Çok fazla duyguyla sarıp sarmalanmıştım: göğsümü kabartan gurur vardı içimde, ama onun gölgesinde pusuda bekleyen endişe, beynimi kemiren kuruntular da… Aklım, bir çocuğun elinde salladığı kar küresi gibiydi; düşünceler, zihnimin duvarlarına çarpıp karışıyor, her biri yeni bir soruya dönüşüyordu. Soru işaretleriyle boğuşmanın dayanılmaz etkisiyle derin bir nefes aldım. “Ne yaptın?” diye sorarken alacağım cevaptan korkmadığımı söylesem yalan olurdu. Cihat, soruma hazırlıksız yakalanınca hızlıca elindeki kahve kupasını dudaklarına yasladı. Yüzümü buruşturdum. O dumanı tüten içeceğinden bir yudum alırken sabırla bekledim. Kupasını ağır ağır indirdiğinde “Cihat,” dedim onaylamayan ifademle. “Ne yaptın diye soruyorum.” Gözleri, gözlerimi buldu. Yenilmişlikle omuzları düştü. Kupasını tezgâha

