Zîna ve annesi konağın büyük taş kapısından ayrılmıştı. Avluda bir süre gülüşmeler, teşekkürler, usulca kapanan sözler yankılanmış, ardından geriye sadece bir sessizlik kalmıştı. Rûbar, kütüphanede pencere kenarında durmuş, sigarasını yavaş yavaş içiyordu. Duman, gözlerinin önündeki her şeyi flulaştırsa da içindeki ismi silmeye yetmiyordu. Arkasından ayak sesleri geldi. Annesi, Ronahî Hanım. Her zamanki gibi dik, ağır ve gözleriyle önce odaya sonra oğlunun yüzüne bakan bir kadın. Bir süre konuşmadı. Sonra sanki sıradan bir havadan söz ediyormuş gibi sordu: > “Güzel kızdı… değil mi?” Rûbar, sigarasını küllüğe bastırdı. Başını çevirip annesine baktı, ama gözleri donuktu. > “Beğendiysen… olur.” Ronahî Hanım kaşlarını hafif çattı. Sesini inceltti ama tonundan soğukluk sü

