Ömer Sayar
"Öhöm öhöm, Ömer bey?" İçeri giren asistanla daldığım çizimden kafamı kaldırdım. Bu kız kapıyı çalmış mıydı? "Söyle Sema." Sema bugüne kadar değiştirdiğim üçüncü Asistanımdı. Eğer o da diğerleri gibi laubali ve sürekli dibimde dolananlardan olsaydı şuan burda olmazdı.
Usturuplu giyimi ve işindeki ehilliği ile iki senedir mimarlık büromda asistanlığımı yapıyordu.
Sema masama biraz daha yaklaşıp "Ömer Bey, anneniz aradı. Size ulaşamamış. Ben burda olduğunuzu ve çalıştığınızı söyledim. Kendisini aramanızı söyleyip kapattı efendim" dedi. Sema'dan bakışlarımı çekip 'Allah Allah annem bu saatte beni aramazdı hayırdır inşallah' diye geçirdim içimden. Benden bir cevap bekleyen asistanıma "tamam sen çıkabilirsin" dedim ve şarjı çoktan bitmiş olan telefonumu L seklindeki masamın bitişiğindeki prize taktım ve açma düğmesine basıp açılmasını bekledim.
Telefon açılırken sabahtan beri kafamı çizimime gömdüğüm için tutulan boynumu sağ sol yaparak kütlettim ve biraz rahatlamayı umdum. Sonunda telefon açılırken hemen rehbere girip annemi aradım. İkinci çalışta telefon açılırken "oğlum kaç saattir sana ulaşmaya çalışıyorum, neredesin?" Diyen annemle biraz daha şaşırdım. Benim pamuk annem neden kızmıştı ki şimdi?
"Hayırdır Seniha Sultan? Ne bu telaş? Kimseye bir şey olmadı değil mi? Bak korkutma beni."
Annem biraz soluklanıp devam etti. "Hayır benim unutkan oğlum. Ben sana iki gün önce ne dedim? Bugün çocukluk arkadaşım, eski dostum merhume Züleyha'nın kızı evleniyor, nasıl unutursun? Evden de erken çıkmışsın biz daha kalkmadan, konuşamadık.." Benim kafama daha yeni dank ediyordu söyledikleri. Doğru ya, bugün düğün vardı! Hemen sonra da çok önemli bir toplantının bugüne ertelendiği ve bir saat sonra başlayacağı da aklıma gelince herşey çorba oldu bende. Annem benden ses gelmeyince "oğlum, Ömer'im orda mısın?" Diye seslendi. Hemen kafamı toplayıp "buradayım anneciğim" deyip seslice bir soluk verdim. Annem "ne oldu bir tanem iyi misin?" Dedi. Gülümsedim.
Nerede bana az önce kızan kadın, nerede şimdi endişelenen kadın? Benim annem böyleydi işte, onu bu yüzden çok seviyordum. Hayatta kimseyi sevemeyeceğim kadar çok... "Annem iyiyim ama birşey söylemem lazım sana. Benim bugün önemli bir toplantım var, bensiz gitseniz? Şeyma ile beraber taksiyle gider gelirsiniz olmaz mı?"
"Oğlum Şeyma da gelemiyor ki! Selim biraz hasta gibi, daha da kötü olmasın diye evde kalalım dedi. Sen de gelemeyeceksen ben tek başıma gideceğim maalesef. Yapacak bir şey yok, madem toplantın var ne yapalım?" dedi sultanım. Biraz da benim unutkanlığım hakkında söylendi tabii... Kıvrılan dudaklarımla dinlediğim annemi sonunda Allah'a emanet edip telefonu kapattım.
Aslında iyi olmuştu bu toplantı işi, ben ne yapacaktım tanımadığım insanların düğününde Allah aşkına? Tamam annemin dostu ahiretliği olan kadına saygım sonsuz ama yinede sevmiyordum böyle düğün olaylarını. Mesela ben evlensem, ki böyle birşeyi uzun bir süre düşünmüyordum, sade bir nikahla bitirirdim işi. Aman bana ne ya? Biran önce toparlanıp toplantıya gitmem lazımdı. Bu İstanbul trafiğinde zaten anca yarım saate varırdım.
Hemen eşyalarımı toplayıp çizimlerimi de klasörüme yerleştirdikten sonra ceketimi alıp odadan çıktım. Sema'ya da öğle yemeğine gitmesini ve en fazla üç saat sonra döneceğimi söyleyip çıktım.
***
Rabia Özsoy
Talha abimi evden uğurladıktan sonra hemen hazırlıklara başladık. Tabii ki ben başlayamadım; çünkü teyzemle kuzenim el birliğiyle beni odama kovdular. Daha kendim için hazırlanmamın erken olduğunu söylesem de dinlemediler. Zaten bir haftadır dip bucak temizlik yaptığımızdan ve dün de börekleri, dolmaları, sarmaları ve tatlıları hazırladığımızdan yapacak pek birşey kalmamıştı ama benim sevgili süt annem muhakkak yapacak birşeyler bulurdu.
Bizim adetlerimizde, kız evi kendi hazırladığı ikramlıkları eve gelen yakın akrabalara ikram eder ve gelin çıkana kadar evden misafir eksik olmazdı. Şuan saat dokuzsa, bir saate misafirler gelmeye başlardı. Gelin çıkışı da öğleden sonra İki'de olur ve düğünün yapılacağı yere geçilirdi. Kına gecesi yok mu diyeceksiniz, elbette vardı fakat ben annem ve babamın evinden çıkmıyordum ki. O yüzden teyzemin ve kuzenlerimin tüm ısrarlarına rağmen istemedim.
Artık hüznüm ve huzursuzluğum giderek artıyordu. Evlilik gibi sorumluluğu yüksek bir evreye geçiş yapıyordum. O yüzden heyecandan çok sıkıntılıydım aslında. İçimdeki bu huzursuzluğu çözemesem de bunu bugün olacak olan mantık evliliğime bağlıyordum. Belki aşk evliliği yapsam heyecandan mutluluktan dört köşe olurdum. Ama nasip işte benimde nasibimde böylesi varmış.
Yavaş yavaş bu düşüncelerden uzaklaşıp banyoya doğru ilerledim ve beyazlı grili fayanslardan oluşan banyoya girdim. Yapmam gereken şeyleri yapıp duşumu aldım ve çıktım. Üstümü başımı kurulayıp üzerimi giyindim. Zaten kuaför birazdan gelirdi. Dışarda gelinlikle görünmemek için kuaförü eve çağırmıştık. Eşyalarımın çoğunu Mehmet'le yaşayacağımız eve yerleştirmiştik. Kayınvalidem ne kadar "bunlara gerek yok kızım yenilerini aldık zaten" dese de anısı olan kıyafetlerimi bırakamamıştım ama hatıra için üç dört kıyafetimi Esma'ya bırakmıştım.
Telefonuma gelen bildirim sesiyle yerimden sıçradım. O kadar dalgındım ki şu aralar, her şeye böyle sıçrıyordum. Komodinde duran telefonuma uzanıp kilidi açtım. Yabancı bir numaradan mesaj vardı, merak edip baktım ve...
"Bu bu.. ne demek oluyordu? Na-nasıl yani? Ha-ha-yır olamaz böyle bir şey! Yalan bu!" telefonuma gelen mesajlar beni şoka uğratırken böyle bir şeyin olamayacağını düşünüyordum ama yanıldığım gerçeğini, nereden bilebilirdim ki?
Gelen mesajda evleneceğim adamın ve tanımadığım bir kadının sahil kenarında sarıldığı bir fotoğraf vardı. Sonra ardından bir kaç fotoğraf daha geldi ve o fotoğraflarda da birbirlerine sıcacık gülümsüyorlardı. Ben şok olmuş bir şekilde ekrana bakarken bunun gerçek olamayacağını düşünüyordum. Ardından bir de mesaj geldi. Mesajda şöyle yazıyordu; "Senin bugün evleneceğin adam bir aydır benimle beraber ve senden çok benimle vakit geçiriyor. Sana hiç böyle gülümsedi mi? Hiç sanmıyorum. Sana hiç böyle baktı mı? Yine hiç sanmıyorum. Çünkü o seni değil beni seviyor! Çık aramızdan ve bizim sevgimize mani olma!"
Mehmet sen ne yaptın böyle? Tamam ben onunla böyle sarılmadım ve belki çok da vakit geçirmedim ama bu haramdı. Nişanlı olmamız sarılabileceğimiz anlamına gelmiyordu. O da bunu biliyordu. Yani ben, öyle sanmıştım, galiba. Ne yapacaktım ben şimdi? Nasıl başkasını seven biriyle evlenebilirdim? Yok yok hemen ön yargılı davranmamam lazımdı. Evet. Önce Mehmet'i aramalıydım bu bir yanlış anlaşılma falan olmalıydı değil mi? Mehmet bana bunu yapmazdı! Yapmamalıydı!
Hemen rehberden Mehmet'i bulup arama tuşuna bastım. Sonuna kadar çaldı ve tam kapatacağım sırada Mehmet'in sesini duydum. "Efendim Rabia'm?"
"Alo, Mehmet konuşmamız lazım" dedim. "Ne oldu canım bir sorun mu var?" dedi. "Mehmet bana bir kadından mesajlar geldi. Senin, yani sizin fo-fotoğraflarınız vardı" dediğimde, Mehmet'ten bir süre cevap alamayınca kapattı sandım ama sonunda "Rabia sana herşeyi anlatacağım ama ne olur beni dinle ve sadece bana inan" dediğini işittim. Nasıl yani doğru muydu bütün bunlar?
Bile bile ikimizi de ateşe sürüklediği doğru muydu yani?
Ben cevap vermeyince "Canım lütfen bunu düğün günü konuşmayalım. Bu güzel günümüzü mahvetmeyelim olur mu? Ben sana evlendikten sonra anlatacağım söz" dedi. Hayır hayır şuan konuşmamız lazım! "Mehmet olmaz, bunu hemen konuşup doğrusunu öğrenmek istiyorum. Ben bu şekilde evlenemem" dedim. Mehmet sıkıntılı bir nefes verip "tamam Rabia'm, geliyorum hemen" dedi ve kapattı.
İçim yanıyordu. Korlara atılmış gibiydim. Ve cevabını öğrenmeden kimse bu yangını söndüremezdi.
Ben Mehmet'i beklerken odaya Esma girdi. "Rabişim kuaför birazdan burada olacakmış" diyerek yanıma doğru yürüdü. O heyecanlı yüzündeki gülümseme azar azar soldu ve bana şaşkın şaşkın bakmaya başladı. "Kuzum neyin var senin ne oldu, iyi misin?" Dedi endişeli sesiyle. "Esma, ben bilmiyorum iyi değilim galiba" dedim. Ben konuşmaya başlar başlamaz sulu gözlerim dolmuş ve akmak için yer aramaya başlamıştı bile.. "Neden, ne oldu da bu hale geldin bir saatte? Az önce böyle değildin, hı kuzum? Anlat bana" dedi. Ben de daha fazla dayanamayarak Esma'ya sarıldım ve hıçkırıklarımı serbest bıraktım. İçimden sanki bir derya fışkırıyordu. Ama bu, ateş söndüren cinsten değildi. Beş dakika kadar Esma'nın omzunda ağladıktan sonra biraz daha rahatlamış bir şekilde olan biteni Esma'ya anlattım. Esma'nın da artık benden bir farkı yoktu. Hem sinirli hem üzgün hemde ne yapacağımızı bilemez bir halde Mehmet'i beklemeye başladık iki kuzen.
Ve beklenen gelmişti, Mehmet gelmişti.
Esma bizim rahat rahat konuşmamız için odadan çıktı. Onun da kendini zor tuttuğunu biliyordum. Ama hayatta en çok korktuğumuz haksız yere birini suçlamak olduğundan dinlemeden O'da ben de birşey söyleyemezdik.
Esma çıktıktan sonra Mehmet yanıma yatağın öteki ucuna oturdu. Üzerimde bir baskı vardı sanki. Ben hala alışamamıştım Mehmet'le başbaşa kalmaya. Zaten kapalı bir yerde ilk baş başa kalmışımızdı. Ben Mehmet'in yüzüne bakmaya çekinirken O konuşmaya başladı.
"Rabia'm, güzel nişanlım, ben sana bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum beni yargılamandan korkuyorum" dedi. O sırada ben de yavaşça yüzümü kaldırıp Mehmet'e baktım ve "Mehmet ben ne zaman seni yargıladım? Anlamadan dinlemeden böyle bir şey yapmam. Ama bunun nasıl bir açıklaması olabilir aklım almıyor. Gerçekten ne söyleyeceğini çok merak ediyorum" dedim yavaşça bedenimi sarmaya başlayan sinirle.
Mehmet bakışlarını benden kaçırdı ve ne yapacağını bilmez bir halde ayağa kalktı. Ellerini pantolonuna sürdü bir kaç kere ve ardından kahve saçlarından geçirip parmaklarını, sesli bir nefes verdi. Karşımda böyle çaresiz olması beni daha da deli ediyordu. O mesajın doğru olma ihtimalini artırıyordu gözümde. "Mehmet lütfen artık neler olduğunu anlatır mısın? Ben daha fazla bu bilinmezlikle beklemek istemiyorum. Lütfen." Dedim sabırsızca.
Mehmet tekrardan bakışlarını bana çevirdi. Tavırları gerçeği fısıldarken ben, yine de onu dinlemeyi seçiyordum. Ve sonunda anlatmaya başladı. "Rabia ben gerçekten seninle, sadece seninle evlenmek istedim ve bunun için seni istedik zaten. Şu nişanlı kaldığımız 2 ay sürecinde seninle gezelim dolaşalım ve beraber vakit geçirelim istedim. Senin bana benim sana baktığım gibi bakmanı istedim. Beni sev benimle gül, eğlen istedim. Ama sen bunları bana çok gördün. İki ayda sadece dört kez dışarı çıktık ve onunda üçünde yanımızda Esma vardı. Ya ben seni rahat rahat sevmek istedim, ona bile izin vermedin ki!" Mehmet'in sesi yavaş yavaş yükselirken ben nasıl böyle düşündüğünü anlamaya çalışıyordum.
O benim nişanlım olsa da henüz nikahımız yoktu! Ben ona nasıl sevgi göstereyim, nasıl eğleneyim? Benden neler bekliyormuş da haberim yokmuş meğer. Ben de bu kadar anlayışlı ve yumuşak olduğu için içimden hep takdir ederdim O'nu. Ama gerçekler hiçte öyle değilmiş! Ben bunları düşünürken benden bir cevap alamayan Mehmet tekrar söze girdi. Bu sefer daha yumuşak konuşuyordu. "Sen böyle yaparken benim karşıma Sevil çıktı. Ben onunla derdimi paylaştım bana destek olmaya benim yaralarımı sarmaya başladı ve bir bakmışım sürekli onunla görüşüyorum. Senden alamadığım cevapları onda buluyorum, ama o hiç bir zaman sen olamaz Rabia'm. Biz sadece güzel vakit geçirdik. Güldük eğlendik o kadar ve ben evleniyorum. O'na da söyledim bunu, artık görüşmememiz gerektiğini sadece güzel bir anı olarak kalacağını söyledim. Ama anlaşılan O bunu anlamamış!" Dedi.
Mehmet'in bu kendini bilmez, pişkin tavırlarına artık dayanamadım, bir hışım ayağa kalkıp Mehmet'in karşısına geçtim ve "Mehmet sen nasıl böyle birşey yaptın ve bunu nasıl bu kadar rahat söyleyebiliyorsun? Güldük eğlendik bitti öyle mi?! Bu nasıl bir rahatlık ya, ben nişanlım olduğun halde seninle böyle olmazken sen başka kadınlarla nasıl oturup rahat rahat vakit geçirirsin? Hıh? İnanmıyorum ya bir de gelmişsin bana bunu normal birşey gibi anlatıyorsun öyle mi? Bugün bunu yapan yarın niye yapmasın? Ben sana nasıl güveneyim artık, nasıl kendimi evimi emanet edeyim, söylesene nasıl sana ömrümü emanet edeceğim ben?!"
Bu söylediklerimle Mehmetin gözleri büyüdü ve ben o gözlerde ki pişmanlığa çok yakından şahit oldum. Ellerimi tutmaya yeltenince hemen geri çekildim. Mehmet'in elleri havada kaldı. Bir ellerine bir de bana baktı. Onun gözlerinin aksine benim gözümde sinirden başka bir şey yoktu ve ilk defa O'na bu kadar çok bakıyordum. "Rabia ne olur affet beni! Ben senden başka kimseyi sevmedim, sevemem de. Bak bunları sana unutturacağım. Sadece bana zaman ver. Bugün şu nikahımız kıyılsın, bir evlenelim. Seni istemediğin kadar çok seveceğim. Bu sevgime birgün sen de karşılık vermeye başlayacaksın ve biz çok mutlu olacağız gülüm, lütfen sadece Zaman ver bize" dedi pişmanlıkla kavrulan yüzüyle.
Yok, yok ben artık onunla evlenemezdim. Ya beni yine aldatırsa, ya ben onu sevmezsem ve o da birgün bıkıp yine aynı şeyi yaparsa? O zaman ben ne yaparım, kime giderim? Zaten annem babam yok, tekrar buraya da dönemem. En azından şimdi biterse evlenmeden bitmiş olur. Olur olmasına da, eniştem beni bu evde barındırır mı artık orasını bilemiyordum. Allah'ım sen bana yardım et ne olur, ne yapacağım ben?! Nasıl çıkacağım bu işin içinden? Eğer bunlar oluyorsa olması gerektiği içindir. Hamdolsun bunun bilincideyim vardır bunda da bir hayır muhakkak! Ama sen bana doğruyu göster Rabbim ne yapmam gerekiyor?
"Mehmet lütfen git, benim kafamı toplamam gerekiyor. Daha fazla konuşmak istemiyorum lütfen" dedim kendime bile yabancı gelen soğuk sesimle. Mehmet ise acının esir aldığı mimikleriyle" tamam canım, ben gideceğim ve biz bugün seni alacağız. Evlendiğimizde bunları unutturacağım sana söz veriyorum" dedi ve gitti.
Mehmet gittikten sonra yatağa çöktüm ve başımı ellerimin arasına alıp dizlerimi kucağıma çektim. Ne yapacağımı bilmez bir halde ağlamaya başladım. Ne kadar yanaklarımda süzüldü yaşlar bilmiyorum ama bir süre sonra kapı çaldı ve içeri kuaför ile Esma girdi. Kafamı kaldırıp Esma'ya baktığımda zaten üzgün duran Esma benim kırmızı suratımı görünce iyice endişelenip kuaför kıza "şey kusura bakmazsanız siz bizi biraz salonda bekler misiniz?" dedi. Başında sıkı bir eşarp yüzünde de makyaj olduğu belli olan kız yere bıraktığı malzeme çantasını alıp "peki, siz beni çağırırsınız" dedi. Bir göz devirmediği kalmıştı.
Kız çıktıktan sonra Esma koşar adım yanıma gelip oturdu ve "Rabia ne oldu ne konuştunuz, ne dedi Mehmet de bu hale geldin?" diye sordu. Ben yine dert ortağıma olanları anlattıktan sonra yorum yapmasını bekledim ama Esma sadece "Rabia ben seni etkileyecek birşey demek istemiyorum ama içim de hiç rahat değil açıkçası" dedi. Esma'nın sözlerinden sonra ben yine göz yaşlarımı akıtmaya başladım.
"Esma ben ne yapacağım? Nasıl güveneceğim bir daha Mehmet'e, be-ben bir daha ona güvenemem! Kendimi emanet edemem! O-olmaz hayır!"
Esma ise derin bir iç çektikten sonra, beni kendine çekip sarıldı. O da bilmiyordu ne yapacağımızı, farkındaydım.
Bir süre öyle kaldıktan sonra kendimi geri çektim ve Esma'ya döndüm.
"Ben kararımı verdim. Evlenmeyeceğim Esma" dedim ciddi bir şekilde. Esma da "kuzum senin kararın ben sana birşey diyemem ama peki ya şimdi ne yapacaksın? Misafirler gelmeye başladı bile. Nasıl olacak, nasıl diyeceğiz herkese düğün iptal diye? Ve biliyorsun babam bunu asla kabul etmez" dedi. "Biliyorum Esma'm biliyorum bunları düşünmedim mi sanıyorsun ama yapacak birşey yok, bir şekilde iptal ettik demem lazım herkese."
Kor gibi yanan yüreğime ferahlık ver Rabb'im.
Esma bir süre dışarıyı izleyip iyice düşündükten sonra "Rabia ben buldum galiba" dedi. Heyecanla gözlerimi açtım. Umarım kuzenim beni yeniden umutla dolduracak şeyler söylerdi. "Şimdi sen kalkıp üstünü başını giyin, feraceni giy şalını tak. Çantanı telefonu al ve bizim arka bahçenin kapısından çık ama dikkat et kimseye görünme. Ben sen gidene kadar biraz insanları oyalarım, sonra da zaten sen olmayınca düğün mecburen iptal olur. Tabii ki burada kıyamet kopacak ama senin istemediğin bir evliliği yapmandan daha iyidir. Akşama doğru da eve dönersin, o zamana kadar ben anneme herşeyi anlatırım o da bir şekilde babamı dizginler. Yani inşallah."
***
Yaklaşık 3 saattir sahil kenarında ücra bir bankta oturuyordum. Mehmet'in beni bulamaması için en ücra köşeyi seçmiştim. Mehmet demişken; buraya geldikten sonra ona uzun bir veda mesajı çektim ve evlenmeyeceğimizi yazdım. Mehmet defalarca arayıp mesaj atsa da hiçbirine cevap vermedim. Aynı şekilde teyzemden de çok arama gelmişti ama Esma açmamamı söylediği için onunkileri de açmamıştım. Kimseye değil de teyzeme çok üzülüyordum. Benim için o kadar uğraşmıştı ki, kendi kızını evlendirir gibi çeyiz hazırlamıştı bana. Keşke böyle olmasaydı, keşke onu yüz üstü bırakmak zorunda kalmasaydım. Şimdi birde benim yüzümden eniştemle uğraşacaktı. Kim bilir belki eniştem beni evden atardı bu sefer. Esma, annesinin onu dizginleyeceğini söylese de ben pek ihtimal vermiyordum. Aff Talha abimi unuttum! O da kim bilir ne kadar üzülecekti? Allah'ım sen yardım et! Sevdiklerim üzülmeden geçsin şu günler, lütfen.
Biraz daha oturduktan sonra, akşam yaklaşırken ayazı da birlikte getiriyordu. Kenarda sıcak çay ile simit satan amcanın yanına gidip, simit çay aldım. Biraz içimin ısınması lazımdı yoksa hasta olacaktım burada. Şu güzel günde yaşadıklarım hasta etmezse tabii.
Az sonra telefona bir mesaj geldi. Bu sefer Esma'dandı. Yüreğim hoplarken, hemen açtım mesajını. "Kuzum burası acayip karıştı. Mehmetler geldi annesiyle, seni bulamayınca Mehmet çıldırdı. Annesi ise ne olduğunu anlamadan sana kötü kötü laflar etti. Kendimi zor tuttum. Sonra babam geldi, o da öğrenince iş çığrından çıktı. Kavga ettiler erkek tarafıyla. Şimdi herkes gitti ve düğün de iptal oldu. Mehmet senden vazgeçmeyeceğini söylese de annesi bağırıp çağırıp kaçan kızı ben gelin diye almam deyip çekip gitti. Şimdi evde babam, ben ve annem var sadece. Seni bekliyoruz. Haydi Allah yardımcımız olsun" diyordu mesajda.
Çayı bitirip hemen toparlandım ve bir otobüse bindim. Neler olacak korkusuna etlerim seğrirken, düşüne düşüne sonunda evin sokağına gelmiştim. Adımlarım geri gitmek istese de zorla eve gelmeyi başardım ve anahtarımla kapıyı açtım. Titreyen ayaklarımla salonun kapısına geldim. Kapıyı açıp açmamak arasında kalırken yavaşça kulpu indirdim. Tam karşımda eniştemi görünce elim ayağıma dolaştı birden. O kadar kötü bakıyordu ki, nefret kokan gözleri beni esir alırken nereye bakacağımı şaşırdım. "Ooo teşrif ettiniz sonunda küçük hanım! Nerdesin lan sen?! Düğünden kaçmak da ne demek oluyor?! Mehmet biriyle görüşmüşmüş, bak sen. Ulan erkek adam tabii ki evlenene kadar görüştüğü kişiler olacaktı, ne bekliyordun sen hı? kız gibi dizini kırıp oturacak mıydı? Sen bizim adımızı nasıl beş paralık edersin ha o...u?" Deyip suratıma çakılan tokatla yere düşüp neye uğradığımı şaşırdım.
Elim zonklayan yanağımda, olduğum yerde kalırken, teyzem ve Esma enişteme bir şeyler diyor, ama ben duymuyordum. Sanki dünyadan gitmiş gibiydim. Ben bu hakaretleri hakedecek ne yaptım? Gözlerimden, kızaran yanağıma doğru süzülen yaşlarla eniştemin en son "ben dışarı çıkıyorum. Döndüğümde bu kız eşyalarını toplamış gitmiş olacak!" Dediğini duydum. Teyzem "yapma bey, kızın kimsesi yok nereye gider bir başına?" diye yalvarsa da eniştem "ben bilmem nereye giderse gitsin! O çok sevdiği kursuna mi gidiyor, yoksa arkadaşına mı beni ilgilendirmez. Yeter bu kadar baktığımız! Evden kaçan kıza bakıyor dedirtmem ben kimseye, o kadar!" Deyip çıkıp gitti. Bir yandan Esma bana sarılıp teselli etmeye çalışırken, teyzem de yakınıyor ne yapacağız diye düşünüyordu. Bense artık bu kadına daha fazla yük ve endişe sebebi olmak istemiyordum.
En sonunda kendimi toparlayıp ayağa kalktım ve oradan oraya dolanıp duran süt annemin yanına gittim. Teyzemin güzel yüzü kızarmış, endişeden kaşları çatılmıştı. Ellerine uzanıp tuttum. O esnada Esma da benim hareketlerimi izliyordu. "Teyzem, güzel annem sen beni altı senedir yemedin yedirdin giymedin giydirdin, elinden gelenin hep en iyisini yaptın, kendi çocuklarından ayırt etmedin ve en önemlisi eniştemin çilelerini çektin benim yüzümden." Dedim bana hüzünle bakan teyzeme. Teyzem "olur mu hiç öyle şey yavrum? Ne demek çile, sen zaten benim evladımsın. Her ne yaptıysam helal olsun sana. Sen hafız olarak bana en büyük sevincini yaşattın. Beni, bizi birgün bile üzmedin.." derken teyzemin elini öptüm, böylece sözü de yarıda kaldı. Sımsıkı sarıldı bana. Hiç bırakmak istemezcesine, ama artık benim için gitme vakti gelmişti.
Teyzemden ayrılıp kalbimin yarısını orada bırakarak, hızla Esma ile beraber kaldığımız odaya gittim. Esma'ya bıraktığım üç dört elbisemi, şallarımı ve eski çamaşırlarımı çıkardım dolabımdan. Ardından dolabın üzerinde duran küçük valizi çıkardım, fermuarını açıp içine kıyafetlerimi hızlıca yerleştirdim ve kapattım. O sırada odaya Esma ve teyzem girdi. Bana üzgün üzgün bakarlarken ben işime devam ettim. Bir yandan banyodaki malzemelerimi masadaki eşyalarımı da çıkarıp koridora astığım çantamı getirdim ve onları da içine koydum. En son Kur'an'ı Kerim'i'mi de alıp çantama koyunca işim bitmişti.
Esma "kardeşim yapma etme nereye gideceksin? Biz babamı bir şekilde idare etmeye çalışırız sen yeter ki gitme ne olur? Sen bilmiyor musun onun huyunu, takma kafana lütfen." Diye beni ikna etmeye çalışıyordu hala. Kızarmış gözleri onunda ne kadar ağladığının kanıtıydı. "Olmaz Esma. Yeter artık size yük olduğum, kaç yaşına geldim artık kendi ayaklarımın üstünde durmam lazım. Yapabileceğim bir şey yok. Lütfen ağlama beni de kahrediyorsunuz böyle. İnan ki her şey güzel olacak. Hem nereye gideceğimi merak etmeyin, muhakkak hafızlık Kuran kurslarında belletmenlik (yatılı hocalık ) bulurum. Çok insan talip olmuyor o işe biliyorsun yatılı olduğu için. Genelde bekarlar kalıyor, bir sürü hoca arkadaşım var, ne bileyim kendi hocalarım var elbet bulurum bir yer." Diyerek bir yandan da toparlanmamı bitirdim. Teyzem ise köşede bize bakıp ağlıyordu.. "Peki ya abim duyunca ne yapacak Rabia? Babamla ortalığı yıkacaklar. Zaten düğünden fotoğraf istedi sonra atarım diye geçiştirdim. Haftaya gelince kıyamet kopacak biliyorsun değil mi?" Diyordu Esma. "Esma lütfen abime gelene kadar birşey söylemeyin. O gelene kadar ben kalacak yer bulmuş olurum ve konuşur ikna ederim Talha abimi. Siz üzülmeyin artık lütfen." İnsanın kalbi ayrı dili ayrı düşer miydi? Düşüyordu işte.
Zaten feracem ve şalım üzerimde olduğundan valizimi ve çantamı alıp odadan çıktım. Ben dış kapıya doğru ilerlerken Esma ve teyzem hala kalmam için çabalıyorlardı. Onlara son kez baktım ve ikisine birden sarılıp zaten hazırda bekleyen göz yaşlarımı serbest bıraktım. Öylece ne kadar ağladık bilmiyorum. Sonrasında eniştemin gür sesi duyuldu "Bu saçaklı hala neden burada?"
Bazı insanlar insanlıktan nasibini almıyorlardı ya, bu adam da öyleydi. Yine de üzerimde hakkı vardı. "Enişte seninle çok anlaşamasak da bana evini açtın o yüzden teşekkür ederim. Zaten gidiyordum bende" deyip teyzemlere döndüm ve "Allah'a emanet olun canlarım, hakkınızı helal edin" dedim.
Tam gidecekken teyzem "bekle kızım. Sana vermem gereken bir şey var" deyip içeri girdi. Ben Esma'ya baktığımda O'da bilmiyorum der gibi bakıyordu bana. Az sonra teyzem geldi, elinde bir kutu vardı. İçindeki her neyse teyzemi başka diyarlara götürdüğü açıktı. "Kızım bunun içindekiler senin, annenin emaneti, sen gelin çıkarken vermeyi planlıyordum ama nasip değilmiş. Belki içindekiler işine yarar, al" dedi ve kutuyu uzattı. Kalbimin yarısı demiştim ya az önce, sanki onu bana geri veriyordu teyzem. Hemen aldım ve valizi kenarından açıp içine koydum sonrada kapattım. Teyzeme minnetle bakıp teşekkür ettikten sonra Esma'ya da teşekkür edip bahçe kapısından çıktım ve nereye gideceğimi bilmeden nasibime doğru yürüdüm...
***
Hayatım film şeridi gibi önümden geçip giderken yürüye yürüye yarım saatlik mesafede olan sahil kenarına varmıştım bile.. Orada boş bir bank bulup valizimi kenara koyup oturdum. Hava iyice kararırken beni nereye gideceğim telaşı sarmıştı. İlk aklıma gelen yer olan hafızlığımı yaptığım kursun numarasını çevirdim, belki burada belletmenlik yapabilirdim. "Alo Merkez kız Kur'an Kursu buyurun" tanıdık sesle gülümsedim ve "Selamün aleyküm hocam benim Rabia. Şey ben sizi açıkta belletmen ihtiyacınız var mı diye rahatsız etmiştim." Heyecanla karşı taraftan gelecek cevabı bekliyordum artık.
"Aaa aleyküm selam Rabia'cığım nasılsın?" dedi Fatıma hoca. Hâl hatır sormadan direkt konuya girdiğim için, bir güzel de mahçup olmuştum. "Kusura bakmayın hocam bir an da heyecandan sormayı unuttum, iyiyim hamdolsun sizler nasılsınız?" Fatıma Hoca "Elhamdülillah Rabia kızım iyiyiz. Olur mu ne kusuru? Ama belletmen açığımız yok maalesef" deyince üşüdüğümü hissettim. Ne yapacaktım şimdi ben? "Öyle mi hocam? Olsun, nasip teşekkür ederim yinede" dedim. "Kızım bir dakika kapatma hemen, ben bir öteki kursa da sordurayım eğer ihtiyacın varsa." İşte bu giden umudumu geri getiriyordu. "Hocam çok iyi olur mutlu olurum" dedim sevinçle. Fatıma hoca yarım saate haber vereceğini söyleyip kapattı. Olsun yarım saat daha beklerdim ben, yeter ki bulayım bir yer.
Yarım saat sonra söylediği gibi Fatıma hoca aramış öteki kursta da yer olmadığını söylemişti. Havanın ayazından nasibini alan ellerim iyice buz tutmuş, başımdaki yeşil şalım da muhtemeldir ki yamulmuştu. Denize bakmaktan etraftaki insan kalabalığının azaldığını daha yeni fark ediyordum. Ne yapacağımı bilmez halde düşünürken tanıdık bir ses geldi yakından "Rabia kızım ne yapıyorsun burada böyle?" Arkamı döndüğümde Seniha teyzeyi beklemiyordum ama ne var ki oydu.
"Kızım düğününe geldiğimde olanları öğrendim. Neden böyle birşey yaptın kuzum neden kaçtın düğününden?" Al işte ne diyecektim şimdi. Seniha teyze yanıma gelip oturdu. Her halinden yorgun olduğu belli oluyordu. "Seniha teyzem ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Çok utanıyorum ama inan bana mantıklı bir açıklaması var, şuan anlatamam uzun hikâye ama lütfen beni yargılama olur mu?"
Seniha teyze ellerimi tutup "tabiki seni dinlemeden yargılamam kuzum. Senin ne kadar edepli aklı başında bir kız olduğunu biliyorum, muhakkak bir açıklaman vardır. Hem senin bu ellerinin hali ne böyle buz gibi olmuş? Kaç saattir oturuyorsun sen burada?" dedi. Bakışlarımı kaçırıp denize doğru döndüm ve "şey ben, sanırım 2 saattir buradayım" dedim utana sıkıla.
"Kızım peki sen neden hala buradasın dönsene teyzenin evine, düğün iptal oldu zaten donmuşsun burada." Ah Seniha teyze, keşke öyle kolay olsaydı. "Seniha teyze ben dönemem oraya. Yani aslında döndüm ama eniştem artık orada kalamayacağımı kendime bir yer bulmamı söyledi. Bende toplandım çıktım" dedim. Annemin ahiretliğinin kaşları çatıldı. Yüzü anlam veremediğim bir hâl aldı ve bana bir anda sarıldı. Benimse ellerim havada kaldı. En sonunda kendimi toplayıp bende sarıldım. Seniha teyze geri çekilip teyzemlerin neden mani olmadığını sorduğunda ben de olanları kısa bir özet geçtim.
Kısa bir an sessizlik oldu aramızda, ardından telefon sesi sessizliği böldü. Çalan Seniha teyzenin telefonuydu. "Efendim oğlum, Sahil kenarındayım, evet, tamam oğlum koca kadınım niye merak ediyorsun yahu? Düğünden sonra çarşıya geçmiştim işlerim vardı. Dönerken bir ahbaba rastladım lafa dalmışım. Tamaaam geliyorum birazdan, misafir de getireceğim kardeşine söyle masaya bir tabak fazla koysun, hadi görüşürüz inşallah" deyip kapattı Seniha teyze. Sonra bana dönüp "kızım Haydi kalk bize gidiyoruz" dedi. Ben şaşkın şaşkın bakarken kolumdan tutup kaldırdı beni. "Seniha teyze olmaz ben gelemem size" diyordum içimi ürperten soğuk tenimi esir alırken.
"Neden kızım gideceğin başka bir yer mi var yoksa?" Diye sordu. "Şey hayır ama bulurum ben, sen beni merak etme sizede rahatsızlık vermek istemiyorum lütfen" dedim. Bilmediğim bir eve gitme düşüncesi de korkutmuyor değildi.
Bunu duyan Seniha teyze bana kızgın bakışlar atıp "ne demek rahatsızlık Rabia, olur mu öyle şey, biz annenle boşuna mı ahiretlik dedik birbirimize? İyi günde kötü günde birbirimizi kollamak için söz verdik kızım. Şimdi sen bana diyorsun ki, sözünden dön. Söyle bakalım bana annen olsa benim kızımı sokakta bırakır mıydı?" Dedi. Ben tabiki diyecek birşey bulamadım, bakışlarımı kaçırdım ve "bırakmazdı" dedim kendim bile zor duyduğum sesimle. "O zaman haydi bakalım düş önüme gidiyoruz" dedi. Mecburen ve de içten içe biraz da rahatlayarak Seniha teyzeyle taksi durağına doğru ilerledim.
Beni bundan sonraki hayatımda neler bekliyordu bilmiyordum, ama bildiğim birşey varsa o da Allahu Teala'nın her şerde bir hayır yarattığıydı.
Kaderin birinci ilmeği de atılmış oldu böylece...