bc

AŞK SAVAŞI +18

book_age18+
3.1K
FOLLOW
33.5K
READ
one-night stand
HE
opposites attract
badboy
mafia
drama
like
intro-logo
Blurb

“Günaydın umarım o güzel kahvenden vardır?” Diye kulağına ulaşan ses ile bu sinir kat sayısı daha da artmıştı çünkü Sarp Günsoy, mesaiyi başlatmıştı. Çağla, elindeki icra dosyası ile odadan hızla çıkıp genç adam ile göz göze geldiğinde keskin bakışlarını, alaycı bakışlarına sabitleyerek bir süre baktı ve Sarp, bu bakış ile kalbinin içinde çıldırasıya atmasına engel olamadı. Genç kadının yemyeşil gözleri vardı. Açık teni, sapsarı uzun saçları ve zarif dolgun öpülesi dudakları. O dudaklalar parçalayarak öpmeyi ve onu altında adını inletmeyi o kadar uzun süredir istiyordu ki bunun olmayacağını bilmesi ise canını fena halde sıkıyordu. Sert bakışlarına, alaycı bir ses tonu ile

“Çalışkan Tavşan erkenci” diyerek karşılık verdiğinde Çağla, dişlerini sıkarak,

“Benim bir adım var ve evet sandığından daha çalışkanım” dedikten sonra elindeki dosyayı havaya kaldırarak,

“Bu ve” diyerek içeriye doğru yürüdü ve masasının üzerindeki dava dosyalarını toplayarak hemen arkasını döndü ve çarptığı göğüs ile olduğu yerde kaldı. Göğüs değil de bir duvara toslamış gibi hissetmesi normal miydi? fikri yoktu fakat, bu adam ile bu kadar yakın olması tüm bedeninin ürpermesine neden oluyordu. O an elindeki doyalar düştü ve tüm bedeninin titremeye başladığını hissetti. Yutkunarak bir adım geri gittiğinde yüzünün bembeyaz olduğundan emindi. Başı hatırladıkları ile dönmeye başladığında sendeledi ve Sarp, onu kolundan narince tutup,

“İyi misin?” diye sordu. Genç adamın elini kolunda hissettiği dakika panikle kolunu çekerek,

“Dokunma” diye fısıldadığında sesi oldukça korku dolu geliyordu ve Sarp, anında sanki elini elektrik çarpmışçasına çekip, tamam dercesine havaya kaldırıp kaşlarını çattı ve genç kadınında bir adım geri gitti ve

“Tamam. Şimdi iyi misin?” diye sorduğunda Çağla, elini hemen arkasında olan sandalyenin tepesine yerleştirip,

“Sorun yok. Kahvaltı yapmadım ve tansiyon.” Dedi fakat, Sarp bu kadar basit bir durum olmadığına emin bir bakışla genç kadını süzdü. Nefesi korku kesikliğinde alınıp veriliyordu. Bedeni titriyordu ve aklına ne geldiyse korkudan yüzü bembeyaz olmuştu. Kalbi içinde deli gibi endişe ile atarken içinden hissettiği şey ile neredeyse boğuluyormuş gibi hissetti. Genç kadının adım adım uzaklaşmaya çalışmasına karşılık bir adım attı ve Çağla dişlerinin arasından

“Yaklaşma bana!” diye sert bir şekilde kısık bir bağırma ile ona tepki verdiğinde hissettiğinin doğrun olduğunu net bir şekilde anladı. Sarp, İstanbul’da defalarca tecavüz davalarına bakmıştı. Müvekkilleri her zaman tecavüze uğrayan taraf olurdu. Onların travmatik tavırlarını ezberlemişti ve her birine ona göre davranırdı. Onlara dokunmaz, elini uzatmaz, üstüne gitmezdi. Her zaman üst düzey tedbirli olurdu. Her biri yanına yaklaşan bir erkek olunca benzer acı dolu korkulu tepkileri verirdi. Kendilerine dokunulmasını istemezdi. Hiçbir erkeğin hareket alanına girmesine izin vermezdi. Bu olduğunda ise bayılacak gibi olur, titrer ve aynı bu şekilde bembeyaz olurdu. Her birinde bu his ile kahrolurdu. Mahkemede o pislikleri gördüğünde en ağır cezayı almaları için elinden gelenin fazlasını yapardı ve her seferinde hak ettikleri cezayı fazlasıyla almalarını sağlardı. Fakat, yine de onları elleri le boğarak öldürme isteğinden uzak duramazdı. Tamam, biraz öfke kontrolü olabilirdi. Bunu es geçemiyordu fakat bu durum herkese değildi. Zaten o pisliklerde kibar davranılmayı kesinlikle hak etmiyordu. Bir an kendini tutamayarak,

“Siktir! Ne yaşadın sen?” diye sormaktan kendini alı koyamadı. Lanet olası bu kâbusu nasıl yaşamıştı? Kimdi ve nerede? Diye devam eden soruları içinden sorarken genç kadının ürkek bakışlarını, bakışlarına sabitlediğini gördü. Acı bir anı hatırlıyor ve orada kaybolmamak için derin derin nefes alıyordu. Ayakta durmak adına hemen arkasında olan sandalyeye minnettardı. Yoksa düşebilirdi. Sonra yutkundu ve genç adamın gözlerine bakarak,

Sarp Gürman; Oldukça zeki, başarılı ve girdiği her davayı kazanan güçlü bir avukat,

Çağla Çiçek; En az Sarp kadar zeki, başarılı ve her davayı kazanan hırslı bir avukat.

Her iki avukatın yolu aynı büroda kesişir ve yaşanan acılar, kabuslar ile nasıl baş edilir göreceğimiz bir hikaye. Eros yine okunu eline almış bir açık beklerken ateş ve barut ne kadar yan yana durabilir.

Sarp ve Çağla'nın ateşli bir o kadarda şaşırtıcı hikayesine davetlisiniz...

chap-preview
Free preview
NE YAŞADIN SEN?
Çağla, kendisine ayrılan ofisin içinde neredeyse çığlık atmak üzereydi. Buraya İzmir’den gelmişti ve İzmir adliyesinde girdiği davalar oldukça güçlü davalardı. Her birinin üzerinden ustaca gelmiş ve adından son derece güzel söz ettirmişti. Fakat, ablası olacak hayatında bir eşi daha olmayan sürtüğün gölünü yedikten sonra orada kalması imkansızdı. Çünkü ablası, son derece tehlikeli bir adam ile birlikte olmuştu. Erkek arkadaşı tercihinde salakça davrandığı yetmiyormuş gibi bir de hamile kalmıştı. Yine o da yetmiyormuş gibi bebeği doğurma kararı almış ve babası tarafından kabulde edilmemişti. Hatta bu kadar sürtüklük yetmiyormuş gibi iki sene boyunca o çocuğu bakmak için sadece Çağla’nın kazancına bakmıştı. Annelikten zerre anlamadığı gibi bir sene önce henüz bir yaşında olan kızının annesi olmaktan istifa etmiş ve ortadan kaybolmuştu. Üstelik küçük kızı Çağla’ya bırakarak… Çağla, aslına bakacak olursa kesinlikle bu durumdan şikayetçi değildi. Yeğeni Sırma’yı çok seviyordu ve onun için her şeyi yapabilirdi. Hatta yapmıştı da. Ultra olmasa bile geçimlerini orta seviyede giderebilecek kadar kazanıyordu. Gün boyu ona bakabilecek bir yardımcı bulmuştu ve akşamları kendi ilgileniyordu. Hayatlar çok güzel gidiyorken bir anda o iğrenç adam ortaya çıkmıştı. Yani ablasının dünya üzerinde son erkek kalmışçasına yattığı piç herif çalıştığı büroya gelip kızını istediğine dair onu tehdit edene kadar. Çağla, baba olduğunu 2 yılın ardından mı hatırladığını sorduğunda ise bakışlarından bunun içinde başka bir şey olduğunu anlamıştı. Sonra küçük bir araştırma yaptığında adamın 3 yaşında bir oğlu olduğunu ve böbrek yetersizliği olduğunu öğrendi. Çağla onun kardeşi olduğu için kesinlikle bir uyum olacaktı ve adamın o anda kızının babası olduğunu neden hatırladığını ürkütücü bir şekilde anlamış oldu. İş resmiyete girerse o adam ile savaşabilir üstelik kazanabilirdi de fakat, adam İzmir’in önde gelen yasa dışı ne varsa yapan pisliğinin tekiydi. Kaç tane sabıkası olduğunu belirtmek için adli sicil kağıdını iki tane çıkarması gerekmişti. Çağla, o esnada duruma şahit olan büro avukatlarının ciddi uyarıları ile karşılaşmıştı. Çünkü bu işin sonu cidden farklı noktalara gidebilirdi. Oda yanında yetişmiş olduğu AV. Mert Ertürk’ü aramıştı. Başından geçenleri ve şu anki durumu başından sonuna hiçbir şeyi atlamadan anlatmıştı. Mert Ertürk ise ona “Çanakkale’ye git ve birazdan ismini atacağım büroya Alev Bozkurt’un görüşmesine gir. Orada avukat olarak başladığında o pislik yanına bile yaklaşamaz. Ben kendisini bilgilendireceğim ve orada etrafında olacak olan insanlar kesinlikle sana ve yeğenine zarar gelmesine izin vermez. Hatta, o pisliğin yapacağı son hata Çanakkale’ye adım atmak olacaktır. Ben bir araştırma yapacağım ve yeğeninin velayetini alabilmen için açıklar bulmaya çalışacağım. Fakat, sen bu iş için sakın araştırma yapma. Akraba olduğun ve yeğeninin velayetini ablanın mal varlığı için yaptığını düşünebilirler. Buradan yürümelerini istemiyorum” dediğinde Çağla şok olan bir ifade ile “Ablamın mal varlığı yok ki?” diye söylenmişti. Fakat sonra ablasının bir sonraki sürtüklüğünü öğrenmiş oldu. Çünkü ablasının İstanbul’da lüks bir evi, lüks bir arabası ve oldukça kabarık bir banka hesabı vardı. Çünkü adi sürtük kızını babasına verme karşılığında resmen bir servet almıştı. Üstelik iki güne yurt dışına yerleşiyordu. Umarım parası bittiğinde yurt dışında tuvalet temizlemek zorunda kalır diye dua etmekten başka bir çaresi yoktu. Genç kadın, o saniye istifa etmiş, Çanakkale’de bir ev tutmuş ve bu evi ayarlamasına da mert Ertürk yardımcı olmuştu. Üstün bir koruma olan site olduğunu söylemişti ve Çağla bu duruma ses çıkarmamıştı. Sadece 3 gün içinde İzmir’den Çanakkale’ye sadece kıyafetlerini alarak taşınmıştı ve onu karşılayan adının Boran Sancak olduğunu öğrendiği adamın neler söylediğini hala aklında tutuyordu. Ona telefon numarasını vermişti ve “Sitede şirketten iki tane arkadaşım yaşıyor. Biri volkan, o Av. Alev Bozkurt’un eşi. Bir diğeri ise Emir Kaya. Her biri senin bloğunda ve aynı kattasınız. Ben ikisini de bilgilendireceğim. Sadece onların haberi olmadan hareket etmemen gerektiğini söyleyeceğim. Bir de gerekli gördüğümüzde her daim yanında olacak bir güvenlik ayarlayacağım.” Dedikten sonra hemen yanında olan küçük kıza gülümseyerek, “Annesinin bir sürtük olması üzücü” dediğinde ise Çağla dişlerini sıkarak, “Onun genini devam ettirmemesi için elimden geleni yapacağım” diyerek karşılık vermişti. Boran, ise genç kadının gözelerine dikkatlice baktı. Endişeliydi, korkuyordu, aklında birçok soru varmış gibiydi. Fakat, küçük bir kız için resmen yırtıcıya dönüşmesine gülümsemeden edememişti. Böyle kadınların anne olma hakkı vardı. Fakat, küçücük bir kızı lüks hayat için nedenlerini araştırmadan resmen satan bir kadının aslına bakarsa bırakın anne olmayı, yaşamaya bile hakkı olmadığına inanıyordu. Sonraki bir saat boyunca sessiz bir şekilde araba ile ilerlemiş sitenin önüne geldiğinde ise onu dairesine götürmesini izlemişti. Eve girdiklerinde ise hazır bir ev olduğunu fark etmişti. Evin içi güzel ve lüks eşyalar ile dekore edilmişti. Bir çocuk odası vardı ve ev iki oda ve bir salondan oluşuyordu. Üstelik güzel bir manzarası vardı. Boran, onu yaşlıca bir kadın ile tanıştırmış ve kadının o yokken küçük kıza bakacağını söylemesine sadece gülümsemişti. Adam hem yakışıklı hem işine konsantre ve üstelik her detayı düşünecek kadar profesyoneldi. Kadın 40’lı yaşlardaydı ve tüm hayatını çocuk bakarak geçirdiğini söylediğinde içi ısınmıştı. Genç kadın, sonraki saat hızla hazırlanmış ve küçük yeğenini yeni bakıcısı ile bırakarak hızla Boran’ın onu büroya götürmesine izin vermişti. Çünkü buranın yabancısıydı ve görüşme için sadece 15 dakikası vardı. Ofisin kapısından girmeden önce derin bir nefes almıştı ve tüm negatifliği ardında bırakarak içeriye adım atmıştı ve daha ilk adımında karşılaştığı acı yeşil gözler ile olduğu yere çivilenmişti. Her şey bu kadar güzel giderken Şeytan’ın beden bulmuş halini karşında görmeyi kesinlikle beklemiyordu. Çünkü, o vurulması gereken sırıtması ile ona bakan Sarp Gürman, bekli de hayatının hiçbir evresinde görmemesi gereken kişiydi. Onan ölesiye nefret ediyordu ve kesinlikle onu görmek istemiyordu. Fakat, o anda tam karşısında durmuş ona sırıtıyordu ve ona yine o tavşan lakabı ile sesleniyordu. Sarp Günsoy ile iki yıl önce Mert Ertürk’ün bürosunda staj yaparken yan yana çalışmış olsa bile onunla üniversiteden beridir tanışıyordu. Aslına bakarsa çağla onunla tanışma derdi olan kızlardan değildi. Fakat, bu pisliğin onunla ta o zamanlardan bir derdi vardı. Sınıfı geçme dava tezi onunla beraberdi ve neredeyse onun yüzünden kalacaktı. Tüm üst sınıf guruplarında anlaması bir şekilde onunla eşleşirdi ve bu pislik onu her daim ezmenin alay etmenin bir yolunu buluyordu. Okulu bittiğinde iki yıl resmen rahat bir nefes almıştı fakat o iki yılın acısını stajında resmen bir yıl fitil fitil burnundan getirmişti. Onunla girdiği her davayı kaybettiği yetmiyormuş büronun davet edildiği bir gecede gittikleri otelde onu bir başına bırakmasını, sürtüğün biri ile gidişini ardından gecenin gidişatını ve yaşadıklarını hiç ama hiç unutamıyordu. Hayatının en acı tecrübesi olmuştu ve o gecenin ardından bir daha erkekler ile hiçbir işi kalmamıştı. Gerçi istese bile olmuyordu çünkü erkeklerden ve cinsellikten oldukça nefret ediyordu. o genin ardından iki gün sonra bu pisliği görmüştü ve bakışlarındaki sırıtma ile onu vurmak istemişti. Fakat, Çağla onun tersine İstanbul’u terk etmişti. O ana kadar aklına bile gelmiyordu. Fakat şu anda o iğrenç şeytan aklından çıkmadığı gibi gözünün önünden de gitmiyordu… Şimdi ise elinde dava dosyaları ile ofisin içinde bir o yana bir bu yana gidiyordu. Birkaç icra dosyası ve bir boşanma davası. Birçok esaslı dosyanın içinde bu kadar basit dosyaların ona verilmesi adil değildi ve bunu Av. Alev’in ayırmadığını çok iyi biliyordu. Dosyaları göstermişti ve ertesi gün istediğiniz dosyadan başlayın ve aranızda paylaşın demişti. Bir sonraki gün buraya geldiğinde yani bugün odasına girdiğinde masasının üzerinde dosyaları görmüştü. İçlerine baktığında ve davaları görünce resmen çıldırmak üzere olduğunu anlayabiliyordu. “Günaydın umarım o güzel kahvenden vardır?” Diye kulağına ulaşan ses ile bu sinir kat sayısı dahada artmıştı çünkü Sarp Günsoy, mesaiyi başlatmıştı. Çağla, elindeki icra dosyası ile odadan hızla çıkıp genç adam ile göz göze geldiğinde keskin bakışlarını, alaycı bakışlarına sabitleyerek bir süre baktı ve Sarp, bu bakış ile kalbinin içinde çıldırasıya atmasına engel olamadı. Genç kadının yemyeşil gözleri vardı. Açık teni, sapsarı uzun saçları ve zarif dolgun öpülesi dudakları. O dudaklalar parçalayarak öpmeyi ve onu altında adını inletmeyi o kadar uzun süredir istiyordu ki bunun olmayacağını bilmesi ise canını fena halde sıkıyordu. Sert bakışlarına, alaycı bir ses tonu ile “Çalışkan Tavşan erkenci” diyerek karşılık verdiğinde Çağla dişlerini sıkarak, “Benim bir adım var ve evet sandığından daha çalışkanım” dedikten sonra elindeki dosyayı havaya kaldırarak, “Bu ve” diyerek içeriye doğru yürüdü ve masasının üzerindeki dava dosyalarını toplayarak hemen arkasını döndü ve çarptığı göğüs ile olduğu yerde kaldı. Göğüs değil de bir duvara toslamış gibi hissetmesi normal miydi? fikri yoktu fakat, bu adam ile bu kadar yakın olması tüm bedeninin ürpermesine neden oluyordu. O an elindeki doyalar düştü ve tüm bedeninin titremeye başladığını hissetti. Yutkunarak bir adım geri gittiğinde yüzünün bembeyaz olduğundan emindi. Başı hatırladıkları ile dönmeye başladığında sendeledi ve Sarp, onu kolundan narince tutup, “İyi misin?” diye sordu. Genç adamın elini kolunda hissettiği dakika panikle kolunu çekerek, “Dokunma” diye fısıldadığında sesi oldukça korku dolu geliyordu ve Sarp anında sanki elini elektrik çarpmışçasına çekip, tamam dercesine havaya kaldırıp kaşlarını çattı ve genç kadınında bir adım geri gitti ve “Tamam. Şimdi iyi misin?” diye sorduğunda Çağla, elini hemen arkasında olan sandalyenin tepesine yerleştirip, “Sorun yok. Kahvaltı yapmadım ve tansiyon.” Dedi fakat, Sarp bu kadar basit bir durum olmadığına emin bir bakışla genç kadını süzdü. Nefesi korku kesikliğinde alınıp veriliyordu. Bedeni titriyordu ve aklına ne geldiyse korkudan yüzü bembeyaz olmuştu. Kalbi içinde deli gibi endişe ile atarken içinden hissettiği şey ile neredeyse boğuluyormuş gibi hissetti. Genç kadının adım adım uzaklaşmaya çalışmasına karşılık bir adım attı ve Çağla dişlerinin arasından “Yaklaşma bana!” diye sert bir şekilde kısık bir bağırma ile ona tepki verdiğinde hissettiğinin doğrun olduğunu net bir şekilde anladı. Sarp, İstanbul’da defalarca tecavüz davalarına bakmıştı. Müvekkilleri her zaman tecavüze uğrayan taraf olurdu. Onların travmatik tavırlarını ezberlemişti ve her birine ona göre davranırdı. Onlara dokunmaz, elini uzatmaz, üstüne gitmezdi. Her zaman üst düzey tedbirli olurdu. Her biri yanına yaklaşan bir erkek olunca benzer acı dolu korkulu tepkileri verirdi. Kendilerine dokunulmasını istemezdi. Hiçbir erkeğin hareket alanına girmesine izin vermezdi. Bu olduğunda ise bayılacak gibi olur, titrer ve aynı bu şekilde bembeyaz olurdu. Her birinde bu his ile kahrolurdu. Mahkemede o pislikleri gördüğünde en ağır cezayı almaları için elinden gelenin fazlasını yapardı ve her seferinde hak ettikleri cezayı fazlasıyla almalarını sağlardı. Fakat, yine de onları elleri le boğarak öldürme isteğinden uzak duramazdı. Tamam, biraz öfke kontrolü olabilirdi. Bunu es geçemiyordu fakat bu durum herkese değildi. Zaten o pisliklerde kibar davranılmayı kesinlikle hak etmiyordu. Bir an kendini tutamayarak, “Siktir! Ne yaşadın sen?” diye sormaktan kendini alı koyamadı. Lanet olası bu kâbusu nasıl yaşamıştı? Kimdi ve nerede? Diye devam eden soruları içinden sorarken genç kadının ürkek bakışlarını, bakışlarına sabitlediğini gördü. Acı bir anı hatırlıyor ve orada kaybolmamak için derin derin nefes alıyordu. Ayakta durmak adına hemen arkasında olan sandalyeye minnettardı. Yoksa düşebilirdi. Sonra yutkundu ve genç adamın gözlerine bakarak, “Seni ilgilendirmiyor. Çık odamdan!” diye söylenince Sarp, kalbinin içinde patladığını hissetti. Onu tanıdığı zamandan bu yana hep narinliğine hayrandı. Kırılgan, narin ve zarif. Tahminden öte emin olduğu şeyi ona yapan her kimse elleri ile boğmak istiyordu. Buna şaşırsa bile bunu deli gibi istiyordu…. evet, yeni hikayemiz ve yeni karakterlerimiz ile buradayız. hepinizden yorum desteği bekliyorum. keyifli okumalar:))

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

HÜKÜM

read
147.1K
bc

Leyl Tutkusu

read
330.3K
bc

KALP HIRSIZI (Hırsız Serisi-2)

read
7.2K
bc

SINIR (TÜRKÇE)

read
14.6K
bc

Kalbimin Derininde

read
8.8K
bc

Ufaklık | Texting

read
1.9K
bc

Yasak İlişki (+18)

read
8.8K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook