içi de rahattı kadının. "Gençler birbirini görüp beğenmişler, bizede bu hayırlı işe destek olmak düşer. Verdik gitti" demişti. Rabia da kahveleri dağıtmış. Şeyma'nın zorlamasıyla tuz attığı kahveyi Ömer'e verirken heyecandan titremişti. Ömer ise tuzlu kahveyi içer içmez püskürtmemek için kendini zor tutmuştu. O esnada Rabia ile göz göze gelmiş kızın mahçupluğuyla kızamamıştı da. Rabia kahveler içildikten sonra boşları toplayıp mutfağa gitmişti. Stresten patlamak üzereydi çünkü. Tam tezgaha dayanmış. Düşünürken içeri Talha girdi. "Rabia'm, nasılsın iyi misin?" Dedi genç adam. "İyiyim hamdolsun" dedi genç kız inandırmaya çalışarak. "Peki neden böyle duruyorsun? Rabia bak eğer istemediğin şeyler oluyorsa bana söyleyebileceğini biliyorsun değil mi? Ben her zaman senin yanındayım biliyorsun, sakın yine istemediğin şeylere tamam deyip de üzülme. Şimdi bana doğruyu söyle neler oluyor? On gün içinde bu olanlar hiç normal gelmedi bana. Şu Ömer. Onu ne kadar tanıyorsun? Seviyor musun? Hadi anlat güzelim." Dedi Talha. "Bu sefer kendi isteğimle evleniyorum gerçekten. Sadece eğer bir evim olsaydı bu kadar hızlı olmazdı. Yoksa bir derdim yok çok şükür" dedi genç kız. Gülümsemeye çalışıyordu abisine. Onun da üzülmesini istemiyordu. "Peki öyle olsun bakalım ama eğer birşey olursa hemen bana geliyorsun. Bir telefon uzağındayım canım tamam mı?" Demişti Talha da. Talha Rabia'nın peşinden giderken Ömer dayanamamış o da gitmişti. Merak ediyordu doğrusu bu ikisinin ne çeşit bir ilişkisi olduğunu. Mutfakta konuşulanları vestiyerin önünden duymuştu. Talha'ya çok sinirlenmişti. O kimdi ki onun evleneceği kıza bu tip şeyler sorabiliyordu. Ona neydi ki? Birde durmuş birşey olursa hemen onu aramasını söylüyordu. Ben dururken seni arayamaz demek istesede dinlediğini belli etmemek için sustu. Yuttu bütün sinirini zorla. Ellerini yumruk yapıp sıktı, sıktı. Ta ki sinirini yatıştırana kadar. Sonra da salona geri döndü. Talha ile Rabia salona girdiklerinde, Rabia Ömer'in kızarmış gözleri ve çatık kaşlarıyla karşılaşacağını sanmıyordu Öyle bir bakıyordu ki genç adam Rabia korkudan gözlerini kaçırmıştı. Talha ile ikisi ikili koltuğa yan yana oturduklarında artık Ömer'in sabrı kalmamıştı. Kimseye birşey demeden kendini sokağa atmıştı genç adam. Gece olduğunda herkes evine gitmiş. Ev eski haline dönmüştü. Yarın nişan alışverişine çıkılacak ertesi gün de nişan olacaktı. Zeliha hanım ve Seniha hanım hayırlı işin uzatılmaması konusunda hem fikirdi. Talha erken olduğunu söylese de Rabia'yı eve dönmeye ikna edemediği için mecbur kabul etmişti. Esma ise bir sürü sorular sormuş kısa cevaplardan ötürü de Rabia'ya trip atmıştı. Şeyma'nın oğlunu herkes çok sevmişti ama Selim, tek erkek o olduğundan mıdır bilinmez en çok Talha'yla anlaşmıştı. Gece olup herkes inzivaya çekildiğindeyse geriye birbiri için attığını bilmeyen iki kalp ve onların yaşanmayı bekleyen hikayesi kalmıştı. *** Sabah olduğunda herkes bir telaş içindeydi. Şeyma ve Rabia ertesi gün yapılacak olan nişan için hazırlıklara çoktan başlamışlardı. Ömer ise annesinin tüm ısrarlarına rağmen işe gitmesi gerektiğini söylemiş ve gitmişti. Rabia ise artık Ömer'in bu umursamaz hallerine alışması gerektiğini kendine ne kadar hatırlatsa da elinde olmadan yine modu düşmüştü. Şeyma ve Seniha hanım da farketmişlerdi bu durumu. Şeyma, Selim uyanınca, Rabia'ya "işleri nerdeyse bitirdik canım, sen Selim'le ilgilensen ben gerisine devam ederim, az kaldı zaten" demişti. Biliyordu Rabia'nın Selim'le ilgilenirken herşeyi unuttuğunu genç kadın. Rabia da Selim'i çok sevdiğinden hemen kabul etmişti. Saat 11.00 gibi Talha, annesi ve kız kardeşini getirmişti. Ömer işe gittiğinden evde başka araba da olmayınca herkes Talha'nın arabasına binmiş ve alışverişe gitmişlerdi. Rabia'nın tüm itirazlarına rağmen bütün kıyafetleri yenilenmiş resmen bir dolap dolusu elbisesi olmuştu. Nişan için kıyafet bakmışlar ama bir türlü içlerine sinen bir abiye bulamamışlardı. "Ben Ömer'i aradım hanımlar, gelsin de bari ona bakalım birşeyler, hem biz abiye beğenemedik belki o bulur güzel birşey" deyip Rabia ya göz kırpmıştı Seniha hanım. Herkes onaylayan mırıltılar çıkarmıştı. Talha "o zaman Ömer gelene kadar oturup birşeyler yiyelim saat öğleyi çoktan geçti acıkmışsınızdır dedi. Talha, hanımlar gezerken kafede oturmuştu, sonrasında da annesi çağırmış eşyaları almaya gelmişti. Hep beraber yemek yemek için AVM'nin bir restoranına oturdular. Rabia ve diğer kadınlar ellerini yıkamaya gittiginde onları bir çift göz takip ediyordu. Herkes ellerini yıkayıp çıkarken Rabia sona kalmıştı. "Siz gidin geliyorum ben şimdi" demişti. Herkes gittiğinde işini bitirip lavaboların olduğu yerden çıktı genç kız. Tam dar koridordan çıkacakken kolu bir el tarafından tutuldu. Genç kız korkuyla sıçradı yerinden. Geriye dönüp kim olduğuna baktığındaysa gözlerine inanamadı. Mehmet'ti bu! Mehmet kızı duvara yaslayarak ağzını kapattı. Rabia ise Mehmet'in bu hareketiyle şok olmuştu. "Hey hey, debelenme bağırmazsan ağzını açacağım. Tamam mı?" Dedi genç kıza Mehmet. Rabia kafasını salladığında gözünden yaşlar akıyordu. Bu adam ne cüretle O'na dokunabilirdi. Nişanlıyken bile dokundurtmamıştı Rabia. Hemde şuan başkasının sözlüsü iken. "Mehmet bırak beni! Sen bana dokunamazsın!" Dedi genç kız ağlamaklı. Mehmet "Ama ben senin göz yaşlarına kıyamam güzelim" deyip elini genç kızın yüzüne götürdüğünde, Rabia başını öteki tarafa çevirip "dokunma bana!" Dedi. "Neden Rabia neden neden!? Beni azıcık da olsa sevmedin mi? Hiç mi yer etmemiştim kalbinde, bu kadar kolay mıydı bırakıp girmek?" Dedi Mehmet acıyla. "Mehmet ne yaptıysan sen yaptın! Eğer düzgün bir adam olabilseydin, biz evleniyorduk ya! Şimdi geçmiş karşıma beni sevmedin mi diyorsun. Sen sevdin de ne oldu? Böyle sevgi olmaz olsun!" Dedi bir hışım genç kız. Sonra Mehmet'in boşluğundan yararlanıp, hızla ellerinden kurtuldu. Tam gidecekken Mehmet yine tuttu kolunu duvara çarptı ve sıktı tüm gücüyle. Genç kız acıyla bir ses çıkardı. Mehmet birşey diyecekti ki nereden geldiği belli olmayan, suratına doğru bir yumruk yedi. Afallayan genç adam yumruğun sahibine baktı, aynı anda Rabia da. Ömer'di bu. Burnundan soluyordu genç adam. Yere eğilip, burnundan kanlar akan Mehmet'e bir kaç yumruk daha savurdu Ömer. Mehmet yerden kalkamayacak hale gelmişti artık. Hem vuruyor hemde "sen nasıl benim sözlüme dokunursun lan! Seni gebertirim! Sen kimsin?! Senin O'na dokunan ellerini kırayım mı şimdi ha söyle?!" Diyordu. Öfkeden gözü dönmüştü Ömer'in. O adamın Rabia'yı sıkan elini gördüğünde bütün kan beynine sıçramıştı genç adamın. Rabia ise Mehmet'e birşey olmasından çok Ömer'in onun yüzünden başının belaya girmesinden korkuyordu. Genç kız "omer, lütfen bırak gidelim, korkuyorum ne olur?" Diye ağlamaklı sesle sormuştu. O'nun titreyen sesini duyan Ömer önce Rabia'ya bakmış sonra ise "olmaz Rabia bu pisliği polise vermeden bırakmam" demişti. Rabia ise polis lafını duyunca "hayır lütfen böyle birşey yapma, ya senden şikayetçi olursa o zaman seninde başın belaya girer. Lütfen beni dinle gidelim" dedi. Ömer ise kızın titreyen ellerine baktı ve "tamam" dedi sonra Mehmet'e dönüp "Eğer seni bir daha çevremizde görürsem acımam öldürürüm, anladın mı?!" Dedi korkunç bir sesle. Daha sonra Mehmet'in cevap vermesine izin vermeden ayağa kalktı ve titreyen genç kızın kolundan tutup çekiştirerek hava almaya çıkardı. Annesini de arayıp Rabia'yı bulduğunu beraber abiye bakacaklarını söyledi. Dışarı çıktıklarında Rabia'nın kolunu bıraktı genç adam. Sonra önlerindeki bankı işaret etti eliyle ve beraber oturdular. "Evet Rabia seni dinliyorum, kimdi o adam?" Dedi Ömer sakince. Genç kız ne diyeceğini bilemedi. Eski nişanlısını müstakbel nişanlısına mı anlatacaktı şimdi? Bu ne komik bir ironiydi böyle. Rabia dan cevap alamayan Ömer tekrar söze girdi "evleneceğin adam mıydı?" Dedi genç adam, tahmin etmesi zor değildi. Genç kız Ömer'in doğru tahminiyle ona baktı hemen. Sonra da kafa salladı sadece, çoğu zaman yaptığı gibi. Ömer ise derin bir nefes çekti içine bunalmış hissediyordu. Sanki biri ruhunu sıkıyordu. Dirseklerini dizlerinin üzerine dikti ve öne doğru eğilerek yüzünü avuçlarının arasına aldı. Düşündükçe giden siniri geri geliyordu. "Ne istiyor hala senden? Bu adam seni aldatmamış mıydı? Peşinden koşacaktı madem derdi neydi başka kadınla?" Dedi Ömer sakin konuşmaya çalışarak. Rabia ise bu konuyu konuşmak istemese de genç adamın soru dolu bakışları ve sözlerine cevap vermek zorunda hissetti kendini. "Şey, yani nasıl desem O aslında beni seviyormuş yani güya. O kadınla da benden alamadığı karşılığı onda bulduğu için görüşmüş. Yani ben ona hiç yaklaşmadım ve o da sonunda bıktı benden. Öğrendiğimde bana dedi ki, evlenince böyle birşey olmayacak o zaman sende beni seveceksin falan dedi. Ama ben ona o saatten sonra güvenmezdim" dedi genç kız. Lafı nasıl toplamıştı bilmiyordu. Biraz da saçmaladığını düşünmüştü. Genç kız Ömer ne diyecek diye bakarken hiç beklemediği sözler duyacağını bilmiyordu. "Merak etme. O pisliğin seni rahatsız etmesine asla müsaade etmem. Kimse benim evleneceğim kadına el süremez, Laf edemez. Sende üzülme, sakın o adam yüzünden göz yaşı döktüğünü görmeyeyim anlaşıldı mı?" Dedi genç adam. Rabia ise çoktan hayallere dalmış bunu diyenin gerçekten Ömer olup olmadığını idrak etmeye çalışıyordu. Ömer'in ona soru dolu gözlerle baktığını görünce "tamam" dedi. Kalbi kanat takıp uçumustu sanki, bu da neydi böyle, neden az önce bu kadar mutsuzken şuan mutluluktan uçacak gibi hissediyordu bilmiyordu genç kız. Onlar bilmese de bir bilen vardı elbet. Bilen, yollarının çizen, gönüllerini birleştiren biri vardı..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD