Ömer Sayar
Geceden beri annemin söylediklerini düşünüyordum.
Aslında ilk anda çok şaşırmış ve ne diyeceğimi bilememiştim.
Sonradan annemin "biz söz verdik evleneceksin" demesi üzerine ağzımdan hiçte istemediğim kelimeler dökülmüştü.
Söylerken kendimi kaybetmiştim adeta.
Bir genç kızın hakkında asla böyle şeyler düşünüp konuşmazdım ben.
Ama annem damarıma basınca olanlar olmuştu.
Hem daha tanıyalı iki gün olmamış biri olduğundan hemde daha önce nişanlanmış ve sonuçta bir ilişki yaşamış olduğundan kabul etmek istemiyordu bir yanım.
Benim evleneceğim kadın sadece benimle ilişkisi olmuş, kimseyle görüşmemiş olsun isterdim hep.
Ama öteki yandan da annemin kefil olduğu ve yeşil gözleri beyaz teniyle güzelliğine kimsenin laf edemeyeceği kadar güzel bir kızdı Rabia.
Edepli ve ağır başlı olduğu belliydi.
Dün ne kadar bunun aksini söylesem de gerçekler ortadaydı.
Ama yinede kafamdaki soru işaretlerini çözemiyordum bir türlü. Neden böyle bişey yaşamıştı? Bir anlayabilsem..
Gerçi artık anlasamda çok geçti.
Kızın kalbini kırmıştım bir kere, bu saatten sonra olmazdı bu iş.
O kapıdaki ağlamaktan kızarmış yüzü ve kan çanağına dönmüş gözleri gözümün önünden gitmiyordu.
Öyle bir bakışı vardı ki.. ilk defa o kadar uzun bakmıştı bana.
O kadar soğuk ve bir o kadar masum bakışı bir arada görmemiştim ben.
Ne yaptım ben ya ne yaptım!
Hiçbir genç kız bu söylediklerimi hak etmezdi. Sinirlenince başka bir insan oluyordum resmen.
Ben bunları düşünürken sabah beşi etmiştim.
Kalkıp bir abdest aldım ve seccademi serip sabah namazına durdum.
Namazdan sonra herşeyin hayırlısı için dua ettim Allah'a.
Zaten bugün pazar olduğundan işe gitmeyecektim bir kaç saatte olsa uyusam iyi olacak diye düşünüp yatağa geri yattım.
***
Rabia Özsoy
Gece sabaha kadar olanları düşünüp uyuyamadığımdan namazdan sonra ancak uyumuştum.
Uyandığımda ise saatin ona yaklaştığını görünce yataktan nasıl kalktığımı bilmiyordum.
Çok ayıp olmuştu Seniha teyzeye çok!
Hemen banyoya gidip abdest aldım ve gözlerim korkunç göründüğünden göz altı kapatıcısı sürdüm.
Normalde böyle şeyler asla kullanmazdım ama yanımda sadece bunu bulunduruyordum malum kolay bir hayatım olmamıştı..
Göz altı morluklarımı kapattıktan sonra, saçlarımı topladım.
Ardından penye elbisemi ve üzerine yeşil feracemi giydim. Başıma da boneyi taktıktan sonra siyah ve yeşil uyumuyla bezenmiş ebrulu şalımı doladım ve iğneledim.
Kapıdan çıkmadan umarım buradaki son günüm olur bugün ve ben bir yer bulup giderim inşallah diye de içimden geçirdim.
Telefonumu elime aldığımda yine Esma'dan mesaj olduğunu gördüm canım kuzenim her daim yanımda olmuştu bu günlerde olduğu gibi.
Onu kahvaltıdan sonra aramayı aklıma kaydettim.
Dün teyzemle de görüşmüş iyi olduğumu ve Seniha teyzede olduğumu da söylemiştim.
Canlarım beni çok merak ediyorlardı haliyle. Talha abim ise daha Ankara'dan dönmemiş olanlardan haberi yoktu.
İnşallah eniştemle yine araları açılmaz diye de dua ettim içimden.
İki gün sonra geliyordu ve muhakka bana da hesap soracaktı neden ona anlatmadığımı sorup kızar, bir güzel de nutuk çekerdi büyük ihtimalle.
İnşallah olaylar büyümeden bunu da atlatırdık.
Kapıyı açarken Ömer'le karşılaşmamak için dualar ediyordum.
Etrafı kolaçan edip odadan çıktım. Kimse görünmüyordu çok şükür.
Tam Ömer'in kapısının önünden geçerken yine ve yine kapı açıldı. Hayır ya!
Bu sefer arkama bakmadan gitmem lazımdı. O yüzden hiç istifimi bozmadan merdivene doğru ilerledim.
Arkamdan Ömer'in de geldiğini hissetmek tedirgin ediyordu beni.
Kalbim yine maratona çıkmış gibi atmaya başlamıştı.
Galiba ben bu adamdan korkuyordum.
Yoksa kalbim niye böyle atacaktı.
Ben önde Ömer arkada mutfağa girince Seniha teyzeyle Şeyma'nın gözleri ikimiz arasında gitti geldi.
Neden öyle bakıyorlardı ki?
Sakin çıkmasına özen gösterdiğim sesimle "hayırlı sabahlar, kusura bakmayın sabah uyuyup kalmışım" dedim mahçupca. Seniha teyze Şeyma ve selim kahvaltılarını nerdeyse bitirmişti bile. "Olur mu öyle şey kızım zor bir gece geçirdin" derken Ömer'e kızgın bir bakış atmayı da ihmal etmemiş "İnsanlık hali olur öyle şeyler." Diye devam etmişti.
Şeyma da "aynen tatlım geç otur hadi kahvaltını yap" dedi. Selim ise "Rabia bak ben tabağımı neredeyse bitirdim" diyerek benden aferin bekliyordu. Bende ona doğru ilerleyip "inanmıyorum sen ne kadar da çok yemişsin, kocaman mı olacaksın sen hı?" Diyerek yanağını öptüm. Bu dünyanın en güzel ve masum şeyleri şüphesiz çocuklardı.
Selim kıkırdarken bende tebessüm ettim ve yerime oturdum.
O anda Ömer'in eşofmanlı olduğunu da farkettim. Doğru ya bugün pazardı.
Aff bütün gün O'da mı evde olacaktı şimdi?
Sonrasında Ömer de oturunca kahvaltımızı yapmaya başladık yani diğerleri devam etti, biz başladık.
Kahvaltı boyunca Ömer'le göz göze hiç gelmemiştim. Özel bir çaba harcayıp yüzüne bakmamaya gayret etmiş ve başarmıştım.
Bana o kadar lafı söyledikten sonra birde onun yüzüne bakmayacaktım herhalde.
Eve geldiğim ilk günden beri Ömer'in ailesiyle nasıl ilgilendiğini ve çok güzel sohbet ettiğini gözlemlemiştim.
Ama bugün O da hiç konuşmamıştı.
Sessiz geçen kahvaltının ardından Şeyma ile bir olup Seniha teyzenin itirazlarına rağmen torunuyla onu mutfaktan göndermiş ve ortalığı toplamıştık. Şeyma bana bir ara eski nişanlımle severek mi yoksa görücü usulü mü evlendiğimizi sormuştu. Bende aslında istemediğimi ve görücü usulü olduğunu teyzemlere daha fazla yük olmamak için kabul ettiğimi söylemiştim.
Sonra kaç ay nişanlı kaldığımızı sormuş 2 ay dediğimde ise çok şaşırmış ve "çok kısaymış" demisti
Ardından Şeyma'nın sorularının arkası kesilmemiş neden düğünden kaçtığımı da sormuştu.
Sadece düğün günü, Mehmet'in beni aldattığını öğrendiğimi söylemiştim.
Mutfaktaki işler bittiğinde vakit öğle namazına yaklaşmıştı.
Ben de Ömer'le karşı karşıya gelmemek için Şeyma'ya birkaç işim olduğunu ve yukarı çıkacağımı söylemiştim.
Odaya geldiğimde ne yapsam diye düşünürken Esma'yı arayıp biraz dertleşmek istedim ve numarasını çevirdim.
***
Ömer Sayar
Bugün odadan çıkarken yine Rabia ile karşılaştık.
Ama Rabia benim olduğumu bildiğinden biraz duraksayıp arkasına bile bakmadan aşağı inmişti.
Masada ise yüzüme bakmamıştı. Haklıydı tabi diyecek birşeyim yoktu.
Ama kimse beni de anlamıyordu.
Kafamda o kadar soru işareti varken nasıl tamam evlenelim diyecektim ki?
Biz salonda annem ve Selim'le otururken Şeyma ile Rabia mutfaktaydı.
Canım sıkıldığından vestiyerden laptopumu almak için koridora çıktım.
O esnada Şeyma ile Rabia gülüşerek mutfaktan çıktılar Şeyma "abi ne yapıyorsun burda?" Dedi ben ise Şeyma'nın sorusundan çok Rabia'nın gülüşünde takılı kalmıştım.
Gülmek ne çok yakışıyormuş diye geçirdim içimden.
Şeyma tekrar "abi?" Deyince anca kendime geldim gözlerimi birkaç kere kırpıp kendime geldiğimde Şeyma'ya bakıp "laptopumu almaya gelmiştim" dedim vestiyerden laptopu alıp gösterdiğimde.
Rabia'nın ise benle karşılaşır karşılaşmaz gülümsemesi yüzünde solmuş hemen gözlerini kaçırmıştı.
Sonrasında Şeyma'ya dönüp ben yukardayım demiş ve merdivenlere yönelmişti.
İçeri girdiğimizde Şeyma Selim'in başına bir öpücük kondurup bana döndü ve "abi biliyor musun Rabia yı zorla vermişler nişanlısını sevmiyormuş aslında. Teyzesine daha fazla yük olmamak için kabul etmiş. Ne kadar iyi kalpli kız ya. Zaten yangından mal kaçırır gibi 2. Ayda düğünü yapmışlar daha doğrusu yapamamışlar. Hem de düğün günü nişanlısı olacak adamın kendini aldattığını öğrenmiş kızcağız. Ne kadar kötü değil mi? Zaten bu erkeklerin hepsi aynı! Ah seni tenzih ediyorum abicim" dedi.
Benimse aklım allak bullak olmuştu. Rabia neler yaşamıştı öyle.
Daha bilmediğim kim bilir neler vardı?
Düşünmem gerekiyordu. Herşeyi enine boyuna hemde.
Annemlere "odaya çıkıyorum" deyip kafamı toplamak için yukarı çıktım.
Tam odaya girecekken Rabia'nın odasından gelen seslerle merakıma yenik düşüp Aralık kapıya yaklaştım.
Rabia telefonla konuşuyordu.
"Esma'm bende iyiyim hamdolsun, sadece biraz canım sıkkın, yok kötü bir şey değil, yani bunu nasıl anlatsam bilmiyorum, tamam tamam, Seniha teyze Ömer'le beni evlendirmek istiyor, sakin ol Esma evlendiğim falan yok. Zaten Ömer istemiyor, hayır Esma bende istemiyorum, tanımadığım adamla nasıl evlenebilirim. Yani aslında canımı sıkan şey, aff Esma tamam söyleyeceğim kardeşim susarsan, dün Seniha teyze benimle ve Ömer'le konuşmak istediğini söyledi. Benden önce konuşmaya başlamışlar, bende tam yanlarına gidecekken, Ömer'in kızgın sesini duydum, evet baya sinirli bir ses işte Esma, neyse bende o halde mahçup olmasınlar dedim bekledim biraz kapıda o sırada da Ömer benim hakkımda bazı şeyler söyledi, ne bileyim işte yok nişanlısıyla neler yaptı kim bilir yok efendim kim bilir ne problemi vardı da kaçtı gibi ağır sözler söyledi, ben ne yapayım Esma demesi kolay gel sen konuş, ya o değilde benim en çok ağrıma giden bunların hiçbirinin gerçek olmaması, yani bir tanesi doğru olsa kimseye kızmayacağım ama değil işte, sen biliyorsun, biz kaç kere dışarı çıktık Allah aşkına Mehmet'le? en fazla üç kere ve yanımızda hep sen vardın, ya sen olmasan ne olur nişanlı da olsak bana haram olan biriyle ben nasıl rahat rahat gezip tozup oturup kalkabilirim öyle değil mi? Hoş zaten Mehmet'te beni bu yüzden aldatmadı mı?" Diyordu.
Buraya kadar dinledikten sonra gerisini artık kafam kaldırmamıştı ve hemen odama girmiştim.
***
Yazardan
O günden sonra geceleri uykusuz ve düşünmekle geçmişti hem Rabia için hem de Ömer için.
Rabia her fırsatta iş arıyor ama bir türlü istediği şekilde bir iş bulamıyordu.
Ömer ise yaptığı şeyden duyduğu pişmanlığın yanında gururundan da ödün vermemiş ve Rabia ile bu konu hakkında tek kelime bile etmemişti.
Genç kızın bu tanımadığı eve geleli bir hafta olmuştu artık gitmesi gerektiğini biliyordu ama nereye, kime gideceği hakkında bir fikri yoktu.
Kurstaki arkadaşlarıyla da iletişim kurmuş ağızlarını aramış ama onlardan çoğu da evli olunca yük olmamak adına birşey diyememişti.
Bir haftadır bu eve de alışmıştı. Benimsemişti nedense. Seniha teyzesi birkaç kere aynı konuyu açmaya kalksa da onu kırmadan konuyu değiştirmişti.
Çünkü biliyordu Seniha hanım oğlunun söylediklerinden pişman olduğunu.
Evdeki herkes de Ömer bile Rabia'nın varlığına çok alışmıştı. Rabia her gitmek istediğini söylediğinde -ki gidecek bir yeri olmasa bile yinede gitmek istiyordu genç kız- Şeyma ve Seniha hanım kesin bir dille olmaz deyip Rabia'yı susturuyorlardı.
Şeyma da çok sevmişti Rabia'yı. Aklı başında ve güzel bir kızdı Rabia ona göre. Annesinin yapmak istediği şeyi biliyor ve ona yardım etmekten de geri kalmıyordu.
Rabia çok tedirgindi şu sıralar çünkü Mehmet onu rahatsız etmeye arayıp mesajlar atmaya başlamıştı. Genç kız engellese de başka numaralardan ulaşmayı başarıyordu Mehmet.
Ne kadar artık bittiğini ve istemediğini söylese de, eski Mehmet'ten eser yoktu.
O sakin mizaçlı adam gitmiş yerine tehditler eden ve Rabia'yı korkutan adam gelmişti.
Kimseye birşeyde diyemiyordu Rabia. Huzuru kaçsın istemezdi kimsenin.
Ama Mehmet'le nasıl başa çıkacağını da bilemiyordu artık.
Genç kız odasında Kur'an okurken telefonu çalmıştı. "SadakkallahulAzim"
Deyip arayanın kim olduğuna baktı tedirgince yine Mehmet'in aramasından korkuyordu.
Esma olduğunu görünce rahatladı Kur'an'ı kapatıp aramayı açtı.
"Efendim Esma'm"
"Selamün aleyküm Rabia"
"Aleyküm selam canım"
"Rabia abim dün döndü Ankara'dan" demişti Esma soluk soluğa
"Bugün sana uğramak istediğini söyleyince biz mecbur olanları anlattık" dedi süt kardeşi genç kıza.
Rabia ise nefesini tutmuş Esma'nın söylediklerini dinliyordu. Kalbi heyecan ve korkudan depar atıyordu.
"Pe-peki Talha abim ne yaptı. Çok kızdı değil mi? Ne olacak şimdi Esma?" Dedi tedirgince Rabia.
"Rabia onu bunu bırak da abim oraya geliyor annemden zorla aldı adresi" Esma'nın söylediğiyle kalakaldı genç kız.
"Rabia? Orda mısın?" Dedi Esma kuzeninde ses gelmeyince korkmuştu.
"Esma! Ne yapacağız? Talha abim kesin beni almaya geliyordur, ama ben oraya dönemem bir daha!"
"Bilmiyorum kardeşim ama abim kararlı, Rabia'nın nasıl tanımadığınız bir eve gitmesine müsaade edersiniz, ben şimdi alıp geleceğim onu tekrar burada evinde kalacak diye esti gürledi" dedi Esma.
"Peki e-eniştem ne dedi" diye sordu Rabia eğer biraz olumlu bir cümle duysa gitmeye hazırdı aslında, ne kadar aksini söylese de. Burda bilmediği insanlara yük olmaktansa iş bulana kadar altı senemi geçirdiğim evde kalırım diye düşünmüştü biran.
"Şey, ııı Rabia" Esma biran gerçeklerin söylemek istemedi. Üzülmesini istemiyordu kuzeninin.
"Esma lütfen doğruyu söyle, Allah için" işte bu kelime Esma için kırmızı çizgiydi . Nasıl yalan söyleyebilirdi Allah için?
"Tamam. Rabia babamı biliyorsun işte ne konuştuğunu bilmez O. İstemiyorum dedi. O kadar sene baktık evlensin de kocası baksın diye düğün yaptık masrafa girdik bu sefer düğünden kaçtı, o gelirse bu eve ben gelmem o kadar dedi. Ama sen üzülme babam böyle işte derdi günü para. Takma O'nu" dedi genç kıza.
"Gerçekleri gizlemediğin için Allah razı olsun kardeşim" dedi Rabia da.
Sonrasındaysa telefonu kapattılar.
Rabia aşağıya salona indi. Herkes salondaydı. Akşam yemeği çoktan yenmişti ve çay içiyorlardı.
Rabia akşamları genelde erkenden odasına çekilir ve orada vakit geçirirdi.
Bugün aşağıya inince herkes merak etmişti doğrusu.
Genç kız Talha abisinin geleceğini söyleyecekti ama nasıl söyleyeceğini nereden başlayacağını bilmiyordu.
Tam konuşacağı sırada kapı çaldı. Ömer
"Bu saatte hayırdır inşallah" diyerek çıktı salondan.
Rabia ise salonun ortasında dikili kalmıştı öylece. Seniha hanım
"Hayırdır kızım bir şey mi söyleyecektin" diye sordu ağzını açıp açıp kapatan genç kıza.
Dışarıdan Talha abisinin sesini duyunca heyecanlandı Rabia. İnşallah rezillik çıkmaz Allah'ım diye dua etti içinden.
Tam salon kapısına yürüyecekken kapıdan Talha göründü. Genç adam süt kardeşini görür görmez hızla gidip kollarının arasına aldı. Bir süre sarıldıktan sonra geriye çekilmeden önce Başının üstünden öptü Rabia'yı. Gözlerinden yaşlar akmaya başlayan kuzeninin yanaklarına ellerini götürdü ve sildi yaşlarını. Deva olmak istedi kardeşine.Sonra tekrar bastırdı göğsüne Rabia'yı.
O sırada Seniha hanım hariç herkes şaşkınlıkla izliyordu olanları.
İzleyenlerin arasında bir çift göz vardı ki öfkeden kızarmıştı.
Ömer, Talha'yı kapıda gördüğünde kim olduğunu sormuş Rabia'nın kuzeni olduğunu öğrendiğinde ise içeri buyur etmişti.
Salonda böyle bir manzarayla karşılaşacağını hiç tahmin etmeyen Ömer salon kapısının önünde apışıp kalmıştı.
Talha Rabia'ya "hişşş, tamam güzelim geçti." Dedi şalının üzerinden başını okşuyordu genç kızın," Evimize götürmek için geldim seni, hadi al çantanı gidelim "dedi geri çekilip.
Ömer ise öfkeden artık deliye dönmüştü. Olanlar karşısında kafası allak bullak olmuştu. Hani bu kız haramı helali biliyordu. Hani erkeklerin gözüne bile bakamıyordu. O zaman bu neydi?! Kuzeni olması haram olduğu gerçeğini değiştiriyor muydu yani?
Hem bu adam neden güzelim diyordu Rabia'ya nerden güzeli oluyordu O"nun?
Kesin aralarında birşey vardı. Birde edepli diye geçiniyordu Rabia hanım, bu nasıl edep? Diye düşünmüştü Ömer.
En sonunda ayrılmışlardı Talha ile Rabia.
Rabia o kadar insanın içinde bu durumun yaşanmasından dolayı utanmıştı.
En çokta Ömer'in bakışlarını gördüğünde tedirgin olmuştu genç kız.
Neden öyle sinirli kaşlarını çatmış bakıyordu ki?
Rabia hemen abisine çevirdi bakışlarını ve "beni affet ama ben o eve gelemem artık" dedi Talha'ya.
Talha ise cevaptan hoşnut olmamış ve "ne demek gelemem Rabia orası senin evin. Burada sığıntı gibi yaşamana asla izin vermem" dedi. Sonra da Seniha teyze ye dönüp "Seniha teyze sağolun herşey için, kaç gündür Rabia'yı evinizde misafir ediyorsunuz. Ben Ankara'daydım bir haftadır burada olsam böyle birşeye müsaade etmezdim zaten" dedi.
Rabia tekrardan "lütfen, Talha abi. Ben artık size yük olmak istemiyorum.
Zaten araştırıyorum bir kurs bulur bulmaz gideceğim belletmenlik yapacağım, sonra da sınavlara girer kurs hocalığı için başvuru yaparım. Kendi ayaklarımın üzerinde durma vaktim geldi de geçiyor bile" dedi.
"Hayır Rabia böyle birşey olmayacak, biz ne güne duruyoruz?" Diye soludu Talha.
"Abi eniştemin neler dediğini biliyorum, sizinde huzurunuz kaçmasın yine. Bu sefer beni dinlesen? Bana güven olur mu? Beni seviyorsan benim yanımda dur ve kararlarıma destek ol abi lütfen" dedi genç kız kararlılıkla.
Talha ise bir yandan kardeşini kırmak istemiyor bir yandan da bu halde burada kalmasına gönlü razı gelmiyordu. Genç adam en sonunda "peki Rabia'm ama hergün arayıp rapor vereceksin bana. Sana biraz zaman tanıtacağım eğer dediğin gibi olmazsa gelir alırım seni ona göre, tamam mı?" Dedi otoriter bir sesle.
Rabia hemen kafa sallayıp "tamam abi, teşekkür ederim" dedi ve tekrar sarıldı abisine.
Onlar konuşa dursun, Ömer hala oturmamış ve kapının önünde yumrukları sıkılı Bir şekilde duruyordu. Bu sadece öfkeden değildi içinde durduramadığı bir şeyler daha oluyordu ama genç adam bunu henüz fark edememişti.
Şeyma konuşmaları biten Rabia ve Talha'yı koltuğa buyur etmiş ve çay ikram etmişti.
Şeyma Talha dan gözünü alamıyordu ve içten içe Rabia'yı kıskanmıştı.
Talha'nın korumacı tavrı çok hoşuna gitmişti Şeyma'nın.
Rabia ya çok değer verdiğini anlamıştı.
Sanki kuzeni değil de sevdiği kadınmış gibi hissetmişti tavrından.
Yanıldığını bilmiyordu genç kadın çünkü onlar süt kardeşlerdi.
Aynı anne babadan olmasa da süt kardeşler de birbirinin mahremiydi.
***
Talha gittikten sonra herkes odalarına çekilmişti.
Bir odada öfkeden deliren adam,
Diğer odada ise o adamın öfkesini anlamlandıramayan bir genç kadın vardı.
Şeyma, O da olanlara anlam verememiş ve her zaman yaptığını yapıp annesine sormuştu.
Süt kardeş olduklarını öğrendiğinde ise tuhaf bir şekilde mutlu olmuştu.
Öte yandan Talha kuzenini orada bırakmak zorunda olduğu için kendine kızmadan edemiyordu.
Nasıl anlamamıştı Rabia'nın başına böyle birşey geldiğini?
Mehmet denen adam bozuntusundan bunun hesabını sormayı da aklının bir kenarına yazmıştı.
Ertesi gün Seniha hanımın bir aydır olduğu gibi yine baş ağrısı başlamıştı.
Ömer ne kadar annesine hastaneye gidelim bir kontrol edelim dese de, Seniha hanım bir şeyi olmadığını yaşlılıktan olduğunu söyleyip geçiştiriyor du.
Artık bu sondu Ömer için. Annesine "anne yeter artık inat etme de hastaneye gidelim bir baktıralım, Allah korusun ya ciddi bir şeyse?" Dedi.
Seniha hanım "tamam oğlum bu sefer sana karşı çıkmayacağım gidelim de senin şu dilinden kurtulayım artık" dedim.
Şeyma da abisiyle aynı fikirdeydi. El birliğiyle Seniha hanımı ikna etmişler sonunda hastaneye götürmüşlerdi.
Beyin tomografisi ve birkaç test daha istemişti doktor.
Hepsini yaptırıp tekrar doktorun odasına girdi annesiyle Ömer.
Doktor testleri inceledikten sonra kaşlarını çattı ve uzun uzun düşündü.
En sonunda "size açık olmam gerek Seniha hanım, bu zamana kadar neredeydiniz? Çok ihmal etmişsiniz, ağrılar ilk başladığında gelmeliydiniz. Sonuçlar sandığımda da kötü malesef" dedi.
Ömer dayanamayıp "annemin nesi var doktor hanım" dedi.
Doktor "malesef annenizin beyninde tümör var ve hızlı bir şekilde büyümüş. O yüzden hemen ilaç tedavisine başlamamız lazım eğer büyüme durmazsa ameliyat edip tümörü kazımamız gerekecek. Allah'tan ümit kesilmez. İnşallah tedaviye yanıt verir" dedi.
Ömer ve Seniha hanım duyduklarından ötürü şok olmuşlardı.
"Yani, annem kanser mi?" Diye sordu Ömer.
Doktor "evet" dedi üzgün bir şekilde kafasını sallayarak.
Hastaneden çıktıktan sonra ilaçları alıp eve doğru gittiler. Eve giderken Seniha hanım oğlunu uyarmıştı. Şeyma ve Rabia'nın bunu bilmesini istemiyordu.
Eve geldiklerinde Şeyma soru yağmuruna tutmuştu her ikisini de.
Onlar da sadece mevsimsel bir ağrı demişlerdi.
Ne kadar yalan söylemek istemeseler de mecburdular kimsenin üzülmesini istemiyordu çünkü Seniha hanım.
Akşam yine güzel bir sofra kurulmuş yemeklerini yemişlerdi hep beraber.
Seniha hanım ise oldukça düşünceliydi.
Ben de ölürsem beynimin vasiyetini kimse yerine getirmez.
Bu kızcağız da ortada kalır diye düşünüyordu yaşlı kadın.
En son ki konuşmadan sonra evlilik konusu hiç açılmamıştı.
Artık bu konunun çözülmesi gerektiğini düşünüyordu.
"Yok bu böyle olmaz benim ne yapıp edip Ömer'i ikna etmem lazım" dedi kendi kendine.
Akşam çaylar da içildikten sonra Şeyma Selim'i uyutmaya gitmişti.
Rabia ise yemekten sonra odasından çıkmamıştı.
Seniha hanım oğluyla yalnız kalınca karşısına aldı ve "Ömer'im ben artık iflah olmam oğlum, Şeyma ile Selim sana emanet" dedi.
Ömer hemen "o nasıl laf annem iyileşeceksin sen, hem Allah'tan ümit kesilir mi hiç? Sen sıkma canını" Dedi.
Seniha hanım ise "oğlum sözümü kesme de beni dinle, lütfen" dedi.
Yaşlı kadın yazmasının önünü açmış oğlunun gözlerinin içine şefkatle bakıyordu.
İtiraz istemez bir sesle "benim sonum belli değil oğlum biliyorsun , iyileşebilirim de daha kötü de olabilirim. Ölmeden önce senin mürüvvetini görmek istiyorum çok görme bu hasta kadına son isteğini" dedi.
Sonra elini oğlunun elinin üstüne koyup iki kere vurdu ve "kiminle evlenmeni istediğimi biliyorsun. Babanın da vasiyeti böyleydi. Artık ben Rabia'yı gelinim olarak görmek istiyorum" dedi.
Ömer ise annesini kırmak istemiyordu ama Rabia'ya da hala güvenemiyordu hele son olanlardan sonra gözünden düşmüştü genç kız.
"Annem, babamın da senin de isteğiniz başım üzerine ama ben o kıza güvenmiyorum, söyle bana nasıl güvenmediğim biriyle evlenebilirim?"
"Neden güvenmiyormuşsun oğlum? Neyini gördün kızcağızın? Ben Rabia'ya kefilim ya onu gelinim olarak alırsın ya da annenin sana kırgın ölmesine müsaade edersin Ömer'im seçim senin" deyip ayağa kalktı yaşlı kadın ve ağır ağır odasına doğru ilerledi.
Ömer ise öylece kalakalmıştı.
Ne yapacaktı şimdi? Annesiyle böyle olmasına izin veremezdi. Birşeyler yapmalıydı ama ne?
Gece boyu düşünmüş en sonunda aklına gelen fikirle biraz rahatlamıştı.
Sabaha doğru ılık bir duş alıp ancak uyuyabilmişti.
Sabah kalktığında aklında gece düşündükleri vardı bugün Rabia ile konuşmayı düşünüyordu.
Ama nasıl konuşacağını bilmiyordu. Genç kız yüzüne bile bakmıyordu çünkü.
O gün Şeyma Selim'i dışarı çıkarmak istemiş Rabia da "bende geleyim mi seninle sıkıldım evde" dediğinde
Şeyma tam ağzını açacakken Ömer " şey Rabia seninle konuşmak istediğim birşey var, sen gitmesen?" Demişti ve genç kızın şaşkınlıkla ona bakmasına izin vermişti.
Rabia ise Ömer'in söylediğiyle ne diyeceğini şaşırmış ve Şeyma çoktan giderken kapıda kalakalmıştı.
Seniha teyze de odasında olunca iyice tedirgin olmuştu genç kız.
Ne diyecekti ki Ömer ona? Onların konuşabileceği ne vardı ki?
Ömer kapıda çekingen bir şekilde bekleyen kıza " bahçeye çıkalım istersen" demişti ileriyi işaret edip.
Rabia da kafa sallayıp Ömer'in arkasından bahçeye çıkmıştı.
Yeşil sarmaşıkların sardığı bahçedeki kamelyaya doğru ilerlediler.
Rabia Ömer'in karşına gelecek şekilde oturup söyleceklerini beklemeye başladı.
Ömer söze nereden başlayacağını bilmiyordu.
Böyle birşey daha önce yapmadığı gibi hayal bile etmemişti.
Ama şuan zaten hayalleri için değil annesi için yapacaktı.
Tüm gerçekliğiyle anlatmaya karar vermişti herşeyi, annesinin hastalığını konuştuklarını. Ama annesi bunu bilmeyecekti.
Onu mu söylesem bunu mu söylesem diye düşünürken işin içinden çıkamamıştı Ömer.
Rabia ise sabırla bekliyordu Ömer'in konuşacaklarını.
Ama içi içini yiyordu. Merak ediyordu kaç gündür kaşları çatık kendisine bakan adamın bugün neler söyleyeceğini genç kız.
Ömer en sonunda kafasını toplayıp başını kaldırdı ve kafasını masaya gömecekmiş gibi oturan Rabia'ya baktı.
Kızın yüzünü inceledi istemsizce.
Zümrüt yeşili gözleri kafası eğikken bile belli ediyordu kendini.
Sonra kaşları yay gibiydi. Yüzü pürüzsüz ve bembeyaz utanınca kızaran cinstendi.
Ve dudakları...
Genç adam gözlerini hemen başka yere çevirip boğazını temizledi.
Rabia ise Ömer'in sesiyle başını hafifçe kaldırıp göz ucuyla baktı karşısındaki genç adama.
Ömer, Rabia da kendisine bakınca söze girdi.
"Rabia aslında bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum o yüzden direk söyleyeyim olsun bitsin" dedi.
Genç kız sorgu dolu bakışlarla kafasını tamam anlamında salladı.
"Rabia ben seninle evlenmeye karar verdim. Yani sende istersen, benimle evlenir misin?" Dedi ve sesli bir soluk verdi genç adam.
"Oh be dedim sonunda" dedi.
Aynı şey genç kız için geçerli değildi.
Rabia nefesini tutmuş, Ömer'in söylediklerini anlamaya çalışıyordu.
Kafasındaki ampuller yandı ve sonunda idrak etti genç kız, gözlerini kocaman açarak "Ne?" Dedi.
Ömer de artık rahatlamanın da etkisiyle
"Baya baya evlenelim diyorum işte" dedi bu sefer daha sakin çıkan sesiyle.