Otele vardığımızda tam da dedikleri gibi bizi yerleştirip ortadan kaybolmuşlardı. Odada derin düşüncelerimle volta atarken Rüya susmayarak kafamdaki deli sorulara olta atıyordu.
"Şebo kanka bunlar bizi ne sanıyorlar. Getirdiler Allahın unuttuğu yerdeki bir otele.. etkisiz eleman sıfır muamelesi yapıyorlar abi. Otelde oturmak için mi atıldık biz bu maceraya? Bu yüzden mi alakamız olmayan bir cinayete şahit olduk?"
Kafamı kaldırdım ve ters bakışlarımla onu susturdum. "Gaza yüklenme Rüya, benzin bitti. Sanki macera arıyorduk!"
Bunu söylememle birlikte birbirimize döndük ve aynı şeyi düşündüğümüzü belli eden saçma sapan bakışlar atmaya başladık. "Evet," dedim elimi çeneme yerleştirirken.
"Macera arıyorduk." Rüya devam etmişti.
"Ve şimdi," diye mırıldandım. "Bu işi çözeceğiz ve çözdükten sonra ünlü olacağız. Müge Anlı nasıl buluyor? Biz de buluruz, neyimiz eksik o karıdan."
"CIA, FBI ne varsa sollar geçeriz Şebo! Yürü be!"
"Dostum senin tek sorunun gaza fazla yüklenmen. Düşünüyorum da bazen fren yerine de gaza basıyorsun."
"O zaman sen bas gaza aşkım bas gaza yani Şebo, geç kalacağız kızım hadi." Ayaklanmıştı.
Tam kapıya yönelmiştik ki durmamla bana toslaması bir oldu. "Bunlar bizi böyle tanırlar."
"Haklısın Şebo," dedi Rüya profesörlerin üzerinde uğraştığı bir türev sorusunu çözmüşüm gibi.
"Ee napıcaz?" Çaresizce bana bakıyordu.
Valizime ufak bir bakış attım ve Rüya'ya yatağın üstündeki valizlerimizi işaret ettim. Beş dakika sonra kafamıza eşarp şeklinde bağladığımız bandanalarımız ve bulutlu havaya rağmen taktığımız güneş gözlüklerimizle absürt bir görüntü sergiliyorduk.
"Yakalanırsak güneş gözlüklerinden yakalanırız... yoksa sanmam yani baya farklıyız," dedim aynadaki görüntümüzü incelerken. Moral olsun diye söylüyordum. Hem onlar olayın derdinden bizi görseler bile dikkat etmezlerdi.
"Hadi çıkalım!" Rüya benden daha sabırsızdı.
***
Dikkat etmezler diyordum ya hani... Sözümü ebediyen geri alıyorum.
"Aa bunlar bizimkiler değil mi?" Koray'ın sesi otelin lobisinde yankılanırken akıllıca davrandık. Cüneyt ve Serdar bize doğru dönmeden önce biz köşeyi dönmüştük. Saklandığımız yerden onlara bakmaya çalışıyordum. Serdar kolunu Koray'ın omzuna attı. "Herkesi onlar sanman doğal kardeşim. Psikolojimizi bozdular."
"Kardeşim değil, gardaşım diyeceksin arkadaş!"
"Asıl siz bizim psikolojimizi bozdunuz," diye fısıldadım. Sinir olmuştum. "Rüya!" Arkamı dönüp Rüya'ya seslendiğimde onu Serdar'a hülyalı bakışlar atarken yaklamayı beklemiyordum tabii.
"Aşık olmadın inşallah." Terslenmiştim.
Hemen toparlayıp bana döndü. Biz kendi aramızda bakışırken dışarı çıkmışlardı. Sinsi adımlarla peşlerine düştük. Arabaya bindiklerinde otelin önündeki taksiye atlatıp takip etmesini söylemiştik bile.
"Şebnem!" Diye bağırdı Rüya.
"Noldu?"
Çalan telefonunu eli titrer vaziyette bana uzattı. "Babam arıyor!"
"Açsana."
"Görüntülü arıyor!"
Gözlerim kocaman açılırken birbirimize baktık.
"Abi çek sağa! Çek çek çek!"
Taksiyi durdurmamız, kendimizi çimlerin üzerine atmamız ve çantamızdaki test kitaplarını çıkarmamız bir olmuştu. Bu bir denemeydi ve aramayı açmazsak eğer peşimize düşerlerdi.
Hemen kitapları önümüze alıp aramayı yanıtladık.
"Nasılsınız kızlar?" dedi Ünal amca. Yanında babamda vardı. Suratımızdaki gülümseme solmaksızın cevap verdik.
"İyiyiz, açık havada ders çalışalım dedik." Hemen ardından kitapları göstermiştik.
"Kızım o korna sesleri ne öyle? Rahatsız olmuyor musunuz?" Soru babamdan gelmişti.
Bize zor sorular getireceklerdi. Tıpkı babam gibi. Yılmayacaktık. Çalışmadığımız yerden geldiğinde bile bir cevabımız olacaktı.
"Hayvan sesi baba o." Böyle bir cevap dahi olsa...
"Evet," diye devam etti Rüya. "Doğayla iç içe olacağımızı söylemiştik."
"İyi bakalım," dedi Ünal Amca.
"Ben sizi sık sık kontrol edeceğim. Kendinize iyi bakın kızlar."
Bu korkumuzun sebebi babamdan değil ama Ünal Amca'dan ölesiye çekinmemizdi. Babama her türlü bir açıklama yapar, işin içinden sıyrılırdık ama Ünal Amca avukat adamdı. Üstelik mesleğine aşıktı. Her şeyi didikler, doğrusunu eğrisini bilirdi. Üstelik o üç kafadarın cinayet davasına da Ünal Amca'nın bakıyor olması bizi iyice tedirgin ediyordu.
"Umarım baban katilleri bulayım derken ipin ucunda bizi görmez Rüya."
"Amin kanka."
Derin bir nefes alırken jeton yeni düşmüştü. Babamlara ders çalışıyoruz imajı verelim derken arabayı kaçırmıştık.
"Kaçtı, adamlar kaçtı!"
Hep üst üste gelmek zorundaydı sanki. Ne vardı da gelir gelmez aradın Ünal Amca.
"Rüya," dedim oflayarak.
Rüya o an başka bir alemdeydi. Suratındaki haşin ifadeden çözebilmiştim bunu. "Şebo bunlar bizi dava ayağına uyutup karıya kıza gitmiş olmasınlar."
"Of Rüya of!" Ellerimi semaya açtım. "Allahım! Beni bu dertlerle sınarken yanıma tam akıllı bir arkadaş verseydin keşke yarabbim! Ben bu yarım akıllıyla yarı yolda kalırım. Arabam dizel değil ki dayanayım..." Oturduğum yerde küçük çocuklar gibi ağlamak istiyordum. Sinirlerim bozulmuştu.
Rüya ise dediklerimi takmadan bir anda ayaklanmıştı. "Oradalar!"
Eliyle karşı caddedeki bir restoranı işaret ediyordu. Hemen ayaklanıp Rüya'nın alnından öptüm. Bir yandan göğe bakıyordum. "Beni duydun. Teşekkür ederim Allahım."
"Öyle bir ilahi vardı kanka, neydi?"
Rüya yine farklı bir aleme girince kolundan tutup çekiştirdim. "Yürü hadi, yine kaçırmayalım."
Sinsi adımlarla ilerleyip restorana ilerlediğimizde çok dikkatli olmalıydık. En ufak bir hatada enselelerdi bizi. "Bu hainler bizi aç susuz otele atıp yemek yemeğe gelmiş olmasınlar Şebo," dedi Rüya. Bunu söylerken ki ifadesi hayatının en büyük kazığını yemiş gibiydi.
Kafamızı restorandan içeri uzatınca uç köşedeki bir masada oturup menüye baktıklarını gördüğünde yüzündeki hayal kırıklığı genişledi. "Vatan hainleri! 155'i arıyorum ben kanka." Rüya iyice havaya girmişti.
Hemen ardından laiklik elden gidiyeh, irtica geliyeh diyecek diye çok korktum ama neyseki o kadar ilerlemedi.
"Saçmalama kızım. 155'i ararsan bunlara yataklıktan kaç yıl yeriz haberin var mı?"
Biz kendi aramızda sinsi adımlar atarken o hiç sevmediğim garson özelliklerini oluşturan biri bize doğru yanaşmıştı. "Buyrun efendim, nereye geçmek istersiniz?"
Bu tipleri çok iyi bilirsiniz. Mekana adımınızı atmadan sizi çeker, herhangi bir masaya oturtur, siz daha menünün kapağını açmadan sipariş almaya gelirler. Sonra ise ne mi olur? Siparişini verdiğiniz şeyi yarılamışken gelirler ve son darbeyi vururlar. Tabağa bakarken ağızlarından naif bir soru çıkar. "Devam ediyor musunuz efendim?"
Devam edeceğiniz halde utanarak "hayır" dersiniz ve tabağın gidişini izlersiniz...
Garsona ters bakışlar attım ve elimle bizimkileri işaret ettim. "O masanın görüş açısına girmeyen bir yer istiyoruz."
Normal bir şey istemişiz gibi onu takip etmemizi istedi ve bizi görmeyecekleri bir masaya getirdi. Biz onları büyük kolonun arkasından görebiliyorduk. Menüyü önümüze bırakıp gittiğinde saniye geçmeden geri gelmişti. Ya da hiç gitmemişti bilmiyorum.
"Mantarlı tavuklu penne," dedi Rüya.
Ben garsona bakmadan karşı masaya odaklıydım. "Siz efendim?"
Kafamı anlık olarak kaldırıp cevap verdim. "Bana bir çay."
Adam garipsemiş gibi bir bakış atıp not aldı. Kafamı tekrar kaldırdım. "Yanına da bir dilim limon."
Tekrar karşı masaya odaklanmıştım çünkü hareketlenmişlerdi. Bir adam gelmişti ama sıkıntılı biri olduğu uzaktan bile belli oluyordu. Cüneyt ile aralarında tatsız bir bakışma geçti. Adam özgüveni tam bir şekilde masaya oturup mekan onunmuş tarzı bir rahatlıkla hareket ediyordu.
Bir süre hararetli bir şekilde bir şeyler tartıştılar.
Rüya yemeğine gömülmüş asıl olayı unutmuştu bile. "Rüya," dedim bakışlarımı ayırmadan.
"Orada iyi şeyler olmuyor."
Serdar elini masaya vurup ayağa kalkmıştı. Cüneyt'de aynı şekilde delirmiş gibiydi ama daha sakin duruyordu. Rüya'da sonunda dikkatini onlara verdiğinde orda garip bir şeyler oluyordu çünkü o rahat adam ayaklanıp bizim tarafı işaret etmişti. Cüneyt ve Koray'da aniden ayaklanınca neye uğradığımızı şaşırdık.
Çünkü o dördü bize bakarken ne ara arkamıza geçtiğini anlamadığımız iki adam başımıza silah dayamıştı. Rüya ani bir çığlık atarken kitlenmiş şekilde o üçüne bakıyordum. Fena batmıştık.