Düşüncelerim, bir girdabın içindeki yapraklar gibi dönüp duruyor, hiçbir yere tutunamıyordu: aklımda gezinen binlerce sorunun onlarca cevabını kendi kendime veriyordum; tüm bu karmaşıklığın içerisinde kaybolmuşken Cihat’ın flört yeteneğine kapılıp gitmekten alıkoyamıyordum kendimi. Onun yanındayken bir fanusun içine düşüveriyordum: kimsenin bizi görmediği, duymadığı ve baş başa kaldığımız bir fanus… “Şu gülüşün parlaklığına bakın hele,” diye bana sataşan Tuğrul’u duyana dek, evimde ve akşam yemeği için toplandığımız masada Cihat’ı düşünerek alalen gülümsediğimin farkında bile değildim. “Hayırdır?” diyerek devam etti dikkatimi çekmenin verdiği keyifle sandalyesinde geriye yaslanırken. Tek gözünü kırpıp başını ufak bir hareketle sallarken masadaki her gözün üstüme çevrilmesine sebep oldu, s

