Sonraki günler yoğun geçti. Yoğun kelimesi aslında yetmiyor ama bildiğim en kibar karşılığı bu. Tamam, adet böyle biliyorum; yeni evli bir çift akraba yemeklerine gider, akrabalar da yemeğe gelir. Buna itirazım yok. Ama bu, olması gerekenden fazla, insanın nefesini kesen bir yoğunluktu. Kaynanam sanki bir program hazırlamıştı. Saat saat, gün gün. Bir de gizli bir hedefi vardı belli ki: beni yorup, sindirip, iyi gelin kalıbına sokmak. İlk gün “gel seni biraz gezdireyim” dedi. İçimden “oh” dedim, belki çarşı pazar falandır. Meğer gezi dediği şey, her gün başka bir komşu. Konağın etrafında kim varsa. Kapı kapı. Her gün. Böyle bir adet yok tabii. Gittiğimiz evlerdeki kadınların bakışlarından da belli zaten. Önce şaşkınlık, sonra merak, sonra hafif bir fısıltı: “Hanımağa gelmiş gelinle…”

