1.Bölüm
Meryem gözlerini açtığında nerede olduğunu bilmiyordu.
Başının içi uğulduyordu. Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı ama gördüğü yer tanıdık değildi.
Beyaz bir oda.
Tek kişilik bir yatak.
Küçük bir masa.
Bir sandalye.
Ve kilitli bir kapı.
Meryem doğrulmaya çalışırken başı döndü. Birkaç saniye yatağın kenarında oturdu. Son hatırladığı şey üniversiteden çıktıktan sonra eve doğru yürüdüğüydü.
Sonrası yoktu.
Elini cebine attı.
Telefonu yoktu.
Çantası da yoktu.
“Ne oluyor?”
Ayağa kalkıp kapıya koştu.
Kolu çevirdi.
Açılmadı.
Bir daha denedi.
Sonra bütün gücüyle kapıya vurdu.
“Kimse var mı?”
Cevap gelmedi.
“Beni duyuyor musunuz?”
Yine sessizlik.
Meryem’in gözleri dolmaya başladı.
“Beni bırakın!”
Tam o sırada tavandaki küçük kırmızı ışık yandı.
Meryem başını kaldırdı.
Kamera.
Doğrudan onu izliyordu.
“Hayır…”
Bir adım geri çekildi.
Kamera hafifçe hareket etti.
Sonra odanın içerisindeki hoparlörden mekanik bir ses duyuldu.
“Günaydın, Meryem.”
Meryem dondu.
“Sen kimsin?”
“Bu bilgi sizin için gerekli değildir.”
“Ben neredeyim?”
“Güvenli bir yerde.”
“Beni buraya kim getirdi?”
Cevap verilmedi.
Meryem kapıya tekrar yöneldi.
“Beni bırakın!”
“Lütfen sakin olun.”
“Polisi arayacağım.”
“Dışarıyla iletişim kuramazsınız.”
Meryem’in eli kapının üzerinde kaldı.
Robotik ses devam etti.
“Bulunduğunuz yerde uymanız gereken bazı kurallar vardır.”
Meryem başını kaldırıp kameraya baktı.
“Birinci kural: Kapıları zorlamayın.”
Kısa bir sessizlik.
“İkinci kural: Kameralara zarar vermeyin.”
Meryem odanın köşelerine baktı.
“Üçüncü kural: Size ayrılan alanların dışına çıkmayın.”
Ses birkaç saniye sustu.
“Kurallara uyduğunuz sürece herhangi bir sorun yaşamayacaksınız.”
Meryem öfkeyle kameraya baktı.
“Beni burada ne kadar tutacaksınız?”
Cevap gelmedi.
“Kaç gün?”
Hoparlör kapandı.
Meryem yalnız kaldı.
⸻
Kapı birkaç saat sonra açıldı.
Meryem refleks olarak geriye çekildi.
Fakat içeri kimse girmedi.
Kapının önüne bir tepsi bırakılmıştı.
Yemek ve su.
Kapı yeniden kilitlendi.
Meryem uzun süre tepsiye dokunmadı.
Sonunda susuzluğuna dayanamayarak suyu aldı.
Bir süre sonra dışarı çıkmasına izin verildiğini fark etti.
Koridora adım attığında evin düşündüğünden çok daha büyük olduğunu gördü.
Salon.
Mutfak.
Birkaç oda.
Bir merdiven.
Ve kameralar.
Her yerde kameralar vardı.
Meryem yavaşça yürüdü.
Koridorun sonunda bir banyo gördü.
İçeri girdi.
Sonra başını kaldırdı.
Tavanda yine bir kamera vardı.
Meryem birkaç saniye boyunca kameraya baktı.
“Banyoda bile mi?”
Cevap yoktu.
Kapıyı kapatıp kilitledi.
İlk duşunu üzerindeki kıyafetleri çıkarmadan aldı.
Kameranın varlığı düşüncesi bile midesini bulandırıyordu.
Ama birkaç gün sonra bununla mücadele etmenin başka bir yolu olmadığını anladı.
Duşa girerken kıyafetlerini çıkarmamaya alıştı.
Bu evde mahremiyet diye bir şey yoktu.
⸻
Meryem’in eve gelişinden önce beş kişi daha buraya getirilmişti.
Aras.
Efe.
Kerem.
Defne.
Kaan.
Hiçbiri birbirini tanımıyordu.
Onların aileleri ise günlerdir çocuklarını arıyordu.
Polise kayıp başvuruları yapılmıştı.
Telefonlar aranmış, hastaneler kontrol edilmiş, arkadaşlarla konuşulmuştu.
Aileler çocuklarının kaçırıldığını düşünüyordu.
Bazıları onların kendi istekleriyle gitmiş olabileceğini düşünmek istemiyordu bile.
Fakat ortada hiçbir iz yoktu.
Çünkü onları buraya getiren kişi yalnızca gençleri ortadan kaldırmamıştı.
Geride bıraktıkları izleri de silmişti.
Telefonlardan bazıları farklı yerlerde bulunmuştu.
Bazı kamera kayıtları yoktu.
Bazı dijital hareketler, gençlerin kendi istekleriyle uzaklaştığını düşündürecek şekilde düzenlenmişti.
Beş farklı kayıp vakası vardı.
Ama dışarıdaki hiç kimse bunların aynı kişiyle bağlantılı olduğunu bilmiyordu.
⸻
Meryem evdeki diğer insanlarla ilk kez karşılaştığında üçüncü günün akşamıydı.
Salona çıktığında beş kişi birden ona döndü.
Defne önce ayağa kalktı.
“Sen de mi yeni geldin?”
Meryem cevap vermeden önce hepsinin yüzüne baktı.
“Evet.”
Aras ona bir sandalye gösterdi.
“Gel. Korkma.”
Meryem istemsizce güldü.
“Korkma mı?”
Aras sustu.
Haklıydı.
Burada korkmamak mümkün değildi.
Kaan, mutfaktan bir bardak su getirip Meryem’e uzattı.
“İlk günler zor.”
“Beni buraya neden getirdiler?”
Kimse cevap vermedi.
Çünkü hiçbiri bilmiyordu.
Meryem o anda anladı.
Buradaki herkes onun gibi kayıptı.
Sadece ondan önce gelmişlerdi.
⸻
Meryem’in gelişinden sonra iki gün geçti.
Artık evde yedi kişi vardı.
Altı genç.
Birbirlerini tanımaya çalışıyorlardı.
Ama hiçbiri diğerine gerçekten güvenmiyordu.
O gece salonda oturuyorlardı.
Saat gece yarısını geçmişti.
Meryem sessizce koltuğun köşesinde oturuyordu.
Birden ışıklar söndü.
Herkes sustu.
Giriş kapısından metalik bir ses geldi.
Kilit açılıyordu.
Aras ayağa kalktı.
“Yine biri mi geliyor?”
Kimse cevap vermedi.
Kapı açıldı.
İçeri iki kişi girdi.
Aralarında bir adam vardı.
Yirmili yaşlarının sonlarında görünüyordu.
Uzun boylu, sakin yüzlüydü.
Ama bilinci yerinde değildi.
Adamı içeri bıraktılar.
Kapı hemen kapandı.
Meryem ayağa kalktı.
“Ne yapıyorlar?”
Defne geri çekildi.
Tam o sırada tavandaki küçük deliklerden ince bir sis yayılmaya başladı.
Aras bağırdı:
“Geri çekilin!”
Herkes kapıya doğru yöneldi.
Fakat birkaç saniye içinde adam yere yığıldı.
Sis dağıldığında ev yeniden sessizleşti.
Yeni gelen adam yerde hareketsiz yatıyordu.
Meryem ona baktı.
Henüz yüzünü tam olarak göremiyordu.
Sonra hoparlör açıldı.
O mekanik ses yeniden duyuldu.
“Yedinci kişi teslim edilmiştir.”
Meryem’in gözleri adamın üzerinde kaldı.
Yirmi yedi yaşlarında görünüyordu.
Diğerlerinden belirgin şekilde büyüktü.
Birkaç dakika sonra adamın parmakları hafifçe hareket etti.
Meryem nefesini tuttu.
Adam gözlerini açtı.
Önce tavana baktı.
Sonra etrafına.
Sonra içerideki altı kişiye.
En son gözleri Meryem’de durdu.
İkisinin bakışları birkaç saniye boyunca birbirinden ayrılmadı.
Bora hiçbir şey söylemedi.
Ama yüzündeki ifade Meryem’in dikkatini çekti.
Diğer herkes korkmuştu.
Bora ise…
sanki bir şeyi anlamaya çalışıyordu.
Ve Meryem o anda henüz bilmiyordu.
Bu adamın gelişiyle birlikte evdeki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.