yirmi (behzat'tan)

1945 Words
"Üü-ürü!" Kafamın içinde yankılanan sesle suratımı ekşittim. Ya beynim bana ciddi bir oyun oynuyordu ya da bu horoz yine sabahın dördünde ötmeye başlamıştı. "Üü-rüü!" yine aynı sesi işitsem de aldırış etmemeye çalışarak yattığım daracık alanda yan dönüp uyumaya kaldığım yerden devam ettim. "Üü-rüü!" Gittikçe yükselen çığırtıya karşı direndim. Gözlerimi sıkıca yumup uykunun sıcak kollarına kendimi bırakmaya çalıştım. Bu defa hiç saat dörtte kalkıp horozu eğleyecek enerjim yoktu. Birkaç saniyelik çabamı horozla eş zamanlı olarak öten zil bozunca sakin kalmaya çalışarak iç çektim ve gözlerimi araladım. Kendi kendime "Sadece sabrını sınıyorlar Behzat." dedim. Art arda çalan zille doğrulup çıkardığım tişörtümü yerden bir hışımla aldım ve düzelte düzelte kapıya ilerledim. Tişörtü kafamdan geçirip giyindiğim sırada kapının oradan gelen "Behzat açsana, yabancı değilim! Aç ulan dün ne yaşandı bilmeye hakkım var!" sözlerini duymayı beklemiyordum. Kapıya vardığım gibi kulpu indirip hızla açtım ve Levent'e "Ne saçmalıyorsun?" diye sordum. Beni görünce kaşları çatıldı, uzanıp mavi güneş gözlüğünü çıkardı ve yüzümü inceledi. Üzerime doğru gelip elini çeneme sardığında "Levent ne yapıyorsun?" deyip elini itmeye kalktım ama elime vurdu. Amacına anlam veremediğim sıralarda yüzümü sırasıyla sağa sola çevirerek saçma sapan mırıltılar çıkarmaya başladı. "Hm," dedi, boynuma dikkat kesilirken, "Acaba ressam burada ne anlatmak istemiş?" Tişörtümün yakasını tutup aşağı çekmeye yeltenince az öncekine göre nahif bir tavırla elini ittirdim ve "Derdin ne?" diye sordum. İnatla vücudumun açıkta kalan yerlerine bakmaya devam edince bıkkınla nefes aldım. Kollarıma uzun uzadıya süzerken piçimsi mırıltılar çıkarıyordu. Dönüp kollarımda ne bok var diye baktığımda gördüğüm izlerle afalladım. On yaşında olsam 'kalemle çizilmiş gibi' derdim ama otuz beş yaşındaydım ve bunların az buçuk ne izi olduğunu kavrayabiliyordum. Levent'in saniyeler önce incelediği boynum aklıma gelince hızla içeri girdim. O da peşimden geliyordu. Askılığın oradaki aynanın önüne geçip durdum. Durmaz olaydım. Levent, muzip bir tavırla "Boynunu niye dişlemiş ki?" derken sinirlerimi kontrol etmek için üstün bir gayret gösterdim. Yanaklarımdaki belli belirsiz tırnak izleri, çene hattımın üstünde bitiyordu. Boynumun azımsanamayacak bir kısmı mordu ve onun da dediği gibi diş izleri mevcuttu. Tişörtümün yakasını aşağı çektiğimde izlerin bitmediğini gördüm. Tişörtümü yerden alırken düşündüğüm benim dün gece sıcaklanıp çıkardığımdı ama şu an fark ediyordum ki olaylar hiç düşündüğüm gibi seyretmemişti. "Sana eşlik etmek istediğinde böyle bir şey yaşayacağınızı bilemedim. Bilseydim daha önce bir araya gelmeniz için elimden geleni yapardım. Hasss," abartılı bir nidayla konuşan Levent'le aynadan bakışlarımız kesişti. "Kız seni yemiş." Tişörtümün yakasını usulca bırakıp büyük bir sükunetle onu onayladım. "Kız beni yemiş." "Yemiş tabii, baksana haline-" lafını bölen yegane şey ona dönüp gömleğinin yakalarına yapışmam oldu. Gözlüğü bir tarafa savrulurken oraya dönüp baktı ve "Ne yapıyorsun?" diye tedirgin bir ifadeyle sordu. "Asıl sen ne yapıyorsun?" yakalarını daha sert kavrayıp "Başkasına karşı duygularım olduğunu bildiğin halde neden yapıyorsun!" diye bağırdım. Sonunda dayanamayarak yumruk yaptığım elimi kaldırdığımda kafasını birden iki yana sallamaya başladı. "Düşündüğün gibi değil," "Ne düşündüğüm gibi değil?" dedim, az önceki keyifli haline nazaran öfkeyle. Ona öfkeli kendime ise kırgındım. Sarhoşta olsam böyle bir adam değildim. Üstümde, kafamdaki 'hayatta yapmam' dediğim durumların birini gerçekleştirmenin kırgınlığı vardı. "Bitmemişti orospu çocuğu! Bitmemişti, seviyordum. Şimdi nasıl sevmeye devam edeceğim hiç düşündün mü? Kendime bir gramlık saygım kalmıştı onunda içine ettin!" Onu savururcasına bırakmam sonucu sendeleyerek yere düştü. Bir kamyon dayak hak ediyordu ama vursam ne olacaktı ki? Basmayacaktı o kafası. Geri çekilirken "Orospu çocuğu olmanın annenle alakası yok." dedim. "Şimdi siktir git bu evden yalnız bırak beni." kendime gelmek adına mutfağa yöneldim. Hedefim yüzüme su çarpmaktı ama Levent'in harekete geçmeyip ağzını açtığını hissedince "Levent elimde kalırsın." deyip önünü kestim. Ardından mutfağa yol aldım. Dün gece belki aklımda kalmamıştı ama vücudumda o kadar izi vardı ki hatırlamış kadar olmuştum. Tezgaha gidip musluğu açtığım esnada içeriden birkaç tıkırtı kulağıma ilişti. Levent'in gittiğini anladım. Eğilip önce yüzüme su çarptım sonra "Öyle bir rüyadan sonra bu gerekli miydi?" dedim. Yüzüme bir kere daha su çarptığım esnada dakika dakika hatıralarıma düşen rüyamla hiç beklemeden bir kez daha suyu yüzüme boca ettim. Sapkın zihniyetim yüzünden kulağıma dolan "Hocam," fısıltısıyla suyu kapadım. Israrla "Behzat," diye düzeltiyordum onu ve o da ısrarla "Alışana kadar idare edin." diyordu. Kaç kere yaşandığını bilmediğim o andan sonra bir sürprizden bahsettiğini anımsayınca "Sikerim böyle işi." dedim. Bilinç altım benimle dalga geçiyordu. İlk birkaç saat önce kalktığımda hatırladığım o rüyayla su içtikten sonra devam etsin diye umutlu umutlu tekrar yatmıştım ama siktiğimin rüyasının kaynağı bile aldatmaktan çıkıyordu. Sürpriz diye de bahsettiği kesin çekeceğim vicdan azabıydı. "Düşündüğün gibi değil," Levent'in sesiyle irkildim. "Sen hala gitmedin mi?" derken uzanıp üstteki dolap kapağını açtım. İçinden çıkardığım bir bardağı musluğun ağzına dayadığım esnada hala ayak sesleri duymayı bekliyordum. O kapının çarptığından bu defa emin olacaktım. Su, bardağa dolarken "Evine kadın sokmadım." dedi. Kendimi tutamayıp sinirden güldüm. "Bunları horoz mu yaptı?" 'bunları' diye bahsettiğim vücudumdaki izler de olsa anlaması için boynumu işaret ettim. O kafasının bu defa hemen basmasını umut ederek suyumu içmeye başladım. Ta ki "Hera yaptı." diyene kadar. Bir an için duraksasam da bu dediğinin gerçek olamayacağını bildiğimden suyu içmeyi sürdürdüm. "Sen sarhoş olduğunda yaşadıklarını hatırlarsın Behzat. Eğer bir kadını evine soksaydım bunu da hatırlardın. Yüksek ihtimalle Hera'yı da hatırlıyorsun." Boşalan bardağı tezgaha bırakırken "Rüyaydı o." diye fısıldadım. Nereden duydu bilmiyorum ama dibime girerek "Rüya falan değildi." dedi. "Dün gece seni kapına kadar getirdim. Arabadan da ben çıkardım ama ilerlemeyi reddettin. Niye ilerlemedin Behzat? Çünkü Hera'yı görmüştün." Anlattıklarını hatırlıyordum hatırlamasına da o nasıl hatırlıyordu anlayamadım. Tekrar "Rüya değildi." deyip kendince gerçeğin altını çizdi. Belki de eve soktuğu kadını unutayım diye kafamı bulandırıyordu. Dikkatle gözlerine baktığımda ciddi olduğuna tanıklık ettim. "Hera, yanımıza gelip seni benden aldı." hatırlıyor muyum diye beni yokladığında usulca başımı salladım. "Ona beni taşımaya gücünün yetmeyeceğini söyledim." Heyecanlanarak "Sonrada evin kapısına ilerledin," dedi. "İlerledim. Siz de arkada bir şeyler konuşuyordunuz." dediğimde yüzü bir kızarır bozarır gibi oldu ama sonra 'önemli bir şey değildi ya' der gibi gelişigüzel elini sallayıp "Onu ben sana sonra anlatırım." dedi. "Asıl sen şimdi bana inandın mı ondan haber ver." "Gece seni arayıp rüyamı mı anlattım?" açıkça 'inanmadım' adlı bir soru sormama karşın kafasını onaylamaz anlamda salladı. "O zaman o an gerçekten yaşandı. Senin haberin var çünkü halüsinasyon görmüştüm. Tanıklık edebilmenin nedeni bu." 'Sen kafayı yemişsin' bakışları atarken arka cebinden telefonunu çıkardı ve bana uzattı. Kendinden emin bir ifadeyle "Al, Hera'ya mesaj at." dedi. "Benim ağzımdan dün gece ne olduğunu sor. Onun cevabına göre inan ya da inanma." Bir telefonuna bir ona baktım. Yeltenmek şöyle dursun yanından uzaklaşmaya kalktığımda kolumu tuttu. "Behzat," dedi, yalvarırcasına, "Yirmi yıllık arkadaşlığımızın hiç mi hatırı yok. Otur şuraya ben arayım Hera'yı. Sadece dinle." Yirmi iki yıllık arkadaştık. Zaten bu yüzden inanmıyordum ya ona. İşi gücü şamataydı. Bir kere daha gitmeye yeltendiğimde "Yalan söylüyorsam bir daha karşına çıkmam söz veriyorum." dedi. Kolumu hala bırakmaması bir yana, gözlerime umutla bakması öte yanaydı. "Bunun altından da bir şey çıkarsa seni çıplak ellerle boğarım," ellerimi havaya kaldırıp ona gösterdiğimde "Boğ tabii." deyip öpmeye yeltendi pis sapık. Neyse ki son dakika geri itip günümün daha rezil geçmesini engellemiştim. Homurdanarak masanın oraya gidip bir sandalye çekip oturdu ve parmaklarını telefonunun ekranında gezdirmeye başladı: "Biz burada adama unutamayacağı bir gece yaşattıralım, o gelsin 'rüya' desin. Üstüne ona kadın ayarladığımızı sansın. Pezevenk miyim oğlum ben? Kapıda Hera'yı gördüm diye bıraktım seni. Başkası olsa bırakır mıyım? O an inisiyatif kullanmasaydım ne olurdu acaba?" Karşısındaki sandalyeyi çekip otururken "Kapa çeneni." dedim. Bana kadın ayarlaması, Hera'nın beni ısırma ihtimalinden daha yüksekti. Durumları ve şartları düşününce onu boşu boşuna suçlamadığıma iyice emin oldum. Hera'nın o saatte evime gelmesi için hiçbir nedeni yoktu. Hele de geldikten sonra kasıklarıma oturmasının hiç izah edilebilecek bir tarafı yoktu. Her şeyi geçtim de neden durduk yere beni öpsün? Hera'lı kısımlar ya rüyaydı ya halüsinasyon. Levent "Aradım bak," deyip aramayı hoparlöre aldı. Kesin açmayacağına emin olduğu bir arkadaşını aramıştı. Onu hala benimle dalga geçiyor diye bu evden sağ çıkarmamalıydım. Belki de et yerine onu kesip kesip dikmeliydik. Kesinlikle Hera'ya bu fikri sunmalıydım. Arama birinci çalışta açılmadı, ikinci çalışta açılmadı, üçüncü çalışta açılmadı derken gözüme Levent'in aradığı kişinin adı çarptı. "YENGEM HERA" yazıyordu. Masaya doğru eğilip ekrana gözlerimi diktiğimde gerçekten de Hera'nın numarası olduğu gördüm. Unutmak için üstün bir çaba harcadığım numarayı manyak gibi aramıştı. Kaçıncı çalıştı bilmiyorum ama kafamı kaldırıp ona aramayı sonlandırması gerektiğini söyleyeceğim esnada arama onaylandı. Birkaç hışırtının ardındansa mutfağımda Hera'nın sesi yankılandı: "Efendim hocam?" "Hera şimdi sana bir şey soracağım bana dürüst bir şekilde cevap ver," Levent dünden sohbete hazır olduğu için ustalıkla işi yönetiyordu. Hera'nın olumlu mırıltılar çıkarıp "Denerim Hocam." demesiyle gülümsedim. Bir şeyler yiyor olmalı ki sesi ağzı dolu dolu geliyordu. Levent, birden normal bir şey soruyormuş gibi "Neden ısırdın?" diye sorunca gözlerim irileşti. Hera'nın ise yediği boğazında kaldı, bunu birkaç kere öksürmesinden anlayabiliyordum. Beklemediği her halinden belliydi. "Amacın Behzat'ı işaretlemek miydi?" Kendini toparladığı gibi "Bizim özel hayatımız sizi ilgilendirmez!" diye çıkıştı. Levent bilmiş bir edayla bana bakarken telefonu 'iyi dinle' der gibi işaret ediyordu. Benim zaten bütün dikkatim telefondaydı. "Bizim özel hayatımız," mı demişti o? Bizim? Ayrıca bir dakika dün rüya değilse biz gerçekten öpüşmüş müydük? "Ama tabii şey," Hera'nın yumuşayan sesiyle kaşlarım çatıldı. "Bana şeyden haber verirseniz ben de size şeyden haber veririm." "Neyden haber verirsem?" diyen Levent'le aynı anda merakla telefona eğildik. "Hatırlıyor mu?" dedi, hiç düşünmeden, "Hatırlaması için gerekli bütün emareleri bıraktım. Çizikleri 'bir yere takılıp düştüm' diye düşünmemesi için ısırdım da. Belirleyici olması için karnını da çizdim ama yine de hatırlamamasından endişe ediyorum. Sağı solu belli olmuyor. Sırtına tırnaklarımla ismimi yazdım. Ancak hatırlamak istemeyince hatırlamıyor anladığım kadarıyla." Levent sandalyesini itip ayağa kalktı. Bana doğru gelmeye başladığında ne yapacağını anlayıp yardımcı olmak adına tişörtümü tutup çıkardım. Hera'nın cevap beklemesine aldırış etmeden sırtımı çekti. Önce uzun uzadıya kendi baktı sonra bana çevirip gösterdi. Bir omuzumdan diğer omzuma kadar giden 'HERA' isminde göz gezdirirken refleksle telefonu tuttum aldım. Hera'nın "Levent hocam?" diye seslenmesiyle Levent'te yanımdaki sandalyeye oturdu. Biz en son babasından yalnızca yedi yaş küçük olduğum yerde kalmamış mıydık? Nasıl oldu da dün gece evime gelmeye cesaret etti veya sırtıma adını kazıdı? "Hocam, yoksa hatırlıyor da yine mi rüya sanıyor?" telefonun ucundan gelen sesle kafamı kaldırıp dudaklarımı oynattım: "Yine?" Levent'e gerek kalmadan Hera sıkıntılı bir iç çekti ve "Ama ben böyle işin içine," diye başladı. "Sarhoşken duygularından bahsediyor ama ayıldığında hatırlamıyor. Sarhoşken bana dokunuyor ama ayılınca iki yabancıyız. Sarhoşken onu öpmeme laf söylemiyor ama şu an onun için yok hükmündeyim. Ne yani benim bu adamla iletişim haline geçebilmem için illa her gece içmesi mi gerekiyor? Gerçi bendeki de hata. Tabii ki her gece içmesi gerekiyor. Horozdan bile beni hatırlamayan bir adamdan bahsediyoruz. Değil sırtına ismimi, evin her yerine ikimizin fotoğraflarını çekip asayım yine anlamaz yine anlamaz." "Bundan sonra sizi sana soracağım," diye homurdanan Levent'e bakamadım bile. Duyduklarımı sindirmekle meşguldüm. "Bana Behzat'tan daha çok şey anlatıyorsun ve bu özel hissetmeme neden oluyor. Belli ki Behzat beni nikah şahidi yapmayacak ama sen yaparsın değil mi Hera?" "Özel hayatımızı size anlatmaktan hoşnut değilim ama ne yapabilirim? Bahsedebileceğim başka kimse yok. Bundan sonra özel hayat mayat ne kadar olur bilmiyorum. Olursa söz ilk size anlatacağım. Siz de bana daha kibar davranırsanız tabii." "Niyetim seni kırmak değildi," burada yokmuşum gibi ikili diyaloğa geçseler de bozmadım. Telefonu alıp dedikodumu yapmayı sürdürdü, "Sadece iyi bir arkadaş olarak Behzat'a karşı bir şeyler hissetmiyorsan ondan uzak durmanı istedim. Ben arkadaşımı düşünüyordum ama o beni hiç düşünmüyormuş. Biliyor musun, beni hiç tanıyamamış." "Beni de!" diye bağıran Hera'nın hemen peşi sıra "Bir sorun mu var kızım?" diyen babasını duyduk. Uzaktaydı ve sesini duyurmak için bağırıyordu. Levent'le aynı anda birbirimize baktığımızda o "Şimdi sıçtık." dedi bense yeniden telefonu alıp "Neden derse gitmedin?" diye sordum. Ellerim yine titriyordu. "Eve dörtte döndüm," dedi, babasına bir sıkıntı olmadığını söyleyerek uzaklaşırken, "Haliyle geç uyandım. Babam da evden çıkmadığımı görünce hasta olduğumu sandı. Birlikte pasta yapıyoruz." yeterince uzaklaştığında durdu ve kısık sesle, "Behzat hocam?" diye sordu. Soruyu soran ben olsam da bunu geç fark etmesinden faydalanarak telefonu Levent'e geri verdim ve oturduğum yerden kalktım. Sindirmem gereken bir ton olay vardı, bir yerden başlamam şarttı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD