bc

EPIC

book_age4+
4
FOLLOW
1K
READ
others
dark
reincarnation/transmigration
drama
bxg
serious
scary
goblin
magical world
spiritual
like
intro-logo
Blurb

Kurbanı kabul et!"

Gece vardı gökyüzünde. Simsiyah bir gece. Yıldızlar, ormanda yankılanan dualara eşlik ediyor, parıl parıl parlıyordu. Ormanın üstünde ki karanlık bir örtü gibi dolanıyordu üstlerinde. Bebek elden ele dolaşıyor, geyikler toplanmış bekliyorlardı. "Kurbanı kabul et!" diye bağırdı tekrar yaşlı. Solmuş, titrek parmakları ile çıplak oğlan bebeği semaya kaldırdı. "Kabul et!"

BAŞLANGIÇ : 24 ARALIK 2020 PERŞEMBE SAAT 03:50

chap-preview
Free preview
HER ŞEY NASIL BAŞLADI?
Okumaya başladığınız tarihi bırakın : Arkadaşlarınızı etiketlemeyi unutmayın : Dikkat, bu kitap gizem, gerilim, fantastik, psikolojik, paranormal ve korku unsurları içerir. Dikkat, kitabı okumaya başlayan herkes artık geyiklerin kurbanı kabul edilecek. Hoşgeldiniz. .... "Kurbanı kabul et!" Gece vardı gökyüzünde. Simsiyah bir gece. Yıldızlar, ormanda yankılanan dualara eşlik ediyor, parıl parıl parlıyordu. Ormanın üstünde ki karanlık bir örtü gibi dolanıyordu üstlerinde. Bebek elden ele dolaşıyor, geyikler toplanmış bekliyorlardı. "Kurbanı kabul et!" diye bağırdı tekrar yaşlı. Solmuş, titrek parmakları ile çıplak oğlan bebeği semaya kaldırdı. "Kabul et!" Bir kez daha döküldü zehirli kelimeler dudaklarından bir kez daha herkes eşlik etti ona. Ormanda kargalar bağırdı çocuğun yerine. Bir kurt uludu uzaklarda. Geyikler... toplanıyorlardı. Tek tek. Kocaman boynuzları, parıldayan gözleri ile bebeğe bakıyorlardı. Dişlerinden salya akıyordu. Bacakları titriyordu kimisinin. Geyikler, kurbanı bekliyorlardı. Yaşlı adam sonunda geyiklere döndü. Çok zayıftı. Kemikleri sayılıyordu. Çok uzun parmakları, kocaman mavi gözleri vardı. Tel tel kalan saçları, ağzından akan salyaları ile derin bir nefes aldı. "Kurbanı..." dedi korkarak. Karanlığın içinde geyiklerin sadece gözleri ışıldıyordu. Boynuzları yükselmişti semaya. "Kurbanı kabul edin..." Çok sürmeden bir hançer çıkardı cebinden ve çığlıklar, dualar eşliğinde bebeğin boğazını kesti. Geyikler geliyordu ormanın derinliklerinden, tek tek. Ağaç dallarını sıyırıyordu boynuzları. Gözleri parlıyordu, kıskanıyordu ay, lanetler okuyordu yıldızlar. Bir bebek ölüsü dolanıyordu midelerinde, bir masumun kanı vardı hepsinin dişlerinde. 10 YIL SONRA "Uzaklaşmayın! Eve gidiyoruz artık!" Manoban ailesinin pikniği yeni bitmişti o gün. Yoğun günlerden sonra bu piknik ve huzurlu orman onlara çok iyi gelmişti. Ancak bu ormanın huzuru sadece gündüz vakti, içlerine işlemişti. Sonradan garip kasvetli bir havası vardı. Hava karardıkça, Bayan Manoban'ın içini ürkütmeye başlamış ve eşine artık eve gitme vaktinin geldiğini söylemişti. Tuhaftı bu orman. Bazen çok sessiz oluyor bazense sanki bir ıslık çalıyordu rüzgar. O yüzden sona gelinmişti piknikte. Manoban çifti eşyaları toplaya dursun, iki küçük yaramaz kardeş ortalıkta koşmayı çok sevmişti. Orman da onları... "Benim kadar hızlı koşamazsın!" dedi erkek çocuk. 10 yaşındaydı. Çok hareketli, çok yaramaz bir çocuktu. Büyük gözleri, zayıf bir bedeni vardı. "Benjamin, bekle!" bu kez bağıran kız çocuğuydu. 10 yaşındaydı, koca gözlü, büyük dudaklı, zayıfça bir kızdı Larissa. Koşmayı ve resim yapmayı severdi. Orman da onları sevmişti. Çocukların cıvıltıları, ormanda yankılanıyordu. Dallar hışırdıyordu. Çocukların sesleri uzaklara taşınıyordu. Güzel kokuyorlardı, rüzgar bu kokuyu alıp dağıtmayı sevmişti. Kalp atışları yerlerde dolanan karıncalara ulaştı. Nefes nefese, kütüklerin üstünden atlayarak, dallardan savrularak koşuyorlardı. Çocuklar ormanı sevmişti. Orman da onları. "Aman Tanrım şuna bak..." Benjamin kız kardeşini hızla çekip çalılıkların arasına saklandı ve Larissa'nın ağzını kapatıp, işaret parmağı ile ileride duran geyiği gösterdi. Karanlık yüzünden geyiğin sadece silüeti belli oluyordu. "Boynuzlara bak..." diye fısıldadı Larissa. Çok ama çok uzunlardı. "Sakın ses çıkarma, yemin ederim kurtulamayız." diye konuştu uyarıcı bir tavırla Benjamin. Larissa başını salladı. Geyiğin verdiği nefes karanlıkta buhar oluyordu. Etraf çok ama çok sessizdi. Sadece geyiğin nefesi ve ayak sesleri duyuluyordu. Yavaşça başını kaldırdı geyik. Sonra usulca çocukların olduğu tarafa döndü. İki çocukta nefesini tuttu. Geyiğin gözleri karanlıkta parlıyor, büyük dişlerinden salyalar akıyordu. Larissa'nın gözleri dolarken. Benjamin yutkundu. Bir anda vücutlarını korku sarmıştı. Ağaçlar sallanmaya başladı bir anda. Baykuşlar ötmeye... Geyik bir adım attı. Benjamin, kız kardeşinin elini tuttu. Sımsıkı... Kalbi boğazında atıyordu. O hayvanın gözleri... Nasıl bu kadar korkunç olabilirdi? Sonra... Ay tekrar parladı. Yıldızlar tekrar lanetledi ormanı. Sonra... Orman önce sessizce uğuldadı ve geyik ağzını açtığında sessiz ormanı çocuk çığlığı doldurdu. Saatlerce ve saatlerce... Son dakika gelişmeleri Kaliforniya'nın daha önce keşfedilmemiş bir ormanında bugün iki çocuğun kaybolduğu bilgisine ulaşıldı. Aile piknik için gittikleri ormanda çocuklarının önce büyük bir çığlık attığını daha sonra ise ortadan kaybolduklarını söyledi. Bütün merkez birimler ormanda aramaya dahil olurken çocuklar saatler geçmesine rağmen hiçbir yerde bulunamadı. Oldukça küçük olan ormanda detaylı incelemeler yapılırken, kan ya da yırtıcı bir hayvan izine rastlanmadı. Çocukların yüksek bir yerden düşmüş olma ihtimali göz önünde alınırken, ormanın düz bir toprak yapısı olduğu ortaya çıktı. 16 saatin sonunda ekipler gece 01:01 sularında kayıp olan çocukları arama yapmalarına rağmen gözden kaçırılan büyük bir çukurun içinde üstleri açık bir şekilde bulundu. Kardeşler Benjamin Manoban'ın baygın, Larissa Manoban'ın ise bilinci açık bir şekilde şoka girmiş bir şekilde uzanırken görüldüğü bilgisine ulaşıldı. Çocukların ikisinde de cinsel istismar izine ulaşılamadı. Ayrıca tüyler ürpertici gelişmeler ortaya çıkmaya devam etti. Çukurun etrafında 723 tane geyik cesedine rastlandı. Geyiklerin ağızları ortadan parçalanmış şekilde bulundu. Tam anlamı ile geyik mezarlığı olan bu yer, aramalara rağmen nasıl gözden kaçırılır sorusu halkın dilinde dolanmaya başladı. O gece hakkında ne olduğu sorusuna henüz ulaşılamadı. Orman girişe kapatıldı ve ölü olan geyikler gömüldü. Gelişmelerle takipte kalın. .... LARISSA MANOBAN ; O gece hakkında ne olduğu sorusuna hiç ulaşılamadı. Çünkü zihnimin derinliklerinde bir gölge gibi, havada asılı kaldı. Hatırlayamadım... O gece ne oldu, hiç aklıma ya da dilime düşmedi. Benim de içinde dahil olduğum, büyük bir sır vücudumun içinde, hafızamın tozlu rafları arasında kayboldu gitti. Beni bulduklarında, daha doğrusu bizi bulduklarında üzerimiz başımız toz toprak içindeymiş. Saçlarımız dağılmış. Benjamin baygın, ben ise uyanıkmışım. Gökyüzüne, yıldızlara bakmışım. Kocaman bir sır perdesinin içinde hiçbir şey olmamış gibi yıldızlara bakmışım. Hatırlamak için kendimle çok büyük bir savaşa girdim. Kendimi kılıçtan geçirdim. Bulamadım. Hafızamın derinliklerinde kalan tozlu rafları bulamadım. Bulmayı çok istedim. Ama sanki kocaman bir boşluğa el uzatıyordum. Bir toz bulutu elimin arasından kayıveriyordu. Parmak uçlarımın arasından dökülüyordu, o gece olanlar. Aklım bomboştu ama gözlerim... Onlar boşluğun içinde bulanan asıl fenerlerdi. Kardeşim çok iyiydi. Unutmak onun işine gelmiş, hayatını sürdürmeye devam etmişti. Ben yapamadım. Gözlerimin fenerlerini kapatamadım. Aslında o geyik gelmeye devam etti. Bazı geceler evin arka tarafında ki bahçeye. Sabaha kadar dururdu öyle. Gözleri yine deli gibi parlardı. Salyaları otları sulardı. Ayın tam altında, camımın tam karşısında öylece beklerdi. Silüeti de değildi artık. Apaçık oradaydı. Büyüktü. Kahverengi tüyleri vardı. Burnun üstüne doğru uzanan siyah bir kısım vardı. Ayaklarından iki tanesi sağ ön ayak ve sol arka ayak siyaktı. Öylece beklerdi. Hiç gitmezdi. Bazen okulun karşısında ki çayıra gelirdi. Ben tüm gün okulda onu izlerdim. Kimse inanmazdı bana. İnanmadı. Doktorları artık çorap değiştirir gibi değiştiriyordum. Ama olmadı, gitmedi. Yatağımın altına kadar geldi. Bazen eğilirdim, öylece yatardı orada. Bakardı sadece. Tüm gece uyuyamazdım. Korkmuyordum ama yemin ederim hiç korkmuyordum ondan. Sadece garip bir durumdu benim için. Benliğimin kırılması, un ufak olmasını izledim. Bazı geceler şöminenin yanında dururdu. Annem görmezdi onu. Ona bakmazdı hiç. Ama ne zaman bir çocuk görse, salyaları durmazdı hiç. Korkardım. Çok korkardım. Bazen de saldırsın isterdim. Ne oluyormuş bilmek isterdim. Delirdiğimi biliyordum. Aklımın artık almadığını, normal çalışmadığını biliyordum. Okuldan almışlardı çünkü beni. Geyiğe baktığım için... Aynanın karşısında saatlerce otururdum. Gündüz vakti kimse olmazdı. Ama gece vakti, orada bir sürü geyik olurdu. Hepsi öylece bana, ben de öylece onlara bakardım. Konuşmazdım ama hiç. İçimden gelmezdi peki. Beceremezdim de zaten. O geyik hiç gitmedi. Ya bahçede, ya da yatağımın altında bekledi. Ama o geyik hiç gitmedi. Kimse inanmadı. Kimse bilmedi. Anlatmayı bıraktım artık. Duvara bir şeyler anlatmaya benziyordu yaptığım. Hatta beyaz bir duvara çizik atıyordum sanki. Olan sadece duvara oluyordu. Kağıda çizmeye başladım. Geyiği, geceyi, çocukları, beni... Sustuğum ne varsa çizerek anlatmaya başladım. Her bir ayrıntısını ezberledim. Her bir detayını. Dişlerinin şeklini, kirpiklerinin sayısını, tüylerinin yattığı tarafı, boynuzlarının dallarını... Biliyorum. Delirdiğimi biliyorum. Hissediyorum, benden bir şeyler aldığını hissediyorum. Bana bir şey yapıyor biliyorum. Ama ne yaptığını bilmiyorum. 10 yaşımda onu ilk görüşümdü. 23 yaşımda ise son olmadı. Ne zaman gideceğini kendime sorup durdum. Ama onunla hiç konuşmadım. Ona hiç sormadım. Sormalı mıydım? Konuşur muydu? Anlatır mıydı? Sürekli yakınımdaydı, ama hiçbir şey yapmadı. Neyi bekliyordu? Gitmemi mi? Belki. Tüm hayatım tamamen bir anı üzerine kuruldu. Bunu ben yaptım. Ailemden, arkadaşlarımdan, okulumdan oldum. Vazgeçtim, hepsinden, her şeyden vazgeçtim. Ama bunu kendimden uzak tutamadım. Hatalı mıydım? Belki. Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. O halde neden gitmesini bekliyordum? Ben gidecektim. Kendi ayaklarımla ona gidecektim. Gecenin en koyu yerinde yatağımdan kalktım önce. Üzerimde pijama takımım vardı. Onun üstünde ince bir hırka. Uzun siyah saçlarım dağınıktı. Bunu umursamayı da yıllar önce bıraktım gerçi. Gözlerim pencereyi ve ardında ki bahçeyi buldu. Oradaydı. Hep orada olduğu gibi. Belki de olması gerektiği gibi. Kollarımı birbirine dolayıp, odadan çıktım. Bir kez bile dönüp eve, aileme bakmadım. Onları kendimle kaybedeli yıllar oluyordu zaten. Veda edeli çok olmuştu onlara. Kendi evimde kendi kendimi soyutlayalı çok olmuştu. Yok sayalı. Onları bırakalı. Kapıyı açtım ve esen rüzgarda terliklerimi giyip ona doğru yürümeye başladım. Benim bu evdeki hikayem bitmişti. Gerçi, şimdi değil yıllar önce bitmişti. Sonu ölüm değildi, biliyordum. Şimdiye dek bunu çok kez yapabilirdi. Ama başka bir son vardı. Başka şeyler vardı. Aklımın yetmediği, bilemediğim, her zaman beni isteyen bir son. Ben bunun için yaşamıştım o gece biliyordum. Tam önünde durdum. Bir süre bakmaya alışkın olduğum gözlerine baktım. "Geldim." dedim rüzgar saçlarımı dağıtıyordu. "Hazırım ben, bunu bekledin. Hazırım ben." Bir süre yüzüme baktı. Sesli bir nefes bıraktı. Sonra... Sonra ay parladı. Çalılıklar hışırdadı. Rüzgar uğuldadı. Karga sesi duydum uzaktan. Korkmadım hiç. Korkmadım. Gözlerimin önünde bir uğuldama daha oldu. Kıstım gözlerimi, saniye saniye hayvan bedenin değişmesini izledim. Bir baktım sonra geyik çırılçıplak genç bir adam oluverdi. "Hadi." dedi, ben şaşkınlığımı bastırırken. "Hadi, gidelim." ....

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

A Warrior's Second Chance

read
361.7K
bc

Lauchlan The Betrayed (book 2 of Hell in the Realm series)

read
72.6K
bc

The Warrior's Broken Mate

read
206.1K
bc

True Luna

read
1.4M
bc

His Redemption (Complete His Series)

read
5.7M
bc

Holiday Fling with the Fae King

read
12.2K
bc

Alpha's Rejected Mate

read
1.3M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook