Üç gün, göz açıp kapayıncaya dek geçip gitmişti. Cihat’la kısmen de olsa gerçekleri konuştuğum, abimle arayı düzelttiğim o günden sonra, üç koca gün geride kalmıştı. Evimize tuhaf bir sükûnet çökmüştü. Hava sanki bir perde gibi ağırlaşmış, sesleri bastırmıştı. Kimse bana soru sormuyor, üstüme gelmiyor, beni sıkıştırmıyordu. Herkes, görünmez bir anlaşmayla beni kendi halime bırakmış gibiydi. Bu sessizlik, ilk başta bir lütuf gibi gelse de gün geçtikçe içimdeki boşluğu daha da derinleştiriyordu. Günlerim işe gidip gelmekle geçiyordu. Sabahın erken saatlerinde griye çalan gökyüzünün altında yürürken içim de o gökyüzü gibi renksizdi. Necati Bey benimle hiçbir şekilde iletişime geçmiyordu. Sanki ofisteki varlığım, bir mobilya parçasından farksızdı. Ali’yle biraz dedikodu yapıyor, sonra bi

