Cihat’la konuşalı neredeyse iki saat olmuştu ve ofis normal bir güne kıyasla fazlasıyla sessizdi. Klavyelere dokunan parmakların tıkırtısı, arada Yahya Abi ile Hüseyin Abi’nin içeceklerini höpürdetmesi ve Ali’nin kısık iç çekişleri dışında kimseden çıt çıkmıyordu. Bu sessizlik öylesine boğucuydu ki, gerginlik kaslarıma kadar işlemişti. Bedenimde hafif bir ağrı hissettim; parmaklarımı birbirine kenetleyip kollarımı yukarı doğru esnettim ve sulanan gözlerimi kapatıp birkaç saniyeliğine başımı geriye attım. Biraz olsun rahatlamak istiyordum. Bedenim gevşediğinde oturuşumu düzelttim. Tam Ali’nin bilgisayar ekranını kendine doğru çevirdiğini fark ettiğim sırada, Yahya Abi’nin masasından ufak bir gürültü yükseldi. “Bu kadarı da fazla!” diye bağırdığında onun dışında hepimiz irkilip ayağa fı

