BÖLÜM:6 "BAĞ EVİ "

1738 Words
ALBAYIN ÇAĞRISI Ertesi gün Mete’ye kışlaya dönmesi gerektiği bildirildi. Albay Cengiz Demir onu bizzat çağırmıştı. Mete, kışlaya vardığında albayın odasına girdi. Albay, sert bakışlarını Mete’ye çevirdi ve derin bir nefes aldı. "Bana bak Mete, ne haltlar karıştırıyorsun?" Mete, dikkat kesildi. "Efendim?" Albay hafifçe gülümsedi. "Timindekiler Elif’i anlattı. Seninle birlikte ölümün içinden çıkmış bir kadın… ve sen onu bırakmıyorsun." Mete cevap vermedi. Albay sandalyesine yaslanıp kaşlarını kaldırdı. Mete komutanım görevim onu ve adamlarımı korumak ölümüm pahasına olsa.. Albay iç çekerek.. "Oğlum, sen bana emanetsin. Ama Babana çekmişsin. O da bir şeyi kafasına koyduğunda asla vazgeçmezdi." Mete’nin boğazı düğümlendi. Babasıyla ilgili her konuşma, içinde hem gurur hem özlem uyandırıyordu. Albay ona dikkatle baktı. "Babana duyduğum saygıyı bilirsin. O, benim silah arkadaşımdı. Ama ben seni de oğlum gibi görüyorum." Mete başını hafifçe eğdi. "Bunu biliyorum komutanım." Albay bir an sustu, sonra sırıttı. "Peki, bana Elif’i ne zaman tanıştıracaksın?" Mete ne diyeceğini bilemedi. "Komutanım, o --- "KAPIDAKİ SÜRPRİZ" Albay Cengiz, Mete’ye göz kırparak sırıttı. "Peki, bana Elif’i ne zaman tanıştıracaksın?" Mete hafifçe gerildi. Ne diyeceğini bilemez halde hafifçe başını kaşıdı. "Komutanım, o şimdi kapı—" Tam o anda Albay kahkaha atarak Mete'yi susturdu ağzının içinde şanslı Enik seni dedi. Ve sanki zamanlaması özel olarak ayarlanmış gibi, kapı açıldı. Elif, içeride dönen muhabbetten habersiz, gülümseyerek içeri girdi. "Affedersiniz, içeri girebilir miyim?" Mete’nin yüzü bir an dondu. Albay Cengiz’in kahkahası daha da yükseldi. Elif şaşkınca ikisine baktı. "Bir şey mi kaçırdım?" Mete, hafifçe boğazını temizledi. "Yok, hiçbir şey." Ama Albay, Mete’nin sırtına sertçe bir şaplak attı ve hâlâ gülümseyerek Elif’e baktı. "Gel bakalım kızım, seni sonunda görebildim. Bakalım bizim Mete’yi nasıl kurtarmış'sın anlat bakalım tekrar. Bir kahkaha daha atarak anlatta dinleyelim dedi ." Elif, gözlerini kırpıştırarak bir Mete’ye, bir Albay’a baktı. "Nasıl yani?" Mete içini çekti. "Boş ver Elif." Ama Albay’ın gözlerindeki eğlence dolu bakış, bu konunun daha bitmediğini gösteriyordu. Ve Elif’in de bu konuşmanın detaylarını öğreneceği kesindi. "TAM BİR UYUM" Albay Cengiz, Elif’e şöyle bir baktıktan sonra derin bir nefes aldı ve başını iki yana salladı. Mete kaşlarını çattı. "Ne oldu komutanım?"** Albay, gözlerini Mete’den Elif’e çevirdi, sonra tekrar Mete’ye döndü. Yüzünde sinsi bir gülümseme vardı.** "Oğlum, sizin yan yana duruşunuz tam şey gibi olmuş..." Mete sabırsızca baktı. "Ney gibi olmuş komutanım?" Albay hafifçe gülerek elleriyle podyumda yürüyen birini taklit etti. "Hadi podyuma çık, yürü. O misal!" Kerem ve Baran kahkahayı patlattı. Elif gözlerini kocaman açarak Mete’ye baktı, sonra Mete'nin gülümsediğini görünce gülümseyerek başını öne eğdi. "Yani… bu iyi bir şey mi?" diye sordu mahcup bir sesle. Albay, Mete’yi baştan aşağı süzdü. "1.94’lük dev gibi herif, geniş omuzlar, sıkı kaslar, hele şu pazular ve bal rengi gözler… Bir de bu kadar sessiz ve yakışıklı olunca kızlar başına üşüşüyordur kesin!" Kerem araya girerek başını salladı. "Komutanım, başına üşüşüyorlar da, bizim Yüzbaşım kimseyi takmıyor." Albay kaşlarını kaldırarak Mete’ye sordu. "Öyle mi? Yoksa artık durum değişti mi?" Mete, bakışlarını Elif’ten kaçırdı ama kulaklarına kadar kızardığını hissetti. "Bu konu kapansın komutanım." diye sertçe yanıtladı. Albay kahkaha atarak arkasına yaslandı. "Kapansın mı? Oğlum, bu konuyu senin oğluna bile anlatırım ilerde!" Elif kıkırdadı, ama Mete’nin içi içini yiyordu. Şu an yer yarılsa da içine girse diye düşündü. Ancak ne kadar inkâr ederse etsin, Albay haklıydı. Onlar gerçekten de yan yana durduklarında göz kamaştırıcı bir uyum içindeydiler. Ve bunu sadece Albay değil, herkes fark etmişti. --- "TEHLİKE BİTMEDİ" Mete ve timi, Albay Cengiz’in odasında toplanmıştı. Elif de yanında oturuyordu. Odaya girdiği andan beri, içerideki eğlenceli hava yerini gergin havaya bıraktı. Albay dosyayı masanın üzerine koyarak derin bir nefes aldı. "İyi dinleyin çocuklar. Sorguya aldığımız iki kişi konuşturuldu. Ve tahmin ettiğimizden daha büyük bir işe bulaştığımızı anladık." Mete, kollarını göğsünde bağlayarak dikleşti. "Ne öğrendiniz komutanım?" Albay, gözlerini Elif’e çevirdi. "Öncelikle, Elif’in başına gelenlerin rastgele bir olay olmadığını netleştirmiş olduk. O kuyumcu dükkânı meselesi göründüğünden çok daha karışıktı." Elif’in gözleri kocaman açıldı. "Nasıl yani?" Albay dosyanın içinden bir belge çıkararak devam etti. "Peşinizdeki adamlar, Suriye’den kaçak yollarla altın getiriyorlar. Urfa’da satıyorlar. Ancak son partide bir kuyumcuyla anlaşmazlığa düşmüşler. Adam, parayı eksik ödemek isteyince kaçakçılar da altınları satmaktan vazgeçmiş." Timden Kerem kaşlarını kaldırdı. "Sonra da altınlarını geri istemişler, değil mi?" Albay başını salladı. "Aynen öyle. Ama kuyumcu altınları vermek istememiş. İş büyümüş, tehditler havada uçuşmuş ve sonunda zor kullanmaya karar vermişler." Mete çenesini sıktı. "O sırada biz olaya müdahale ettik." Albay sertçe başını salladı. "Ve o müdahale, kaçakçıların işlerini altüst etti. İki kişi yakalandı ama diğerleri dışarıda. Ve Elif onların hedeflerinden biri." Odaya bir sessizlik çöktü. Elif’in nefesi kesildi. "Ben mi? Ama neden?" Mete hemen konuştu. "Çünkü seni orada gördüler. Ve bizimle bağlantılı olduğunu biliyorlar." Elif’in yüzü soldu. Kaçakçıların peşinde olması demek, hâlâ tehlikenin içinde olması demekti. Albay, Mete’ye sert bir bakış attı. "Bu yüzden, Yüzbaşı, Elif’i koruma görevi artık tamamen senin sorumluluğunda. Bu iş çözülene kadar Elif asla yalnız kalmayacak." Mete gözlerini kıstı. "Anlaşıldı komutanım." Kerem, Mete’nin gerginliğini görünce hafifçe sırıttı. "Vay vay vay, Yüzbaşım Elif’i gölge gibi takip edecek demek. Eğlenceli olacak!" Baran da Kerem’e katıldı. "Elif, ona alışsan iyi olur. Mete’nin koruması altında olmak, nefes almak kadar bile özgürlük tanımaz insana." Elif, Mete’ye baktığında onun çenesinin sıkıldığını gördü. Adamın gözleri tehlikeli bir şekilde parlıyordu. Mete soğuk bir sesle konuştu. "Elif’in güvenliği söz konusuysa, kimsenin eğlencesi umurumda olmaz." Albay gülümseyerek masasına yaslandı. "İşte beklediğim yanıt bu. O zaman bu işin peşini bırakmadan devam ediyoruz. Kaçakçılar hâlâ dışarıda, ve biz onların bir adım önünde olmalıyız." Elif bir an için korktu ama sonra gözlerini Mete’ye çevirdi. O burada olduğu sürece, kendini güvende hissediyordu. Ve Mete’nin bakışları ona sadece bir şey söylüyordu: Sana asla zarar vermelerine izin vermem.. --- HALFETİ’DEN AYRILIŞ & ALBAY CENGİZ’İN TALİMATI Kışlada, Ateşkuşu Timi tam kadro toparlanmıştı. Elif’in gözleri yorgundu ama artık korkunun yerini ihtiyatlı bir direnç almıştı. Mete, sabaha kadar nöbette kalmıştı. Sessizdi, ama gözleri bir an olsun etrafı taramaktan vazgeçmiyordu. Tam o sırada komutan aracı yanaştı. Albay Cengiz indi. Her zamanki gibi sert bir duruşla ama gözlerinin derininde Mete’ye duyduğu baba şefkati gizliydi. CENGİZ KOMUTAN (sert ama sakin bir sesle): "Mete. Ateşin içine atlamadan önce aklını kullanacaksın. Bu iş sıradan değil. Elif ve timin artık hedef. Sizi göz önünden uzaklaştırmamız gerek." Mete tek kelime etmeden başını salladı. CENGİZ KOMUTAN (Elif’e döner): "Evladım, seni güvende tutmak bizim görevimiz. Urfa’nın dışında, fıstık ağaçlarıyla çevrili eski bir bağ evine yerleştireceğiz sizi. Yer sessiz, korunabilir. Üzüm asmaları altında sakince geçecek birkaç gününüz olacak. Ama bu sessizliği bozacak olurlarsa, Ateşkuşu Timi ne yapacağını bilir." CENGİZ KOMUTAN (yeniden Mete’ye dönerek): "Timini al, yola çık. Gerekirse destek iste. Ama asıl görev, Elif’e bir saç teli bile dokundurtmamak. Anlaşıldı mı?" Tabi kendinizede... METE (gözleri Elif’e kayarken): "Emredersiniz komutanım." --- URFA’DA FISTIK BAĞI VE BAĞ EVİ Urfa’nın şehir merkezinden uzak, Karaköprü’nün kuzey kırsalında saklı bir cennet gibiydi fıstık bağı. Yol boyunca kuru topraklar fıstık ağaçlarının koyu yeşiline karışıyor, göz alabildiğine genişleyen tarlalar içinde arada sırada göğe doğru uzanan üzüm asmaları yükseliyordu. Bağ evi, bağın kalbinde yer alıyordu. Tek katlı, taş duvarlarla örülmüş, beyaz badanalı eski bir yapıydı. Etrafı geniş bir veranda ile çevriliydi. Verandanın bir köşesinde sedirler, eski kilimler, bakır tepsiler ve eski Urfa işi minderler seriliydi. Asmalar verandanın üzerine doğru uzanmış, sabah güneşiyle parıldayan iri üzüm salkımlarıyla gölgelik oluşturuyordu. Fıstık ağaçları düzenli aralıklarla dikilmişti. Toprak koyu kırmızıydı, her ağaç adeta köklerinden yılların sessizliğini taşıyordu. Aralarda incir ve nar ağaçları da vardı. Kuş cıvıltıları, doğanın kalp atışı gibi yankılanıyordu etrafta. Evde üç oda ve geniş bir mutfak vardı. Mutfak penceresi üzüm asmalarına bakıyor, hafif esen rüzgar mutfağın içine ferah bir serinlik taşıyordu. Evin arka tarafında bir taş fırın, yanında eski tip su kuyusu ve ceviz ağacının gölgesi altında bir masa vardı. Tim eve yerleşirken, Elif bir an yalnız kalıp Damdan manzarayı izledi. Fıstık ağaçlarının arasında yükselen Urfa güneşi göz kamaştırıcıydı. Ama içini saran huzur, bu evin sadece güvenli değil, bir süreliğine de olsa sığınak olabileceğini hissettirdi. Mete veranda duvarına yaslanmış, bir gözüyle Elif’i izliyor, diğer gözüyle her ağacın gölgesini ezberliyordu. Burası sakin bir yerdi. Ama Ateşkuşları için hiçbir yer tamamen sessiz değildir... --- Urfa Fıstık Bağı Saldırının hemen ardından, Mete’nin kafasında karmaşık düşünceler dolaşıyor. Albay Cengiz, Mete’ye daha fazla tehlikeye atılmaması gerektiğini, bu kez Tim ile birlikte Urfa’daki bir fıstık bağında kalmasını istemiştir. Cengiz'in tavsiyesi, Mete için dinlenme zamanıdır, ama aynı zamanda dikkatli olmalı, her an tetikte kalmalıdır. Mete, Cengiz'in sözlerini ciddiyetle kabul eder, ama içinde her zaman olduğu gibi, tehlike karşısında bir adım daha öne çıkma isteği vardır. Fakat, Cengiz’in kendisini sakinleştirme amacıyla söyledikleri, ona sadece kısa bir süreliğine de olsa dinlenme fırsatı verir. Mete, Tim üyeleriyle birlikte, bağın ortasında yer alan küçük ve sade bir evin etrafında toplanır. Ev, oldukça basit ama sağlam yapıdadır; taş duvarları, Urfa’nın sıcak iklimine uygun şekilde inşa edilmiştir. Ev, bağın tam ortasında yer almakta, her açıdan çevresindeki fıstık ağaçları ile sarılmıştır. Bahçede birkaç nar ağacı ve her köşe başında, sararmaya yüz tutmuş üzüm asmalarının büyümesi, ortamın ne kadar huzurlu olduğunu gösterir. Ağaçların arasındaki narlar, altına dökülmüş kırmızımsı taneleriyle dikkat çeker. Bağda Sessiz Bir Gün Mete, bağın içindeki küçük evin verandasına çıkar. Gözleri, bağın derinliklerine doğru kayar. Yüksek tepeler, sisli dağlar ve bağın kenarlarında sıralanmış olan birkaç taş duvar, bu köyün eski zamanlardan beri var olduğunu hissettirir. Fıstıklar bu topraklarda çok değerli olmuştur; bağ, çok uzun yıllardır ailenin mirası gibi korunmuş, her yıl hasat zamanı başkalarının gözünden uzak tutulmaya çalışılmıştır. Bu fıstık bahçesinin sessizliği, güveni ve koruyuculuğu, orada dinlenmeye gelen bir askerin zihnini temizlemesi için bir fırsat sunar. Fıstık ağaçlarının arasında rüzgarın hafif sesi duyulurken, birkaç metre ileride bulunan üzüm asmaları, onları yakından inceleyen Elif, Selim ile Kerem’e doğru yönelir. Asmaların arasında, yavaşça yere sarkan üzümler, gün ışığıyla parlamaktadır. Mete'nin Düşünceleri ve Albay Cengiz'in Uyarısı Mete, kısa bir süre içinde burada kalacaklarını bilmektedir. Cengiz’in uyarıları hala aklındadır: "Ateşkuşu timinle burada kalacaksınız. Tehlike anında destek isteyin, hemen kendinizi ateşe atma." Bu sözler, her ne kadar sakinleşmeye çalışsa da Mete’nin içinde hep bir gerilim yaratır. Özellikle de Elif’in burada olması, koruması gereken birinin varlığı, ona güven verirken bir yandan da ekstra sorumluluk yükler. Fıstık Bahçesinde Dinlenmek Günün ilerleyen saatlerinde, fıstık bahçesinin derinliklerinden gelen huzur verici sesler, Mete'nin içinde yavaşça bir rahatlama yaratır. Çevredeki doğa, oldukça sakin ve dingin bir atmosfer sunarken, bu sessizlik bile bir tehdit gibi hissedilir. Ancak o an, bağın içine dalan güneş ışığı, her şeyin bir süreliğine ne kadar sakin olduğunu hatırlatır. Verandada güneşin altında otururken, Elif’in ve diğer Tim üyelerinin çalışırken gülümsemeleri, buradaki huzurlu anların değerini pekiştirir. Mete'nin içinde hala dikkatli olma düşüncesi vardır, fakat bir süreliğine, bu doğanın huzuruyla kendini sarhoş etmiş gibi hisseder. Fıstık bağındaki gün yavaşça geçerken, Mete'nin gözleri, her an tetikte olmasına rağmen, burada geçirilen zamanın ona verdiği bir iç huzurunu da hisseder. ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD