Yine aynı bok güne uyandım. Alarm çalmadı, sancı çaldı. Midemde kıvrılan bir bıçakla fırladım yataktan. Spor ayakkabılarımı geçirdim, kulaklığımı taktım, koşuya çıktım. Adımlarım asfaltı döverken sanki her darbeyle ciğerlerimden bir parça sökülüyordu. Nefes almak değil, kendimi azar azar parçalamaktı yaptığım. Eve döndüm, duş, tişört, aynadaki yabancı yüz. Akşam olunca yine onun yanına gittim. Vance. Kapıyı açtığım an suratındaki ifadeyi görünce içim buz kesti. Endişeydi bu ama bildiğimiz endişeden değil. İnsanı korumazdı, zincirlerdi. Onun gözlerinde gördüğüm şeyin adı sevgi değil, sahiplenmenin çürük haliydi. “Gel,” dedi. Sesinde bir mezar değil, yanmakta olan orman vardı. İçine girersen nefes alamazdın. İçeri girdim. Duvarın önünde ayakta kaldım. O ise kalktı. Yaklaştıkça duvar dah

