Orman Yolu
Aden gözlerini güçlükle açmaya çalıştı, baş ağrısı buna izin vermek istemiyor gibiydi. Gördüğü ilk şey karanlık ve yıldızlarla dolu gökyüzüydü. Bir kaç dakika boyunca öylece bakakaldı. Üzerinden ılık meltemler esip geçti. Kendine gelmeye çalışıyordu ama zihni bomboştu. Nerede olduğunu anlamak için başını yavaşça önce sağına sonra da sol tarafına çevirip baktı. Sağ tarafında uçsuz bucaksız bir sahil uzanıyordu. Dalgaların sesini ancak o zaman farkedebildi. Bir sahilde boylu boyunca yatıyordu. Sol tarafındaysa 20-30 metre ileride uzun ve sık ağaçlarıyla karanlık bir orman vardı. Buraya nasıl gelmişti? Ona ne olmuştu? Ve asıl soru o kimdi?
Aden hiçbir şey hatırlamıyordu. Hafifçe doğrulmaya çalıştı ve bir şok daha yaşadı. Üzerinde hiçbir şey yoktu, çırılçıplaktı. Neden çıplak olduğunu da hatırlamıyordu. Buna rağmen üşüdüğünü hissetmiyordu. Muhtemelen yaz aylarıydı, havanın soğuk olmamasına şükretti. Yavaşça ayağa kalktı, etrafı kontrol etti. Arkasını döndüğünde uzakta karanlık ormanın devam ettiğini gördü fakat hiç hareket yoktu. Denizin ve cırcır böceklerinin sesinden başka ses de yoktu. Sol taraftan ormana girmeye karar verdi. Açık sahilde gidilecek başka bir rota göremiyordu. Ormana doğru ilerledi. Sahilin ormandan ayrıldığı noktada durdu ve bunun tehlikeli olabileceğini düşündü. Etrafına bakındı ancak kendini savunmak için eline alacak bir şey göremedi. Sonunda tedirgin adımlarla ilerlemeye devam etti. Ayın ışığı uzun ağaçların yaprakları arasından süzülerek yolunu az da olsa aydınlatmasaydı bir adım dahi ilerleyemezdi. Bir kaç yüz metre sonra olduğu yerde durdu. Bir şey duyduğundan emin olmaya çalışırken önündeki ağaçtan sarkan yemyeşil yapraklarla dolu kalın sarmaşığı farketti. Çok güzel ve gizemli görünüyordu. Sağ elini kaldırıp sarmaşığı tuttuğu anda keskin bir acıyla elini geri çekti. Sarmaşık hızla savrularak ortadan kayboldu. Sanki hiç var olmamıştı. Elini açıp baktığındaysa parmaklarından avucunun içine toplanan parlak yeşil bir sıvı gördü. Ninja yıldızına benzeyen yeşil bir sembol oluştu ve aynı hızla kayboldu. Gördüklerinin gerçek olduğundan emin değildi ve aniden hiçbir acı hissetmediğini farketti. Belki de halüsinasyon görmüştü. Korkuyla koşmaya başladı. Ayaklarına batan taşlara ve dallara aldırış etmiyordu. Durmadan koşuyordu ve sonunda ağaçların son bulduğu çimenlerle kaplı bir alana ulaştığında durdu. Etrafına bakındı. "Lanet olsun neredeyim ben böyle?" diye düşünüyordu. İleride belli belirsiz cılız bir ışık gördü. O yöne doğru ilerledi. Yardım isteyecek birilerini bulabilirdi.
Aden ilerledi ve odunlardan yapılmış bir kulübeye ulaştı. Ufak camın perdesindeki aralıktan sarı bir ışık yansıyordu. Yaklaşıp kapıyı çaldı. Ancak içerden hiç ses gelmiyordu. Bir kez daha denedi ve cevap alamayınca kapıyı itti. Ahşap kapı gıcırdayarak açıldı. Duvardaki gaz lambasının aydınlattığı odada kimse yoktu. Sol köşede odunlardan yapılmış, üzerinde yıpranmış mavi yorganıyla küçük bir yatak, ayak ucunda iki kişilik ahşap bir masa vardı. Sağ taraftaysa yanmayan bir odun sobası ve hemen yanında kapısı olmayan bir oda daha vardı. Aden kafasını uzatıp baktı. Burası küçücük bir mutfak alanıydı. Eski odun tezgah ve üzerindeki iki üç parça kap kacaktan başka bir şey yoktu. Burası geceyi dışarıda geçirmekten daha iyi bir seçenekti. Burada kalacaktı, ev sahibi gelirse durumunu açıklayabileceğini düşündü. Yiyecek birşeyler bulmak konusunda şanslı olmasa da yatıp dinlenmek üzere yatağa girdi. Saniyeler içinde uykuya teslim olmuştu.
Sabahın ilk ışıkları ufak pencerelerden içeri sızıyordu. Aden sağ elindeki sızlamayla gözünü açtı ve eline baktı yine aynı sembolü görmüştü. Gördüğü anda yok oldu. Demek gece olanlar gerçekti. Nerede olduğunu hatırlayarak yataktan kalktı. Kendini daha dinç hissediyordu, deliksiz bir uyku çekmişti. O uyurken ev sahibi gelmemiş olmalıydı. Küçük kulübenin içine göz gezdirdi. O sırada köşede gece gözünden kaçmış olabileceğini düşündüğü bir sandık gördü. Başkalarının eşyalarını karıştırmaktan hoşlanmasa da bulabileceği herşeye ihtiyacı vardı. Gidip sandığın kapağını kaldırdı ve içine baktı. Sandığın içinde bir kaç eski kitap, pirinçten bir anahtar, sararmış bir bohça içinde bir kaç giysi ve en altta mühürlü bir mektup vardı. Mektubu eline alıp arkasını çevirdi. Bilmediği bir alfabe ile yazılmış farklı dilde yazılar olduğunu gördü. Mührü bozup mektubu açtı, içinden büyük bir kağıt çıktı. Bir haritaya benziyordu fakat nerenin haritasıydı?
Bunu yanına almaya karar verdi. Bohçayı açıp içinden üzerine olmasını umduğu kıyafetleri çıkarıp giydi. Ev sahibi anlaşılan kısa boylu bir adamdı. Eşyalar kısa gelse de çıplak olmaktan iyiydi. Pirinç anahtarı ve mektubu cebine koydu. Artık kulübeden ayrılmalıydı. Yiyecek birşeyler ve daha da önemlisi herşeyin cevabını bulmalıydı. Kapıyı açtı ve taze yaz havasının güneşli sabahına adım attı.
Ne yöne gideceğini bilmiyordu ama geldiği yönün tam tersine ilerlemeye karar verdi ve sağ taraftan tekrar ormana daldı. Tahmin edemediği bir süre kadar yürüdükten sonra artık açlıktan ve susuzluktan iyice bitkin hale gelmişti. Güneş tam tepedeydi ve hava oldukça ısınmıştı. Bir ağacın gölgesinde durup dinlenmeye karar verdi. Ağacın dibine oturdu, tam o sırada tepesinde ağaç dalları hışırdadı. Başını kaldırıp baktığında sese neden olan şeyin bir sincap olduğunu gördü. Sevimli hayvan ona bakıyordu. Kafasında onu yiyip yiyemeyeceğine dair bir fikir oluşmuştu. Yavaş hareketlerle ayağa kalktı. Hayvan hala olduğu yerde ona bakıyordu. Ağaca doğru elini uzattı ve o esnada ağacın yapraklarla dolu dalları şiddetli bir şekilde sarsılmaya ve yere doğru eğilmeye başladı. Bu sarsıntı ve ses yüzünden korkan sincap kaçabildiği kadar uzağa kaçtı. Aden elini bir sızlamayla hemen geri çekti. Ağaç şimdi hiçbir şey olmamış gibi eski haliyle olduğu yerde duruyordu. Kıpırdamıyordu bile. Bu da neydi böyle? Bunu Aden mı yapmıştı? Sağ eli yine sızlıyordu. Olup bitene anlam veremiyordu. Sarmaşığa dokunduğu andan beri garip şeyler oluyordu.
Başka çaresi yoktu ve ilerlemeye devam etti..