Berivan

1475 Words
Bazı kadınlar güzellikleriyle anılırdı, bazıları ise duruşlarıyla. Berivan, ikisini de taşıyan nadir kadınlardan biriydi. Masmavi gözleri, beline kadar uzanan siyah saçları ve kusursuz yüz hatlarıyla Mardin'de onu tanımayan yoktu. Daha genç kız olduğu yıllarda çevre köylerden ve aşiretlerden sayısız talibi çıkmıştı. Fakat her defasında aynı cevap verilirdi. "Berivan beşik kertmesidir." Henüz beşikteyken kaderi yazılmış, Derviş'e sözlenmişti. Bu yüzden ne Berivan başka birini düşündü ne de ailesi başka bir kapıyı araladı. Zaman geçtikçe Berivan'ın çocukluk sevgisi, büyük bir aşka dönüştü. Bir zaman son evlendiler. Berivan Derviş'in bir bakışı için saatlerce hazırlanır, onun sevdiğini düşündüğü renkleri giyer, saçlarını özenle toplar, ince ince makyaj yapar, bakımına büyük önem verirdi. İçten içe tek istediği, sevdiği adamın eşinin gözlerinde bir an olsun hayranlığı görebilmekti. Ama Derviş böyle bir adam değildi. Berivan'ı sever, ona saygı duyardı. Fakat aşkın ne olduğunu hiç öğrenmemişti. Berivan'ın yeni bir elbise giymesi de, saçını değiştirmesi de, saatlerce hazırlanması da onun dikkatini çekmezdi. Eşine iltifat etmeyi bilmez, duygularını sözlerle ifade etmezdi. Berivan'ın her isteğini de yerine getiren biri değildi.Berivana karşı sert bir mizacı vardı. Berivan ise bütün sert mizacına rağmen Derviş'in yanında çekingenleşirdi. Konağın içinde sözü geçen kadın oydu ama Derviş konuştuğunda susmayı tercih ederdi. Ona duyduğu sevgi kadar saygısı, hatta biraz da çekinmesi vardı. Berivan konağın düzenini sağlayan, herkesin çekindiği güçlü bir kadındı. Kısa süre içinde yuvaları büyüdü. İlk çocukları Taner dünyaya geldi. Daha küçük yaşlardan itibaren babasına benzeyen, ciddi ve sorumluluk sahibi bir çocuktu. Ardından Merican doğdu. Masmavi gözleri annesine benzeyen, yumuşak kalpli, merhametli bir kız çocuğuydu. Konağın içinde kahkahaları yankılanırken Berivan'ın dünyası da tamamlanmış gibiydi. Dışarıdan bakıldığında onlar, mutlu ve huzurlu görünen sıradan bir aileydi. Fakat kader, sessizce başka bir hikâye yazıyordu. Bir gün Derviş, üç ay sürecek bir sera biçme iş için İzmir'e gitti. İzmir'de bir gurupla anlaşıp elaman tuttu. serada gözüne bir kadın ilişti rengârenk çiçeklerin arasında çalışan genç bir kadınla tanıştı. Adı Gülnihal'di. Gülnihal'in güzelliği Berivan'ınkine hiç benzemiyordu. Yüzünde hafif çilleri vardı. Makyaj yapmaz, süslenmeye ihtiyaç duymazdı. Doğallığı, utangaç gülümsemesi ve sade hâli onu gören herkese huzur verirdi. Toprağın içinde çalışan elleri nasırlıydı ama kalbi tertemizdi. Derviş, hayatında ilk kez güzelliği gösterişte değil, sadelikte gördü. Evli olduğunu Gülnihal'den gizledi. Günler haftalara, haftalar aylara dönüştü. Birbirlerini tanıdılar. Üçüncü ayın sonunda, ikisinin de hayatını değiştirecek bir gece yaşandı. Derviş'in üç ay sonra dönmesi gerekirken dönüşünü erteledi. İlk kez hayatında aşk dediği duyguyla karşılaşıyordu. Aradan dört ay geçti. Gülnihal kendini iyi hissetmeyince doktora gitti ve hamile olduğunu öğrendi. Hamileliği ilerlediği için artık geri dönüş yoktu. Titreyen sesiyle bu haberi Derviş'e verdi. Derviş de aylardır sakladığı gerçeği itiraf etti. Mardin'de onu bekleyen bir eşi... İki çocuğu... Ve büyük bir konağı vardı. Gülnihal'in dünyası o an paramparça oldu. Gözyaşları dinmedi. Kandırılmıştı. Sevdiği adamın başka bir hayatı olduğunu çok geç öğrenmişti. Karnında ise onun bebeği vardı. Günlerce ne yapacağını düşündü. Gitmeyi de kaldığı yerde tek başına yaşamayı da aklından geçirdi. Fakat ne kalbi Derviş'ten vazgeçebiliyordu ne de karnındaki bebeği babasız büyütmeye razı olabiliyordu. Derviş de onu ve doğacak çocuğunu bırakmayacağını söyledi. Uzun konuşmaların ardından Gülnihal, kalbinin sözünü dinledi. Derviş'e âşıktı. Belki doğru olan bu değildi, belki hayatı boyunca bu kararın yükünü taşıyacaktı. Ama sevdiği adamdan ve karnındaki bebeğinden vazgeçemedi. Böylece bütün korkularını ardında bırakıp Derviş'le birlikte Mardin'e gitmeyi kabul etti. Onu bekleyen hayatın nasıl bir hayat olacağını ise henüz bilmiyordu. Mardin'e uzanan yol, Gülnihal'e hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu. Arabanın camından dışarı bakıyor, her kilometrede kalbinin biraz daha ağırlaştığını hissediyordu. Karnındaki bebeğe usulca dokundu. Korkuyordu. Gideceği yerde onu nasıl bir hayatın beklediğini bilmiyordu. Derviş ise bütün yol boyunca sessizdi. Söyleyecek çok şeyi vardı belki ama hiçbir kelime yaptığı hatayı hafifletemezdi. Saatler sonra konağın büyük demir kapısı açıldı. Berivan o sırada avludaydı. Derviş'in döndüğünü duyunca her zamanki gibi kapıya yönelmişti. Günlerdir beklediği eşini karşılamak için yürürken gözleri önce Derviş'e, sonra yanındaki yabancı kadına takıldı. Bir anlığına zaman durdu. Berivan'ın bakışları Gülnihal'in hafif belirgin karnına kaydı. Ne olduğunu anlaması uzun sürmedi. Yüzündeki tebessüm yavaşça silindi. Yerini buz gibi bir sessizlik aldı. Avludaki herkes nefesini tutmuştu. İlk şoku atlattıktan sonra avluda oynayan Taner ve Merican'ın hiçbir şeye şahit olmaması için çalışanlara seslenir. "Çocukları odalarına çıkarın." Çocuklar hiçbir şey anlamadan çalışanlarla birlikte yukarı çıkarılır. Berivan, çocukların gözden kaybolmasını bekledikten sonra Derviş'e döner. Ağlamaktan masmavi gözleri koyulaşmıştır. Titreyen ama kararlı bir sesle: "O kadın bu konağın kapısından içeri adım atmayacak. Eğer o kadın bu konaktan içeri girerse... ben kendi canıma kıyarım." Derviş'in yüzünde en ufak bir değişiklik olmaz. Gülnihal'e dönüp sert bir sesle: "Arabaya bin." der. Gülnihal korkuyla yeniden arabaya biner. Derviş konağa girer. Berivan da peşinden salona geçer. Kapı kapanınca odada yalnızca ikisi kalır. Berivan, yıllardır Derviş'ten çekinen bir kadın olmasına rağmen bu kez susamaz. Fakat yine de onun sözünü kesmeye cesaret edemez. Derviş sert ve kesin bir tavırla konuşur. "Ben o kadına âşık oldum." "Kimseye hesap verecek değilim." "Bu evin ağası benim." "O kadın benim çocuğumu taşıyor." "Bu saatten sonra olanı kabul eden bu evde kalır." "Kabul etmeyenin yolu açıktır." Berivan tek kelime etmeden bütün sözleri dinler. Gözyaşları durmadan akarken yalnızca Derviş'in konuşmasının bitmesini bekler. Sonunda başını kaldırır. "Ben o kadınla aynı çatının altında yaşamam." Ardından son kez restini çeker. "Ya beni öldür, ağa... ya da onu bu konaktan götür." Derviş, Berivan'ın ilk kez bu kadar ciddi olduğunu anlar. Kısa bir sessizlikten sonra aklına gelen ilk çözümü söyler. "Onu köye götüreceğim." "Köydeki evde kalacak." "Ben de bazen burada, bazen orada kalacağım." Berivan'ın dizlerinin bağı çözülür. Yıllardır emek verdiği yuvası, tek bir gecede ikiye bölünmüştür. O geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ve Berivan... Daha birkaç saat öncesine kadar adını bile bilmediği bir kadından, ölesiye nefret etmiştir. O kadın... Hanımlığını, huzurunu ve yıllardır emek vererek kurduğu yuvasını tek kalemde silen kadındır. Gülnihal... Derviş, Berivan'a son kez baktı. Söyleyecek başka sözü yoktu. Arkasını döndü, ağır adımlarla konağın dış kapısına yürüdü. Kapının önünde bekleyen arabanın içinde Gülnihal, korkuyla ellerini birbirine kenetlemişti. Derviş'i tek başına görünce başını kaldırdı. Derviş hiçbir şey açıklamadı. Arabaya bindi. Motoru çalıştırdı. "Köye gidiyoruz." Yol boyunca ikisi de tek kelime etmedi. Gülnihal, gözyaşlarını sessizce sildi. Ardında bıraktığı konağı değil, orada bıraktığı acıyı düşünüyordu. Saatler sonra köydeki konağa ulaştılar. Konağın kapısı açıldığında Gülnihal ilk kez etrafına baktı. Şehirdeki konaktan daha sakin, daha huzurlu bir yerdi. İlk günler her köşesi ona yabancı geldi. Ama Gülnihal'ın dokunduğu hiçbir yer aynı kalmadı. Avluyu rengârenk çiçeklerle süsledi. Kuruyan ağaçlara yeniden can verdi. Her sabah ekmek kokusu yükselen mutfağıyla, tertemiz odalarıyla, açan gülleriyle köy konağı kısa zamanda bambaşka bir yere dönüştü. Orayı yalnızca bir ev değil, gerçek bir yuva hâline getirdi. Aylar sonra sancıları başladı. Uzun süren doğumun ardından bir erkek çocuk dünyaya geldi. Adını Derviş koydu. "Diyar..." Derviş için anlamı büyüktü. Fakat aylar geçtikçe Diyar'ın seslere tepki vermediği fark edildi. Doktorların söylediği gerçek, Gülnihal'in yüreğine kor gibi düştü. Diyar sağır ve dilsizdi. O günden sonra Gülnihal, her gece aynı düşünceyle gözlerini kapattı. "Bu, Berivan'ın ahı mı?" Vicdanı ona bunu durmadan fısılduyordu. Berivan ise geçen yıllara rağmen Gülnihal'i affetmedi. Adını duyması bile içinde yıllardır dinmeyen öfkeyi yeniden alevlendiriyordu. Diyar iki yaşına geldiğinde Berivan yeniden anne oldu. Bir erkek çoçuk doğurdu ismi de " Ferzan " taktılar . Hayat devam ediyordu. Derviş ise iki konağın arasında kendine sessiz bir düzen kurmuştu. Haftanın üç gününü şehir konağında, Berivan ve çocuklarının yanında geçiriyor... Dört gününü ise köy konağında, Gülnihal ve Diyar'ın yanında kalıyordu. Bir yandan da babadan kalma mirasını genişletmeye çalışıp zenginliğine zenginlik katıyordu birçok işte çalışıyor birçok elamı vardı köyde çiftçilik saman gizlice kaçakçılık şehirde ise tarım makineleri teknik tamircisi vardı. Derviş hem zeki hemde çevikti iş hayatında adaletli biriydi eşlerinde bir türlü dengeyi koruyamıyordu. Gülnihal'i çok seviyordu aşıktı. Berivan'ı ise bilmediği bir sevgisi saygı adlandıramadığı bir sahiplik. Berivanı bırakamazdı beşik kertmesiydi töreye baş kaldıramazdı derviş boşanmak aklının ucundan bile geçemezdi o amcasının kızıydı namuslarıydı. İki evliliği de tam anlamıyla gerçekti. İki ayrı konağın, iki ayrı ailenin yükünü omuzlarında taşıyordu. Yıllar böyle geçti. Tam sekiz yıl sonra kader, iki kadının yolunu bir kez daha aynı noktada buluşturdu. İlk önce Gülnihal hamile olduğunu öğrendi. bir ay sonra Berivan'ın da hamile olduğu ortaya çıktı. Derviş, bir köy konağında, bir şehir konağında... İki kadının da yanında olmaya çalışıyordu. Gebeliğin son haftalarında Gülnihal'in durumu riskli hâle gelince, Derviş son üç haftayı köy konağında geçirdi. Bir an olsun başından ayrılmadı. Berivanlada pek konuşamadığı için hamileliğimin nasıl geçtiğinden haberi yok tu. Ve beklenen gün geldi. Aniden sancılar başladı Gülnihal, bir kız çocuğu dünyaya getirdi ve çok fazla kanaması olduğundan hayatını kaybetti. Herşey derviş için köyde bitti. Berivan haber almıştı ama sadece bir baş sağlığı diliye bilmişti kendisi de çok kötüydü ama dervişin gözü hiç birşey görmüyordu. Her geçen gün daha kötü oluyordu Berivan. Dervişe çok ihtiyacı vardı bu son günlerde Artık şehre gelmesi gerekirdi taziyenin üstünden 40 gün geçmişti ama ortalıkta yoktu, Berivan böyle biliyordu oysaki derviş tası tarağı toplamadan yoldaydı geliyordu. Bir anda sancı gelir gibi oldu, Berivan önce bunun sıradan bir ağrı olduğunu sandı. Elini karnına koyup derin bir nefes aldı. Fakat birkaç saniye sonra gelen ikinci sancı, dizlerinin titremesine neden oldu. Ve bunlar doğum SANCILARIYDI. Derviş konakta neyle karşılacağını bilmeksizin gelmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD