1 saat önce... Conroy Mikelson pencere önünde durmuş, elindeki kahveye dokunmadan saatlerdir dışarıyı izliyordu. Boston’un gri göğü üzerine kar taneleri yağıyor, camda eriyip kayboluyordu. Tıpkı onun içindeki kelimeler gibi — biri bile dışarıya ulaşamadan, içinde eriyor, yutuluyordu. Telefonu çaldı. Birkaç saniye bakakaldı. Damon. Bir şeyler hissetti içinden — adı konmamış bir sıkışma, boğazına oturmuş bir yumru gibi. Aramayı açtı. “Efendim?” “Conroy…” Damon’ın sesi yavaş ve gergindi. Bir anlık sessizlik. "Bay Williams Profesör Mikelson demeyi unuttunuz sanırım" dedi otoriter sesiyle “Cenk… bayıldı. Şu an hastanede.” Sessizlik. kulağında bir uğultu sesi... Conroy nefes almayı unuttu. Gözleri bir noktaya takıldı. Kahve fincanı elinden kayıp yere düştü ama fark etmedi bile. Sade

