Doğum

1431 Words
Derviş, Berivan'ın adını fısıldadıktan sonra ağır adımlarla koridora yöneldi. Koridora adımını attığı an üç çift göz aynı anda ona çevrildi. Taner, Ferzan ve Merican oldukları yerde donup kaldılar. Kimse tek kelime edemedi. Sanki kırk gündür dönmeyeceğini düşündükleri adam, bir anda karşılarında belirivermişti. Merican'ın dudakları hafifçe aralandı. "B... Baba?" Sesi titriyordu. Ferzan şaşkınlığını gizleyemeyerek birkaç adım öne çıktı. "Sen... Sen ne zaman geldin?" Taner ise hiçbir şey diyemedi. Sadece babasının yüzüne baktı. Kırk gün önce evden çıkan adamla şimdi karşısında duran adam aynı değildi. Omuzları çökmüş, yüzü sertliğini korusa da gözlerinin altında derin yorgunluk vardı.Derviş çoçuklara bir cevap veremedi olayın anlık şokundaydı. Kimse konuşamadı. İçeriden yükselen yeni bir sancı sesi, koridordaki sessizliği yeniden parçaladı. "Ahh!.." Merican irkilerek ellerini birbirine kenetledi. "Allah'ım. Lütfen anneme yardım et " diye fısıldadı.kalbi de kendi kadar güzel olan merican daha 8 yaşındaydı ama annesin doğum yaptığını biliyordu. Derviş'in bakışları kapıya kilitlendi. İçeride yaşlı ebenin sesi duyuluyordu. "Haydi kızım... Güzel nefes al. Korkma... Ben buradayım." Berivan'ın nefesi düzensizleşmişti. "Çok... Çok canım yanıyor..." Sesi öylesine güçsüz çıkıyordu ki koridorda bekleyenlerin yüreğini sıkıştırıyordu. Yaşlı ebe alnındaki terleri silerken yumuşak bir sesle konuştu. "Canın yanacak kızım... Ama az kaldı. Dayan. Biraz daha dayan." Yeni bir sancı geldi. Berivan bütün bedeniyle kasıldı. Parmakları yatağın kenarına öyle bir tutundu ki boğumları bembeyaz kesildi. Çığlığı odanın duvarlarına çarparken yaşlı ebe başını çevirip hizmetçilere seslendi. "Temiz bezleri hazırlayın! Kaynar suyu da getirin. Çabuk olun!" İki genç hizmetçi telaşla odadan çıktı. Koridor boyunca koşarak geçerken ellerindeki bakır leğenler birbirine çarpıyor, çıkan ses bekleyişi daha da ağırlaştırıyordu. Derviş onları sadece bir an izledi. Sonra yeniden kapıya döndü. Elini duvara yasladı. Yıllardır nice savaşa girmişti. Silah sesleri duymuştu. Kan görmüştü. Ölüm görmüştü. Ama hiçbirinde kendini bu kadar çaresiz hissetmemişti. İçeriden gelen her çığlık, elinden hiçbir şey gelmediğini yüzüne vuruyordu. İçinden istemsizce bir düşünce geçti. "Ya bugün de dönmeseydim..." Çenesi sıkıldı. Belki de kilometrelerce uzakta olacaktı. Bu kapının ardında yaşananlardan habersiz... Berivan'ın çektiği acıyı hiç bilmeyecek, çocuklarının bu koridorda nasıl nefeslerini tuttuğunu hiç göremeyecekti. İlk defa, eve dönüşünün bu kadar doğru bir zamana denk geldiğini düşündü. Tam o sırada içeriden yaşlı ebenin sesi yeniden yükseldi. "Haydi kızım! Gücünü topluyorsun. Çok güzel gidiyorsun. Biraz daha..." Berivan başını iki yana salladı. "Yapamıyorum..." Gözlerinden yaşlar akıyordu. Nefesi göğsünde düğümlenmişti. Yaşlı ebe iki eliyle yüzünü tuttu. "Yaparsın. Bak bana... Yaparsın. Kızın seni bekliyor." Berivan bütün gücüyle derin bir nefes aldı. Bir sancı daha geldi. Bu kez öncekinden çok daha şiddetliydi. Odanın içini acıyla dolu bir çığlık kapladı. Koridorda bekleyen herkes aynı anda irkildi. Merican ağlamaya başladı. Ferzan başını öne eğip gözlerini kapattı sessizce ağlamaya başladı daha küçüktü korkuyordu, annesinin her sancısı daha çok korkutuyordu ferzanı. Taner derin bir nefes aldı ama göğsündeki sıkışmayı dağıtamadı ağlamak istiyordu ama kardeşlerine güçlü görünmesi gerektiğini biliyordu babası gibi soğuk kanlı kalmaya çalışıyordu. Derviş ise yerinden kıpırdamıyordu. Gözlerini kapıya dikmişti. İçeriden yalnızca yaşlı ebenin sesi geliyordu. "İşte böyle... Biraz daha... Son bir kez kızım... Son bir kez..." Berivan bütün gücüyle ıkındı. Odanın içindeki herkes nefesini tuttu. Bir anda...Her şey sustu. Koridor da... Oda da... Sanki zaman bile durmuştu... Koridorun üzerine çöken sessizlik, Derviş'in yüreğine taş gibi oturdu. Hiç kimse nefes almaya cesaret edemiyordu. Merican dua ederken dudakları titriyordu. Ferzan başını öne eğmiş, avuçlarını birbirine kenetlemişti sadece sessizce ağlıyordu. Taner ise gözünü kapıdan ayırmıyordu. Derviş'in kulakları uğulduyordu. Kalbi göğsüne öyle sert vuruyordu ki, sanki bütün konak duyacaktı. Tam o anda... İçeriden küçücük ama güçlü bir ağlayış yükseldi. İlk nefes... İlk çığlık... Konağın taş duvarlarında yankılanan o ses, herkesin yüreğine bir anda umut düşürdü. Merican ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı. "Allah'ım... Şükürler olsun..." Ferzan derin bir nefes verdi küçük elleriyle gözlerindeki yaşları sildi. Taner'in yüzündeki gerginlik ilk kez biraz olsun dağıldı. Ama... Derviş kıpırdamadı. Çünkü o ağlayışın ardından Berivan'dan hâlâ tek bir ses gelmemişti. Koridor yeniden sessizliğe gömüldü. Derviş'in içini tarif edemediği bir korku sardı. "Niye ses gelmiyor..." diye mırıldandı kendi kendine. Bir adım attı. Sonra bir adım daha...Artık bekleyemiyordu. Kapıya ulaştı. Hiç düşünmeden kolu çevirdi. Kapı hızla açıldı. Odadaki herkes aynı anda dönüp ona baktı. Yaşlı ebe, kucağındaki kundaklanmış bebeği usulca tutuyordu. Genç hizmetçiler şaşkınlıkla oldukları yerde kalmıştı. Derviş'in bakışları hiçbirine uğramadı. Doğruca yatağa yöneldi. Berivan bitkin bir hâlde uzanıyordu. Yüzü bembeyazdı. Saçları alnına yapışmış, nefesi yavaş yavaş düzene girmeye başlamıştı. Onu nefes alırken görünce Derviş'in çenesi gevşedi. Fark edilmesi güç bir nefes verdi. Sanki kırk gündür sırtında taşıdığı yükün yarısı o an omuzlarından inmişti. Tam o sırada Berivan gözlerini aralamaya çalıştı. Her şey bulanıktı. Önce yaşlı ebeyi seçti. Sonra kundaktaki bebeği... En son kapının önünde dimdik duran adam ilişti gözüne. Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. Hayal gördüğünü sandı. Çünkü kırk gündür ne bir haber almıştı ne de döneceğine dair bir umut besleyebilmişti. Başını biraz daha kaldırmaya çalıştı. Bu kez yanılmadığını anladı. Dudakları aralandı. "...Derviş?" Sesinde şaşkınlık kadar özlem de vardı. Odadaki herkes sessizliğe büründü. Derviş ağır adımlarla yatağın yanına geldi. Uzun uzun Berivan'a baktı. Yüzündeki sert ifade değişmedi. Ama gözlerinin derinliğinde saklamaya çalıştığı korku ilk kez bu kadar belirgindi. Elini uzatıp Berivan'ın alnına yapışan saçlarını usulca geriye itti. Boğazındaki düğümü yuttuktan sonra kısık ama tok sesi duyuldu. "Şükürler olsun..." Bir an sustu. Bakışlarını Berivan'dan ayırmadan devam etti. "Şükürler olsun... Sana bir şey olmadı." Berivan'ın gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Konuşmaya çalıştı ama sesi çıkmadı. Yaşlı ebe yüzünde yumuşak bir gülümsemeyle yaklaştı. "Ağam..." dedi. "Allah bağışlasın. Anası da iyi... Kızı da iyi." Sonra kundaktaki bebeği usulca Berivan'ın kollarına bıraktı. "Al kızım..." dedi şefkatle. "Önce annesinin kokusunu alsın." Berivan titreyen kollarıyla kızını göğsüne bastırdı. Minik bebek annesinin sıcaklığını hisseder hissetmez usulca kıpırdandı. Burnunu annesinin göğsüne yasladı, minicik dudaklarını oynattı. Berivan'ın gözlerinden sessizce yaşlar süzüldü. "Hoş geldin..." diye fısıldadı. "Hoş geldin güzel kızım..." Yaşlı ebe tebessüm ederek bu kez Derviş'e döndü. "Ağam... Allah analı babalı büyütsün. Şimdi söyleyin bakalım... Bu güzel kızın adını ne koyacağız?" Odanın içini derin bir sessizlik kapladı. Derviş'in bakışları kundaktaki bebeğin üzerinde kaldı. Minicik burnu... Bembeyaz teni... Annesine benzeyen dolgun dudakları... Bir an gözlerini kapattı. Sonra ağır ağır Berivan'a baktı. Berivan, onun gözlerinde alışık olmadığı bir ifade gördü. Sertliğinin ardında yıllardır saklanan bir yük vardı sanki. Derviş kısık bir sesle konuştu. "...Bir isim var." Berivan sessizce bekledi. Derviş yeniden bebeğe baktı. Sonra gözlerini Berivan'ın gözlerinden ayırmadan konuştu. "İznin olursa..." Sesi her zamankinden daha ağırdı. "Adı... Zilan olsun." Berivan bu ismi ilk kez duyuyordu. Ama Derviş'in bakışlarından bunun sıradan bir isim olmadığını anlamıştı. Sebebini sormadı. Bugün o sorunun günü değildi. Yorgun yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. Başını usulca salladı. "Yakıştı..." dedi. "Çok yakıştı." Başını eğip kızının alnına küçük bir öpücük kondurdu. "Hoş geldin..." diye fısıldadı. "Zilan." Yaşlı ebe gülümseyerek dua etti. "Allah ömrünü uzun, bahtını güzel eylesin Zilan kız." Derviş sessizce kızına baktı. Yüzündeki sert ifade değişmedi. Ama yıllardır yüreğinin en derin yerinde taşıdığı bir isim, o gün yeniden hayata gözlerini açmıştı. Ebe kadın berivandan kundaktaki bebeği usulca Derviş'e doğru çevirdi. Derviş gözlerini bebeğe çevirdi. Kundaktaki minicik kız, yumruklarını sıkmış, ara sıra yüzünü buruşturuyordu. Derviş birkaç saniye sessizce baktı. Sonra başını hafifçe eğdi. "Hoş geldin...zilan" dedi, sesi her zamankinden daha yumuşaktı.O an zihninden kırk gün önce doğan bir başka kız geçti. Ona ne "hoş geldin" demişti... Ne de bir kez olsun kucağına almıştı. Çünkü gözlerini her kapattığında Asmin'i değil... Toprağa verdiği Gülnihal'i görüyordu. Kendi öz kızıydı gülnihalin son emanetiydi ama derviş ondan nefret ediyordu tek suçlu olarak asmini görüyordu, ama Zilan öyle mi Umut gibi doğdu dervişin kalbine 40 gün içerisinde ölmeyi bile istiyen derviş zilanla hayat buldu hayata bağladı sanki gerçekleri görmesini sağladı, bir gecede göz bebeği oldu Asmin Gülnihalin sonu olmuştu ama Zilan dervişin gözünü açmıştı. Kaybetme korkusu, tokat gibi Derviş'in yüzüne çarptı. O an ilk kez anladı; insan bazen sahip olduğu şeylerin kıymetini onları kaybetme ihtimaliyle öğreniyordu. Bir zamanlar acıyı yalnız yaşamıştı. Toprağa verdikleriyle eksilmiş, sessizliği dost bellemişti. Ama artık yalnız değildi... Derviş'in tek bir ailesi yoktu. Ve bu Tokat dervişi kendine getirmişti Berivan'a döndü bakışlarında sadece derin bir rahatlama vardı. Çünkü o an anladı... Derviş'in tek bir ailesi yoktu. Berivan vardı... Çocukları vardı... Ve şimdi de minicik bir kız çocuğu. Zilan... Allah, bu kez onu aynı acıyla sınamamıştı. Dudaklarından kısık bir fısıltı döküldü. "Şükürler olsun Allah'ım..." O an Derviş, yalnızca bir evlada değil, yeniden hayata tutunduğunu da hissetti. Zilan'ın gelişi, yüreğinde aylardır taş gibi duran acıyı tamamen silmese de ona yeniden nefes almayı öğretmişti. Artık biliyordu; geçmişi değiştiremezdi ama geleceği kendi elleriyle kurabilirdi. Bu konak, eskisi gibi sessizliğin ve acının hüküm sürdüğü bir yer olmayacaktı. Berivan, çocuklar ve çatısı altındaki herkes; sevgiyi kırıntı kırıntı değil, hak ettikleri kadar yaşayacaktı. Kimse kendini değer görmek için ispatlamak zorunda kalmayacaktı. Çünkü bazen insan, her şeyin bittiğini sandığı anda aslında görmediği bir başlangıcın eşiğinde dururdu. Derviş için de hayat, tam o gün ikinci kez başlamıştı. Ve bu kez, o konağın kapısından içeri giren şey acı değil; umut olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD