~ ECELİNİM ~
Geçmişim, bana acıdan başka hiçbir şey vermediği hâlde zihnim yine de o lânet günlere dalıp gidiyordu. Bu ne yazık ki elimde olan bir şey değildi ve sanırım acı geçmişim bir ömür boyu peşimi bırakmayacaktı. Ki tecavüz sonucu dünyaya gelecek olan bebeğim varken, o acı geçmişimi unutmam imkânsızdan da öteydi.
Geçmiş yine zihnimi esir alırken yaşadıklarımın acısıyla istemsizce hıçkırdım, ne zaman aktığını bilmediğim gözyaşlarım çoktan yanaklarımı ıslatmıştı. İçim öyle bir yanıyordu ki sanki cehennem ateşiydi. Ve ben o ateşin içinde yavaş yavaş yanıyordum, sonunda kül olacağımı bile bile.
"Yalnız olduğumuzu zannediyordum." diye hoşnutsuzca konuşan kadınla kendime gelirken hıçkırıp ses çıkardığımı anlamam uzun sürmemişti. Kahretsin, dolapta kapana kısılmış olduğumu unutmuştum.
Beni duymuşlardı.
Yüreğimde yer edinmiş korkuyla hemen onlara baktım. Arslan'ın elindeki silah anında dikkatimi çekerken gözlerim korkuyla açıldı, fakat sonra silahı gerisin geri beline yerleştirince rahat bir nefes alabildim. Silahın ortadan kalkması korkumu hafifletmese de nefesime iyi gelmişti.
Bir an beni, daha dünyaya gelmemiş bebeğimle birlikte öldüreceğini zannettim ama neyseki öyle bir şey olmamıştı zira ben ölmek istemiyordum.
İçinde bulunduğum kiler dolabına doğru adımlayan Arslan'la yakalanacağım korkusuyla gözlerimi sıkıca yumdum, nefesimi çoktan tutmuştum. Gözlerimi yummam, nefesimi tutmam… hiçbiri fayda etmedi zira dolabın kapağı açıldı ve ben yakalandım, yumduğum gözlerim istemsizce açıldı.
Onu karşımda ve ayakta dikilmiş vaziyette görünce yüreğimin acısı ve yakalandığımın kabullenişiyle yutkundum.
Bir süre öylece birbirimizin gözlerine baktık; ben tıpkı bir çocuğun hissettiği korku ve mahcubiyetle ona bakarken, o benliğimde kendisini kaybetmiş gibiydi.
Kulakları rahatsız eden gür bir kahkaha sesi yükseldi. "Dolaba kız attığını bilmiyordum, sevgilim." diye alayla konuşan kadın, kolunu Arslan'ın koluna dolamış vaziyette bana küçümseyici bir bakış attı. Üzerimdeki kıyafetlere iğrençmişcesine bakarken "Bu paçavra çöpçü olamayacak kadar iğrenç görünüyor." diye ne denli kırılacağımı bilmeden şuursuzca konuştu.
Gözlerim doldu, titreyen dudaklarımı ise görmezden geldim.
"Kim bu? Fahişen mi?” Yine kahkaha attı fakat bu sefer ki alay değil, öfke doluydu. "Gerçi bu ucube fahişen olamayacak kadar kötü.” Son sözlerini dile dökerken suratını benden iğrenircesine buruşturdu. Ne kadar da kötü insanlar vardı.
Kadının aşağılayıcı bakışları ve sözleri karşısında kendimi ezikçe hissederek bakışlarımı kaçırdım. Bu muameleyi hak etmiyordum.
Kendini bilmez hadsiz kadının söylenmelerine tek kelime etmeyen Arslan'la kendimi kötü hissetmiştim. Beni korusun demiyordum, sadece bu muameleyi hak etmediğimi bilsin istiyordum. Ben ne fahişeydim ne de başka bir şey. Sadece...
İçinde sıkışıp kaldığım dolaptan çıkmak, bu ortamı terk etmek istiyordum ama Arslan tam önümde dikilmiş vaziyette gözlerini benden çekmediği için hiçbir yere gidemiyordum; önümü kapatmıştı. Önümden çekilsin diye tek kelime de edemiyordum, acizliğimden herhâlde.
Şu an kendimi o kadar kötü hissediyorum ki...
"Defol!" Arslan'ın sert, baskın sesiyle kaçırdığım bakışlarımı sert yüzüne çıkardığımda irkilmiştim. "Duymadın mı beni?" derken kadına dönmüştü. "Bu evi hemen şimdi terk et!" Bana diyor diye zannetmiştim ama meğersem...
"Aa-ama belgeler..."
"Defol!" Öyle bir kükremişti ki… yerimden sıçramamam imkânsız gibi bir şeydi. "Babana da söyle anlaşma bitti!"
"Aa-ama Arslan..." Kadın daha sözlerinin başındayken, Arslan belindeki silahı çıkarıp kadının şakağına dayadı. "Gebermek mi istiyorsun?" diye tüyler ürpertici sesiyle fısıldadığında dehşete kapılmıştım. Arslan'ın şakası olmazdı. Onu öldürürdü.
Hâlâ da adının ne olduğunu bilmediğim kadın, Arslan'ın şakası olmadığını anlamış olacak ki başını iki yana salladı. "İyi! Şimdi defol git!" Arslan, kadının kolundan kavradığı gibi onu mutfaktan sürükleyerek çıkarmıştı ama kadın bu evden gitmemek için hâlâ da söylenmeye devam ediyordu.
Fırsat bu fırsat diyerek dolaptan çıktım ve parmak uçlarımın üstünden koşa koşa kaldığım odaya doğru yol aldım.
♧ARSLAN♧
Korkudan veyahutta bu dolapta sıkışıp kaldığından boncuk boncuk terlemiş, cam gibi mavi gözleri korkuyla irileşmiş ve saçları terden dolayı hafif tombul yanaklarına yapışmıştı. Öyle masum ve duru görünüyordu ki, gözlerimi ondan ayıramıyordum. Şehla'nın üstündeki paçavralar bile onu kötü göstermiyordu, zira cam gibi parlak mavi gözleri her bir şeyi göz ardı ediyordu.
Onu en son beş ay önce görmüştüm ve o zaman küçük kız çocuklarını anımsatıyordu, gerçi şimdi de anımsatıyor ama sanki bir değişik…
Ceren'in beni deli eden söylenmelerine ve bana sevgilim diye hitap etmesine daha fazla dayanmadığım için öfkelendim, bu yüzden onu kolundan tuttum ve peşimden sürükleyerek kapının önüne koydum. O kim kaltak oluyordu da bana sevgilim deme cüretinde bulunuyordu? Peki ya Şehla'ya dedikleri?
Orospu!
Fahişeyi kapı dışarı ettiğim hâlde bile içimdeki öfke bir an olsun dinmezken, Şehla'nın yanına gitmek için mutfağa doğru yol aldım ama onu mutfaktan çıkmak üzereyken gördüm. "Bekle!” diye emir verdiğimde temkinli adımları mutfağın girişinde durdu, sırtı bana dönüktü.
Yanına doğru adımladığım sırada bunu hissetmiş olacak ki, tişörtünün eteklerini sıkıca kavrarken korkuyla bana döndü. "Ortalıkta dolanıpta bana görünme demedim mi?" Ceren'in sinirini ondan çıkarmak istercesine üzerine doğru bir adım atarken dişlerimin arasından öfkeyle tısladım.
Sadece Ceren’e değil, ona olan bir öfkem de vardı.
Şehla'yı her gördüğümde ve varlığını her hissettiğimde fahişeliği, kardeşime yaptıkları aklıma gelmesi yetmezmiş gibi uzun bir zamandan sonra bana görünmesi sinirimi bozmuştu. Şu an bir kız çocuğunun saflığı üzerindeydi ama içinin şeytan kaynadığına adım kadar eminim çünkü onun gibiler çoktu; iki yüzlü kaltaklar.
"Ss-size görünmemek için dolaba saklandım zaten." Cılız, korkakça çıkan sesiyle konuşurken bakışlarını yerden çekmemiş ve hâlâ da tişörtünün paçalarını sıkıca kavrıyordu. Üzerinde bol bir tişört, hırka ve normal bir pijama vardı. Her bir paçavrası o kadar boldu ki, o paçavralar içinde kaybolmuştu. Üstelik her biri eskimiş ve...
Dilenci gibiydi.
"Bu saatte mutfakta ne yapıyordun?" diye sorduğumda tişörtünün paçalarını daha da sıkı kavramıştı.
"Bb-ben mutfağı düzenliyordum."
"Çikolata hırsızlığı yapmıyordun yani?" Sözlerimle birlikte mavi irisleri irice açılırken yerdeki bakışlarını istemsizce kısa bir anlığına yüzüme çıkardı, ardından bakışlarını kaçırarak başını eğdi. Paniğe kapıldığı için kısa bir an suratıma bakmış, şimdi de başını eğmişti. Nasıl anladığımı ve paçayı nasıl kurtaracağını düşünüyordu herhâlde.
"Hayır. Bb-ben sadece..." Yine bir yalan uyduracağı sırada "Yanağına bulaşmış çikolata lekesi öyle demiyor ama." dediğimde yanakları kıpkırmızı kesilirken tedirgince dolgun alt dudağını ısırmıştı. Yakalandığı için kızarıp bozarmıştı diye düşünüyordum ama bu daha çok her an ağlamak üzere olduğu içindi.
Çok mu hasret kalmıştı tatlıya?
Gür kirpiklerinin ardından birkaç damla yaş firar ettiğinde hıçkıra hıçkıra ağlamamak için kendisini zor tuttuğunu anladım. "Bb-ben... özür dilerim. Bb-ben… yani..." Narin, acıyla titreyen sesi cük diye içime oturmuştu. Resmen hiçbir insanoğluna acımayan ben, bir fahişeye acımıştım. Çok acınası ve aynı zamanda sefil görünüyordu.
Günde iki öğün yemek dışında hiçbir şey tüketmediği için canı tatlı bir atıştırmalık çekmiş olmalıydı ama ne var ki hak etmiyordu.
Şehla bir sikim hak etmiyordu.
"Özür dilerim, bir daha olmayacak. Şimdi gidebilir miyim?" Sesi o kadar cılız ve titrek çıkıyordu ki, sanki gerçekten de masummuş gibi. Masum değildi, eğer öyle olsaydı kardeşimin ve doğmamış bebeğinin hayatına mâl olmazdı.
Hiç beklemediği bir anda koltuk altlarından kavrayarak ayaklarını yerden kestim ve onu mutfaktaki ada tezgâhına oturttum. Ani atağım karşısında kalbi korkuyla atmış, kalp atışları kulaklarıma ulaşmıştı. Korktuğu kadar şaşırmıştı da. İstemsizce sol dudağım alayla kıvrıldı.
"Kaç yaşındasın?" diye sorduğumda gerçekten de yaşını bilmiyordum, sadece küçük olduğunu biliyorum. Evimde neredeyse yedi-sekiz aydır esir olan bu fareyi tanımak fena olmazdı. Hem Şehla'yı bir güzel tanıdıktan sonra onu bu dünyadan silecektim. Sonuçta nereye kadar mâlikanemde tutsak kalacaktı ki? Yan gelip yatıyordu hanımefendi. Üstelik utanmadan hırsızlık yapıyordu.
Onu kardeşim için esir tutmuştum ve yetmişti artık.
"Kaç yaşındasın?" diye baskın sesimle sorumu tekrarladığımda irkilmişti.
Kısa bir an sessiz kaldı. "Yirmi," diye cevap verdi sonra. Çok küçüktü ve buna rağmen fahişelik mi yapıyordu?
Acınasıydı.
Hak ettiği konumdaydı.
Stresten olsa gerek parmaklarını işkenceye tutmuş, parmaklarına bakıyordu. Yanımdan bir an önce uzaklaşıp gitmek istiyor gibi bir hâli vardı. Gerçi kendisine tecavüz eden birine kim yakın olmak isterdi ki? Sanırım kimse. Pişmanım.
Kendime yakıştıramadığım iğrençliği yaşattığım için pişmanım.
Her ne kadar fahişe de olsa ona tecavüz etmem kesinlikle doğru değildi, bunun için kendimi kınıyorum. Fakat pişmanlığıma rağmen bile bu ucube hak etmişti, o piçin nerede saklandığını söyleseydi böyle olmazdı. Bilmiyorum, belki de ben kendimi bu şekilde kandırıyorum.
Acaba bâkire olduğu için miydi bu derin pişmanlığım? Hayır, sonuçta bâkire olabilirdi ama götten vermediği ne mâlum? Yine de yaptığım yanlıştı.
Altıma yattığı için içten içe sevindiğine adım kadar eminim, sadece bâkireliğini kaybettiği için üzülmüştür o kadar. Götten veren bir sik fahişesi olduğu için amcığına üzülmüştür. Ki amcığını ben sikmeseydim, bir başkası er ya da geç sikecekti.
Karşımdaki bu yer faresini altıma aldığım için tiksinti duyuyorum. Ondan çok, ben ondan iğreniyorum; el kadar fahişeyi altıma aldığım ve ondan etkilendiğim için. Sekste yetişkin kadınlar her zaman tercihimdir ama o gece Şehla istisnaydı ve buna rağmen ondan zevk almıştım.
Küçük, hokka burnunu iki parmağımın arasında kıstırp başını kaldırdım. "Ne zamandan beri hırsızlığımı yapıyorsun, seni küçük fare?" Bir iki çikolata zerre sikimde değildi, gerekirse milyon dolarımı çalsın yine sikimde olmazdı.
"Ben hırsızlık yapmadım. Sadece…" deyip sustu, sanki konuşursa gözyaşlarına boğulacaktı.
Mavi irisleri yaşla dolduğundan parlamış, hafif tombik yanakları ise her an ağlamak üzere olduğu için kızarmıştı. Bu kızın yanakları önceden tombul değildi ama şimdi… belli ki her gece mutfakta gizlice kaçamak yapıyordu ve hiçbirimizin ruhu duymuyordu.
Küçük burnunu iki parmağım arasında canı acıyacak şekilde sıktığımda acıyla inledi ve kendisini bırakayım diye refleksle elime tutundu. "Yalan attığında burnun uzar, bilmiyor musun?" Sesim, sözlerim alaydan ibaretti.
Burnunu son kez sıkıp bırakınca kıpkırmızı kesilmiş burnunu titreyen eliyle ovmaya başladı. Şehla burnunun acısını dindirirken gözlerim, küllü kumral saçlarına takıldı. Temiz görünüyordu, belli ki yakın bir zamanda duş almıştı.
Sonra gözlerim boynuna takıldı, bir gece emip yalamaktan morarttığım o tatlı boynu. Kendime hakim olamayıp boynunu daha iyi görmek adına saçlarını elimle geriye doğru çekerken ihtiyaçla yutkundum; zarif boynu, memeleri ve dudaklarının tadı hâlâ da damağımdaydı.
Zevkten dört köşe olduğum o gece amcığını tatsaydım ne olacaktı acaba? Şehla'ya zevk verme gibi bir amacım olmadığı için o gece amcığını yalamamıştım, sadece sikmiştim.
İnkar edemem, o gece tadından ve bana verdiği zevkten etkilenmiştim. İşte o lânet olası puşt herifin, neden sürekli kızın boynuna gömülüp öptüğünü o gece daha iyi anlamıştım. Boynuna gömüldüğünü biliyordum zira fotoğrafların çoğunda Şehla duvara sıkışmış, o puştta boynuna gömülüydü.
O Suat denen piçin neden bu kızdan etkilendiğini şimdi daha da iyi anlıyorum. Neticede Şehla her ne kadar fahişe olsa da kızın ürkek bakışları ve güzelliği başa belaydı. Ama evli bir piçin bu ihaneti sergilemesi, hele de kardeşime karşı bu ihaneti gerçekleştirmesi. Peki Şehla'ya ne demeli?
♧ŞEHLA♧
Yanından hemen uzaklaşıp gitmek için hiç istemediğim hâlde sorularına cevap veriyor ve ondan özürler diliyordum. Zira tersine gidersem hiç istemediğim şeyler olabilirdi. Mesela hamile olduğumu öğrenebilirdi, işte bu yüzden daha ılımlı davranıyordum. Bana şüpheli şüpheli ve tuhaf baktığından, tersine gidip damarına basmak istemiyordum.
Acıdan sızlayan burnumu titreyen elimle ovaladığım sırada önüme düşmüş uzun saçlarımı eliyle geriye doğru çekerken nefesimi tuttum, o ise açıkta kalan boynuma baktı ve hissedebileceğim şekilde yutkundu. Aklından neler geçiyordu? Boynumu nasıl keseceğini mi düşünüyordu?
Koyu kahverengi irisleri boynuma kilitlenmiş, gitgide koyulaşmaya doğru yol alıyordu. Onun bu derin bakışlarından rahatsız olduğum için saçlarımdaki elini ittirmek istedim fakat bir anda parmaklarını boynuma dolamasıyla panikle dolup taştım.
"Ölümün benim ellerimden olacak, Şehla." diye fısıldadığında dibime kadar girmişti. O kadar yakınımdaydı ki, sakin nefeslerini her bir hücremde hissedebiliyordum. "Emin ol en kısa zamanda seni âşığına kavuşturacağım." diye tüylerimi ürperten derin sesiyle konuştuğunda gözyaşlarım bana inat boşalırcasına akmıştı.
Neden beni öldürmek istiyordu? Neden? Ne yaptım ona? O adam bana takıntılıydı işte. Neden bunu anlamak istemiyordu ki? Benim bir suçumun olmadığını neden anlamak istemiyordu? Gerçi kardeşi de bunu anlamak istememiş, bütün suçu üzerime atmıştı.
Suat'ın bana takıntılı olduğunu kız kardeşi Aslı Hanım'a da söylemiştim ama o bana 'kocama kuyruk sallamasaydın' diyerek bütün suçu bana atmış ve kocasını suçsuz görmüştü. Tabii Aslı Hanım sadece o kötü sözleri demekle kalmamış, suratıma tokatı geçirerek saçlarımı acımasızca yolmuştu.
O gün kendimi o kadar kötü hissetmiştim ki… hiçbir kelime benim o günkü acımı tarif edemezdi.
Fiziken değil, ruhen.
İçim yanıyordu, suçsuz olduğum hâlde suçlu ilan edilmem içimi yakıyordu. Ve ne yazık ki bir ömür boyu bu asılsız suçlama boynuma urgan gibi dolanacak ve o urganda yavaş yavaş boğulacaktım. Ki boğuluyordum, zira suçsuz olduğumu kanıtlayamıyorum ve kanıtlayacak kimsem de yok.
Boynumu esaretinden çekip aldı ve yanağımı kavradı. "Bu son şansın, Şehla." diye fısıldadı gözleri yanağımdaki lekedeyken. Yanağıma bulaşmış çikolata lekesini baş parmağıyla temizlemeye başladığında "Bir daha karşıma çıkarsan, bil ki o gün ecelinim." diye kendinden emin bir şekilde kısık ama ürkünç fısıltısıyla mırıldandı, sonra yanağımı ittirircesine bıraktı ve birkaç adım geri çekilerek "Şimdi doğru odana, yer faresi." dedi alaylı sesiyle.
Biraz önce sert ve ciddiydi ama şimdi benimle dalga geçiyordu.
Yanağımdaki ıslaklığı titreyen elimle silerken yedi aylık hamile olduğuma dikkat ederek tezgâhın üzerinden indim ve mutfaktan çıkmak için kaldığım odaya doğru yol aldım. Allah'tan bugün diğer günler gibi bana ceza falan vermemişti. Normalde ona her göründüğümde, beni herkesin içinde rencide eder ve bana can yakıcı cezalar verirdi.
En son beş ay önce ona göründüğüm için ceza almıştım ve o ceza şimdiye kadar ki en kötü cezaydı. Kaldığım odaya üç büyük kobra yılanı salmış ve kapıyı kilitlemişti. O gün o kadar korkmuştum ki, hamile olduğum hâlde kanamam olmuştu ama nedense karnımdaki bebek bir şekilde hayata tutundu.
O kâbus dolu günden sonra her bir adımıma dikkat etmiş ve esir tutulduğum bu mâlikaneden kaçmaktan vazgeçmiştim. Ama en kısa zamanda kâbusum olan bu mâlikaneden kaçmam gerekiyordu çünkü karnımdaki bebeği daha fazla saklayamıyordum. Evet, şimdi zorda olsa az çok saklayabiliyorum ama doğduğunda…
Mutfaktan çıkmak üzereydim ki "Bekle!" diyen sert ikazıyla adımlarım durdu ama gerim gerim gerilmiştim. Ne diye beni durdurdu ki? Kesin bende tuhaf bir şeyler olduğunu anlamıştı yoksa beni durdurmazdı.
Hamile olduğumdan mı şüphe duymuştu? Bu düşünceyle daha bir gerildiğimde korkuyla yutkundum. Hayır, kesinlikle bunu alamamıştır çünkü o kadın değil. Doktor olmadığı müddetçe bu tür şeylerden anlamaz diye düşünüyorum, gerçi onun gibi şeytandan her şey beklenirdi.
Korkumdan henüz ona dönmemişken bana doğru geldiğini hissettim. Kısa sürede yanımda dikilince "Al." diye elindeki kek paketini bana uzattığında bariz bir şekilde şaşırıp kalmıştım.
Bana acımış mıydı?
Çok mu acınası görünüyordum?
Bir ona bir de elindeki keke baktım, tam o an bakışlarım ister istemez açıkta kalan siyah baksırına takılmıştı. Hemen bakışlarımı kaçırdım ve tekrar ona baktım. "Şekersizlikten geberip gitmeni istemem. Mâlum, ecelin benim elimden olacak." diye şaşkınlığımı giderdiğinde histerikçe tebbesüm ettim ve keki almadan oradan uzaklaştım. Bir kez olsun ardıma bile bakmadım.
Ben kim?
O keki yemek kim?