Kaya Konağı'nın avlusuna çöken matem, günlerce dağılmadı.
Gülnihal'in ardından okunan dualar bitmiş, taziyeye gelen son misafirler de birer birer dönmüştü. Fakat o evin duvarlarına sinen acı, gidenlerle birlikte gitmemişti.
Beşikte yatan küçücük kız çocuğu ise bütün bunlardan habersizdi.
Her acıktığında ağlıyor, doyunca uyuyor, sonra yeniden ağlıyordu.
Daha hayatın ne olduğunu bilmiyordu.
Annesinin kokusunu hiç tanımamıştı.
Diyar ise Yok olmuştu adeta, sesi yoktu annesinden sonra görüntüsü de yok olmaya başlamıştı odasından çıkmıyor avluda oyun oynamıyor tek başına odasında sessizce uzanıyordu. Bir gecede büyümüştü resmen.
Aradan günler geçmişti.
Konağın düzeni yeniden kurulmaya çalışılıyor, hizmetliler sessizce işlerini yapıyor, avluda herkes fısıltıyla konuşuyordu. Sanki yüksek sesle konuşulursa Gülnihal'in yokluğu yeniden hatırlanacakmış gibiydi.
Ama bir ses vardı ki o sessizliği her gün yeniden bozuyordu.
Asmin'in ağlayışı...
Süt anne, kucağındaki bebeği usulca sallayarak avludan geçti.
Ne yaptıysa susturamamıştı.
Karnını doyurmuştu.
Altını değiştirmişti.
Gazını çıkarmıştı.
Saatlerce ninni söylemiş, kolları uyuşana kadar onu taşımıştı.
Ama Asmin'in gözyaşları dinmiyordu.
Sonunda derin bir nefes aldı.
Derviş Ağa'nın çalışma odasının kapısına geldi.
Kapıyı ürkekçe iki kez tıklattı.
İçeriden tok bir ses duyuldu.
"Gel."
Kadın başını eğerek içeri girdi.
Derviş, önündeki hesap defterlerine göz gezdiriyor, elindeki kalemi yavaşça sayfaların üzerinde gezdiriyordu.
Kadın birkaç adım attıktan sonra durdu.
Kucağındaki Asmin hâlâ hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
"Ağam..."
Derviş gözlerini kaldırmadan cevap verdi.
"Söyle."
Kadın dudaklarını ıslattı.
"Asmin... saatlerdir hiç susmuyor."
"Karnı tok."
"Altını değiştirdim."
"Gazını da çıkardım."
"Ne yaptıysam susturamadım."
Derviş yine sessizdi.
Kadın söyleyeceği son cümleden korkuyordu.
Boğazı düğümlendi.
"Belki de..." dedi çekinerek.
"Annesinin sıcaklığını arıyordur."
Bir an durdu.
Sonra neredeyse fısıltıya dönüşen sesiyle devam etti.
"Ya da..."
"Bir baba kucağını..."
Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.
Derviş'in elindeki kalem durdu.
Yavaşça başını kaldırdı.
Bakışları kadının üzerine düştüğü anda süt annenin dizleri titredi.
Başını hemen önüne eğdi.
Asmin ise bütün odada yankılanan sesiyle ağlamaya devam ediyordu.
Derviş'in bakışları süt annenin üzerinde birkaç saniye asılı kaldı.
O sessizlik, söylenecek her sözden daha ağırdı.
Asmin'in ağlaması odanın içinde yankılanmaya devam ediyordu.
Bir anda sesi sertleşti.
"Çıkın!"
Süt anne irkildi. Kucağındaki bebeği biraz daha sıkı sardı.
"Ama ağam..." diyecek oldu.
Derviş bu kez başını sertçe kaldırdı.
"Sana çık dedim!"
Kadın daha fazla konuşmaya cesaret edemedi. Başını önüne eğdi, Asmin'i bağrına bastırarak odadan çıktı.
Kapı usulca kapandı.
Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü.
Derviş derin bir nefes aldı. Sanki o küçücük bebeğin ağlayışı bile kalbine bıçak gibi saplanıyordu.
Yavaş adımlarla pencerenin önüne yürüdü.
Çalışma odasının geniş penceresi, Mezopotamya Ovası'na bakıyordu. Gün batımı, Mardin'in bal rengi taş evlerinin üzerine kızıl bir örtü sermişti. Ufuk çizgisinde uzanan dağlar, güneşin son ışıklarıyla ateş gibi parlıyordu.
Derviş gözlerini uzaklara dikti.
O manzara...
Yıllar önce onu dünyanın en mutlu adamı yapan günü hatırlattı.
Yine böyle bir akşamdı.
Rüzgâr, Mardin Kalesi'nin eteklerinde serin serin esiyor, Gülnihal'in beline kadar uzanan bakır rengi saçlarını savuruyordu.
Üzerindeki kır çiçekleriyle süslü uzun elbise, rüzgârın ritmine uyum sağlıyor; yeşil gözleri ise gün batımının ışığında pırıl pırıl parlıyordu.
Derviş, onun konuşmasını değil, manzarayı izlerken yüzüne yerleşen huzuru seyrediyordu.
Gülnihal derin bir nefes aldı.
"Şu manzaraya bak Derviş..." dedi gülümseyerek. "İnsan bazen cennetin bu dünyaya değdiğine inanıyor."
Derviş hafifçe gülümsedi.
"Sen böyle söyleyince insan gerçekten inanıyor."
Gülnihal gözlerini dağlardan ayırmadan konuşmaya devam etti.
"Bir gün kızımız olursa canım ..." Dedi ve,
Derviş yüzünü gülnihale çevirdi
"Eeeee"
"Adını Asmin koymak istiyorum."
Derviş ismi sessizce kendi içinde tekrarladı.
Asmin, amin asmin Sonra merakla sordu.
"Bu ismin bir hikâyesi var belli ki."
Gülnihal'in yüzündeki tebessüm biraz daha büyüdü.
"Var tabiki olmaz olur mu " içindeki o çoçuksu mutlulukla anlatmaya başladı.
"Hakkâri'nin yüksek dağlarında yetişen çok özel bir çiçek var. Adı Asmin çiçeği."
Derviş dikkatle onu dinliyordu.
Gülnihal anlatırken sesi bile değişiyordu. Sanki o çiçeği gözleriyle görüyormuş gibi konuşuyordu.
"Kolay kolay yetişmez. Her isteyen gidip koparamaz." Derin bir nefes alarak.
-Hatta koruma altında olduğu için koparmak bile yasaktır." Dedi.
Bir an durdu.
Bakışlarını yeniden ufka çevirdi.
"Belki de bu yüzden çok seviyorum."
Derviş gülümseyerek başını iki yana salladı.
"Hiç görmediğin bir çiçeği bu kadar sevebildin demek."
Gülnihal bu söze içtenlikle güldü.
"Bazı şeyleri görmek gerekmez Derviş.
Bazen sadece hikâyesi bile insanın kalbine dokunur."
Dedi ve Sonra yavaşça elini Derviş'in elinin üzerine koydu.
"İsterim ki kızımız da o çiçek gibi olsun."
"Kolay ulaşılan biri olmasın."
"Değerini bilen insanların hayatına dokunsun."
"Merhametli olsun..."
"Ama hiçbir zaman güçlü durmaktan vazgeçmesin."
Diyerek güzel güzel hayaller kuruyordu.
Derviş, Gülnihal'in gözlerindeki heyecana baktı.
O an anladı ki...
Bu isim, onun için sıradan bir isim değildi.
Sessizce gülümsedi.
"Eğer bir gün bir kızımız olursa adı asmin olsun." Diyerek karar kıldı derviş.
Gülnihal'in gözleri mutlulukla doldu.
Aylar sonra Derviş, sırf o gülümsemeyi yeniden görebilmek için Asmin çiçeğini aramıştı.
Fakat öğrendiği ilk şey, o çiçeğin doğadan koparılmasının ve satışının yasak olduğuydu.
Yine de vazgeçmemişti.
Günlerce araştırmış, sonunda bir ustaya Asmin çiçeğinin birebir benzerini yaptırmıştı.
Gülnihal odada camın önünde ki koltukta oturmuş manzarayı izliyordu . Kapının açılmasını fark etmişti dervişin geldiğini bildiği için arkasını dönmemişti dervişin ona yaklaşmasını beklemişti.
Derviş yaklaştı elini Gülnihalin o zarif omzuna dokundurdu Gülnihal dervişe döndü derviş
Hediyeyi Gülnihal'in avuçlarına bıraktığında, genç kadın uzun süre konuşamamıştı.
Çiçeği büyük bir özenle ellerinin arasına aldı.
Sanki gerçekten dağlardan koparılmış kadar değerliydi.
Gözleri dolarak Derviş'e baktı.
"Bunu benim için mi yaptırdın?"
Derviş omuz silkip derin bir iç çekip.
"Gerçeğini getirmek için çok uğraştım ama getremedim. Senin bu mutluluğunu görmek bile bana yetti geri kalanının önemi yok." Diyerek yüzünü gülnihalin ay gibi güzel parlayan yüzüne çevirip gülümsedi.
Gülnihal, yapay çiçeği göğsüne bastırıp Derviş'e sımsıkı sarıldı.
"Hayatımda aldığım en güzel en özel hediye teşekkür ederim." Diyerek dervişe daha bir sıkı sarıldı sanki içinde derviş için bir yer daha bulmuş bastırmaya çalışıyormuş gibi.
Derviş bir çiçeğin bu kadar güzel bir an yaşatacağını hiç düşünmemişti ve gülümsüyerek pencereden dişarıya bakmaya devam etti.
Derviş'in dalıp giden bakışları yavaşça bugüne döndü.
Odanın içinde yine yalnızdı.
Ne Gülnihal'in gülüşü vardı...
Ne de o gün batımındaki huzur.
Sadece sessizlik...
Ve biraz önce odadan çıkan küçücük bir bebeğin hâlâ kulaklarında çınlayan ağlayışı.
Derviş gözlerini kapattı.
Dudakları titreyerek tek bir kelime fısıldadı.
"Asmin..."