Hastaneden çıktığımda hava kararmıştı. Soğuk rüzgâr yüzüme çarptığında, içimdeki yorgunluk daha da ağırlaştı. Uzun zamandır bu kadar bitkin hissetmemiştim. Bir taksiye atlayıp otele doğru yola koyuldum. Camdan dışarıyı izlerken, şehir ışıkları bulanık siluetler gibi akıp gidiyordu. Düşüncelerim darmadağındı. Demir'in son bakışı, söyledikleri ve söylemedikleri zihnimde dönüp duruyordu. Otele vardığımda, resepsiyondaki görevli beni selamladı ama sadece başımı hafifçe sallamakla yetindim. Şu an kimseyle konuşacak gücüm yoktu. Oda kartını alıp asansöre bindim. Kapılar ağır bir ding sesiyle açıldığında, uzun koridora adım attım. Her şey sessizdi. Çok sessiz. Ayak seslerim halıya gömülüyordu ama yine de bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordum. Odaya girdim. Kapıyı kapatır kapatmaz sırtımı

