Sabah olduğunda, gözlerimi açar açmaz gerçeklik yüzüme tokat gibi çarptı. Vance hâlâ yanımdaydı. Göz kapakları yarı kapalı, uykunun dağınıklığında bana bakıyordu. Dudaklarının kenarında yorgun ama huzurlu bir gülümseme vardı. “Günaydın,” dedi, sesi kısık ve sıcaktı. Ama yüzümdeki sert ifadeyi görünce o gülümseme dondu. Gözleri bir anda karardı; içinde umut kırıntısı kalmamış bir adamın bakışlarıyla bana baktı. Sessizce doğruldu, sırtını bana dönerek derin bir nefes aldı. Yatağın kenarında otururken, gerginliğini odanın havasında bile hissediyordum. Kıyafetlerini toplarken elleri titriyordu. Sonunda bana dönüp kısık bir sesle, “Ben… gideyim,” dedi. Söylemek istediklerini söyleyemedi, yutkunup sustu. Sanki ağzındaki kelimeler dikenliydi, dudaklarından çıkarsa kanatacaktı. Ben ise yatağı

