Artık o,çok iyi tanıdığım,demir iç kapıdan içeri adım attığımda her zamankinden farklı hatta eksik bir şey hissettim.Bir an yerimde kalıp düşündüm ve buldum sonunda.Gürültü eksikti bugün.Şüpheli bir sessizlik var...Temkinli adımlarla ilerliyorum.Sol yanıma dönüyorum.O beni ürküten odaya bakıyorum uzaktan.Kapısı ardına kadar açık.Bir kez daha şaşırıyorum.Her zaman sıkı sıkıya kapalı olan odanın kapısı ardına dek açık.Bol gün ışığı koridoru aydınlatıyor.Yavaş yavaş yaklaşıyorum.Çıt çıkmıyor.Son bir adım kala duraklıyorum yeniden.Ya onunla burun buruna gelirsem?!.Öte yandan kendimi ikna etmeye çalışıyorum.Olsa mutlaka bir ses duyulur.Tüm cesaretimle o son adımı atıyorum.Hayret!..Bomboş!.Nerede diye soruyorum kendime ve ardından binanın idari kısmına dönüyorum.Öğrenmek,benim için şu an dayanılmaz bir istek.Çok geç fark ediyorum arkamda birisinin olduğunu ve çarpışıyoruz.Odaları temizleyen görevliyi görünce rahatlıyorum.Heyecanla soruyorum:
''-Nereye gitti?!''
''-Kim?''
''-Burada kalan öğretmen tabii!''
Kadın tuhaf tuhaf yüzüme bakıyor.En garibi verdiği cevap oluyor:
''-Bu oda hep boş.Kimse kalmadı ki...Arada açıp havalandırıyorum.Yanılmış olmayasınız?''
Ne diyeceğimi bilemeden öylece kalıyorum.Kadına derdimi anlatmanın imkansızlığını görüp vazgeçiyorum konuşmaktan.Çünkü kadın bana bir deliymişim gibi bakıyor.Yine idari kısma yürüyorum.Merdivenden inen kızlardan birini çekiyorum kenara:
''-Sonunda gitmiş!''
''-Kim gitmiş?''
''-Canım tek başına kalan öğretmeni diyorum.''
Kız bu sefer konuşmuyor ama,tıpkı temizlik görevlisi gibi şaşkın bakıyor yüzüme.Bir ara çıldırdığımı sanıyorum.Sanki burada bazı şeyleri ben tek başıma yaşadım ya da onu sadece ben gördüm.İdari oda kilitli.Başka bu durumu soracağım kim var diye düşünüyorum,bulamıyorum.Odama gidip sakinleşene dek dinlenmeye karar veriyorum.Mis gibi bir çiçek kokusu alıyorum,içimi açan hoş bir şey.Çantamı rastgele bir yere bırakıyorum.Duyduğum seslerden rüzgarın ve yağmurun şiddetinin arttığını anlıyorum.Bu ortamda baharı andıran koku beni mutlu ediyor...Akşama daha birkaç saat olmasına rağmen,bulutlu havanın kasveti sayesinde erken geliyor karanlık.Beni daraltan hatta boğan bir kış akşamına hazırlanıyorum.Bilinmez bir hal içinde hem de...Yatağa uzanıyorum ve düşünmeye başlıyorum.Önce benim gibi ara ara ele geçirilen bir insan diye düşünmüştüm.Şimdi sorduklarımın onu hiç bilmemesi bu düşüncemi değiştiriyor.İn mi cin mi?..Her neyse diye sonuca bağlıyorum.Bana ulaşmak için kullanılan bir kanal,ne bileyim hatta bir frekans...Şimdi de yok!..Demek ki artık yurtta rahatım artık.Cama ara ara serpiştiren damlaların ritmik sesi uykumu getiriyor.Günün bütün yorgunluğu bir anda üzerime çöküyor.Gözlerim kapanıyor.Bir ara üşüdüğümü hissedip ince örtüye sarınıyorum.Karşı koyulmaz,ağır ve tatlı bir uyuşukluk sarıyor her yanımı...O kadar gevşiyorum ki asırlarca uyuyabilirim...
Üşüme veren bir ıslaklık geziniyor adeta boynumda...Ama,gözlerimi açamıyorum,uyumak daha baskın...Damla damla soğukluk göğsüme doğru kayıyor...Hala toparlanamıyorum.Yoğun tükürük hissi veren görünmez dudakları yüzümde hissedince yerimden fırlıyorum...Hiç uyumamış kadar dik ve ayaktayım...Elimi boynumda ve yüzümde gezdiriyorum.Parmaklarım ıslanıyor,salyaya benzer bir salgı...Derin bir bulantıyla kalkıyorum,hemen odamın karşısındaki tuvalete dalıyorum...Koşarak lavaboya yaklaşıp duvara sabit aynada bakıyorum kendime.Gördüklerim korkutuyor...Açık yeşil ile sarı arası bilmediğim bir şey ensemden boynuma doğru akıyor.Dehşete kapılıp açıyorum musluğu ve ovalaya ovalaya yıkıyorum boynumu...Zorluyorum,koyu kıvamlı,ağdaya benzer bir sıvı...Defalarca yıkıyorum,soğuğa aldırmadan.Bilmediğim bir şeyin beni sardığını düşünüp daha da hızlı ensemi temizlemeye çalışıyorum.Sonunda bitiyor ama,geride bıraktığı izler korkunç.Boynumda ince metal bir çubukla yapılmış gibi sayısız noktaya benzer yara izleri kalıyor...Ağlama isteğimi çabucak bir yana bırakıyorum,sırası değil çünkü...Karşıma bir bilinmeyen daha çıkmıştı.Bunun ne olduğunu bulmam gerek...Kazağımın yakası ile kapatmaya çalışıyorum kuruladıktan sonra...Biraz sonra gece 22.00'a kadar beraber olacağım nöbet arkadaşım bunu görmemeli.Sorduğunda bilmediğim bir hali anlatamayacaktım...En güzeli belli etmemek.Düşünceli düşünceli geri dönüyorum.
Çantamı alıyorum,üzerimi değiştirip rahat bir şeyler giymeliyim.Sırtım kapıya dönük.
''-Aaaa!Sırtındaki izler ne öyle?!''
Yakalanmıştım,en güzeli salağa yatmak benim için,aceleyle giydiğim diğer kazağı indiriyorum aşağıya:
''-Sanırım yediğim bir şey alerji yaptı,yarın doktora giderim.''
''-İri noktalar sarmış enseni ve sırtına doğru inen bölgeyi.Acıyor mu?''
''-Hayır,söylemesen farkında değilim.''
Yalan da değil hani,boynumu gördüm ama,sırtımı göremem.Gayet sakin gülümseyerek arkadaşımla sohbete dalıyorum ama,aklım o izlerde...
Yemek,etüt,dinlenme faslı ardı ardına monoton bir şekilde geçiyor.Ve arkadaşımı uğurluyorum.Fakat aklım hep aynı düşüncelerle meşgul.Gerçi iki kişiden sonra başkasına sormuyorum o odada kalana ne olduğunu,nereye gittiğini.Bu yurtta hiç bulunmamış gibi zaten...Masamdaki evrakları dolduruyorum,yat yoklamasını alıyorum...Bir süre sonra açılıp kapanan kapı sesleri kesiliyor.Bunun anlamı herkesin uyuduğu.Ben hariç tabii.Bedenim ihtiyacı olduğu halde uykuyu reddediyor...Haklı da...Uyumak için beynimin de rahatta olduğuna inanması gerek.Yatağın yanındaki dolabın çekmecesini karıştırıyorum.Birkaç kitap var ama,hiçbiri bana hitap eden türden değil.Çaresiz birini alıyorum.Zamanı tüketmem lazım.Yine yatağa uzanıp isteksizce sayfaları çevirmeye başlıyorum...Her şey sıradan ve sakin..Derken sanki elimdeki kitap değişime uğruyor...Yıllar önce bana hediye edilen kitabın tıpa tıp aynısı adeta..Sabırsızca çeviriyorum bu sefer sayfaları.Kurtuluş yolumu bulmalıyım...Sayısız şekil ve sayılar içinde kalıyorum...Ve karşımda...Sihr-i necat...Türkçesi,kurtuluş büyüsü...Öyle heyecanlanıyorum ki kitap elimden düşüyor.Almak için yere eğilince bir bakıyorum her şey eski haline dönüyor...O kadar yaklaşmışken!...Kahretsin,okuyabilseydim keşke!..Birden öfkeye boğuluyorum...Son telefon görüşmemi hatırlıyorum...Kaç gün geçtiğini hesaplamaya çalışıyorum.Yanılmıyorsam bir hafta oluyor...Durumun aciliyetini defalarca söylediğim halde hala malum kitap elime geçmemişti...Farkında olduğum şey,önemsenmediğim,isteğimin yapılmaması ve bir çocuk gibi oyalanmam...İkinci bir öfke dalgası vücuduma yayılıyor.Annem için neden bu kadar değersiz olduğumu anlamaya çalışıyorum...Anlayamıyorum!..Doğuran,büyüten kendisi de neden böyle?!.O ruh haliyle yeniden telefona sarılıyorum.İstemeye istemeye arıyorum...Mecburum...Uzun uzun çalmasına rağmen telefona cevap verenim olmuyor...
Yastığıma dayanıp,dizlerimi karnıma çekiyorum...Müthiş bir karın ağrısına dayanır gibiyim.Yüzümü dizlerime dayayıp ellerimi bacaklarıma kenetliyorum.Bunca çaresizlik ortasında bir başıma kalmak çok ağır geliyor bana.Babamı daha çok,daha da çok özlediğimi hissediyorum yeniden...Yüzümü dayadığım dizlerimin göz yaşlarımla ıslandığını fark ediyorum.Yetişkin biri olmama rağmen şu anki halim yalnız bırakılmış bir kız çocuğundan farksız.Kimse yok,koyuveriyorum olan gelen ağlamamı!..Az da olsa içimde birikenlerin bir kısmını atmalıyım.Böyle giderse aklımı kaybetmekten korkuyorum...
Kendi derdime düşmüşken oda kapımın yavaş yavaş açıldığını görüyorum...Gene mi?!..İçimde beni rahat bırak diye çığlık çığlığa bağırasım var..Ama,yapamıyorum...Bu sefer konuşmuyor...Yüzünde memnuniyet dolu kocaman,pis bir sırıtış var...İçinde bulunduğum durumdan sanki keyif alıyor ve ağır ağır beni daha kötüsüne sürüklemeye çalışıyor gibi.Gözlerimi dikiyorum gözlerine.Bu sefer korkum sanki direnişe dönüşüyor...Kanlı ve cismani olmayan yüz ayrılmıyor önümden...Tuhaf vahşi ifadesi ile daha fazla panik uyandırmaya çalışıyor adeta...Kaçmıyorum...Kaçacak bir yerim de yok ki!..O beni daha çok bağlamaya çalışıyor,bense direnmeye çalışıyorum tüm gücümle...Çocuk oluyorum birden,geçmişe gidiyorum...Babaannemin bembe,beyaz yüzü karşımda,sakin gülümsüyor...Fısıldıyor:
''-Biliyorsun,haydi söyle...Biliyorsun...Biliyorsun...''
O küçücük yaşımda bana ezberlettiği duayı okuyorum bilinçsizce:
''-İnna fetahna leke fethan mubina...İnna fetahna leke fethan mubina...''
Garip bir cezbeye kapılmışcasına arka arkaya tekrarlıyorum...Beni koruyabilecek başka bir güç yok...Ve kapı eskisi gibi kapanıyor.Ama,bunun son görüşmemiz olmadığını çok iyi biliyorum.Geçmişten gelen hesabı kapatmak için tüm gücünü kullanacak.Belki de beni istediği gibi alıp kendi alemine götürecek...Şu an yapabildiğim tek şey duaların gücüne sığınmak...Mümkün olduğu kadar onu kendimden uzak tutmalıyım...Asıl ihtiyacım ise malum kitabın bir an önce elime geçmesi...Ona şu an öyle muhtacım ki!..Azıcık da olsa bir umut ışığını hayatıma getirecek...