Mardin Merkez ’e birlikte gittik. Önde şoför, arkada biz. Yol uzun sayılmazdı ama bana uzun geldi. Telefoncuya girdiğimizde önce ben vitrinin önünde durdum. En köşede, sade bir telefon vardı. Ne büyük, ne küçük. “Bu olur.” dedim içimden. Ucuzdu. Gereğinden fazlasına ne gerek vardı? Zaten bu evde her şeyin hesabı tutuluyordu. Kart cebimde olsa bile, sanki Server Ağa yanımda durup izliyormuş gibi hissettim. Satıcı telefonu elime verdi. Bakındım, kurcaladım. “Bunu alacağız.” dedim net bir sesle. Bahoz sessizdi. Her zamanki gibi. Ama o sessizlik bu sefer farklıydı. Dikkatle etrafa bakıyordu. Sonra vitrinin öbür tarafına geçti. Bir telefon vardı orada. Daha büyük. Daha parlak. Ekranı daha canlı. Pahalı olduğunu anlamıyordu belli. Ama güzel olduğunu anlıyordu. Güzelliği seçmek iç

