BÖLÜM-3

3912 Words
Ömer Sayar Annemi aradıktan sonra kız kardeşim Şeyma gelecek misafir hakkında tahminler yapmaya başlamıştı. "Abi sence de gelen misafir bu saatte geliyorsa yatılı gelir değil mi? Zaten saat de epey geç oldu. Hımm, bence bir ahbab dediyse kesin annem yaşlarında ama bizim pek görmediğimiz biridir, görsek filan teyzeniz derdi. Öyle değil mi?" Şeyma bir yandan masayı hazırlıyor bir yandan da mutfağa gidip gelirken bana sorular soruyordu. Bu kıza kim derdi ki 3 yaşında çocuğu var. Hala kendisi çocuktu Şeyma'nın. Bu aklıma gelenle gülümsedim. Yaşadığı onca şeyden sonra bile hayat enerjisini kaybetmemişti O. "Eveeet sofra da hazır, artık gelsinler yaa acıktım ben." Dedi Şeyma. Selim'in ortalıklarda olmamasından dolayı ev acayip sessiz gelmişti bugün. "Selim nerede abim?" "O'nun yemeğini yedirip yatırdım abi, merak etme." Biz Şeyma ile gün içinde neler yaptığımızı, Selim'in yaramazlıklarını konuşurken kapının zili çalmıştı bile. Şeyma ile birbirimize bakıp ayağa kalktık. Şeyma "yaşasın geldiler" diye Sevinç naraları atarak salondan çıktı. Bende yavaş yavaş arkasından gittim. Aslında annem kapıyı kendi açardı. Muhtemelen biz kapıda misafiri karşılayalım diye yapmıştır. Şeyma bana bakıp "abi hazır mısın açıyorum" dedi muzurlukla. Bende "Aç hadi Şeyma annem kızacak şimdi" dedim bıkkınlıkla. Kapı açıldığında annem ve arkasında duran biri gözüküyordu. "Hoşgeldiniz, buyrun" diyen Şeyma ile geri çekilip geçmeleri için yol verdik. Annem "hoşbulduk kızım" dedi ve arkasında ki kişiye yol açıp "geç kızım, haydi çekinme" deyince istemsizce bakışlarım başını hiç kaldırmayan kıza kaydı. Ne yani annemin misafiri bir teyze değil miydi? Şaşkınlıkla Şeyma ile birbirimize baktık. Bu bakışma çok uzun sürmedi tabii, annem "haydi kızım" dedi ısrarla. Çekingen bir şekilde bekleyen genç kız kapıdan geçip ayakkabılarını çıkarırken yanında bavulunun da olduğunu gördüm . Şeyma kıza terlik verirken kız nereye geçeceğini bilemez bir halde bekliyordu. Annem pardesüsunu çıkarıp portmantoya astı ve "oğlum neyi bekliyorsunuz? Misafirimize salonu göstersenize" dedi. Üstündeki feracesiyle duran kızın üzerini çıkarmayacağını anladığımda ben birşey demeden Şeyma "üzerini çıkarmayacak mısın canım" dedi. Genç kız başını ilk defa kaldırıp Şeyma'ya baktı ve bende ilk defa o anda gördüm yüzünü. Beyaz yüzü zümrüt yeşili gözleriyle, hayatımda ilk defa bu kadar masum bir kız görüyordum galiba... "Yok teşekkür ederim ben böyle iyiyim" dedi sesinin az çıkması ne kadar utangaç da olduğunu gösteriyordu. Ben böyle düşünürken annemler ve misafirimiz salona geçmişti. Kafamı iki yana sallayıp arkalarından bende ilerledim. Neden bu kadar çok yorum yaptıysam zaten. Tevbe estağfirullah. Salona geçtiğimde misafir ellerini yıkamak için lavaboya geçmişti. Anneme doğru yürüyüp "anne bu kız kim?" dedim. Annem konuşamadan Şeyma "evet anne sen ahbab deyince biz de senin yaşıtında bir teyze bekliyorduk, hem bavulu da var. Neler oluyor?" dedi sessizce. Annemse "orası biraz uzun bir hikaye kızım anlatırım sonra, bu kızcağız benim vefat eden ahiretliğimin kızı, kaldığı yerden ayrılmış bende öyle sokakta görünce dayanamadım aldım geldim" dedi. Kaşları istemsizce birbirine yakınlaşmıştı kardeşimin " İyi yapmışsın annecim yazık kıza" dedi ardından. Ben tam ağzımı açmıştım ki, genç kız kapıda göründü. Üstünde bol bir ferace ve gözlerini ortaya çıkaran yeşil bir şal vardı. Hemen bakışlarımı çektim. Ayıp ya bu kadar bakılır mı? Kendine gel diyerek de bir güzel azarladım kendimi. Ne oluyordu Allah aşkına? Ben kimseye böyle uzun bakmazdım. Kız rahatsız olacaktı şimdi. Kendine gel ve bir daha bakma diye içimden söylendikten sonra masaya doğru ilerledim. "Eh hadi masaya geçelim acıktık." "Dur oğlum Rabia ile tanışmadınız." Annemin sesiyle tekrar O'na döndüm. "Rabia bunlar benim evlatlarım" Şeyma'yı eliyle işaret edip "bu kızım Şeyma" sonra beni gösterip "bu da oğlum Ömer" dedi. Rabia dediği kız Şeyma'ya gülümseyip bana da bir saniye bakıp tekrar Şeyma'ya döndü ve "memnun oldum ben de Rabia" dedi. Kızın yüzündeki ifade, yürüdüğü yolların hiç de kolay olmadığını kanıtlıyordu sanki. "Haydi o zaman masaya geçelim" dedi annem daha sonra. Hep beraber masaya geçtik. Ne kadar Rabia'ya bakmak istemesem de Şeyma'nın yanına tam çaprazıma oturuduğu için ister istemez gözüm kayıyordu. Genç kız tabağındakileri çatalla belki 10 parçaya ayırmıştı. Derdi olduğu kesindi. Hoş kim bu yaşta sokakta kalmak isterdi ki, tanımadığı bir eve gelmek isterdi? Annem her zamanki sıcacık gülümsemesiyle Rabia'ya bakıp "kızım neden yemiyorsun beğenmedin mi yoksa?" Diye sordu. Rabia ise o kadar dalmıştı ki duymamıştı annemi. "Kızım Rabia?" Genç kız birden başını kaldırdı ve tedirgince "hıh efendim Seniha teyze birşey mi oldu" diye sordu. "Kızım diyorum ki yemeğini neden yemiyorsun beğenmedin mi?" Dedi annem. "Olur mu Seniha teyzem beğendim tabiki, sadece iştahım yok şuan" dedi. Bense rahatsız etmeyeyim diye başımı kaldırmadan tabağımdakileri yemeye devam ediyordum o sırada Şeyma girdi devreye. "Rabia'cığım kaç yaşındasın neler yapıyorsun okuyor musun anlatsana biraz?" Dedi kızın gerginliğini almak için yaptığını biliyordum bunu. Rabia ise "şey ben 22 yaşındayım ilahiyat mezunuyum birde.." anneme baktı ve başını eğdi tekrar. Bu kız neden bu kadar utanıyordu ki. "Birde hafız kendisi, kızım. Edebinden bunu heryerde söyleyemiyor anlaşılan" dedi annem. Şeyma bana bakıp tekrar Rabia'ya döndü "ciddi misin ya ne güzel maşallah, ben daha kapanmayı bile beceremedim" dedi mahçupca. Rabia'nın okyanus gözleri kısıldı ve "olur mu öyle şey her insanın bir güzelliği vardır. Hem eminim sende birgün kapanırsın önemli olan içinde olması ve bunu yürekten istemek" dedi. Bu kızın ne güzel bir kalbi vardı böyle? Yemeğin ardından Şeyma masayı toplarken Rabia da ona yardım etmek istemişti. Şeyma sen yorgunsundur biraz dinlen dese de Rabia itiraz etmiş yorgun olmadığını ve seve seve yardım edeceğini belirtmişti. Annemle bende salonda koltuğa oturmuş TV izliyorduk. Annem ev yazmasını takmış önünü açık bırakmış ev eteği ve örme terlikleriyle oturuyordu. Bir yandan eline örgü almıştı. Hiçbir zaman boş duramayanlardandı benim annem. Babam vefat edeli 2 sene olmuştu. O günden beri daha da bir bağlanmıştı annem örgülerine. Babam bizim dayanağımızdı. O gitti, bizim direğimiz yıkıldı. Vefat ettiğinde ben 25 yaşındaydım. Ölmeden önce babam da hergün benimle gelir kendi iş tecrübeleriyle büronun daha iyi kalkınmasına yardımcı olurdu. Eski mimarlardandı çünkü. Şu son iki senede başımıza çok şey gelmişti. Önce babam vefat etmiş ardından bir sene dolmadan Şeyma kocasından ayrılmıştı. Yinede çok şükür. Birbirimizin sayesinde atlatmıştık bu zor günleri. Ben en çok Selim'e üzülüyordum. Canım yeğenim daha iki yaşındaydı anne babası ayrıldığında. Boşanma sürecinde çok huzursuzdu ve geceleri onu uyutmak çok zor oluyordu. Şeyma yorulduğunda annem, annem yorulduğunda ben uyutmaya çalışıyordum kuzumu. Ne yapalım insan nasibi neyse onu yaşar derdi annem hep. Biz de yaşıyorduk işte. Biz TV izlerken odaya Şeyma ile Rabia girmişti. Şeyma'nın elinde çay tepsisi, Rabia'nın elinde ise kurabiye tabağı vardı iki tane. Ben de kalkıp sehpaları çıkardım, ikili ve üçlü koltuğun önlerine koydum. Tam doğrulurken Rabia ile göz göze geldik. O an içime ılık rüzgarlar esti sanki sebepsizce. Rabia hemen gözlerini kaçırdı. Sonra bende yerime, annemin yanına oturdum. Rabia kurabiyeleri, Şeyma da çayları sehpalara koyduktan sonra onlarda ikili koltuğa oturdular. "Eee Rabia anlat bakalım, annemin hangi ahiretliğinin kızısın sen" dedi Şeyma gülümseyerek. Rabia utana sıkıla "Züleyha'nın kızıyım" dedi. Şeyma değişik değişik bakarken "nasıl yani e sen bugün evlenmiyor muydun?" diye sordu. Ne? Bu bugün düğünü olan kız mıydı yani? Bir dakika bir dakika, annem bugün bana Züleyha'nın kızı demişti değil mi? Şeyma dedikten sonra aklıma gelmişti Annesinin adı. Şeyma da bende şaşkın şaşkın bakarken söze annem girdi. "Kızım rahat bırak Rabia'yı, sonra isterse anlatır zaten bize, değil mi Rabia'm?" dedi ve Rabia'ya döndü. Rabia ise sadece kafa sallamakla yetindi. "Sadece birşey soracağım, sen şimdi evlendin mi yoksa evlenmedin mi?" Dedi Şeyma, benim de en çok merak ettiğim soruyu sormuştu. Rabia "evlenmedim" diyebildi sadece. Peki ben niye bu kadar sıkmıştım ki kendimi? Sessizce tuttuğum soluğumu verdim hemen. O saatten sonra Şeyma'nın birkaç sorusu ve Rabia'nın kısa cevaplarıyla geceyi ettik. En sonunda uykum geldiğinden herkese iyi geceler dileyip odama çıktım. Uykum olmasına rağmen gelen kızı düşünüp duruyordum. Acaba neden düğünü iptal olmuştu? Neler olmuştu? Ne olduğunu bilmiyordum ama bu kızın masum olduğuna inanmak istiyordum. Ama neden onun masum olması beni ilgilendiriyordu ki olsa ne olur olmasa ne olurdu? Saçmalama Ömer yat uyu yarın işe gideceksin haydi! Işıkları kapattım ve içimi kemiren hislerle uyumaya çalıştım. *** Rabia Özsoy Seniha teyzemin evine geldiğimizde bizi kapıda oğlu Ömer ile kızı Şeyma karşıladı. Onların isimlerini annemden çok duymuştum önceleri yeni yeni hatrıma geliyordu. Şeyma çok tatlı çok konuşkan ve misafirperver biriydi. Ve galiba biraz da meraklı. Seniha teyze yolda gelirken torunundan çok bahsetmişti ama onu göremedim sanırım uyumuştu biz gelene kadar. Onu çok merak ediyordum. Üç yaşındaki bir çocuk kim bilir nasıl bıcır bıcırdır? Bir yandanda bu yaşta anne babasının ayrılması onu ne kadar etkileyeceğini düşünüyordum. Ve Ömer... İlk gördüğüm an tanıştığımız andı. O ana kadar ela gözlerini görmemiştim zaten görür görmez de hemen çektim bakışlarımı . Haramdı bana bir kere, kaşları da çatık bakıyordu zaten beni gördüğüne sevinmemiş gibiydi. Sanırım burada kalacak olmam onu rahatsız etmişti. Elimde bavulumla çat kapı gelirsem adam tabiki kızardı. Düzenlerini bozacağımı falan düşünmüş olmalıydı. Ama yok ben burada kalamazdım zaten, bilseydim oğlunun da burada olduğunu gelmezdim. Hemen bir yer bulup gitmem lazımdı buradan, ama nereye? Allah'ım sen yardım et bana hayırlı bir yer nasip et lütfen. Ben düşüncelerle boğuşurken salona Seniha teyze geldi. "Kızım haydi odan hazır sen de yat dinlen artık yorucu bir gün geçirdin zaten" dedi. Üzerine pijamalarını giymiş ve beyaz yazmasını takmıştı. Ben de "tamam Seniha teyzem teşekkür ederim sizede zahmet verdim kusura bakmayın" dedim. Seniha teyze bana biraz daha yaklaşıp yanağıma elini koydu ve "ne zahmeti güzel kızım sen bana Züleyha'mın emanetisin O'na verdiğim sözü tutmanın vakti gelmiş demek ki" dedi. Ben "anlamadım Seniha teyze ne sözü" dedim şaşkınlıkla. Neyden bahsediyordu ki? "Anlatırım ben onu da önce sen bana anlat bakalım. Uzun hikaye demiştin ama gece uzun dinlerim ben. Sen düğünden neden kaçtın?" dedi Seniha teyze. Yine dönüp dolaşıp düğün konusuna geliyorduk. Nasıl anlatacaktım ben böyle birşeyi. En iyisi bir kerede anlat kurtul Rabia haydi. Seniha teyzeye Mehmetlerin beni istedikleri günden itibaren başıma gelenleri anlattım. Seniha teyze aralarda duygulanmış, bana sarılmıştı hatta bir ara ağlamıştı bile. En son anlatacaklarım bittiğinde "özür dilerim kızım ben sanıyordum ki sen gönlünün istediği biriyle evleneceksin o yüzden teyzenlere birşey dememiştim bilseydim..." deyip ağlamaya başladı. Bense ne olduğunu anlayamamıştım. "Seniha teyze niye ağlıyorsun? Hem sen niye özür diliyorsun ki anlamıyorum?" Hıçkırıklarının arasında Seniha teyze başladı anlatmaya "kızım biz annenle nasılsak , babanla eşim de öyleydi. Siz daha küçüktünüz hatırlamazsınız. Babanla eşim birbirlerine söz vermişler. Eğer her ikisinden birine birşey olursa diğeri evlatlarına sahip çıkacak diye. Hatta eşim demiş ki o zamanlar 'Allah korusun Yusuf sana birşey olursa ben gerekirse bizim oğlana alırım senin kızı' demiş, şakalaşmışlar. Baban da demiş ki 'bulmuşsun benim güzel kızımı tabi sahip çıkma ayağına alacağım dersin. Eh ben senden daha iyi dünür mü bulacağım zaten' diye gülüşmüşler. Gel zaman git zaman sizinkileri kaybedince Ahmet bey sana sahip çıkamadığı için çok üzülüyordu. Teyzen ben bakarım yeğenime deyip vermek istememişti. Bizde zaten teyzen süt annen de olunca çok ısrar etmemiştik. Ta ki iki sene önceye kadar. Ahmet bey vefat etmeden önce senin gönlünde biri yoksa Ömer ile evlendirmemizi söylemişti. Bizim acımız geçene kadar bir sene geçti üstüne Şeyma boşandı derken bir türlü bu işlerle ilgilenemedik. Zaten sonrasında da sen nişanlandın. Teyzen senin nişanın olduğunu söyleyince üzülmüştüm kızım ne yalan söyleyeyim. Ben seni hep Ömer'ime hayal etmiştim. Ama gel gör ki kader den öteye gidilmiyor. Sen düğün günü kaçtın. Sonra benimle karşılaştın. Şimdi buradasın. Ne bileyim sanki herşey olması gerektiği gibi" dedi. Ben bütün bu anlattığı şeyleri sindirmeye çalışırken ne yapacağımı ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Seniha teyze şuan ne demeye çalışıyordu yani? Ben afallamış Seniha teyzenin yüzüne bakarken O benim şaşkınlığıma gülümseyip "kızım şuan çok şaşkınsın biliyorum. O yüzden sen şimdi düşünme bunları haydi artık saat çok geç oldu yat dinlen bakalım sabah ola hayrola" dedi. Bende kafamı sallayıp Seniha teyzenin arkasından yukarıya doğru ilerledim. Dilim lal olmuştu sanki, tek bir söz çıkmıyordu ağzımdan. Yukarıya çıktığımızda bizi iki tane kapı karşıladı. Sağda ve sol da birer oda vardı. Bana biraz daha ileride olan soldaki odayı gösterdi Seniha teyze. Bana gösterdiği odaya girdiğimde odanın bu kadar ferah ve geniş olması beni nedensizce mutlu etmişti. Odaya daha çok beyaz rengi hakimdi. Hemen sağda gri bir dolap tam karşıda da büyük bir yatak vardı. Yatağın yanında da balkon kapısı ve pencereleri duruyordu. Ben odayı incelerken Seniha teyze "Rabia'm, bak burada da banyo var" diyerek sağ da bir kapı daha gösterdi. "İstersen uyumadan önce sıcak bir duş al, çok üşüdün bugün iyi gelir" dedi. Ben kafamı yine sallarken bu sefer teşekkür edebilmeyi akıl edebilmiştim. "Seniha teyzem ben senin hakkını nasıl ödeyeceğim, teşekkür ederim." Seniha teyze tek eliyle kolumu sıvazlayarak "bana bir daha böyle şeyler söylersen bozuşuruz Rabia ona göre" dedi hiç de ciddi olmayan bir tavırla. Sonra da hayırlı geceler dileyip beni kendimle baş başa bıraktı. Pijamalarımı çıkarmak için valizimi açtığımda unuttuğum şeyle kafama vurdum. Annemin kutusunu bu saate kadar nasıl merak edip açmamıştım ben. Kendime bir güzel kızıp kutuyu da alıp yatağın üstüne oturdum. O kadar heyecanlanmıştım ki elim ayağım titriyordu. Kutuyu yavaşça açarken besmele çektim. İçinde iki adet yüzük, bir adet ucu yeşil yapraklı altın bir kolye, bir tane babamın olduğunu bildiğim gümüş saat ve iki tane burma bilezik vardı. Hemen kolyeyi çıkarıp komidinin üstüne koydum. Kutunun içindekilere tek tek dokundum dolu dolu gözlerimle kutuyu kapadım ve sıkıca sardım bedenime. Sanki anneme babama kardeşime sarılır gibi... Bir müddet onların hayalleriyle oturduktan sonra toparlandım kutuyu valize tekrar yerleştirdim. Sonra banyoya girdim sıcak duşumu alıp banyo dolabından çıkardığım temiz havluyu bedenime sardım saçımıda kurulayıp üzerimi giyindikten sonra banyodan çıktım. Komodine koyduğum annemin kolyesini de taktıktan sonra namaz elbisemi giyip yatsı namazını kıldım duamı da ettikten sonra üzerimi çıkarıp zaten altımda olan pijamalarımla beyaz üzerine pembe çiçeklerle bezeli yatağın yorganını açıp içine girdim ve hiç birşey düşünmek istemeden kendimi uykunun kollarına bıraktım. *** Sabah gözlerimi açtığımda alarm sesi odada yankılanıyordu. Hemen alarmı kapatmış ve saate bakmıştım. Ezan yeni okunmuştu daha. Yataktan doğrulup saçımı topladım bileğimdeki tokayla. Sonra kalkıp odadaki banyoya ilerledim abdestimi alıp namaz elbisemi giyip namaza durdum. Ardından rutin işlerimi yaptım. Uykum olsada yatmak istemiyordum. Hem kerahat vakti girecekti birazdan o vakitte uyumak hem bedenen hem de ruhen insanı hastalıklara sürüklerdi. çantamdan Kur'an'ı Kerim'i mi alıp açtım ve kendimi huzura bıraktım.. Saat 8 gibi kapı tıklanmıştı. Gelen Şeyma'ydı. Gözleri önce masada duran Kur'an'a kaydı sonra da bana "Rabia kahvaltı hazır canım ama dinlenmek istersen anlarım sonrada yersin sakın çekinme" dedi. Ben de ne kadar ikinci şık cazip gelse de ayıp olmaması için "tamam geliyorum" dedim. Şeyma bana gülümseyerek "biz yaşıt sayılırız Rabia ben 24 yaşındayım bana ismimle hitap edebilirsin" dedi. O kadar mı belli ettim ya ben ne desem diye düşündüğümü? Aff Rabia bazen çok alık oluyorsun! Ben kendi kendime konuşa durayım. Şeyma çoktan gitmişti bile.. Hemen sayfamı tamamlayıp Kur'an'ımı kapattım ardından çantama yerleştirdim sonuçta burdan bugün yarın gidecektim masada durmaması iyi olurdu, odayı sahiplenmiş gibi, ilk günden.. sonra valizden gri elbisemi üzerine de morlu grili, çizgili şalımı çıkardım. Koyu mor feracemi de çıkarıp valizi kapattım. Üstümü değiştirdikten sonra yatağımı da toplayıp üstümden çıkardıklarımı bir torbaya koydum. Oda toplanınca inmeye hazırdım. Kapıyı açtım ve odadan çıktım. Bir iki adım atmıştım ki hemen yanımdaki odanın kapısı açıldı. Korkuyla "bismillah" dediğimde kapıya doğru yavaşça baktım. Ömer dikilmiş şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Hemen gözlerimi kaçırdım. Takım elbise mi giymişti O? Kumral saçlarıyla uyumlu bir takım elbise.. Tevbe estağfirullah ne yapıyordum ben? Allah'ım sen affet beni. Tam gidecekken "günaydın" dedi Ömer. Bende gözüne bakmamaya çalışarak hafifçe döndüm ve "günaydın" dedim. Yine gidecektim ki bu seferde "seni korkuttuysam kusura bakma" dedi. "Yok estağfirullah ne kusuru sadece birden kapı açılınca ben, şey dalmışım da ondan şey oldu" ne diyorum ben ya şey ne Rabia şey ne? Sonra yine gözüne bakmadan hafifçe bir tebessüm edip başımı eğdim ve aşağı indim koşar adım. Mutfak kapısına geldiğimde kalbim çok hızlı atıyordu. Eh tabi hızlı atar hem sabah sabah korktum hem de koşarak merdivenden indim ondandır o. Oyalanmadan içeri girdim yoksa Ömer gelecekti şimdi. "Hayırlı sabah" dediğimde Şeyma'nın yanında mama sandalyesinde oturan Selim'i gördüm. Dayısına ne kadar da benziyordu. Siyah saçları ela gözleri ve çatık kaşlarıyla dayısının minyatürüydü adeta. O da bana bakmış ve annesine "anne bu kız kim?" Demişti bozuk bebek Türkçesi ile. Annesi ise "oğlum öyle denmez ayıp, o ablanın adı Rabia bizim misafirimiz hadi ona günaydın de bakayım" dedi tatlı tatlı. "Günaydın Rabia ben Selim" dedi küçük elini uzatırken bende hızlıca yanına varıp hemen elini tuttum ve "çok memnun oldum beyefendi" dedim onun boyuna inerek. Selim'in tatlı tatlı konuşması ve gülmesi üzerine bende kendimi tutamadım ve azıcık kıkırdadım. Seniha teyze kapıya bakarak "oğlum ne bekliyorsun gelsene" dedi. Reflkesle kafamı kaldırınca bana bakan Ömer ile göz göze geldim. Kollarını göğsünde bağlamış kapıya yaslanmıştı. Ne zamandır buradaydı acaba? Af Çok utanç verici! Ömer boğazını temizleyip "günaydın herkese" dedi. Seniha teyzenin de oturmasıyla kahvaltıya başladık. Bu sefer Ömer tam karşımda oturuyordu. Selim de masada olduğundan böyle denk gelmişti. Bir ara elimi tuza uzattığımda aynı anda Ömer de uzatmış ama bana sen al demişti bense buna karşılık sadece kafa sallanmıştım. Ama napayım ben alışkın değilim böyle şeylere yabancı bir adamla aynı masada oturmak bana göre değildi birkaç gün katlanacağız artık. Düşünceler içinde kafamı hiç kaldırmadan onların aile sohbetleriyle kahvaltımı bitirdim. Bugün birkaç yerle daha konuşmayı düşünüyordum inşallah bu sefer bulurum diye bol bol dua ediyordum. Ömer "annecim ben çıkıyorum gelirken alınacak birşey olursa ararsınız, hadi size afiyet olsun" deyip sandalyeye astığı ceketini de aldı ve Selim'i başından öpüp çıktı. Herkes doyunca hep birlikte masayı topladık ve biz Şeyma ile bulaşıkları hallederken Seniha teyze de torunuyla ilgilendi. Ardından hep beraber salona geçtik. Sohbet muhabbet derken -arada tabiki namazlarımızıda ihmal etmeden- vakit akşama yaklaşmıştı bile. En çok sevindiğim Şeyma açık olsa bile namaz kılıyordu. Seniha teyze çocuklarına küçüklükten namazı nasıl aşıladığını anlattığında hayran kalmıştım. Yani Ömer de namaz kılıyordu. Ne kadar gözümün içine içine bakıp kaşlarını da çatsa, beni tedirgin etsede Allah korkusu olan insan namaz kılardı sonuçta değil mi? Neyse ya yine Ömer'e nerden geldim ki ben? Öğleden sonra Selim'in amcası Şeyma'yı arayıp bir ara uğrayıp yeğenini görmeye geleceğini haber vermişti. Demekki Şeyma hala kocasının ailesiyle görüşebiliyordu bu da güzel birşeydi bence. Seniha teyze ikindi namazından sonra beni yanına çağırıp "kızım akşam seninle ve Ömer'le birşey konuşmak istiyorum" demişti ama ben yine birşey anlamamıştım. Ne konuşacaktı ki hemde Ömer ve benle aynı anda? Yinede birşey sormamış ve "tamam" demiştim. Bende o saatten sonra bana verdikleri odaya geçmiş ve birkaç yerle daha görüşmüştüm hocalık veya belletmenlik için. Ama hiçbirinden olumlu cevap alamamıştım. Umutlarım yavaş yavaş tükenirken Rabb'ime bana yol göstermesi için hayırlı kapılar açması için dua ediyordum. Odada fazla kaldığıma kanaat edip hemen aşağıya indim. Şeyma ile Seniha teyze akşam yemeği hazırlamaya başlamışlardı bile. Hemen yanlarına gidip "izniniz olursa bende birseyler yapayım" dedim. Seniha teyze karıştırdığı yemekten bana doğru dönüp "tabiki kızım izin almana ne gerek var? Ne yapmak istersen yap kendi mutfağın gibi" dedi. Bende gülümsedim o esnada Şeyma "daha çorbayı yapmamıştık istersen dilediğin bir çorbayı yapabilirsin" dedi. Bende kafamı tamam anlamında sallayıp en sevdiğim çorba olan yayla çorbasını yapmaya başladım. Biz mutfakta yemek yaparken kapı çalmıştı. Şeyma Selim ile odasında, Seniha teyze ise abdest almaya gittiğinden ben açmak zorundaydım. Hemen üzerime feracemi geçirip şalımı da düzelttikten sonra kapıyı açtım. Gelen Ömer'di. Gözlerimiz kesişince hemen gözlerimi kaçırdım. O sırada Ömer "selamün aleyküm" dedi. Bende sessizce selamını aldım. Ben Ömer'in geçmesi için geri çekilirken Ömer "annemler nerede?" Diye sordu. Ya ama ben konuşmak istemiyordum ki. "Şey Seniha teyze abdest alıyor, Şeyma da Selim'le ilgileniyordu o yüzden ben açtım kapıyı" dedim yüzüne bakmamaya gayret ederek. Ömer ise birşey demeden ceketini çıkardı portmantoya astı ve içeriye geçti . Bende arkasından mutfağa geri döndüm. Yemekler hazır olunca hep birlikte sofrayı kurup oturduk. Bu sefer yemek biraz sessiz geçmişti. Bir ara Ömer annesine "ne zamandır yapmıyordun yayla çorbası Seniha sultan özlemişim ellerine sağlık çok güzel olmuş" dedi. Seniha teyze "çorbayı Rabia kızım yaptı oğlum maşallah eli çok lezzetliymiş" dedi. Ben o an ne yapacağımı şaşırmış yer yarılsa da içine girsem diye düşünmeye başlamıştım ki Ömer "eline sağlık" demişti. Bende sadece "afiyet olsun" diyebilmiştim. Ardından Şeyma ile masayı toparlayıp bulaşıkları da hallettikten sonra salona geldiğimiz de Seniha teyzeyle Ömer ortalıkta yoktu. Tam koltuğa oturacakken Şeyma "Rabia'cığım, annem işinizi halledince Rabia yukarı gelsin demişti. Terasta bekliyorlar seni" dedi tedirgince. Ben de "tamam canım" dedim ve salondan çıkıp yukarı merdivenlerden ilerlemeye başladım. Yukarı çıkarken kalbim o kadar hızlı atıyordu ki ağzım dan çıkıp gidecek sandım biran. Merdivenlerin sonuna geldiğimde derin derin nefes alıp verdim birkaç kere ama yinede nafile bir çabaydı bu. Hangi kapıya gideceğimi bilemezken aklıma terasa gitmem gerektiği geldiğinde kafama yavaşça vurup kendi kendime söylendim heyecandan aklım uçup gidecekti şimdi. Allahu Teala ya içimden dualar edip hayırlısını istedim. Terasa giden merdivenleri de çıktıktan sonra aralık kapıdan gelen seslerle olduğum yere çakıldım.. "Anne sen ne diyorsun ne demek biz söz verdik? Evlilik bu ya evlilik!" Ömer'in gür sesi kulağımda yankılanırken sanki kendini sakin kalmaya zorluyor gibiydi. Seniha teyze "oğlum bir sakin olur musun? Bak kız gelecek şimdi, hem onun yanında da sakın böyle davranma zaten kimsesi yok, lütfen." dedi. Ömer "Hasbunallah" diyerek ileri geri gidip geldiğini görebiliyordum. Ah Seniha teyze, neden böyle birşey yapıyordu ki, ben kendime bakabilirdim kimseye ihtiyacım yoktu benim. Seniha teyze tekrar konuşmaya başladı ve "Ömer'im, oğlum Rabia dan daha edepli daha ilimli ve ağırbaşlı birini bulamazsın inan bana nasıl yetiştirildiğini ben biliyorum" dedi. Ömer birden annesine dönüp "hıh öyle mi anne? Düğünden kaçan bu kız değil miydi? Evleneceği gün kaçmış bu kız ne zoru vardı da kaçtı? Edebinden mi? Kim bilir ne problemi var ki evlenmek istemedi" dedi. Seniha teyze hemen "öyle deme oğlum kızın günahını alıyorsun, bilip bilmeden konuşma öyle şeyler, kız neler yaşamış haberin yok tabi" dedi. Ömer "ben onu bunu bilmem anne. Bu kız nişanlandı değil mi? Nişanlısıyla gezip tozdu, oturdu kalktı kim bilir daha neler oldu aralarında bilmiyoruz.. hiç bana öyle bakma anne ben düğünden kaçmış biriyle evlenmem!" Dedi. Bütün bunlar olurken ben öylece dikilmiş olanları idrak etmeye, Ömer'in söylediklerini sindirmeye çalışıyordum. Gözümden süzülen yaşlarla kapıda beklerken kapı birden tamamen açıldı ve Ömer iyice çatılmış kaşları ve sesli soluklarıyla karşımda duruyordu. Bu sefer gözlerimi çekemedim ondan. Sanki, ben öyle biri değilim söylediklerini hak etmiyorum der gibi baktım. O da bir müddet gidemedi, kaldı öylece kapıda bu sefer kaşları şaşkınlık ve öfkeyle karışık duruyordu. Artık bu bakışmaya bir son vermek adına kafamı sağa doğru çevirdim ve Ömer'in gitmesini bekledim. Ömer de bunu anlamış olacak ki yanımdan şimşek hızıyla geçip gitti. Uçuşan şalımla beraber, ben kalmıştım ama giderken kırılan kalbimi de götürdüğünü biliyor muydu acaba? O esnada Seniha teyzeyle göz göze geldik. Yaşlı kadın hemen yerinden kalkıp yanıma geldi ve elimi tuttu "kızım çok mahcubum sana konuştuklarımızı duydun değil mi? Ama inan bana Ömer bir anlık sinirle söyledi onları merak etme sen ben ona haddini bildireceğim zaten" dedi gözlerini kaçırarak. Sesimin düz çıkmasına özen gösterip "Seniha teyze lütfen bu konuyu bir daha açma, zaten ben bir yer bulur bulmaz gideceğim. Lütfen. Kimsenin benim yüzümden huzuru kaçsın istemem" dedim. Ne kadar düz bir sesle söylemeye çalışsam da kalbim çok kırılmış ve bunun acısı da göz yaşlarımdan çıkmıştı. Bu da bana domates kıvamında bir yüz olarak geri gelmişti. "Kızım bak aslında.." diyen Seniha teyzenin sözünü kesip "lütfen Seniha teyze kapatalım bu konuyu. Ben kendimi yorgun hissediyorum. Hayırlı geceler sana" deyip düşmemeye özen göstererek aşağıya Ömer'in ve benim odamın olduğu kata indim. Ömer'in kapısına takılan gözlerimle kalbim tekrar acıdı. İnsanlar neden bu kadar ön yargılıydı ki? Bilmeden bir insanın kalbini kırmak bu kadar kolay mıydı? Ben bu zamana kadar o ne demiş bu ne söylemiş diyen bir insan olmamıştım. Peki şuan Ömer'in dedikleri beni neden bu kadar üzmüştü? Daha fazla oyalanmadan odaya girip kapıyı kilitledim. Ömer'in söylediği şeyler aklımdan çıkmıyordu. Bu yüzden yarım saattir yatağa oturmuş olanları düşünüyordum. Sonra birden dedim ki kendime "Zaten buradan gideceksin ve belki bu insanları bir daha görmeyeceksin o yüzden kendini heba etmenin anlamı yok. Şimdi gidip abdest alacaksın namaza huzura duracaksın. Sonra da Rabb'imin yol göstermesi için dua edip yatacaksın. Haydi Rabia bunlarda geçecek!" dedim ve işe koyuldum. Yarının neler getireceğini Allah'tan başka kimse bilemezdi. Tevekkül etmekten başka yapacak bişey yoktu bende tevekkül ettim ve hayırlısı dedim. İşlerimi bitirince duamı edip yatağa yattım ve uyumak için kendimi zorladım. Ya Rabbi sen yarınımı bugünümden hayırlı eyle. Amin..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD