Birlikte ilk gece

1035 Words
"Merhaba ben Conroy... Conroy mikelson" diyen hocaya put kesmiş nefes almadan bakıyor du "Size iyi dersler hocam. Cenk ders bitince beni ararsın gelip alırım. İyi şanslar" diye Stefan arabaya binip uzaklaştı. Ancak hala dili dolanmayan Cenk kapının önünde taş gibi donup kalmıştı. Conroy içeri doğru işaret etti "İçeri gel dostum. Seninle çok işimiz var. Öncelikle bir birimizi tanımakla başlayalım." İkisi beraber içeri girdiler. Ev biraz dağınıktı bir bekar evi olduğu çok belliydi ama ev gayette guzel döşenmişti salonda genel olarak evin her yerinde dunya klasikleri ve yeni moda muzikle alakali dekorasyon tablolar ve bir suru plaklar kitaplar vardı. Evi merakla incelerken yine çan gibi mükemmel tonda olan o sesi duydu "Adim Conroy 25 yaşındayım. Senin yeni müzik öğretmeninim. Genelde burada daha çok yazma okuma işlerini yapıyoruz. Müzik aletleriyle çalışma yerimiz garajda. Ama ben keman çalmayı daha çok seviyorum ve kemanı da açık havada parklarda çalıyorum. Duyduğuma göre sende keman eğitimi almış sin. Muzik aletini getirdin mi?" Heyecandan dilini çoktan yutan Cenk titreyen bir sesle "evet efendim" dedi. "Önce ne yapabiliceksin önü göreceğiz" diyerek garaja doğru yola koyuldular. Biraz sonra evin aşağı katında küçük ama tatlı ,türlü müzik aletleriyle dolu odaya indiler. Cenk buraya resmen hayran kalmıştı Oda duvarlarında ünlü müzisyenlerin resimleri vardı görünüşe göre Conroy keman düşkünü bir insan. Cenk kendi kemanini çıkardı ve "Crystallize" çalmayı başladı o kadar güzel ve akıcı şekilde çaldı ama arada ufak hatalarda yaptı. Conroy çok etkilenmişti "Bravo, açıkçası bu kadar beklemiyordum kemani eline daha yeni alan şımarık zengin veleti sandım ama gördüğüm üzere yeterince yetenekli birisin. Aferin sana" Öğretmenini etkilediği için çok mutlu oldu. Tanışma küçük dersler çalarken yaptığı hatalar üzerinde çalışmak üzerine oldu ve bitti. Ama Cenk dersin hiç bitmemesini istiyordu. Yeni öğretmeninin müzik tutkusu ve hoş kokusu küçük yetenekli Cenki çok etkilemiş kendini masal diyarında sanıyor du. Ders güzel geçti Stefan ve Amelia gelip Cenki aldılar ve hep beraber yemeğe gittiler. Yemekten sonra da Stefanin gösterdiği bara gittiler. Bar Cenkin evine yakındı. Herkes gülüşüyor eğleniyordu. Cenk ise günün etkisinde kalmıştı. Bir an önce hafta sonunu gelmesini istiyordu. Çünkü müzik dersleri salı çarşamba ve cumartesi günleriydi. Gece bitmiş Cenk bir sürü yeni arkadaşlar edinmiş ve hayatından çok mutlu bir şekilde evine geri döndü. Günün heyecanı Stefan'in ailesiyle tanışmak ve en önemlisi yeni hocasıyla tanışma ve onu kendisi çaldığı muzikle etkiledigindeki mutluluğu yaşıyordu. Biraz kanepeye uzandı. Ve hocasinin masmavi gözleri gözünün önünde canlaninca yerinden sıçrayarak etrafa bakti. Kimse yok. Derin nefes alıp tekrar uzandı. Gözlerini tekrar kapattı. Sanki hala Conroy onun yanındaymis hisine kapıldı onun yeni açılmış bahar şenliği kokusu sabah güneş doğmadan önceki şafak kadar parlak ve güzel yüzü sapsarı ipeksi saçları ve gözleri mükemmel müzik tonu gibi sesi ve yılbaşı akşamı sokakta çalan çanlar gibi ahenkli gülüşünü hissederek orda uyuya kalmış gece yarısı gelen bildirim sesinden korkarak uyandı. Gece yarısından geçmiş ti. Mesaj atan kişiye bakmak istedi görünce telefon elinden düştü 'N'aber' mesaji atan öğretmeninden başkası değildi İyi, ama geç oldu. Neden uyumadiniz, Profesör Conroy. Her şey yolunda mi?! Ben geceleri iyi uyuyamam, yaşlilik işte! Peki ya sen?! Yanlış bilmiyorsam daha 25 yaşındasınız Ha evet, çok mu yaşlıyım sence' Cenk kıkırdadı 'Tabikide hayır, hatta daha genç gösteriyor sunuz Öylemi dersin Bir sorun mu var?! Hayır aslinda... peki sen neden uyumuyorsun? Doğrusu uyuyordum mesajın bildirim sesiyle uyandım Geçenin bu saatinde rahatsız ettiysem kusura bakma Cenk. Sadece giderken yanlışlıkla benim kemanın yayını almış sin. Rica etsem onu değiştire bilirmiyiz. O olmadan ben çalamam. Geceleri iyi uyuyamıyorum. Ve beni tek sakinleştire bilen kemanimin sesi. Tabikide, isterseniz şimdi getire bilirim zaten uzak sayılmayız. Size yakın yerde yaşıyorum Zahmet etmene gerek yok yarın vere bilirsin. Sadece sende mi ya da başka yerde mi unuttum bilmiyor ve açıkçası çok endişeleniyordum. O yüzden bu saatte yazmaya karar verdim. Zahmet olmaz. Ben geliyorum. 15 dakikaya orda olacağım. Pekala o zaman bende misafir ol beraber çalışırız. Bu extra ders için ücret istemem. Sabah beraber kahvaltı ederiz sonra da şoförün burdan ala bilir.' Cenkin kalbi hızlı atmaya başladı. Heyecanla kemanın çantasını aldı ve profesörün evine koşmaya başladı evin önüne gelene dek öyle hızlı şekilde koştu ki tazı köpekler kovalasa yetişemezdi. Sonunda kapıya ulaştığında ise nefes nefese kalmıştı. Önce bir müddet durup kendini sakinleştirmeye çalıştı domates gibi kızarmış oksijensiz kalmış gibi nefes alıyor du Ve evin kapısını çaldı. O saate kadar hiç bişey hissetmeyen Cenk şimdi endişeliydi. Hatta kapıyı açana kadar da pek bişey hissetmiyordu ama şimdi Cenk'in adeta nefesi kesildi. İçeriden gelen taze kahve kokusu ve karanlık geceni aydınlatan tek ışık arasında parıldayan Conroy elinde bir kupa bardak kahveyle pijamalariyla kapıyı açtı. Normal pijamaları dağınık saçları ince uzun parmakları inanılmaz seksi görünüyor, adeta geceyi aydınlatan ay gibi parlıyor du. Bu manzara karşısında dona kaldı ve sert şekilde yutkundu. Adem elması öyle zorlukla hareket etti ki Conroy Cenk'in yavaş yavaş hareket eden adem elmasına dikkat kesildi. Bizim Küçük yaramaz ise adeta nefesini kesildiğini hissetti "Ş-şey merhaba öğretmenim" dedi Türkçe. Conroy ona anlamaz gözlerle bakınca heyecanla Türkçe konuştuğunu anladi ve hemen düzelterek İngilizce'ye geçiş yapıp "Pardon merhabalar iyi akşamlar Profesör Conroy" dedi heyecanını bastıramadan "Merhaba, Cenk demin dediğin türkçemiydi" dedi gülümseyerek. "Şey evet" yuzu kızardı Cenkin. " Birdaha söylesene güzelmiş bende öğreneyim" dedi öğrencisine takılarak. "Merhaba öğretmenim " dedi Cenk. Conroy da tekrar etti. "Mereba ö-ovretmenim" "Evet bu başarılıydı" diye gülümsedi. Conroy çocuğun masum gülüşüne gülümseme ile cevap verdi. "Sen hep insanları görünce böyle dona kalıyor musun. Böyle nefes nefese kalmanin sebebi ne peki " dedi müzik notaları gibi ahenkli sesiyle "Y-yok, ş-şey, burda ş-şey vardı o yüzden ben bilemedim sonra koştum sonra da biraz şey oldu" diye saçmaladı ve ağır bir nefes alip verip" sonunda geldim sonrada.... neyse ben verdim gidiyorum" dedi afallayarak. Müzik çantasını açıp içindeki keman yayını vermek yerine direk çantayı eline tutuşturdu. kendini daha fazla rezil etmemek içinde dönüp arkasını gidecekti ama profesör elini tuttu. Ani temasla vucudu buz kesmişti resmen "Her kezin önünde böyle saçmalar misin?! Yoksa bu davranışın bana Özel mi?!" kaşlarını hafif hafaya kaldırarak muzip şekilde sırıttı Conroy. "Aslında şikayetçi değilim bu şapşal hallerin hoşuna gitmeye de başladı" dedi göz kırparak flortoz bir tavırla Aklı başından uçan "Şey aslında bilmiyorum herhalde yeni yer alışık olmadığım hayat biraz yordu beni ve 2 gün önce buraya geldim. Heyecanlanıyorum biraz" dedi utanarak. "Anladım, rahat ol şapşal gir içeri bugün burda kal, öyle konuştuk ya!" diye içeri büyür etti. "Ha evet, çok teşekkür ederim profesör Mikelson"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD