Dost olmayan dostlar

927 Words
Aden gözlerini açtığında hala derenin kenarında yatıyordu. Gördüğü rüyaların geçmişte yaşadığı görüntülerden oluştuğunu anlıyordu. Hafızası yavaş yavaş geri mi geliyordu? Bilinçaltı ona birşeyler hatırlatmaya çalışıyor gibiydi. Ayağa kalktı. Güneş tam tepedeydi. Sıcaktan terlemişti ama yola devam etmesi gerekiyordu, sonsuza kadar bu ormanda kalamazdı. Keşke lanet botları bırakmasaydı. Belki onlarla biraz su alabilirdi. Derede elini yüzünü yıkayıp son bir kez daha su içtikten sonra düşünceli bir tavırla bez çuvalı ve kazmayı eline alarak geldiği yoldan geri dönmeye başladı. Bıraktığı çarpı işaretlerini bitene kadar takip etti. Sonunda başladığı noktaya vardığını umarak dümdüz ilerlemeye devam etti. Sağ taraftan hala suyun sesinin geldiğini duyabiliyordu ve bir yandan dereden uzaklaşmak istemiyordu. Ama az ileride onu gördü. Çiçekli ağaç bütün ihtişamıyla orada duruyordu. Koskoca ormanda o tekti ve üzerindeki çiçekler rengarenkti. Daha önce hiç böylesine renkli çiçekleri olan bir ağaç görmemişti. Bu gerçek dışıydı. Ağaca yaklaştı, dokunmak için elini kaldırıp yavaşça yaklaştırdı. Ağaç hafifçe titriyordu ama Aden onu okşadıkça tamamen hareketsizleşti. Tıpkı bir evcil hayvan gibi. Bu ormanın büyülü olduğuna iyice inanmıştı. Geri çekildi, ağaca iyice bakıp inceledi. Sonra sola doğru ilerlemeye devam etti. Birkaç adım sonra çiçekli çalıyı gördü. Çalının üstündeki çiçekler de tıpkı ağaçtaki gibi rengarenkti fakat bir farkı vardı; bu çiçekler yıldız şeklindeydi. Buradan sonra nereye devam edeceğini bilmiyordu. Şimdi ne yapacağını düşünürken eğilip yıldız şeklindeki çiçekleri incelemeye başladı. Çalının üstünde sarı, yeşil, mor, kırmızı, mavi gibi her renkten çiçek vardı ve büyüleyici bir güzelliğe sahiptiler. Aden dokunmak istedi. Elini kaldırınca kırmızı renkli yıldız çiçeklerinden parlak bir ışık aniden avucunun içindeki şekile akmaya başladı. Aden şaşkınlıkla avcunun içine baktı. Yıldız şeklindeki sembol şimdi kan kırmızı bir renkteydi. Neler olduğunu anlayamadan elini çekti, çiçekler eski haline döndü. Ama avucundan sanki kan damlıyordu. Buna rağmen hiçbir acı hissetmiyordu. Bu bir çeşit boya mıydı? Bir kaç adım geriledi. Niyeti çalıyı uzaktan incelemekti ama avcundaki damlama yok oldu. Burada durup düşünmek yerine etrafı incelemeye, yeni bir yol bulmaya çalışacaktı. Çalının arka tarafına dolanmak istedi. Çalının sağına doğru bir kaç adım attığı esnada avucundan bir iki damla toprağa düştü. Sembol geri gelmişti. Anlam veremeden arka tarafa geçti. Avucuna baktı, hiçbir şey yoktu. Çalıyı inceleyerek tam bir tur attı ve bir şey bulamadı. Karşıdaki ağacın etrafında dolandı ve yine hiçbir şey yoktu. En sonunda bütün hepsinin canı cehenneme diyerek çalının yanından geçip gitmeye karar vermişti ki attığı her adımda avucundan kırmızı sıvının damladığını farketti. Tabi ya! Bunu nasıl anlayamamıştı, bu bir yol göstericiydi. Avucundaki damlaları takip ederek yürümeye başladı. Kesildiği anda yönünü değiştiriyordu. Ve tekrar devam ettiği yönde ilerliyordu. Bu şekilde belki bir saat kadar yürümüştü, yorulmuştu ve çok açtı. O esnada damlama durdu. Ne tarafa dönerse dönsün geri gelmiyordu. Başını kaldırıp etrafını inceledi. İleride ağaçların arasından gördüğü kadarıyla dağa benzer bir şey var gibiydi. Hızlı adımlarla yanına ulaştığında bunun dev bir kaya olduğunu gördü. Üzerinde semboller ve farklı bir dilde kazınmış yazılar vardı. Bunu nerede gördüğünü hatırladı ve cebinden haritayı çıkardı. Haritanın sol alt köşesinde gördüğü taşı bulmuştu nihayet. Taşın üzerinde gördükleri muazzamdı. Bu sembol ve yazıların ona daha sonra lazım olabileceğini düşündü. Keşke bir cep telefonu olsaydı da fotoğrafını çekebilseydi. Ama şimdi bunları aklında tutmak zorundaydı. Elini kazınmış sembollerde gezdirdi. Bazıları hiç bir şeye benzemezken bazıları ise çok netti. Bir kaç kapı sembolü, bir güneş, bir kaç insan ve ninja yıldızı sembolü vardı. Diğer şekilleri daha önce hiç görmemişti ve yazıları da çeviremezdi. Öte yandan haritayı takip edecek olursa bu taşın sağ tarafından ormanın yukarısına doğru yönelmesi gerekiyordu. Gözlerini kapatıp son bir kez elini bütün şekillerde ve yazılarda gezdirdi, tutabildiklerini aklına kazıyıp sağ tarafa doğru yöneldi. Yılın bu zamanlarında hava sıcaklığının bu kadar yüksek olduğu bir zamanı geçmişte hatırlayamıyordu. Eğer ağaçlarla dolu bir ormanda olmasa hava şartlarına dayanamayacağını düşünüyordu. Bir yandan düşünüp bir yandan yürürken sırtına aniden bir şey çarptı. Durup hızla arkasına baktı. Yüksek ağaçların birinde kuyruğuyla asılı duran bir maymun gördü. Ona bir şey fırlatmış olmalıydı. Hayvanın bakışları ürkütücüydü. Aden cesaretle yerden bir taş alıp ona doğru fırlattı. Maymun 🐒 bağırmaya başladı. Ağaçların dalları sallandı, hışırtılar eşliğinde bir düzine maymun Aden'ın etrafını sardı. Dallarda durmuş ona bakıp bağırıyorlardı. Aden bunu tahmin etmemişti. Maymunların hepsiyle ve onların çağıracakları başka maymunlarla baş edemezdi. Hızlı bir tepki vererek koşmaya başladı. Dümdüz bütün gücüyle koşarken bir kaç engelin üzerinden atladı. Maymunlar ağaçlar arasında sallanarak peşinden geliyordu. Bir tanesi yetişip sağ taraftan önüne atladı. Durursa diğerleri de yetişecekti. Aniden aklına bir fikir geldi durdu ve elini yukarı kaldırıp avucunu açabildiği kadar açtı. Başının üzerindeki dallardan biri uzanıp Aden'ın elinin hizasına geldi. Aden elini maymuna çevirdi. Dal gerilip maymuna hızla çarptı ve onu bir kaç metre uzağa fırlattı. Diğerleri bunu görünce takip etmeyi kesip oldukları yerden izlemeye başladılar. Başlarını yana eğip bakıyorlardı. Aden onlara dönünce hızla uzaklaşıp kayboldular. Aden nefes nefese kalmıştı. Bu garip yeteneğini nasıl kullanacağını henüz çözememiş olsa da işine yaradığı için mutluydu. Belki de bu bir lanet değil bir lütuftu. Haritayı çıkarıp kontrol etti. İleride sağa dönen ince bir patika olmalıydı. Koşarken rotasından sapmadığını umarak ilerlemeye devam etti. Beş yüz metre sonra patikayı bulmuştu. Hemen sağa döndü. Adımını attığı anda sanki bambaşka bir ormandaymış gibi hissetti. Etrafını saran ağaçlar farklıydı. Bir çoğu çiçekli ağaçlar ve meyve ağaçlarıydı. Açlık ve mutlulukla ağaçlara saldırdı. Elma, armut, erik, muz koparabildiği bütün meyvelerden yedi. Karnı doyunca bez çuvalına da koymaya başladı. Yolun ilerisinde onu neyin beklediğini bilmiyordu, tekrar aç kalmayı göze alamazdı. Çuvalı sırtına alıp ilerlemeye devam etti. Ormandan bir an evvel çıkıp evine gitmeyi umuyordu. Bir gürültü koptu ve Aden korkuyla sıçradı. Gök gürültüsüyle birlikte sağanak bir yağmur başladı. Bu kadar sıcak bir hava nasıl bir anda bu hale gelmiş ve tamamen kararmıştı.Bu inanılmazdı. Ormanın büyülerinden biri olmalı diye düşünerek adımlarını hızlandırdı ve sağanak yağışta ilerlemeye devam etti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD