5. Bölüm

1948 Words
Kafama dayalı bir silahla tiyatro oyununda hadi olmadı herhangi bir aksiyon filminin dublör sahnesinde falan olmalıydım ama hayır... her şey net ve gerçekti. O tabancada gül yoktu. "Eşhedü-" Tam kelimeyi şehadet getirecektim ki kafama silah dayayan adam kolumdan tutup çekiştirdi. "Çekiştirmesene be, kelimeyi şehadet getiriyorum!" "O kızı!" Cüneyt'in sesi aniden yükselince ortamı bir sessizlik kapladı. "Hemen bırakıyorsun!" Kolumdan çekiştiren adama bağırıyordu. Birazdan bir kamera falan çıkacak, tüm bunlar şaka olacaktı büyük ihtimal çünkü böyle bir ortam gerçek olamazdı. Birbirlerine karşılıklı silah çekmişlerdi üstelik. Kolumdaki adam güldü. "Gel al." Bunu söylerken silahı daha çok bastırıyordu. "Abi bir dur ya, şeytan falan doldurur," dedim inleyerek. "Şeytana gerek yok, dolu zaten." "Şimdi bu kamera şakası değil mi?" Şaşkındım. "Vurayım seni, git bir öbür tarafı gör gel sen karar ver şaka olup olmadığına." "Bırakın lan arkadaşımı!" Rüya arkadan yürek yemiş edalarla çırpınıyordu ama ne fayda. Göz ucuyla ona baktığımda aynı durumda olduğunu gördüm. "Rüya dur." Serdar ona bakarak konuşurken sesi fazlasıyla sertti. Tüm bu saçma şeyler yaşanırken Cüneyt ile göz göze gelmiştik. Bakışlarında sınırına ulaşamadığım bir öfke vardı ve patlamaya hazır gibiydi. "Özür dilerim," dedim fısıldayarak. Bu onu bize karşı sakinleştirmeyecekti ama yine de yapmak istemiştim. Durumun ciddiyetini kavrayamamak benim hatamdı. "Şimdi!" diye bağırdı kolumu tutan adam. "Biz bu kızları alıp buradan çıkıyoruz ve peşimize takılmıyorsunuz. Sezdiğimiz an vururuz, ona göre." "İndirin silahları," diye gürledi Cüneyt ve Serdar'la Koray silahlarını indirdiler. Bu arada Koray'a silah bu kadar mı yakışmaz Allahım. El mahkum gitmemize izin vermeleri ponçik yüreğimi burkarken hala bunların bir oyun falan olmasını diliyordum. Tüm bunlar olurken bile gerçeklik uzak geliyordu. Zorla bir arabaya bindirildiğimizde arkama baktım. Cüneyt, bakışlarıyla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ve anlamsızca rahatlamış bir ifade takınmıştı. Onun rahatlayan yüz hatları benim de içimi rahatlatırken biliyordum, bir çözüm yolu vardı. *** "Ocağım sönmüş, nasıl beladır, bırakıp gittin, bu ne devrandır!" Yaklaşık bir saat sonra Rüya ile kapatıldığımız depoda bu vaziyette türkü söylüyorduk ve ilk defa bu kadar yanık çıkıyordu sesimiz. "Yalnız sırası değil ama bir şey diyeceğim," dedi Rüya. "Bu seslerimizle yayın açsaydık piyasanın anasını ağlatırdık." Kafa salladım. "Haklısın. Acı dolu yaşam öykümüze ağlamayan bir, layklamayan iki... kalpsizdir. Aksini iddia edenin de dalağı yoktur." Rüya tam cevap verecekken kapıdan büyükçe bir adam göründü. Bizi bağlayan itlerden biriydi. Elinde de paketler vardı. Rüya'nın gözleri parlamıştı. "Kanka bize yemek getirmişler." "Kesin artık sesinizi! Geldiğinizden beri 1 saniye susmadınız lan!" Adam sitemli bir şekilde bağırdığında ürkmemiştim. Şişko olduğundan mıdır nedir komik geliyordu. Sanki bir çatışma çıksa ilk o etkisiz hale gelecek gibi bir duruşu vardı. "Ne getirdin bize kanka?" Lakayt bir tavırla sorduğum soruya kaşlarını çatarak cevap verdi. "Yersen beyti, yemezsen mermi." Ciddi ciddi beyti kebabı getirmiş olamazdı herhalde ama getirmişti... kokuyordu yahu. Gözlerim parlarken beytiye yaklaştığımı ve Cüneyt'ten uzaklaştığımı hissettim. Rüya ile birbirimize mutlu bakışlar attık ve adamın ellerimizi çözmesi için doğrulduk. Tam olarak "Ya sen minnoş musun katilcik seni, sen bize beyti mi getirdin?" modundaydık. Cüneyt, Serdar, Koray üçlüsü hani olur da bizim için endişeleniyorlarsa falan şu halimizi görseler gözleri kanardı. Neyseki beytiyi seven tarafım ağır bastı da seçim yapmak zor olmadı. Rüya ile yemeğe yumulduğumuzda saatlerin verdiği açlıkla söyleniyordum. "Tereyağından niye kıstınız?" Adam bize ters bakışlar atıp odadan çıktığında Rüya ile sırıtarak birbirimize bakıyorduk. Sonra Rüya'nın sırıtışını saf bir ifade alınca çıkıştım. "Eğer benimle aynı şeyi düşünmüyorsan bana benimle aynı şeyi düşünüyormuş gibi bakma." "Bir şey düşünmüyorum ki Şebo, Serdar orda benim için endişelendiğinden beri kendimi onunla nikah masasında hayal etmekten başka bir şey düşünemiyorum." Derin bir nefes alıp yaradandan sabır diledim. "Rüya'm, can dostum... Eğer şu an düşünmezsen o nikah masası seninle birlikte mezara gömülecek, tehlikenin farkında mısın?" Hâlâ hülyalı bakıyordu. "Farkındayım farkındayım da gelinliğim nasıl güzel." Bu dediğiyle birlikte ondan ümidim kesilirken yemeği bırakıp köşeme çekildim. Sınavdan başka derdimiz yokken şimdi hayatta kalma mücadelesi veriyorduk, ne saçmalık ama! Hayatta kalma mücadelesi vermek isteseydim Survivor'a katılırdım, üstelik ünlü olmak garantili olurdu. "Rüya?" Sıkılmıştım ve Rüya'dan hiç ses çıkmıyordu. Kolonlardan birinin arkasına girmiş, sessizce oturuyordu. Bir süre gözlerimi kısarak ona baktım, cevap vermemişti. "Rüya napıyorsun?" Bir hıçkırık sesi geldi ve iç çeke çeke ağlama seslerini işittim. Yerimden kalkıp ona doğru depar attığımda sulu gözlerini bana çevirdi. "Her seferinde daha çok ağlıyorum, acım dinmiyor kanka!" "Noluyor Rüya?" Endişeyle yanında soluduğumda bana sarıldı ve daha çok ağlamaya başladı. "Adını Feriha Koydum'un final sahnesini izliyordum da yine kendimi tutamadım Şebo." Dediği şeyle birlikte beynim tüm işlevini kaybederken birkaç saniye düşünemedim. "Rüya sen de telefon mu var Allahın cezası!" Sesim yankılanınca bunu der demez ağzımı kapattım. "Evet Şebo bu lanet depoda sıkıntıdan ölse miydim?" O an ben bu gördüklerimi görmeseydim de ölseydim. "Ver şunu!" Tıslayarak elinden çektiğimde bir de almaya yeltendi utanmaz. "Daha bitmedi!" Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım ve w******p'a girdim. %3 şarjla hayata tutunmak bu olsa gerekti. Rehbere de sadece Serdar'ı kaydetmişti manyak. Serdar'ın adına bastığımda daha önceden mesajlaştıklarını gördüm ve Rüya'ya sinsi bir bakış attım. Saman altından Serdar öküzünü götürüyordu resmen. Şarj bitmeden hızlıca davranıp mevcut konumu Serdar'a attım ve hemen ardından bu işlemi yaparken tuttuğum nefesimi rahatça dışarı verdim. "Sanırım kurtulduk." Telefonunu elimden çekip ters bir bakış attı. "Bölüm bitmeden şarjımı bitirdin mutlu musun?" "Aşık olunca beynin bedeninden uzaklaşıyor, tehlikenin farkında mısın?" "Valla Şebo tehlike falan beni ilgilendirmiyor ben bir ömür beynim olmadan Serdar'ın kaslarına tutunabilirim." "Serdar'ın kaslarının bundan haberi var mı?" Göz devirmiştim. Telefonda konumu attıktan hemen sonra kapanmıştı mesajın iletilip iletilmediğinden bile emin değildim. Tam o sırada kapı yeniden açıldı ve şişko adamla birlikte bir adam daha içeri girdi. "Sizi pek iyi ağırlayamadık Hanımlar. Hazırlıksız yakaladınız bizi, kusurumuza bakmayın." Konuşan kişi restoranda kafama silah dayayan adamdı. Histerik bir gülüş attım. "Kafama silah dayadıktan sonra beyti getirmişsin ne fayda?" Dediğimle birlikte gülerken yüzü keyifli bir hal aldı. "Şu tanışma faslımızı baştan alalım o zaman." Hikayedeki kötü adam olduğunu düşünmesek yakışıklı diyebileceğimiz bir adamdı, uzun boyuyla uyumlu yapılı vücudu ve kemikli bir yüzü vardı. Siyah takım elbise giymişti ve kumralımsı yüzü tertemizdi. Tek kelimeyle jilet gibiydi. Benden ses çıkmayınca elini uzattı. "Ben Şeref." Histerik kahkahamın yerini işte şimdi keyifli bir kahkaha almıştı. "İsminin anlamını taşıyamayan nadir insanlardansınız zannımca." Gülen suratı asılırken öfkelenmişti. "Size fazla iyi davrandık anlaşılan." Arkasındaki adama döndü. "Gece deponun ışıklarını kapatın." Pes etmeyecektim. "5 yaşında çocuk değiliz karanlıktan korkalım." Yüzüne sinsi bir ifade yerleştirdi. "Depoya fare atın." Rüya ile karşılıklı kim daha çok dehşete düştü yarışı yaparken güldü. "Şaka şaka." Ruh hastası gibi bir tavrı vardı anlam verememiştim. Depodan çıktıklarında Rüya'ya döndüm. "Umarım bir an önce buradan kurtuluruz." "Serdar'ım, beyaz atlı prensim... Gel ve beni bu korkunç kuleden kurtar." Ensesine hafifçe vurarak onu gerçek hayata döndürdüm. "Yok canım sen Adını Feriha Koydum izlemeye devam et, aklına hiç Serdar'a yardım çağrısı atmak gelmesin, sonrada masalsı bir edayla Serdar gel beni kurtar de." Duraksadım. "Ayrıca bence Cüneyt daha güçlü. Serdar beyaz atlı prens ise Cüneyt Herkül, Koray'da... Ankaralı Namık." Gariptir ki başta kaçtığımız adamların şimdi bizi kurtarmasını bekliyorduk. Her şeyi bildiğimiz için bizi bu adamların elinde bırakmayı tercih edip bizden kurtulabilirlerdi, hatta şu an belki de öyle yapıyorlardı. Hayatlarımızda biraz renk istediğimiz doğruydu fakat yine bize yakışanı yapmış, bunun da dozunu ayarlayamamıştık. *** Saatler geçtikte çaresizliğim katlanırken aklıma gelen düşüncelerle buradan asla kurtulamayacağımız izlenimine kapılmıştım. Kim bilir belki de iskeletimizi bulacaklardı. Canlı yayından hatırladığım kadarıyla Serdar teknoloji özürlüydü ve kullanıcı adını değiştiremiyordu. Böylesine teknoloji özürlü bir insana atılan w******p mesajı ortalama ne kadar sürede iletildi olurdu acaba? Hale bak! matematik kitabı açıp yaş problemi çözeceğim yaşta neler çözmeye çalışıyordum. "Sence Serdar mesajı görmüş müdür?" Rüya başını dizlerine yaslamış benden daha ümitsiz görünüyordu. "Hep geç yazıyordu. Geç yazmasının hesabını sorduğumda da mesajı çok sonra farkettiğini söylüyordu. Büyük ihtimal bildirimleri kapalıydı." "Harika! Rehberine bir kişiyi kaydetmişsin o da aralarında teknoloji özürlü olan ne şans ama!" "Ve en kaslı olan." Rüya'nın kas fetişi tavrına çıkışacakken dışarıdan gelen gürültüyle yerimden doğruldum. Kapıya gidip sesleri dinlemeye çalıştık. "Fonda Ömer Faruk Bostan çalacaktı, ben bu adamların içinden geçerdim herkes ayık olsun." İlk defa duyduğumuz şiveli sesin hayal olmasından korktum. Bu Koray'ın sesiydi. "Geldiler." Sevinçle birbirimize sarıldığımız sırada deponun kapısı açıldı ve önce cellatımız sonra kahramanımız olan üçlü içeri girdi. "Özlediniz mi bizi?" Koray sırıtarak bunu sorduğunda kahkaha attım. "Şeref yoksunu Şeref'ten sonra mı?" "Ooo tanışmışsınız şerefsizle," dedi Serdar. O sırada gözü Rüya'yı buldu. Onlar kapıda biz içeride saçma sapan bir donuklukla birbirimize bakıyorduk. Sessizliği bozan ben oldum. "Bizi kurtardığınız için size sarılmamızı bekliyorsanız yanılıyorsunuz." "Beklemiyoruz." Cüneyt'in yerin dibine sokan ses tonuyla bozulmuştum. "Kendinize gelip çıkmanızı bekliyoruz." Göz devirerek üstümü başımı düzelttim ve hışımlı bir tavırla yanlarından geçtim. "Gidelim." O sıra içimden sevinçle Cüneyt'in boynuna atlamak gelmişti ama buna engel olacak iradeye sahiptim. Ama Rüya değildi. O yüzden geri dönüp kolundan çekiştirerek boş bulunup Serdar'a sarılmasına engel oldum. Kurtulmuştuk önemli olan buydu. Arabaya gittiğimizde Rüya, Koray ve ben arkaya bindik. "Bir an önce otele gidip şu pis kokudan kurtulalım." "Siz bir kendinize gelin, ifadenizi alacağız," dedi Cüneyt. Gözlerimi kırpıştırarak gerçek hayata dönmeye çalıştım. "Ne alaka?" "Bizi takip etmeseydiniz bunların hiçbiri başımıza gelmeyecekti. Artık sizden haberleri var ve bizi bununla vurmaya çalışacaklar. Başımıza açtığınız işlere bakın." "Ha yani sizin adam vurmanızla bir alakası yok tüm bunların? Bize o videoyu atmanızla bir alakası yok öyle mi?" "Haklısın bacım," dedi Koray. "Koray!" Serdar ve Cüneyt'in sesi yükseldiğinde Koray tekrardan köşeye sinmişti. "Bize artık bir açıklama yapmak zorundasınız." Kendimden emin bir şekilde konuşurken aynadan Cüneyt ile göz göze geldim ve bakışlarımı kaçırmadan gözlerine diktim. "Sizinle bu yolda berabersek her şeyi bilmemiz gerekiyor." Net tavrıma karşı konuşan Cüneyt oldu. "Tamam," derken bakışlarını kaçırmamıştı. Bu kadar çabuk ikna olmasını da beklemiyordum ama artık şu hikayeyi baştan sona dinlemek istiyordum. Neye yataklık yaptığımız kendi bakış açımızda açık ve netti ama kamera arkasını bilmiyorduk. Sırların sınırlarını zorlamanın vakti gelmişti. Ya da sabrın sınırını... *** Otele geçer geçmez Rüya'ya fırsat vermeden duşa girmiş, güzelce temizlendikten sonra temiz kıyafetlerimi giyip yatağın içine kurulmuştum. Netflix, battaniye, ben hayal olan buydu. Gerçek olan ise üçlü, sırlar, bizdik. Bildirim sesi düşüncelerimle paralel şekilde hareket ediyordu sanki. Cüneyt mesaj atmıştı. Cüneyt: Dinlendikten sonra çatıdaki terasta bekliyor olacağım. Yalnız gel. Tüm bu sır zırvalığından bahsederken bu konuşmaları toplu yapacağımızı düşünmüştüm ve Cüneyt'in yalnız çağırmasına şaşırmıştım. Cevap vermeden kalktım ve nemli saçlarımı kuruttuktan sonra kabarıklığına umutsuz bakışlar attım. Hırkamı da aldıktan sonra dediği gibi terasa çıktım. Yalnız başına oturmuş şehri izliyordu. "Beni burdan itip bir şahitten kurtulmayı hedeflemiyorsundur umarım." "Henüz değil." Bakışlarını bana çevirdiğinde güldü. "Saçlarının ilginç bir kabarıklığı var." "Annem Afrikalıymış." İnanmayıp kötü bir espri olduğunu düşünmesinden korkarak keşke söylemeseydim izlenimine kapılmış, bu düşüncenin tereddütünde kalarak yanındaki sandalyeye oturmuştum. Sorgulamamasına şaşıracaktım ki cevabı gecikmedi. "Biliyorum." Tabii ya araştırmıştı. Göz devirdim. "Bunları konuşmak için gelmedim buraya, değil mi?" "Can sıkan mevzulardan biraz olsun uzaklaşmak istedim sadece." Tek kaşımı kaldırarak şüpheli bir bakış attım. "Ve bana yaklaştın öyle mi?" Gözlerini kısarak garip bir bakış attı. "Beyaz ten tercihimdir." Verdiği cevapla birlikte bozulurken belli etmemeye çalıştım ve aksine daha çok çıkıştım. "Benim tenimi tercihlerin arasına sunduğumu hatırlamıyorum." "Az önce sana yaklaştığımı ima ettin." O da benim takındığım şüpheli ifadeyi takınarak cevap vermişti. "Ve sen de nikah tarihi mi aldın?" Ne kadar saçlamadığım umrumda değildi. Çarpık bir gülüş attı. "Aksine seni buraya yalnız çağırdığım için eminim ki son aramalarında gelinlik modelleri vardır." Dediğiyle birlikte daha da öfkelendim ve tam çıkışacakken sakince vereceğim cevabı yuttum. Onun yerine sinir bozucu bir gülümsemeyle telefonumu eline uzattım. Son aramamda Robert Pattinson vardı. Banyoya girmeden önce birkaç habere bakıp telefonu bırakmıştım. Robert gibi bir yarı tanrıyı gördükten sonra eminim ki bozulup benimle atışmayı bırakacaktı. Telefonu şaşkın bir ifadeyle eline aldığında birkaç saniye sonra sağlam bir kahkaha attı. Telefonu hışımla elinden çektiğimde neye uğradığımı şaşırdım. "2019 gelinlik modelleri mi? Yemin ederim bunu ben aratmadım." "Allah cezanı versin Rüya!" Dişlerimi sıkıyordum. Ben banyoya girdikten sonra telefonumu kullanmış olmalıydı başka bir açıklaması yoktu bu rezilliğin. Mahvolmuştum. Sakinleşmeye çalışarak ona döndüğümde hala gülüyordu. Ne güzel gülüyordu ama... konumuz bu değil Şebnem kendine gel! "Tamam ufaklık, seni daha fazla utandırmayacağım." Toparlanmıştım. "Artık asıl konuya geçelim." Bakışları beni bulduğunda devam ettim. "En başından anlat."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD