Cenk 2 haftadır odadan çıkmıyor neredeyse yemek bile yemiyordu. Aşırı solgun bitkin bir ruh hali vardı. arkadaşlariyle görüşmüyor du kimseyle konuşmuyor du.
Bir aralık sabahı yine odasında kapanmış öylece tavana bakmış yatıyorken deli gibi kapı çaldı
Amelia koşarak kapıyı açtı ve şaşkına döndü. Gelen Pr Mikelson di.
"Merhaba Pr Mikelson hos geldiniz. Ne istemiş....."
Conroy beklemeden içeri daldı
"O o nerde"
"Şey yukarıda odasında. Haftalardır öyle yemek bile yemiyor"
"Bana hemen gösterin"
Stefan ne oluyor demesine izin bile vermeden Amelianin gösterdiği yöne rüzgar gibi koşmaya başladı Stefan da Amelia da onların bulunduğu tarafa geldi ve neler olup bittiğini anlamaya çalıştı.
"C-cenk... sevgilim... nolur aç kapıyı... yalvarıyorum iki dakika konuşalım... ne desen haklısın bencilce hareket ettim. Hislerimi dinlemedim. Çocuk gibi davrandım. Bana ihtiyacın olduğunda sana yardım etmedim. Elini tutmadım. Yaptığım şey her türlü cezayı hak ediyor ama sensizliği değil artık bir saniye bile dayanamam nolur beni affet. Ne türlü ceza versen kabul ederim. Ama sensizliği kabul edemem. Ben bir yaratık gibi davrandım. İğrenç biriyim ben. Seni ve o temiz kalbini hak etmiyorum ama buradayım ve yalvararak bana geri dönmeni istiyorum "
Kapı açıldı olaya son derece kayıtsız gibi Cenk kapıda dıkıldı. Stefan ve Amelia olanları sindiremiyor ve şaşkın şaşkın merdivenlerde izliyorlardı. Conroy kapının önünde diz çökmüş oturuyor Cenk ise soluk benizli suratıyla ona ulaşılmaz bir karlı dağ gibi hissetiriyor du.
"Haklısın sen beni hak etmiyorsun. Çünkü bencil birisin kalbinde zerre sevgi yok inan bana. Sadece gördün, hoşuna gitti, aldın, oynadın, sıkıldın ve attın. Su anda kaprisli bir çocuk gibi eski oyuncağını özlüyor sun ama yenisini bulunca onu unutursun inan bana şimdi beni rahat birak uyumaya çalışıyorum"
Cenkin bu kadar sert tepkisini odadaki hiç kimse beklemiyordu. Zaten Stefan ve Amelia olanları hala beyninde oturta bilmiş bile değildi. Sebebi arkadaşları biriyle sevgili olmuş ve onlardan saklamıştı. ikinci ve daha şok edici haber sevgili olduğu kişi onun özel ders öğretmeniydi...
Cenkin bu tavrına Conroy hazırdı hatta hak veriyordu hepsi kendi eşekliği yüzünden olmuştu hemen ayağa kalktı kapıya kolunu koydu ve ısrar ile devam etti.
Amelia daha fazla dayanamadı. Günlerdir bu hallerinin sebebi bu adamdi demekki aslında farketmeliydi. Her zaman ders olduğu gün fazla özenliydi. resmen kalbi ona koşuyor du. ve şimdi bu haldeydi. Zaten ruhen yorgun olan çocuğa daha fazla işkence etmemesi icin onlara doğru adım atti. Ama Stefan onu durdurdu ve ikisini yalnız bırakmaya karar vererek evin dışında beklemeye koyuldular
Conroy inatla devam etti bu sefer odanın içine girdi ve oranın ne kadar karanlık ve havasız olduğunu hissetti.
"Conroy isteğini aldın daha ne istiyorsun"
"Seni... benim tek isteğim sensin... Benim olmani... her zaman elimi tutmani ve bırakmanı istiyorum... Şu an ben böyle hayal etmemiştim ama söylemesem olmaz"
"Saçma sapan konuşmayı kes ve lütfen evine git"
"Hayır hayır... ben her zaman seni hayal ettim Olacak ise senin gibi bir eşim olsun istedin. Her anımı paylaşan hata yapan ve beraber düzelten. Her günümü huzur ile dolduran, her sabah kalkmak ve onun yüzünü görmek için acele eden, eşimin güzelliği ve temiz kalbi kadar güzel bir hayat yaşamak istedim. ve kader karşıma seni çıkardı hep senle doldu sağım solum, benim saçma sapan kıskançlıklarimla bozulmasın bu aşkımız, deli umutlarımız ve hayallerimizle süslü ,hem hisli, hem içli, hem güçlü duygularla dünyamı doldur istiyorum, hayatımın geri kalanını ne olursa olsun seninle beraber olmak istiyorum. şartlar durumlar umrumda değil seni seviyorum ve sensiz olamam anliyormusun?"
"İnan bu dediklerin benim için bişey ifade etmiyor şimdi lütfen evimden git yoksa polis çağırmak zorunda kalacağım" dedi sert ve soğuk şekilde
Conroy ne diyeceğini bilemeden gözlerine baktı acısını ve samimiyetini görsün istedi... ama bulamadı... en ufak bir duygu kırıntısı göremedi..
"Cenk..."
"Profesör lütfen evimden çıkın ve saygınlığınizi daha fazla yitirmayin" dedi ve Stefana seslendi.
"Stef lütfen gelirmisin"
Kapıda hazirda bekleyen Stefan cılız sesine rağmen onu duyup hemen eve girdi
"Stefan beyefendiye kapıya kadar eşlik edersmisin onun burada işi bitti"
"Ama Cenk..." dedi bir umut ama boşuna çaba
"Lütfen profesör zorluk çıkarmayın" diyen Stefanin otoriter sesiyle gözleri sevgilisinde kalarak odadan çıkmak zorunda kaldı
Yıkık dökük adımlarla aşağı inerken Amelianin gazabi onu bekliyordu
"Demek günlerdir acı çekmesine sebep olan o yaratık sensin" dedi öfkeyle.
"Evet o iğrenç yaratık benim" dedi ve dayanamayıp merdivenlere çökerek elleriyle yüzlerini kapatıp içli içli ağlamaya başladı.
Onun bu halini gören Amelia ona daha fazla kızamadı bile. diyecek kelime yoktu çünkü artık...
Hiç istemesede sürüne sürüne evden çıktı profesör Cenk ise onun gidişini aynadan soğuk ve hissiz gözlerle izledi
"Her şey bitti ha profesör" dedi ve sessizce camın önünde oturmaya devam etti
Boston topraklarına düşen ilk kar tanelerini, soğuk cama sessizce vuran beyaz zerrecikleri izliyordu. Ne kadar süredir orda oturuyor hiç bir fikri yoktu. 1 dakika? 1 saat? belki 1 gün... Odanın içinde ayaz gibi bir boşluk vardı; soğuk, camdan değil, ruhundan sızıyordu içeri.
Beyninde bir melodi yankılandı. Bu öyle tanıdık, öyle derin bir sesti ki… Sanki yıllardır çalmadığı bir dostu, onu yeniden bulmuştu. İçinde yankılanan bu tınıya kayıtsız kalamadı. Bitkin bedenini ağır ağır kaldırdı koltuktan. Aslında kalkmak değil, sürünmekti yaptığı; günlerdir o koltuğun parçası olmuştu neredeyse. Varlığı çökmüştü yaşadığı mekâna.
Balkon kapısını araladı. Soğuk hava ciğerlerine doldu; öksürdü. Ama yılmadı. Havanın yüzüne çarpan keskinliği, neredeyse hayatta olduğunu hatırlatıyordu. Kemanına uzandı. Toz tutmuştu sapı, tutacak yerinde bile bir yabancılık vardı. Ama o sadece gülümsedi. Acıyla… sessizce.
Ne hayallerle gelmişti oysa buraya… Boston’da yeni bir hayat. Konserler. Salgınlar gibi yayılan kahkahalar. Tutkulu bir aşk. Belki de birlikte kurdukları bir ev… Hatta, çocukça ama içten bir hayalle, birlikte imzalanan bir evlilik cüzdanı. Türkiye’de bu mümkün değildi ama… başka bir yerde neden olmasındı?
Şimdi o hayallerin yerinde yalnızca kırık dökük notalar vardı.
Kemanını çalmaya başladı. Sessizliğin içinden doğan o büyü, tüm odayı sardı. İnce bir melodi, gözyaşı gibi süzüldü tellere. Bir ağıt gibiydi… içinde hem aşkın hüznü, hem de bir vedanın sessizliği vardı.
Derken…
Bir anda kesildi.
Müzik bir uçurumdan düşer gibi sustu.
Ve sessizlik…
Önce keman yere düştü, ardından Cenk’in bedeni.
Evde yalnızca Amelia ve Stefan vardı. İkisi de mutfakta sessizce çalışıyor, kışa uygun yemek planları yapıyorlardı. Stefan o an mutfak penceresinden kar tanelerine dalmışken, kemanın sesiyle hafifçe gülümsedi.
“Demek çocuk toparlanıyor,” dedi içinden.
Yeni melodi öyle güzeldi ki insanın içine hem hüzün hem huzur dolduruyordu. Dakikalarca dinledi öyle güzeldi ki Ama birden sesin kesilmesi, ikisini de yerlerinden zıplattı.
Amelia başını Stefan’a çevirdi.
“Duydun mu?”
“Evet… çok ani kesildi.”
İçlerine doğan huzursuzluk, ikisini birden hızla yukarı koşturdu. Cenk’in odası kilitliydi ama Stefan bu evi korumakla görevli bir adamdı. Tüm gücüyle kapıyı kırdı.
İçeri girdiklerinde donup kaldılar.
Cenk, yerde…
Solgun, hareketsiz, bir gölge gibi yatıyordu. Elindeki keman yay gibi savrulmuştu bir kenara. Dudakları morarmıştı. Yanakları çökmüş, göz kapaklarının altında mor halkalar oluşmuştu.
Amelia’nın nefesi boğazında düğümlendi.
“Tanrım… Cenk!”
Stefan hemen eğildi, nabzına baktı. Zayıftı… ama hâlâ atıyordu.
“Çabuk arabaya” diye bağırdı
Stefan Cenki kucaklayarak arabaya doğru koştu Ameliada hemen kimliklerini ve telefonunu alıp arabaya koştu arka koltuğa oturup cenki aheste kucağına alırken Stefan ışık hızıyla şoför koltuğundaki yerini aldı.
Cenk’in zayıf ve solgun bedeni, Stefan’ın kollarında hastaneye doğru taşınırken, dışarıda kar hâlâ sessizce yağıyordu. O kar, Cenk’in içindeki kışı bastıramamıştı ama dışarıdaki soğuk bile onun ruhundaki bu buhrana yetişemezdi.
Belki de yalnızca bir kişi dokunabilirdi o donmuş kalbe.
Ama o kişi henüz habersizdi…
Ve her şey, o hastane odasında yeniden başlayacaktı.