Aramızda uzun bir sessizlik oluşmuştu. Nasıl toparlayacağını düşünüyordu sanki. Tam o sırada soğuk sessizliği bölen bildirim sesi oldu. İkimize de aynı anda bildirim gelmişti. Korkuyla kesik bir nefes çektim. "İkinci bir cinayet videosu değildir umarım."
"Koray gözümüzün önünde olduğuna göre değildir."
Telefonlarımızı elimize alıp baktığımızda bir an şaşkınlıkla birbirimize döndük ve tekrardan telefona odaklandık.
Koray TC KATİL TİMİ adında bir w******p grubu oluşturmuştu.
"Cidden mi?" Cüneyt'e dönmüştüm.
"Her şeyi bekliyorum artık bu çocuktan, iyice zıvanadan çıktı." Öfkelenmişti.
Koray: bundan sonra buradan haberleşeceğiz.
Rüya: potansiyel bir suç unsuru oluşturuyorsun şu an.
Serdar: aman aman nerelere geldik?
Cüneyt: bir kere ya bir kere olsun yüzümüzü güldür.
Şebnem: biz katil miyiz at kafası?
Koray: biz de değiliz ama gerçek katillerin peşindeyiz, işte bu yüzden... BİZ KİMİZ?
Rüya: TC KATİL TİMİYİZ!
Koray: NE İSTİYORUZ?
Rüya: KATİİİL!
Koray: NE İSTİYORUZ?
Rüya: unicorn!
Tek kaşımı kaldırarak ekrana anlamsız bakışlar attım. En yakın arkadaşımın ortamlara bukalemun adaptasyonu hızında uyum sağlaması canımı sıkıyordu. Grubu sessize alıp telefonu hırkamın cebine attım. "Nerede kalmıştık?"
Sıkıntılı bir nefes çekip dışarı verdi. Toparlamış gibi görünüyordu ama nasıl başlayacağını bilmiyordu sanki. "Peşinde olduğumuz adamlar babamı öldürdükten sonra onu vatan haini ilan edip öldürülmüş olmasını meşrulaştırdılar."
Bir solukta bunu söylediğinde gözlerimi kocaman açmış şekilde duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum. O ise gözlerini kaçırmıştı. Kemikli yüzü öfkeyle kasılırken elini sımsıkı bir yumruk haline getirmişti. Karşımda öfkesini bastırmaya çalışan bir adam vardı ve ne söylemem gerektiğini bilmiyordum. Yapıp yapmamakta kararsız bir tavırla elimi sıkmış olduğu yumruğa götürmek istedim ama tereddütte kalarak geri çektim. Geri çektikten hemen sonra tekrar aynı hamleyi yaptım ve bu defa sıktığı yumruğa dokundum. Sakinleşmeye çalışarak bana döndüğünde yumruğunu gevşetti ve elimden çekti. Bir şey söylemeden yutkunduğumda devam etti.
"Onun yerine geçmek için yaptılar. Biz de o dönem göreve başlayacaktık."
Derin bir nefes aldı. "Polis okulu öğrencileri değildik, özel kamplarda yetiştirilmiş askerlerdik. O videonun size geldiği gün babama bunu yapan şerefsizlerin ayakçısını bulmuştuk. Videoya çekip konuşturacaktık ama şerefsizler bulmuşlar o gün bizi, keskin nişancıyla öldürttüler adamı."
"Her şey daha aydınlık şu an," diyebildim sadece.
Belli belirsiz bir gülüş attı. "Yanılıyorsun, karanlığa daha da gömüldün artık."
"Baban için çok üzgünüm." Yutkundum.
Dediğim şeye karşılık ayaklandı. Konudan uzaklaşma şekliydi bu. "Hadi gidelim artık."
Merdivenlerden inerken onu neşelendirmeye çalıştım. "Bu Koray'ı nasıl bordo bereli yaptılar ya?" Gülmüştüm.
"İnan hâla bu gizemi çözmeye çalışıyoruz, vatan millet diyince adamın içinden canavar çıkıyor. Saf duruşuna bakma." Biraz keyiflenmiş gibiydi.
"Yemekte görüşürüz," dedi odamın önüne geldiğimizde. Ona gülümsedikten sonra odaya geçtim ve kapıyı kapatıp sanki şu ana kadar tuttuğum nefesi dışıma vermiş gibi rahatladım.
"Rüya!" Şu an odadaysa onu mahvedecektim. Yaptığını unutmamıştım. Suitin salon kısmından odaya geçerken söyleniyordum. "2019 gelinlik modelleri demek ha?"
"Kendi telefonun yok mu kızım!"
"Şeboo!" Benim korkutucu sesime aykırı olarak sevinçli bir şekilde bana sesleniyordu. "Bir bilsen neler oldu?"
"Benim telefonumdan 2019 gelinlik modelleri aratacağın ne olmuş olabilir Rüya'm." Neyseki sesini duyunca sakinleşmiştim bir ceset daha olmayacaktı.
"Serdar ile konuşuyoruz da..." Sırıtıyordu. "Ne bileyim o umut verince ben de gelinlik baktım işte."
"Yine hoşlantının dozunu kaçırmışsın her zamanki gibi."
"Bu defa farklı Şebnem, hoşlanmak ve sevgi farklı şeylerdir. Bir çiçekten hoşlandığında onu koparmak istersin ama bir çiçeği seversen onu her gün sularsın anlıyor musun? Bu basit bir hoşlantı değil." İlk defa mantıklı konuşuyordu ya da instagramdaki şiir sokakta sayfalarından gördüğü bir kesiti okuyordu.
Kahkaha attım. "Serdar'da çiçek değil kanka."
"O benim kaslı ayıcığım Şebo."
"Onun bundan haberi var mı kanka."
Allahım gerçekten en yakın arkadaşım birinden hoşlanınca aklını kaybetmek zorunda mıydı? Bu aciz beynim iki bedene birden yetmekte güçlük çekiyordu.
"Yok ama haberi olacak, ona karşı beslediğim bu masumane duyguları bilmesi gerekiyor."
"Kaslı ayıcıktan da haberi olsun."
Akşam yemeğine inmek için hazırlanmaya geçtiğimizde ciddileştim. "Makara muhabbet yapıyoruz da biraz ağırdan almaya ne dersin canım arkadaşım. Sen kaç Serdar kovalasın."
Surat astı. "Kaçmak istesem ateşböceği olurdum Şebo, kovaladıkça kaçan ateşböceği miyim ben?"
"Tamam Rüya tamam, nasıl istersen öyle yap sonra çocuk ilgiden bunalıp ateşböceği olursa sakın bana ağlama."
Omzumda ağlayacaktı... Hazırlanıp aşağı indiğimizde geniş bir masaya kurulmuş hararetli bir şekilde sohbet ediyorlardı. Bizi görünce sustular.
"Dedikodumuzu yapmıyorsunuzdur umarım," diye çıkıştım otururken.
"Dedikodu dinlemek isteseydik lise sıralarına dönerdik." Rüya'da sözümü tamamlayıp oturduğunda birbirimize sinsi bir bakış attık. Lise yıllarımızda ortalığın anasını az ağlatmamıştık.
"Lise sıraları derken siz hâla liseli değil misiniz?" diye güldü Serdar.
Rüya ile az önce birbirimize attığımız sinsi bakışa kat çıktık. Yüzüne 3 kat fondöten süren kızlara taş çıkarırdık bu katlarla.
"Biz liseli değiliz, siz yanlış anlamışsınız." Kahkaha atmıştım.
Cüneyt'in bakışları alaycı bir hal aldı, inanmamıştı. "Nasıl liseli değilsiniz?"
"Biz 23 yaşındayız. Okuduğumuz bölümün bize göre olmadığını farkedip son sınıfta okulu bıraktık, şimdi yeniden hazırlanıyoruz."
Masadan kahkahalar yükseliyordu ama bu kahkahaların sahibi biz değildik. Gülecek ne varsa...
"Bölümün size göre olmadığını anlamanız biraz geç olmamış mı bacım?" Konuşan Koray olmuştu.
"Geç olduğunu düşünmüyorum zira hâla ne istediğimize karar veremedik."
"Ne okuyordunuz?"
Soru Serdar'dan gelince avını kapmaya hazır kaplan misali atlamıştı kankam. "İnşaat mühendisliği."
Onlar bölümünüz üzerinde teori yürütürken ben Rüya'ya döndüm. "Harbi liseli gibi mi görünüyoruz ya?"
Rüya'nın yüz ifadesinden başka bir alemde olduğunu anlayabiliyordum. Kulağıma doğru eğilip fısıldayarak konuştu. "Kanka ben Serdar'a inşaat mühendisliğini pembe panjurlu aşk yuvamızın temellerini atmak için okuduğumu söylesem düşer mi?"
Donuk bir ifadeyle ona baktım. "Frenin yok mu senin kızım?"
"Siz şimdi ciddi ciddi son sene okulu bıraktınız şimdi tekrardan mı hazırlanıyorsunuz?" Cüneyt'in sesini duyunca masaya odaklandım.
"Bölümde kalsak 10 senede bitirecektik biz bir de başka bölümlere bakalım dedik çıktık işte uzatmayın."
Sert tutumuma karşılık etkilenip etkilenmediğini anlamak için yüzüne bakıyordum. O ise gülmemek için kendini zor tutuyormuş gibi görünüyordu. Onlarla muhabbeti kesip aramızda konuşarak onların dedikodusunu yapıp yemek yemekle meşgul olduk. Garipti. Onlara alışıp alışmamak arasında kalmıştık sanki. Gerçi Rüya alışmayı geçmiş evlenmek istiyordu da neyse konumuz bu değil. Ara ara Serdar ile sohbete dalmış olan Cüneyt'i izliyordum ama gizlilik konusunda başarılı değildim. Tam döndüğü sırada kafamı başka yere çeviriyordum. Koray'da Rüya ve bana dahil olmuştu ve garip bir şekilde birlikte vakit geçirmek eğlenceli geliyordu. Bu adamlarla ne yapacağımızı bilmiyordum, onlar bu kadar mekanizma gibi birbirine uyumluyken bizim aykırılığımızla napacaktı onu da bilmiyordum. Ben bu akşam kalben de bu yola onlarla girmeyi göze almıştım, yanlışıyla doğrusuyla Cüneyt'in her dediğine inanmıştım. Bir hikayeye inanmıştım terasta, yaşanmış gerçek bir hikayeye inanmıştım ve istemeden de olsa bu hikayenin bir parçası olmuştuk. Kim bilir belki de yıllardır bulamadığımız benliklerimiz bile bu hikayenin içindeydi ve bulunmayı bekliyordu ve ben dedektifçilik oynamaya hazırdım.
***
"Onlar bordo bereliyse biz de bordo ojeliyiz kızım," Rüya bir yandan ojesini sürüyor diğer yandan kendi kendini gaza getiriyordu. Savaşa gidiyordu mübarek.
Onu destekleyen şeyler söylemeye karar verdim. "Bakarsın yıllardır aradığımız şeyi bu şekilde buluruz ve ne olmak istediğimize karar veririz."
Kafasını kaldırdı ve bana umutsuz bir bakış attı. "Bu kadar belanın içindeyken mi?"
"Neden olmasın? Ne kadar absürt olay varsa kendimizi bir anda o olayın ortasında buluyoruz. Bundan sonra olacak her şeye inanırım."
Bakışları yine hülyalı bir hal aldı. "Bu kadar belanın içinde aşık oldum daha ne olsun."
Tam da onun yapacağı türden bir şeydi zaten. Ben öyle değildim. Her bindiği toplu taşımada farklı birine aşık olan tiplerdendim ben. O da birkaç saniye falan...
Kafa dağıtmak amaçlı bayadır elime almadığım telefonumu aramaya koyuldum. Sosyal medya her zaman iyi gelirdi. Telefonumu hırkamın cebinde bulunca kapalı olduğunu farkettim ve şarja taktım. Telefonum kapanmıştı ve benim bundan haberim bile yoktu. Hiç bugünleri görebileceğime inanmazdım.
Telefonu açar açmaz şaşkınlıkla bakakaldım. "Rüya koş!"
Rüya karşı yataktan benim yatağıma depar atarak saniyesinde yanımdaydı. Bıraktığımız bölümün w******p grubundan çıkmamıştık ve tüm gelişmeleri öğrenip dedikodu kazanı kaynatıyorduk. Düşman tayfadan olan Simge evleniyordu. Hem de aynı sınıftan Hakan ile...
"Görüyor musun?" diye çığırdı Rüya. "Bu gerizekalı bile evleniyor biz daha ne okuyacağımıza karar vermedik."
Tam gruptaki mesajlarını gördüğümüz sırada grup dışı bir mesaj geldi. Simge'den... Davetiyesini yollamıştı ve anlaşılan savaş istiyordu. Saplığımızı yüzümüze vurmaktı bu. Yoksa düşmanını niye nispet yapar gibi düğününe çağırırsın ki?
"Bu düğüne gideceğiz Rüya." Sesim kararlı çıkmıştı.
"Ne vasıfla? Düğün pastası olarak mı?" Suratı asılmıştı. "Sap sap düşman düğününe gidelim bir de bizimle dalga geçsinler di mi?"
Yüzüme sinsi bir gülüş yerleştirip göz kırptım. "Yalnız gideceğimizi kim söyledi?"
Rüya ilk defa attığım bakıştan doğru bir sonuç elde etmiş olacak ki sevinçli bir nidada bulundu. "Sen şeytanın yeryüzündeki gölgesisin Şebnem! Gidip onlara; yakışıklı, karizmatik, olağanüstü çekici Serdar ve Cüneyt ile boy gösterelim."
Kahkaha attım. "Koray'da düğün şarkıcısı olur."
"Kızım varya bu ojeler işe yaradı, baksana kafamız çalışmaya başladı!" Dediği şeye karşılık olarak gülme krizine girebilirdim.
"Haklısın Rüya'm en azından sen de işe yaradığını gördük."
Şimdi yapmamız gereken tek şey çocukları ikna etmekti. Bunun için kahvaltıyı bekleyecektik.
"Sence kabul edecekler mi?"
"Kesinlikle kabul ederler."
***
"Hayatta olmaz!"
Biz onlara yavru kedi gibi bakarken cevapları netti.
"Ben gelmek isterim bacım." En azından biri yeşil ışık yakmıştı, diğerleri içinde umut vardı.
Serdar, Koray'ın ensesine sağlam bir şaplak attı. "Nereye gidiyorsun vasıfsız?"
Diğerleri için umut ölmüştü...
Duygularını sömürmekten başka çaremiz yoktu. "Biz sizin için katil kovalayalım, siz bizim için bir düğüne bile gelmeyin."
Serdar çarpık bir bakış attı Rüya'ya. "Damat olmadığım düğüne gitmek adetim değildir."
Rüya bundan etkilenmiş olacak ki kıkırdıyordu. Göz devirmekle yetindim. "Sadece 1 saat."
Sadece 1 saat demiştim ama onları ikna etmemiz 1 saat sürmüştü zaten. Sonunda ikna olduklarında mahçup bir gülüş attım. "Bir de bizim sevgililerimiz olacaksınız. Düşman düğününe yalnız gidemeyiz, boy göstermemiz lazım."
Önce bir şaşırsalar da bakışları bizi buna pişman edecekmiş gibi bir hal aldı. "Bize bu kadar meraklı olduğunuzu bilmiyorduk kızlar."
Cüneyt havalı bir şekilde arkasına yaslanırken bakışlarını gözlerime odaklamıştı. Serdar ise Rüya'ya. "Sana yavru ceylanım diyeceğim Rüya."
Hiç olmazsa birileri şimdiden moda girmeyi başarabilmişti. Güldüm. "Aaa tam da Rüya'nın sevdiği teller." Hemen ardından Cüneyt'e dönmüştüm. "Bana bak... sakın bu durumdan faydalanıp yanaşayım falan deme mahvederim seni."
Keyifli bir kahkaha attı. "Kızım teklif eden sensin niye beni mahvediyorsun?"
"Vay be, hiç bu kadar şerefsizliğe maruz kalmamıştım." Konuşan Koray'dı. Onu tamamen unutmuştuk.
"Koray küsme gel, sen de düğün sanatçısı olursun."
"Küsmedim geleceğim tabii ki, güzel kızlar varsa Koray her zaman vardır bacılar."
"Güzel kızların bundan haberi var mı la bebe?" Cüneyt bunu söylerken masasından kalkmıştı. "Ne zaman bu düğün?"
Sırıttım. "Yarın akşam İstanbul'da."
"Bunca şeyin arasında gidelim bakalım." Memnuniyetsiz bir ifade takınmıştı.
Ters bir bakış attım. "Gidelim tabii, azıcık yontarız belki sizi, şu ayılığınızı bir kenara bırakırsınız."
Cevap vermeden odaya yönelmişti. Rüya'ya döndüm. Daha ne giyeceğimizi bile belirlemiştik. Yanımızda düğünlük bir şeyde yoktu. Alışveriş farz olmuştu. "Kalk Rüya kalk, alışverişe gidelim."
Rüya tam o sırada elini çenesine yaslamış Serdar ile seyirlik değil ömürlük bakıştığı için beni duymuyordu. "Pijamayla gelirsin Rüya, ben gidiyorum."
Hemen ardımdan o da toparlanıp kalkmıştı. Elbiselerimizi aldıktan sonra rahat bir nefes alabilirdik. Düşman çatlatmaya gidecek, tüm kötü enerjiyi geride bırakacaktık... Aslında beden buna ihtiyaç duyduğumuzu düşününce biraz olsun içten içe acımıştım Rüya ile kendime. Hala hayatta bir dikiş tutturamamıştık ve eski sınıf arkadaşlarımıza mutlu olduğumuzu deli gibi göstermek istiyorduk. Oysaki bir tık acınası durumdaydık. Bir gece bir cinayet videosu gelmişti ve hiç tanımadığımız üç manyak adamla bir yola çıkmak zorunda kalmıştık. Üstelik çıktığımız yolda tutsaktan farkımız da yoktu.
Arabadayken Rüya'ya doğru eğilip diğerlerinin duyamayacağı şekilde "tüm bınlar bitince bir yolunu bulup eve gidelim demiştim ama hem kısık sesle konuşmamı çöp ederek ultra yüksek sesle cevap vermiş, hem de beni onaylamamıştı.
"Ne diyorsun Şebo kafayı yedin herhalde!" Arkadaşım tam anlamıyla ahmaklık yapıyordu.
Diğerlerinin meraklı bakışlarını göz ardı ederek Rüya'ya mesaj attım.
Şebnem: Rüyacım bebeğim kafayı mı yedin?
Rüya: sen yemişsin asıl nasıl döneceğiz eve?
Şebnem: bilmiyorum ama eninde sonunda eve dönmemiz lazım Rüya kankaaa... ne yapacağız olay çözülene kadar yalanlarımız başımıza patlar babalarımız mahveder bizi
Rüya: bunu bir de bu öküzlere anlatmak lazım
Oflayıp iç çekerek telefonu bir kenara bırakıp derin bir nefes aldım. Bu durumlar beni boğmaya başlıyordu.
"Neyin var?" dedi Cüneyt bana yan bir bakış atarak. Kısık sesle konuşmuştu. "Gidiyoruz düğüne... istediğiniz her şeyi yaptırıyorsunuz. Daha ne olsun?"
"Sadece bu değil. İçinde bulunduğumuz durum biraz ağır geliyor."
Tekrar aynı mimikle bana döndü. "Her ne olursa olsun sana şunun sözünü verebilirim. Bu kovalamaca boyunca kimse sizin tek bir kılınıza zarar veremeyecek."
Sesi kendinden emin bir şekilde güven veriyordu. "Teşekkür etmemi mi bekliyorsun. Bizi bu duruma siz attınız zaten."
"Biz değil güzellik şapşal Koray'ın işiydi ve düzeltecek başka hiçbir yol bulamıyoruz. Tek yapmamız gereken bu olay sürerken sizi güvende tutmaya çalışmak."
Ona bakarak başımı salladım ve gözlerimi yumdum. Bana güven veriyor olması sebepsizce hoşuma gidiyordu.