3.Bölüm:Şimdiden mi?

1319 Words
YAZAR ANLATIMIYLA Uman Akay, otuz yaşında ve çok genç yaşta hayatın gerçeklerini tadan biriydi. Kendine yapılan adaletsizlikler başkasına da yapılmasın diye uğraşıp durdu ve şuan ki konumu yarattığı yeni benliği sayesindeydi. Onu koruyan kimse olmadığı için kendisini korumayı öğrendi ve şimdi de korunması gereken kişilere de bildiklerini öğretiyordu. Bu yüzden yanındaydı o üç koruması. Özellikle onlar biliyordu ne olması gerektiğini. Onlara güveniyor ve hiçbir zaman arkasını dönerken tereddüt etmiyordu. Belki düşmanları çoktu, belki dost sandıkları bile arkasından kuyu kazmaya çalışıyordu ama güvenmekten asla vazgeçmiyordu. Kaba biri değildi ama elinde olmadan öyleymiş gibi gözüküyordu. Yaşamı ona böyle olmayı öğretmişti. Samimi bir şekilde gülemiyor, güldüğü an başına bir şey gelecekmiş gibi hissediyordu. Bu yüzdendi peşinde dolaşan gölgelerin sebebi. Onlar da gülmesini bekliyordu. Asral ile ilk konuşmasında bazı şeylerin farkına çoktan varmıştı. Asral'ı anlayabiliyor, görebiliyordu. Onun hırsızlık yapmasının nedenini bilmek istememişti çünkü yetenekli biri olduğunu anlamıştı. Bu ona yeterdi. Yanında güvenebileceği ve yetenekli birisi olmalıydı. Onu tanımasa bile kendinde yakın hissettiği birini asla arkasında bırakmazdı. Uman Akay hislerine güveniyordu. Ayrıca bir haftadır onu bulamamasının yanı sıra geçmişi hakkında da bilgi alamamıştı. Sadece kişisel bilgilerini biliyordu. O da adı, soyadı ve yaşından ibaretti. Bunun nedenini öğrenmek istese bile Asral'a soramayacağı için araştırmaya devam edecekti. Yakınında olan kişi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmalıydı. Üzerinden çıkardığı gömleği ve pantolonunu banyoda ki kirli sepete attıktan sonra dolabında temiz kıyafetler çıkardı. Beyaz atlet ve gri eşofmanını giydikten sonra başını iki yana sallayarak saçlarını iyice dağıttı. Evde ki hali, dışarda ki halinden daha farklıydı. Oda da çıkan tek ses nefes sesleri ve çıplak ayakları olurken içinde ki meraka yenik düşerek odasından çıktı. Adımlarını aşağı atmak yerine Asral'ın kalacağı odaya yönlendirirken kısa süre içinde kapının önündeydi. Gözlerini ayaklarına indirdi ve kapıyı üç kez tıklattı. İçeriden gelen kızın sesini duyduğu an ise kapıyı yavaşça açarak içeri girdi. Onun için hazırlanan yatağın üzerinde oturan kadın, kırmızı saten geceliğinin içinde oldukça ateşli görünüyordu. Uman Akay, içindeki ateşi saklayıp gözlerini yavaşça kızın gözlerine çıkardığında Asral'ın anlamsız bakışlarıyla karşılaştı. "Bir sorun mu var?" "Hayır," diyerek konuştu Uman Akay ifadesiz sesiyle. "O halde ne yaptığımı merak ettin?" diyen kadının sesi soru doluydu. "Evet... Rahat mısın?" Asral Kozlu, karşısında duran adamın nezaketi karşısında şaşkındı. Gerçekten öyle biri miydi yoksa ikili mi oynuyordu merak etmişti. "Evet, teşekkür ederim." paraya, kalacak yere yada herhangi bir şeye ihtiyacı olmasa da ona bir şekilde yardım etmişti Uman Akay. Bunu görmezden gelmeyecek olsada yine de herhangi bir atağa karşı tetikteydi. "Güzel," diyerek başını salladı Uman Akay. Asral ise kısa ve onun fark etmeyeceği bir şekilde üzerini süzmüştü. Kaslı kolları dikkat çekici olsada bir an atleti olmadan hayal etti onu. Erkeklerde en sevdiği şey karın kaslarıydı. En azından uzaktan ve içinden seviyordu. "Bu arada," diyerek aklına gelen şeyle beraber ayağa kalktı. "Bir şeyi merak ediyorum ve buna dürüst bir cevap vermeni bekliyorum." Uman Akay bir süre sessizce Asral'ın gözlerine baksada başını salladı. "Sana yardım edeceğim için başım belaya girecek mi?" "Öğrenmedikleri sürece hayır..." Uman Akay keskin bir ifadeyle kara gözlerini kadının gözlerine dikmeye devam etti. "Öğrenseler bile seni koruyacağım." "Ya koruyamazsan?" "Söz veriyorum." Asral duraksadı. İnsanların verdiği sözlere inanmazdı çünkü sözler onun için sadece bir tuzaktı. Yine de bu adama güvenmekten başka çaresi yoktu. "Tamam." dediği an başına gelecek türlü belayı kabul ettiğinin ikisi de farkındaydı. "Korkuyor musun?" dedi Uman Akay. Asral derin nefes aldı ve verdi. Bu onun düşünme süresiydi. "Hayır çünkü düşündüğünün aksine güçlüyüm ve bana bela olanın kara belası olurum." Uman Akay içten içe gülümsedi ama bunu yüzüne yansıtmadı. "Senin güçlü olduğunu düşünüyorum aksini düşünmedim." Asral başını sağ omzuna yatırdığında, Uman Akay'ın gözleri daha fazla açılan boynuna kaydı. Sonra da bunun yanlış olduğunu düşünerek hızla kendini toparladı ve kadına baktı. "Bilmem, belki de güçlü rolü yaptığımı sanmışsındır." Uman Akay başını iki yana salladı. "Hayır, Kozlu." "O halde iyi gecelerin olsun Bay Akay," diyerek başını düzelttikten sonra Uman Akay'ın yüzüne son kez baktı. Uman Akay sessizce başını salladıktan sonra Asral'ın odasından sakince çıktı. İstemsizce kaşlarını çattı hissettiği yoğun duyguyla beraber. Belki de hiçbir kadınla bu kadar yakın olmadığı içindi. Kafasını fazla yormak istemeyerek başka şeyler düşünmeye çalıştı ama yatağa girdiği ilk an tekrar Asral'ı getirdi gözlerinin önüne. Yorucu, güçlü ve bir o kadarda naiflik akıyordu kadının üzerinden. Farklı bir aurası olduğunun farkındaydı ve onun hakkında plan yaparak uyumaya çalıştı. Her ne kadar uyuyamasada. * ASRAL KOZLU İlk defa çalmak dışında bir iş yapacaktım doğrusu. Bu yüzden kendimi yapacağım işe göre değiştirmem gerekiyordu. Uman Akay, evine nasıl girdiğimi bilmediği için şanslıyım çünkü bu benim küçük sırrım gibi bir şeydi. Öğrense bir şey kaybetmezdim ama ben de saklı kalsın istiyorum. Bu yüzdendi basitçe girebilmem. Onun da merak ettiğini ama kendine hakim olarak sormadığını biliyorum. Siyah saçlarımı tepeden at kuyruğu yaptıktan sonra aynadan üzerimi son kez kontrol ettim. Dizlerimin biraz üzerinde olan bir etek ve beyaz crop giymiştim. Hava sıcaktı. Hatta öncekilerden daha güzel bir hava vardı. Yüzüme çok hafif bir makyaj da yaptıktan sonra odadan çıktım ve merdivenlere doğru yöneldim. Bu ev üç katlıydı. Üçüncü katında girdiğim oda vardı ama diğer kısımları bilmiyorum. Aşağı indiğimde burnuma dolan kokular karnımın açlıktan kasılmasına neden oldu. Dünden beri hiçbir şey yememiştim. Neyse ki açlığa dayanabiliyorum. Görüş alanıma giren masa ve masanın ucunda ki sandalye de oturan Uman Akay'ı gördüğümde sertçe yutkundum. Bu adamın farklı bir aurası vardı. Bunu hissetmemek mümkün değildi. Çok sakin görünmesinin yanında ifadesinin sertliği ona başka bir hava katıyordu. Konuşsa, yüzünden değilde sakinliğinden korkabilirdi bir insan. Kara gözlerini masadan çevrilip bana döndüğünde çaprazında ki masaya oturdum. "Günaydın," diyerek konuşmasıyla beraber ondan ayırmadığım bakışlarımı yüzünde gezdirdim. "Günaydın." tüm konuşmamız bundan ibaretti. Dün tanıştığım Sude, elinde ki bardaklarla içeri girdiğinde önlerimize koydu ve sonra da mutfağa girip çay demliğiyle geri geldi. Çayları bardaklarımıza koyduktan sonra ummadığım bir şey oldu. Uman Akay'ın diğer tarafında ki sandalyeye oturdu. Anlamsız dolu bakışlarımı hissetmiş gibi bana baktığında hafifçe tebessüm etti. "Afiyet olsun," diyerek konuşan Uman ile beraber yemeğine başlarken öylece onu izledim. Kıvırcık saçları bugün daha fazla belirgindi. Gözünün altında küçük bir ben vardı ve cildi çok güzeldi. Onun buradaki değerini bilmiyorum ama bazı insanların evlerinde ki hizmetliler asla masaya oturmazdı. Benim açımdan asla sorun değildi ama nedensizce tuhafıma gitmişti. Sanırım aralarında bir bağ olduğunu düşündüğüm içindi. Sude, yemeğini yerken ben de düşüncelerimden kurtulmaya çabalayarak kahvaltımı yapmaya başladım. Masadan ilk kalkan Uman olurken, ben de doyduğum için kalktım. "Odama," diyerek konuşan Uman beni beklemeden ilerlerken gözlerimi arkasından diktim. Üzerime alınmayıp koltuklara ilerlerken Sude de masada yemeğini yemeye devam ediyordu. "Kozlu!" Uman'ın sesini tekrar duyduğumda gözlerimi devirip merdivenlere yöneldim. Nazik insanlığı da bir yere kadardı sanırım. İkinci katı da geçip üçüncü kata yönelirken peşinden gitmeye devam ediyordum. Geniş salona göz ucuyla bakıp gözlerimi tekrar sırtına dikerken kahverengi çelik kapıdan içeri girdi. Kapıyı girmem için aralık bırakmasıyla beklemeden odaya girdim. Odasının inceleme gereği duymadım. Bu yüzden sadece ona odaklanmıştım. Çalışma masasının başına geçtiğinde ben de demesine fırsat vermeden deri koltuğa oturdum. "Bir sorun mu var?" "İlk görevini açıklayacağım." "Şimdiden mi?" dedim gözlerimi bayarak. "Neden?" "Üşendim." "Üşenme." "Neden?" ikimizde tuhaf diyaloğumuz karşısında duraksadık. İçimden kendime random atasım vardı. Gerçekten de tuhaftık ve bu tuhaflığımız tuhaf bir şekilde birbiriyle uyumluydu. Tuhaf. İçimden kurduğum cümleye göz deviresim gelsede kendimi durdurdum. "Maskeli balo var. Bu baloya önemli biri katılacak ve her sene sadece kardeşiyle gelir..." konuşmaya başladığında tüm dikkatimi ona verdim. "Onun yanında mı girmem gerek?" "Hayır, kapıda ki korumalar bizden. Girmende bir sıkıntı olmayacak. Orada da adamın dikkatini çekmen gerekecek." "Adamı mı ayartacağım?" dediğimde kaşlarını çattı. "Hayır!" sinirlenmişe benziyordu. "Orada kendin gibi davranmanı ve onunla arkadaş olmanı istiyorum." "Arkadaş olunabilecek bir adam mı?" başını iki yana salladı. "Hayır ama tek arkadaşı kardeşi. Kimseyle dolaşmaz ve güvenmez." "O halde onunla arkadaş olmam da zor olacak." bir müddet sessizce gözlerimi izledi. Belki bir şey anlatmak istedi ama anlamadım. Düşünce okumak gibi bir gücüm yoktu ne de olsa(?) "Balo gününü atlatırsak, gerisi kolay olacak." "Anladım, elimden geleni yapacağım." "Sadece kendin ol Kozlu. Orada başkası gibi davranmana gerek yok..." dudaklarıma konan şeytanı kıvılcım, beni henüz tanımadığının bir işaretiydi. Eğer orada kendim gibi davranırsam, geceyi sağ salim atlatabileceğimizi hiç sanmıyorum çünkü şeytan geceyi sever. Ben geceyi severim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD