"Kader ağını ilmek ilmek örerken bilmeden attığı her adım; kaderine bir ilmek daha olacaktı.."?
Rabia Özsoy
Bugün yine telefonun zil sesiyle uyandım. Ah anneciğim olsaydı öperek uyandırır "Haydi kuzum sabah namazı vakti." derdi. Ama onlar artık yoktu.
Dolan gözlerimi tavana kaldırıp "hayır, hayır şimdi olmaz" dedim. Bugün her şeyi geride bırakıp mutlu olmaya odaklanmak gereken bir gündü. Gözlerimin musluklarını güç bela kapatıp, yan yatakta güzel güzel uyuyan canım kuzenime baktım. Her daim benim derdimi dinleyen ve beni sarıp sarmalayan canıma.. "Esma, tatlım haydi sabah namazıııı!" Tabiki benim canım kardeşim her zaman ki gibi tek seferde uyanmadı. Bir iki "Ih, hıh!" sesinden sonra yattığı yönü değiştiren kuzenime gözlerimi devirerek baktım.
illaki dürtmem gerekti bu kızı, yoksa hayatta uyanmazdı.
Yerdeki yeşil ponçik terliklerimi ayağıma geçirip çıkan hışırtılara aldırış etmeden Esma'nın yanına yürüdüm, gözüm yarım kapalı olunca biraz da yalpaladım. Neyse ki sağ sağlim varıp Esma'yı dürtebildim.
"Esmaaaa! Hadi ama canım vakit geçiyor." dedim. Esma mırıdanıp tekrar öteki tarafa dönünce bir kaç kere daha dürttüm ve başardım çok şükür. Esma da kalkınca biraz uğraştırdığı için ona sabah nutuğumu çektikten sonra odadaki lavaboya girip abdestimi aldım. Tenimi okşayan su ile kendime gelirken odaya dönüp namaz elbisemi giydikten sonra namaza durdum.
Ben namaz kılarken yanıma seccade serilmiş ve canım kuzenim de başlamıştı. Dünya üzerinde tek huzur bulduğum yerdeydim şuan. Sevdiklerimin de bu huzurdan nasibini alması, iç dünyamda çiçekler açmasına sebep oluyordu. Elhamdulillah.
Bugün hayatımın kırmızı çizgisinde, yol ayrımındaydım. Bugün evleniyordum. İçimde anlamlandıramadığım, midemi kemiren garip bir his vardı. Onun için de Rabb'ime en güzel duamı ettikten sonra kalkıp yatağıma oturdum. Genelde sabah namazdan sonra yatmayı sevmezdim. Benim aksime Esma, yatak soğumadan kendini yatağa geri atardı. Kendini dürüm yaptığından da bahsetmeme gerek yoktur umarım. Adana dürüm bile bu kadar sıkı sarılmıyordur inanın.
Bir kaç saniye süren tebessümüm, yerini acı bir kıvrılmaya bırakmıştı. Kalbimin deli gibi atması ve kelebek gibi uçması gerekirken bu burukluğa anlam veremiyor değildim. Sevmiyordum Mehmet'i. Ama mantıken onunla evlenirsem kendi yuvamı kurup müslüman bir hanım gibi yaşamaya devam edecek olmaktan dolayı da huzurluydum.
Daha dün gibiydi; annem, babam ve kardeşimin trafik kazasında vefat etmesi..
16 yaşında kimsesiz kalmıştım. Tek güvenebildiğim akrabam olan biricik teyzem beni bırakmamış, enişteme rağmen kol kanat germişti. Ama bu çok uzun sürmeden eniştem tarafından yatılı kursa postalanmıştım. Sanırım eniştemin hayatta bana yaptığı bir iyilik varsa o da beni, o kursa göndermesi olmuştu. Çünkü elhamdulillah tüm olmazlara rağmen, hafız olmuştum.
Küçükken babamın 'benim kızım hafız olacak inşaallah' dediği anlar aklıma gelince gözümden bir damla yaş süzüldü. Mis kokulu babam, artık yoktu.
Ne diyordum? Hım. Kursta hem hafızlık eğitimi almış, hem de medrese eğitimi almıştım ve imam-hatibi dışarıdan bitirmiştim. Tabii ardından ilahiyatıda 4 yıla tamamlamıştım.
Buradaki hayatıma gelecek olursak; ilk geldiğimde Talha abim ve Esma'm beni hiç yalnız bırakmamışlar ve acımı dindirebilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı. Aklıma geldikçe yüzümde buruk tebessümler bırakan o anılar, ben yaşadıkça içimde benimle olmaya devam edecekti. İkisinden de ve teyzemden de Allah razı olsun.
Bu arada teyzem 48 yaşında ve ismi Zeliha. Ela gözlü annem gibi, ben gibi beyaz tenli tonton bir kadın. Esma ise benden 2 ay kadar küçük, yani 22 yaşında, orta boylu eniştem zafer gibi esmer, tatlı mı tatlı bir kız ve İmam-hatip mezunu. Talha abim, canım benim.. O da benden 4 yaş büyük, 26 yaşında uzun boylu kumral kahverengi gözlü ve savcı adayı.
Ah! Neler yapmıştı Mehmetler beni istemeye geldiğinde. Benim gönlüm olmadığını bildiği içindi tüm uğraşı ama, eniştemin "kaç yaşına geldi evlenmeyecekte ne yapacak" deyip sözü üstüne söz söylenmeyince, el mecbur ben de daha fazla onlara yük olmamak için tamam demiştim.
Zaten ne yapabilirdim ki? Onca yaşadığım şeyden sonra aşık olmayı mı bekleyecektim? Bu imkansızdı. Kalp öyle izin alarak çarpmıyordu birine maalesef. Neyse ki Nişanlım Mehmet sakin mizaçlı bir insandı da, beni evlilik konusunda korkutmuyordu. Sadece namaz kılmaması beni çok üzüyordu. Ama konuştuk "evlenince sen öğretirsin" diyordu. İnşallah o da kılacaktı namaz. Mehmet'te 25 yaşında kuyumcu esnafıydı. Kapalı Çarşı'da küçük dükkanları vardı ve babasıyla işletiyorlardı.
Ben bunları düşünürken tam bir saat geçmişti, inanmıyorum!
Hemen kalktım ve yatağımı düzeltip Esma ile kullandığım ortak çalışma masama gittim. Sandalyeye oturup Kur'an'ı Kerim'i açtım ve hergün yaptığım gibi ezber tekrarıma başladım. Yarım saat sonunda işimi bitirip Kur'an'ımı öpüp yerine koydum. Hani ilkokulda Cuma günü eve gelir gelmez ödevlerini bitirirsin de bütün hafta sonunu rahat geçirirsin ya, işte öyle bir rahatlamaydı, huzurdu bu.
Birazdan kapı çaldı ve teyzem içeri girdi. Yürürken yanakları ondan önce geliyordu yine. Domates yüzlüm, her zamanki gülümsemesiyle bana "hayırlı sabahlar kuzum" dedi. Bende anne yarıma gülümsememi gönderip "günaydın" dedim.
Teyzem anında yanıma gelip "kuzum iyi misin, huzursuz gördüm seni?" Dedi. Öyle mi duruyordum gerçekten? Tabiki bunu teyzeme demedim. "Yok teyzem sana öyle gelmiştir iyiyim ben hamdolsun" dedim. Teyzemin ela gözleri yaşlarla doldu anında, ellerime uzandı ve sesinin titremesine engel olamayarak "Rabia'm bende isterdim senin kendi gönlüne düşen içine sinen biriyle evlenmeni ama biliyorsun kuzum işte, Zafer bey tutturdu önüne geçemedim, seni kollayamadım" dedi. Teyzemi böyle üzgün görmeye dayanamayan sulu gözlerim anında dolarken kendime kızdım, bir bitmedi şu duygusallığım! Kadıncağız kendini daha kötü hissedecekti şimdi!
"Teyzem, süt annem olur mu öyle şey? Senin de elinden bir şey gelmezdi ki, eniştemi bilmiyor muyum ben? O seni dinler mi? Hem üzülme ben mutluyum bak. Mehmet de iyi biri beni üzmez inşallah" dedim, biçare bana bakan kadına. Teyzem ciddi miyim diye beni iyice süzdükten sonra az da olsa tatmin oldu ki ban sarılıp "Hep mutlu ol güzel kızım, orman gözlüm." dedi. Bense orman gözlüm lafını duyar duymaz başka bir aleme gitmiştim bile...
Eskiden**
"Baba, babacığım bak elbisem güzel olmuş mu?" Küçük kız etrafında dönerek bir tur attıktan sonra babası "Benim orman gözlü çiçeğim çok güzel olmuşsun, gözlerinin yeşili daha bir parlamış bu elbiseyle. Söyle bakalım ne yaptın da böyle güzel oldun, var mı bir sırrın?" Dedi göz kırparak.
Küçük kız sevinçle "annem dedi ki; Allahu Teala'nın sevdiği şeyleri yaparsak hem suretimiz hem de ruhumuz güzel olurmuş. Bende bugün annemin sözünden hiç çıkmadım o ne derse onu yaptım, bence o yüzden gözlerim böyle parlamıştır" dedi bilmiş bilmiş.
Ali Bey kızının bu kadar tatlı ve sevimli olduğu için Rabb'ine bir kez daha şükredip onu koruması için dualar ekledi şükrüne ve kocaman sarılıp çiçek kokusunu çekti içine.
Eskiden son**
"Rabia?"
Teyzemin adımı seslenmesiyle sonunda kendime gelmiştim.
İç alemimden çıkar çıkmaz teyzeme teşekkür ettim. Kahvaltının hazır olduğunu uykucu Esma'yı da uyandırıp gelmemizi söyledi ve çıktı teyzem.
Ben de pek sevgili kuzenimi kaldırdım ve o daha ne olduğunu anlamadan sımsıkı sarıldım. Bugün gidiyordum ya ben! Hemen Esma dan ayrılıp üzerime siyah bol elbisemi giydim, saçımı da topladıktan sonra bonesiz direk herhangi bir şalımı doladım, sonra Esma da hazır olunca odadan çıktık. Mutfağa gidip gördüğümüz manzara ile ağzımızdan sular aka aka masaya oturduk.
Gözlerimi masadan zar zor çekip, Talha abimin çok şık bir takım elbiseyle oturduğunu görünce takılmadan edemedim O'na. "Abi beni göndermeye çok meraklısın galiba, şimdiden takım elbiseni giymişsin" dedim. Abimin yüzü asılınca bir gariplik olduğunu sezdim. Neden böyle suratı asıktı ki?
"Abi hayırdır iyi misin?" Diye sordum. Talha abimin canını sıkan her neyse sesine bile yansımıştı.
Çatallaşmış olan boğazını temizleyip " Elhamdülillah Rabia da düğününe katılamayacağım maalesef. Ankara'dan ne zamandır beklediğim mülakat haberi geldi. Savcılık mülakatına çağırıyorlar. Ben gitmek istemedim, seni bugününde yalnız bırakmak hiç istemedim ama babam duyunca.. Ayrıca annem de bu sefer ona hak verdi" diyerek teyzeme kızgın bakışlarını gönderdi. "Abiciğim hayırlısı böyleymiş hem sen üzülme telefonlar ne güne duruyor? Esma seni orada fotoğraflara, videolara boğar bıkarsın bile" dememle hepimiz gülüştük. Neyse ki tam da sustuğumuzda eniştem mutfağa girdi. Selam vererek oturdu ve o gün başımıza gelecekleri bilmeden hepimiz güzelce kahvaltımızı etmeye başladık.
Bilseydik; ne Talha abim Ankara'ya giderdi, ne eniştem erkek misafirlerle dışarıya. Ne de biz kadınlar öyle rahat rahat masada oturamazdık. Ama bilmiyorduk.