Aden uzun ağaçların arasından yürümeye devam ediyordu. Belki bir saat daha yürümüştü ki ağaçların oval bir şekilde çevrelenerek açıkta bıraktığı bir alana geldi. Burası uzun otlar ve çalılarla doluydu. Yaklaştıkça üzerlerindeki kırmızı, mor meyveleri farketti. Tereddüt etse de çok aç olduğu için parlak renkli meyvelerden koparıp ağzına atmaya başladı. Meyveler çok lezzetliydi ama bir avuç yedikten sonra hafif bir baş dönmesi hissetti. Bir anlığına gözleri kapandı ve şimdi karanlıkta yolunu bulmaya çalıştığı bir yerdeydi. Çok fazla gürültü ve basınç vardı. Hiçbir şey göremiyordu ama yer sarsılıyor gibiydi. Bir anda çakan şimşek ortalığı biraz aydınlattı. Bir avludaydı ve üzerindeki kıyafetlerin tamamen farklı olduğunu gördü. Sırtında bir tüfek taşıyordu. İnsanların bağırdığını duydu ama ne söyledikleri anlaşılmıyordu. Neler olduğuna anlam veremeden birden gözlerini açtı. Meyve çalılarının yanında yerde yatıyordu. Hava hala aydınlık ve güneşliydi. Yere düştüğü anı hatırlamıyordu. Meyveler ona bir şey yapmış olmalıydı. Belki de yaşadığı için şanslı olduğunu düşünerek ayağa kalktı. Gördükleri bir rüya mıydı yoksa bilinçaltından gelen bir mesaj mı bilemiyordu. Etrafı ve üstünü başını kontrol etti. Eli cebindeki anahtara ve mektuba dokununca aklına bu haritaya bakmak geldi. Yol gösteren bir işaret bulma ümidiyle mektubu cebinden çıkarıp haritayı açtı. Yazıların yazıldığı dili bilmediği için gördükleriyle yetinmek zorundaydı. Anlam vermek zordu ama haritanın sol alt köşesinde gördüğü bir sembolü incelemeye başladı. Bu ormanın haritası olabilirdi. Bir ağacın yakınlarında üzerinde semboller olan bir taş gördü. Eğer bu taşı bulursa haritayı takip edip yolunu da bulabilirdi. Güneşin konumuna bakarak kuzeye doğru yönelmeye karar verdi. Haritayı katlayıp cebine koydu. Meyvelerden bir avuç daha toplayıp diğer cebine koyduktan sonra yola koyuldu.
Ağaçlara yaklaşıp ormana daldı. 300 metre ileride iki ağacın arasındaki uzun otlar adeta bir kapı gibi yolunu kapatıyordu. Otları aralayıp geçmek için elini uzattığı anda otlar daha dokunmadan iki yana ayrılıp Aden'a yolu açtılar. Aden şaşkınlık içerisinde buradan geçti ve otlar eski haline döndü. Az önce yaşanan şey gerçek miydi? Belki de meyvelerin etkilerinden biriydi.
Dönüp tekrar aynı otlara dokunmak için elini kaldırdığında otlar tamamen geri yattı. Neler olduğunu anlamayan Aden şaşkınlık ve korku içerisindeydi. Oradan hızla uzaklaştı.
Biraz ileride durdu. Nefes nefese kalmıştı. Onu kovalayan bir şey de yoktu zaten. Güneş batmak üzereydi. Geceyi geçirecek bir yer de bulamamıştı. Birden elini yasladığı ağaç titreyip çatırdamaya başlamıştı. Lanet olsun yine oluyordu..
Bu kez elini yavaşça geri çekti ve ağaç sakinleşti. Sol elini ağaca yasladı fakat herhangi bir hareket yoktu. Tekrar sağ elini kaldırdı ağaca yaklaştırmaya başladığı anda ağaç titremeye başladı. Elini indirdi ve ağaç sakinleşti. Aden bunun o sarmaşıkla bir ilgisi olabileceğini düşündü. Aklına daha mantıklı bir şey gelmiyordu. Peki bu bir lütuf muydu yoksa bir lanet mi? Nasıl kontrol edilirdi? Bütün bunların cevabını daha sonraya erteledi ve taşı bulmak için yoluna devam etti.
Kuzeye doğru bir saat kadar daha ilerledikten sonra geceyi geçirmek için durup bir ağacın altında oturdu. Sırtını ağaca yasladı ve ne yapacağını düşünmeye başladı. Bu belirsizlik canını sıkıyordu. Herkes gibi onun da bir yerlerde bir ailesi olmalıydı. Bu insanlar kimdi, acaba onu arıyorlar mıydı? Düşüncelere dalıp giderken uyuyakalmıştı.
Gözlerini açtı. Sert bir zeminde sırtüstü yatıyordu. Gökyüzü karanlıktı, tek bir yıldız bile parlamıyordu. Bazı sesler duydu. Başını kaldırıp baktığında duvarlarla çevrili bir binanın bahçesinde, beton bir zeminde olduğunu gördü. Burası ona bir yerden tanıdık geliyordu. Ayağa kalktı. Binanın içinde bir kadının bağırdığını duydu. "Hayır, lütfen dur artık!" diyordu. Kapıyı bulup içeri girmek için koşmaya başladı. Neler olduğunu öğrenmeliydi. O esnada başına aldığı sert bir darbe ile gözleri açıldı.
Hala ağacın altındaydı. Rüyadan uyandığı halde başında hissettiği acıyla elini başına götürdü. Ayağa kalkıp etrafa baktı. Yerde düzgünce kesilmiş 30 santimlik bir tahta parçası gördü. Biri bununla ona vurmuş olabilir miydi? Başını kaldırıp ağaca baktı. Uzun ağacın tepelerinde belli belirsiz, nizami bir şekilde dizilmiş tahtaları gördü. Bu ancak bir insanın yapabileceği bir yapıydı. Tırmanıp ne olduğuna bakmaya karar verdi. Ay ışığında nereye bastığını görmek zordu. Nihayet yukarıya ulaştığında bulduğu şeye bakakaldı..