bc

YARALI RUHLAR // TAMAMLANDI

book_age16+
174
FOLLOW
1K
READ
adventure
dark
dominant
sporty
drama
tragedy
bxg
serious
mystery
gorgeous
like
intro-logo
Blurb

Başımı şimdi toprağına yaslıyorum, artık seni böyle duyacağım. Avuçlarıma toprağın kokusu yani senin kokun siniyor. Avuçlarıma toprak giriyor sonra bir su misali tekrar akıyor.

İşte o an anladım ki, her şey sensin. Şimdi her şeyim de öldü. Ve benim artık kaybedecek bir şeyim yokmuş.

Bu soğuk toprak ölülere meftun olduğu gibi ben de sana meftunum sevgilim.

Mutlu musun şu an sevdiğim? Toprağına, sevdana kavuştun. Bizim ise kara sevdamız ahirete kaldı.

chap-preview
Free preview
Birinci Bölüm
Keyifli okumalar ? 13 Şubat 1994, İstanbul. Genç kadın kucağındaki bebeğe baktı uzun uzun ağlamaktan pert olan gözleriyle. 'Yavrum.' diye mırıldanarak bebeğin kokusunu içine çekti doya doya. Bu kokladığı koku dünyada eşi benzeri olmayan bir kokuydu. Cennetin kokusuydu... 'Bunu yapamam.' dedi genç kadın, karşısındaki adama. 'Ayla... Yapmak zorundayız. O daha masum, günahsız bir bebek. Onu bu cehenneme sürükleyemeyiz. Her şey daha iyi olacak onun için. Anla artık!' dedi ve gözünden düşen tek yaşı da sildi elinin tersiyle. Genç adam, sevdiği kadının elindeki bebeği kucağına aldı büyük bir dikkatle. 'Umarım bizi affedersin, kızım.' diye mırıldandı. 'Sen...' dedi genç kadın, adama. 'Sen olsan affeder miydin? Seni terk eden, hayatını bozan anneni babanı affeder miydin? Söyle!' diye bağırdı. 'Bizi buna sen mecbur ettin! Bu ailemizi sen dağıttın! Biliyorsun değil mi?!' dedi kadın son olarak sert bir tonla. Genç adam cevap veremedi, evet biliyordu. Bu olanların hepsi onun suçuydu. 'Isim...' 'Isim koyamadım.' dedi adam en sonunda. 'Sen kendi kızına isim koymayı bile hak etmiyorsun, iğrenç bir babasın Kemal... Kızının hayatını mahveden iğrenç bir baba!' dedi büyük bir sinirle. Genç adam her şeyin farkındaydı. Arafta kalmıştı o da herkes gibi. Iki kararın sonunda da uçurum vardı... 'Sen sanki anne olmayı çok hak ediyorsun! Sırf daha fazla para için kendini satan sen değil miydin?! Gözünü para bürüyen anne babayız biz! İyi bir anne baba olamamış iki insanız artık!' dedi adam bağırarak. Genç kadın sessiz kaldı. Anneliğine laf edilmesi ağrına gitmişti. Ama kocası haklıydı en az onunda suçu vardı. Kalplerini, günahlarıyla yıkayan iki insan önünde duran bebeğe baktı. Ya bebeği de bu karanlığa sürükleyip günahlarına bu gece ortak edeceklerdi ya da bir yetimhanenin kapısına bırakıp masum kalacaktı. Siyah arabadan indiler, genç kadın ve adam. Yıkılmak üzere olan eski yetimhane binasının büyük bahçe kapısının önünde durdular. 3 günlük bir bebeğin yeni evi artık bu binaydı. Yetimhanenin don tutmuş, eski, büyük bahçe kapısını araladılar. Yavaş, emin olmayan adımlarla yürüdüler, eski dökülmek üzere olan binaya. Binanın ahşap, beyaza boyanmış kapısına tıklamayıp bebeği sepeti ile yavaşça bıraktı. Son olarak öptü kadın bebeğini. 'Geç kalıyoruz! Çabuk vedalaş.' dedi adam kısık sesle. 'Allah belanı versin!' diye mırıldandı. Gözünden akan yaşların haddi hesabı yoktu. Ama artık çok geçti. Her şeyi düzeltmek için çok geçti... Kabanının cebindeki notu çıkardı adam. "Bizi affet." Yazıyordu notta. 2 kelimeden oluşan bu cümle çok şey söylüyordu, okumasını bilene... Bir gece vakti, İstanbul'un ayazında terk edilen isimsiz bebekti artık... Günümüz, İstanbul. Elimdeki börek, poğaça kaplarına baktım. İki saat sonra kalkacak olan uçağıma bu gidişle yetişemeyecektim. Üstelik daha annem yaprak sarma getiriyordu mutfaktan. "Ablam daha bekleyecek miyiz?" diye sordu kapının önündeki taksici. İçimden koca bir of geçirdim. "Maral kızım geldim." dedi annem telaşlı bir şekilde. Annem koşa koşa gelerek yaprak sarma koyduğu kabı elime tutuşturdu. "Annem çok dikkat et kuzum. Varınca beni ara. Ah keşke yakın yere gitseydin annem. Şırnak olur mu hiç?" dedi annem ağlayarak. "Güzel annem ben askerim unuttun mu? Hem Deniz eşlik edecek bana havaalanında." dedim sakin olabildiğimce. "Bir tanecik kızım var hiç mi üzülmeyeceğim Allah Allah. Koyduklarımı da ye bak inceciksin az kilo al. Delisin sen dikkat et kendine. Silahını unutma." "Teyzeciğim ölüme gitmiyor ya!" dedi taksici büyük bir bıkkınlıkla. O da haklıydı. 15 dakikadır bekliyordu. "Ayol kızını bir başına Şırnak'a göndermek kolay mı?" dedi annem cevaplayarak. Herkes ağlarken bir tek ben seviniyordum galiba. Şırnak uzun zamandır istediğim yerdi. Operasyonu çoktu bir kere! "Bey, Maral gidiyor hadii vedalaş." dedi annem, tuvalette olan babama. "Geldim hanım geldim." Babam acele ile elini yıkadı koşarak geldi. "Maral varınca bizi ara kızım tamam mı? Biz Deniz ile de konuşacağız. Seni bindirecek uçağa." "Baba 27 yaşındayım değil mi? Büyüdüm bence." dedim gülerek. "Sen bizim hala bebeğimizsin." annemin demesiyle duruldum bir süre. "Neyse hadi Allah'a emanet." dedim onlara sarılarak. Gözümdeki düşmekte olan tek yaşı da sildim elimin tersiyle. Ağlayan biri değildim ama bi tarz vedalar zor oluyordu. "Hadi kaçtım ben." dedim taksiye binerken. "Ara bizi!" annemin son dediğini de duyduktan sonra gülümsedim. "Nereye gidiyoruz ablam?" diye sordu taksici ardından. "Sabiha Gökçen Havalimanına." dedikten sonra arkama yaslandım. İstanbul'u her ne kadar sevsem de bu şehirden gitmek çok iyi gelecekti. Bu yüzden tayinimi erkenden istemiştim. Kendimi bahanelerle avutsam da asıl gitme nedenimi tabii ki biliyordum. Geçmişimden kaçmak. Pardon kaçmaya çalışmak. Biliyordum temelli kaçamazdım, silemezdim olanları ama geçici bir süre de olsa bunlardan kurtulmak istiyordum. Çünkü içimi çok sıkıyordu, bunaltıyordu. Güçlüydüm ama gücümü kendim üzerinde kullanamıyordum. Bir psikolog gibiydim, başkalarına yardımcı oluyordum fakat kendi derdime çareyi bulamıyordum. Trafikten dolayı 20 dakikalık yolu neredeyse 1 saatte gelmiştik. "Geldik ablam." dedi taksici bagajdaki valizi indirerek. "Borcumuz ne kardeş?" "100 lira ablam." Ağzımdan bir anda "Oha!" nidası çıktı. "Valla abla zam geldi bu hafta." "Az indir abim olmaz öyle." "Hadi benden olsun ablam. Siz vatan için canınızı feda ediyorsunuz. Ben sizi bir götürmüşüm. Allah ayağına taş değdirmesin ablam." Anlık bir şekilde gülümsedikten sonra yüzümü normale döndürdüm. Halkımız, milletimiz iyi ki vardı. Her ne kadar para vermemi istemese de yine hakkını verecektim, sadece biraz indirse olur. "Amin kardeşim amin. Şimdi sen şu 80 lirayı al. Yoluna bak." "Yok ablam olmaz." "Olur olur." "Olmaaaaz." "Kardeşim al. Uçağım kaçacak hadi uğraştırma beni." İlk önce düşünse de sonra aldı. "Evdeki 3 çocuğun hakkı diye alıyorum ablam yoksa almazdım." "Al da nasıl alırsan al." "Hayırlı yolculuklar ablam. Allah askerimizi polisimizi korusun." "Eyvallah abim, amin inşallah hadi sağlıcakla." Taksici kardeşi de gönderdikten sonra elimde poşetle tuttuğum yemekleri bir banka koydum. Valizi de bir yana çektikten sonra telefonla Deniz'i aradım. Bir kere de uzun uzun çaldırma be adam. "Ay Deniz neden açmadın 5 dakikadır çaldırıyorum." Diye diye söylendim. "Ben de çok iyiyim Maralcığım." "İnsan bir halimi hatrımı sorar ayıp." diye de arkasından devam ettirdi. "Tamam be amma uzattın. Denizciğim şuan nerdesin gülüm?" "Tam arkanda." demesiyle birden arkama döndüm. Şaşırmaya vakit kalmadan aniden sarıldı bana. Sonrasında ben de sarıldım ona. "Maral kız çok özledim seni." En son görüşmemiz dün akşam çardaktaydı. "Seni yalaka seni." "Yalan mı ayol?" Sırtını sıvazlayarak "İyi öyle olsun." dedim. "Gülden Teyze döktürmüş yine." dedi banktaki poşetleri gösterirken. "Sorma ya. Hepsini elime tutuşturdu. Neyse sen onu bunu boşver de. Şırnak'a gelsene. Gül gibi yaşarız." diye sordum. Ayrı kalmak istemezdim sonuçta 18 yıldır arkadaşımdı, daha doğrusu kardeş gibiydik. "Gelirim de sonra." "Allah Allah gelmezsen gelme çok ta umrumda." diyerek omuz silktim. "Maral be küsme. Dayanamazsın sen bana hem." "Yoo sensizlik daha güzel." dedim. Yalan söylediğimi o da biliyordu. Ama maksat onunla uğraşmak, didişmek, sinir etmekti. Dudaklarını büzdü. Küçük çocuklar gibi surat astı. "Kız isteyeceğiz bana." dedi yavru kedi gibi mırıldanarak. Ne o kız mı isteyeceğiz demişti?! Lan bizim ki damat oluyor ya! "Ciddi misin lan sen?" "He valla Maral. Kızı görsen çok güzel peri gibi." Onun mutlu olmasına öyle sevinmiştim ki. Ben mutlu olmasam da onun mutluluğu her şeye değerdi. "Hayırlı olsun Deniz. Boy boy çocukların olsun inşallah amin amin." dedim gülerek. "Amin inşallah güzelim." "Bu kız kim Deniz? Bir geçmiş olsun diyeceğim de." dedim ve ardından kahkaha attım. "Çok komik Maral." "Tabii komik. Kız kim sen onu söyle." "Sedef var ya." "İnek olan Sedef mi?" "Yok bu zürafa olan Sedef." dediğinde benim jeton düşmüştü. "Hee. Şu uzun boylu?" "Evet uzun boylu. Sırma saçlı Sedef'im." diyerek yine gözlerini ufka doğru süzmüştü. Bizim mahallede iki tane Sedef vardı. Biri inek olan diğer ise zürafa olan. İnek olan Sedef çok zeki olduğu için inek derdik ona. Tıp okumuş kız. Anası geçenlerde kızım doktor oldu diye mahalleye lokum dağıtmıştı. Diğer Sedef yani zürafa olan Sedef ise uzun olduğu için zürafa derdik ona. Mankenler gibi yengem olacaktı be. Biz de çok kısa sayılmazdık. Deniz 185 cm, ben ise 177. Sedef'te 1.80 vardır şimdi. Bu arada Sedef öğretmen. Deniz de avukattı. Daha doğrusu benim avukatım. Huzurlu, samimi bir mahallemiz vardı. Altın günleri, dedikodu, iş güç derken günler geçerdi. Birimiz hasta olduğunda diğer komşular çorba yapar gönderirdi. Deniz ile de 9 yaşındayken tanışmıştık. Mahalleye ilk geldiğim gün. İlk gün birbirimizi sevmesek te sonradan kaynaşmıştık. Beraber zillere basar kaçardık. Yeri geldiğinde bana arkadaş bazen de olmayan kardeşim oluyordu. Biz birbirimizi böyle tamamlıyorduk. Şimdi ise mürüvetini görecektim inşallah. "Maral dünyada mısın?" Deniz'in seslenmesiyle kendime geldim. "Yenge ile gelirsin değil mi Şırnak'a?" gelmezlerse onları çok özleyecektim. Böyle ömür geçmezdi. "Geliriz ayol. Düğünümde tam altın isterim ama?" "Bakarız." "Kızım askersin be. Az eli açık ol koca üsteğmensin." "Tamam be." dedim şakacıktan omzuna vururken. "Maral 15-20 dakika sonra uçağın kalkacak güzelim. Şimdiden bin istersen." dediğinde bütün kontrollerin yapıldığını anladım. Istanbul çok mu istiyorsun bu şehirden gitmemi? O yüzden mi bu acelen? Deniz'e kocaman sarıldım. Dost dediğin böyle olurdu. "Unutma lan beni." "Aşk olsun Maral. Kız seni nasıl unutayım." diyerek ağlıyordu. "Çok sulu gözsün Deniz. Avukat adam ağlar mı?" Çocuksu ruhundan hiçbir şey kaybetmemişti Deniz. İlk günki gibiydi hala. "Sen de çok odunsun kızım. Az ağla." "Ben en son 8 yaşımda ağladım Deniz." dedim sesimi düzeltmeye çalışırken. Sustu bir süre. "Gel ara sıra İstanbul'a." dedi Deniz, bir süre sonra. "Ben asker kadınım abicim. Valla boş olan sensin sen gel." "Geliriz güzellik." dedi yanağımdan makas alırken. "Yapma şunu uyuz şey." buna sinir oluyordum. Gıcık kapardım. "Güllü lokumum benim hadi git uçağına." "Bana lokum deme ya. Aklıma Şaziye Teyze'nin dağıttığı lokum geliyor." dedim gülerek. "Değil mi ya? Kızın doktor olmuş sonuçta. Az pahalı bir şey dağıt. Çok cimri anacım bunlar." "Öyleler valla." dedim son olarak. "Hadi Allah'a emanet ol." dedim son kez. Dolu dolu gözlerle baktı Deniz bana. Kızını evlendiren analar gibiydi aynı. Deniz arabaya doğru ilerlediğini görünce ben de uçağa doğru adımlamaya başladım. Çalan telefonuma tam bakarken birden güm diye bir ses duydum. B-bu bomba mıydı?

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
524.0K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.1K
bc

HÜKÜM

read
224.5K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook