"Ötüken," dediğinde duraksayarak küçük kaşlarını havalandırıp, babasına baktı. Mehmet abi başını salladığında başını göğsüme yaslayarak parmağımı küçük avucunun içine aldı.
Uçurumdan yuvarlanan hatıralar zihnimde yankılanmaya başladığında artık Alparslan'nın sesi odaya karışmıştı.
"Bugün günlerden kitap okuma günüydü Ciyaaad..."
Almıla cıvıl cıvıl olan sarı çiçekli elbisesiyle altına giydiği kırmızı bantlı ayakkabılarını poposuna vura vura sağa sola atarken eve tek ses karışmıştı o da, Almıla'nın cırtlak sesiydi.
"Hangi kitapmış o,"
Cihad'ın odasına girdiğinde sırt çantasından çıkarttığı kitabı sallayarak gösterdi.
Bozkurtların Ölümü.
"A-aa ben bu kitabı biliyorum ki!" Cihad kitabı elinden alarak yere oturdu ama Almıla'nın ince kaşları çatılmıştı.
Elini beline koydu. "Sen bensiz kitap mı okudun!"
Cihad bu yükselişin sonunu iyi bildiğinden elinden tutup kendine çekti.
İşte yan yana, omuz omuza oturmuşlardı.
"Senin adını görünce okudum ama çok değil."
"Tamam o zaman, oku ben kendi okuyuşumdan anlayamıyomm..." Almıla'nın küçük öfkesi Cihad'ı güldürdüğünden onu kolunun altına alarak ondan bahseden yeri açtı. Ne de olsa karnesi takdirlikti. Okuyabilirdi.
"Ötüken'nin en güzel kızı olan Almıla bir gün Onbaşı Pars ile Çinliler çarpışarak Şen-king'in subayını öldürmüştür." Tam devam edeceği sıra Almıla elini kitaba koydu.
Kafasını sağa sola sallayarak, "Ben birini öldürmedim ki! Hem o Pays değil Aybas'dır. Dimi?"
Cihad, nefes alarak, "Bu başka biri Almıla, sen değilsin." Almıla küçük omuzunu çektiğinde elini kitaptan çekti.
"Almıla'nın ünü bir zaman sonra artmış, gönülleri birbirine bağlamıştı. Hatta bunun arasında Tümenbaşı olan Çinli Şen-king'de vardı. İ-çing Katun'a dayanarak Ötüken'de borusunu öttüren bu Çinliyi Türklerden kimse sevmediği halde kağan, anlaşılmaz bir direnme ile tutmaya devam ediyordu. Şen-King, Almıla ile evlenmeyi aklına koymuş ve Almıla'nın babasının Ötüken'de sevildiğini hatta uzaktan kağan ailesine mensup olduğunu öğrenmişti. Artık Almıla'ya karşı duyduğu sevgi artmıştı. Ancak Ötüken'de işler Çin'deki gibi değildi. Almıla soylu bir aileden olmasa bile onunla evlenmek için ikna etmesi gerekiyordu. Kaldı ki Binbaşı Işbara Alp'ın kızı kolay kolay erkek beğenmeyecek olan yiğit bir kızdı. Şen-king yanında getirdiği üç subaylar ancak bir tanesini yanında getirmiş kendisini Türklere ısındırmak için yanına iki tane Türk subayı almak istese de başaramamıştı."
Almıla, kolunu Cihad'ın göbeğine koyduğunda pürdikkat Cihad'ı kesmeden dinlemeye devam etti.
"Şen-King bütün bu işleri Almıla'nın gözüne girmek için yapıyordu ancak Almıla'nın gülmez yüzü ona bakmıyor yalnız Onbaşı Pars'ı gördüğü zaman biraz gülümsüyordu."
Cihad bir saniye yutkunmak için ara verdiğinde güldü. "Sen de böylesin Almıla. Abine bile gülmüyorsun. Sadece bana gülüyorsun." İkisi ara verdiklerinde abisinin kızgın suratı gözlerinin önüne geldiğinde gülüştüler.
"Şen-King artık gönlünü öyle bir kaptırmıştı ki kendinden geçecekti. Sonunda bu işin kendisinin bitireceğini anladığında kız kardeşi, İ-Çing Katun'a anlatmıştır. Katun'nun aklını karıştıran her şeyden evlenmeden ailesine fayda gelir mi, diye düşünmüştü. İ-çing Katun Türk göreneğince üç gece üst üste Almıla'nın çadırına girerek onunla konuşmasını ve evlenmeye çağırmasını söyler. Şeng-king Türklerin işine akıl sır erdiremediğinden Katun'un Şeng-King'e, Geceleyin karanlıkta çok ciddi olacaksın. Sakın albıza uyup taşkınlık etmeğe kalkma, öldürürler. Deyişiyle beti benzi atarak üç geçe üst üste geceleri Almıla'nın çadırına gitmişti. Şen-King'in her yalvarışında Almıla, Sende gönlüm yok, diye kestirip atıyordu. En son gece, Başka birinde gönlün mü var, dediğinde Almıla cevap vermeyerek sertçe baktı. Çin bey'inin yüreği titrediğin de kendini toparlayarak, Söyle de her kimse hakkından geleyim. Demiş. Almıla yine başını çevirerek baktı. Fakat bu sefer keskin değil gülümseyerek bakıyordu. Bu gülümseyişin üzerine ağlamaklı olan Şen-King günün ayması ile ikna edemediği çadırdan ayrıldı."
Cihad büyükçe yutkunduğunda Almıla, çantasında ki kırmızı suluğun kapağını açarak ona uzattı. Üç yudumda yere koyduğunda kazağına ağzını silerek kaldığı yerden devam etti.
"Umutsuzluğa kapılan Şen-King soluğu kız kardeşi İ-çing Katun'da alarak yardım istedi. Kız kardeşi Almıla'yı çadırına çağırdığında Şen-King'i almasını ve karşılığında babasına yardımcı edeceğini söylemişti ancak Almıla tereddütsüzce, Ben onu istemiyorum. Diye cevap verdi. Katun onun bu cevabıyla kardeşinin reddedildiğine öfkelendiğinde, buyruk vererek evlenmesini şart koşmuştu. Almıla ise, Buyruk senindir ama benim bir şartım var. Ben, benden oğlak kapan yarışta beni geçen erle evleneceğim. Türk töresine göre kızlar böyle şart koşabilir. Der."
Cihad, kaşlarını çattığında omzuna düşen baş ile gözlerini omzuna indirdi. Ağzını yaya yaya açan Almıla'ya bakıp elinin tekini kitaptan çekerek ağzını kapattı. "Aaaahhğğğ."
"Ayıp, kapat elinle." Almıla uyku ve uyanıklık ile Cihad'ın elini indirdi. "Yiiaaaaa, devam ett sen."
Almıla'nın göbeğinde ki elini elleri arasına aldı.
"Okuyoruz işte, ne mızmızlanıyorsun."
Bir esneme daha geçirdiğinde Cihad ağzına vurdu tekrardan.
"Vururum bak bir daha."
"Anneeeeğğ-" Cihad elini ağzına tekrar koyduğunda, "Tamam sus okuyorum."
"Oğlak kapışması günü geldiğinde Almıla kesilmiş olan oğlağı atın üstünde kolunun arasına alarak binmişti. Arkasına dizilen yüz kişilik atlılar onunla evlenmek için kapışacaktı. Herkes ilk defa böylesine bir kalabalık görüyordu. Almıla atıyla beraber koşmaya başladığında Şen-king Almıla'ya yaklaşmaya başlamıştı onun arkasında Onbaşı Pars göründüğünde Almıla'nın gülümseyen yüzüne bakıp gönlünün istediğini anlamıştı. Uzun alanda bir kişi oğlağı almaya çalıştığında Almıla kırbacıyla eline vurup savurdu. Şen-king ise kız kardeşiyle bir oyun içinde olduklarından mesafeyi kapatmıştı ancak Almıla'nın kırbacı onun da yüzüne geldiğinden kaybetmişti."
Almıla, parmağıyla Cihad'a vurdu. "Kıybaç neyy?"
"Kızım bir saattir anlatıyorum. Kırbaç mı takıldı aklına!" Sitemi Almıla'yı kızdırdığında uzunca of çekti.
"Sana neee, sölee iştee."
"Atlar hızlı gitsin diye vuruyorlar kıçlarına oldu mu?"
Almıla elini ağzına götürdü. "Hiiihh, canları acırr."
Cihad, Almıla'nın susmayacağını anladığında, "Hissetmiyorlarmış."
Almıla'nın kaşları çatıldı. "Ama onlar canlı."
"Yok işte Almıla, acımıyormuş! Sorma soru artık, dersim var benim ama sana kitap okuyorum."
Almıla elini ağzına götürüp, "Tamam sustum."
Suluktan bir su daha içtiğinde Almıla'da elinden çekip içti ve yere bıraktı.
"Eeee, nerede kaldık. Burada... Artık oğlağa yaklaşan bir kişi kalmıştı o da Onbaşı Pars idi. Oğlağa yaklaşıp eline aldığında, Almıla hiç aldırmıyor sadece atını hızlandırıyordu. Biraz sonra oğlak Onbaşı Pars'ın kucağında idi. Koşuya başladıkları yere geldiklerinde herkes oradaydı. Almıla ile bütün atlılar indiğinde Pars, Almıla'yı iki omuzundan tutup kendine çekti ve yanağından öptü."
Cihad kitabı kapattığında, horuldayan bir adet Almıla vardı. Omuzuyla dürttüğünde, "Bitti, kitap çok güzelmiş."
Almıla da kafasını salladığında "Evet," dedi.
Artık cıvıldan Almıla gitmiş yerine uykucu bebek gelmişti.
"Ee ne anladın Almıla?" Cihad onu önüne koydu.
"Hiçç bişii." Almıla'nın yorgun sesi, Cihad'ın az önceki merakını kırdığında sadece mırıldandı.
"Nasıl yani hiç mi dinlemedin beni!"
Almıla kafasını sağa sola salladı. "Dinlediiim. Ama anlamadım."
"Eh be Almıla, anlamayacaksan neden benim bir saatimi boşa harcadın?" Sesi artık yüksek çıkıyordu. Değerli vaktini ders çalışarak değil de Almıla'nın aldığı kitabı okuyarak geçirmişti.
Kitap güzeldi hem de okuduğu en güzel kitaplardan birinci sıraya girmişti, çünkü içinde Almıla, var diye düşündü.
"Sesin çokkseeelll, ninni gibi, uykumu getiriyor..."
Cihad, duyduğu şey ile gamzelerini gösterdiğinde Almıla'yı yanına çekerek kitaptan başka bir sayfa açıp devam etti güzel sesiyle okumaya.
Okudu. Sayfalar hergün teker teker tükendi. Ancak Almıla ile Pars'ın hikayesi aklında ilk gün ki gibi aynı gerçeklikle kaldı.
Tek bir farkla, adı Pars değil. Almıla'nın Aybars diyemediği Cihad'ıydı.
Uçurumunun yanında ki deniz beni karaya savurduğunda sesleri işitmeye başlamıştım.
"Anneciğiim, sonunda ne diyordu onu da sen söylee?"
Benim altı yaşındaki hikayeyi unutma şansım hafızamı kaybetmem ile denkti. Ben de hafızamı kaybetmek yerine derinlere kazmayı seçmiştim ama küçük bir çocuğun kazdığım çukuru eşeleyip benim önüme getireceğini bilememiştim.
Alparslan'ın iki üç kelimeden tıkanmasından dolayı Mehmet abi oğlunun heyecanını bölmemek için devam etmişti.
Annesinin bir şey demediğini hissetmiş olmalı ki ondan da sonunu dinleyecekti.
Rabia, bir anne edasıyla rahatça gülümsedi. "Nişanımız kutlu olsun, Işbara Alp'ın kızı, diyerek orada ki herkes yere ve göğe haykırdılar, uğur ve kut dilediler...Ve onlar için mutlu son."
Göğsüme yasladığı başı koluma düştüğünde başımı eğdim.
Başımı hafifçe kaldırıp karşımda olan Aybars'a baktım. Eğer hareket edersem uyuyorsa da uyanacaktı.
Fısıldayarak, "Uyumuş mu?" Dedim.
Dizlerinin üstüne bastığında yaklaştı. Elini Alparslan'a uzattığında anladığım üzere uzun düz saçları her nefes alışında uçup, düşüyordu.
Kafasını salladı ve kaldırıp bana baktı. "Evet, senin gibi uyumuş."
Nefesi yüzüme anlık olarak değdiğinde Mehmet abi, "Uyuduysa alayım, Almıla." Diyerek olan mesafeyi de açtırdı.
Başımı olumsuzca oynattım.
"Kalsın, abi. Sorun yok."
Rahatsız etmeden koluma yatırdığı başını tutulmasın diye bacaklarını da diğer koluma çektim. Biraz dudakları kıpırdanmış gibi olsa da büzüp eski haline getirdi.
Küçük burnu nefes alıp vermesiyle genişleyip küçülürken, "Melekten farksız."
Rabia güldü. "Sen bir de cin olurken gör. Canımı okuyor."
Sessizce güldüm.
"Yaramaz çocukları severim. Hem biz de öyleydik?"
"Yalnız sen teksin kızıl."
Öyle mi, evde hatırlatırım bu sözlerini sana, demek isterdim ama en güzel cümleyi de kurmuştum.
"Senin gibi mi?"
Gün boyunca vurgu yaptığı yalnızlıktan onu hiç beklemediği bir anda, beklemediği bir yerde vurunca, irkilmişti.
"O başka bu, başka!" Son derece netlik akıyordu sesi.
Kız kardeşimden bildiğim en iyi şeyi uygulayarak hafifçe sallamaya başladım.
Yüzümü Alparslan etkilenmesin diye yaklaştırdım. "Yonca bahsederken hiç de o, bu olmamıştı?"
Göğsü derin bir nefes içine çekince yükselip alçaldı.
"Ne Yonca'ymış, tüm gün ağzıma s-" Elimi kaldırıp ağzına vurduğumda şaşkınca baktı. "Çocuk var çocuk, az topla ağzını!"
Parmak uçlarını alnına bastırıp çekti.
"Bazı... Bazı kendini bilmezler beni delirttiğinden nerede ne yaptığımı unutuyorum!"
Alparslan'nın bacaklarının altında olan elimi çekip koluna vurdum. "Git o zaman! Hani ben varken yalnızmışsın ya, git insan içine karış. Eminim benim bilmeden yaşattığım yalnızlığından elbet biri seni çıkartır."
Bedeni de gözleri gibi donup kaldığında çenesi seğirmeye başlamış, yapışık olan alt ve üst dudağı birbirinden ayrılarak bir nefes bahsetmişti.
Benim sözlerimden sonra kesilen nefesim onun boşlukta bıraktığı nefesiyle bir olmuştu.
"Mehmet!" Sesi beni yerimde irkitirken kucağımda yatan Alparslan'da sıçrayıp ağlamaya başladı. Ağzımı açıp tekrar söylenmeye başlayacakken eliyle başlamadan durdurdu beni.
"Ağzını açmayacaksın!" Diyerek Mehmet abiye gözlerini çevirdi.
Kucağımdaki Alparslan'ı yavaşça benden alıp, başına öpücük kondurdu. Kısaca özür diliyordu.
Kalbim hızlanmaya başladığında Mehmet abiye uzatıp kucağına verdi.
"Kusura bakma kardeşim. Benim..." diyerek bana kaşlarını çatarak bakıp, çekti. "Bir on dakikalık meselem var. Ondan sonra sizinleyim."
Ne olduğunu anlamadığımdan ayaklandığımda elimin bilek kısmından tutarak dış kapıyı açıp eliyle beni bahçeye kadar sürükledi.
Tutuşu sert değilken beni kendine çektiğinde bakışları kurşun gibiydi.
Bir iki dakikalık sessizlik onun sesiyle bozuldu.
"Hadi bekliyorum. Kafanda ne kuruyorsan, anlat."
Sertçe ona baktım. "Kurmuyorum. Kafam da seninle ilgili hiçbir şey kurmuyorum... Senin aksine tabii."
Kafamı sallayarak söylediğimde dediği on dakikalık süreden kalan süre sekiz dakika yirmi saniyeydi.
"Seni anladık zaten! Kurmazsın da ben ne kuruyorum onu söyle."
Dönen çark pas hakkımı kaybettiğimi bana gösterip iflas bayrağında durduğunda hızlanan kalbimin atışı artık göğsümde değil her yerimde atıyordu.
Dudaklarıma vurulan kızgın mühürün acısından çok beni yakan içimde söylemeye cesaret edemediğim cümlelerim oldu ancak bugün son gündü. Her şey için bir son ve eğer olursa bir başlangıcın günüydü.
Bugün bir miladın bitip yeni bir miladın başladığı gün olarak kalacaktı. Tarihler hep bugünden başlayıp tekerrür ettiğinde tekrar başa dönecekti.
Tüm cesaretim hikayede ki Almıla gibi güç alıp tüm zorluklara rağmen göğüs gererek gönlüne konan gülün dikenlerine batmadan yavaşça temizlediyse ben de onun gibi hareket edecektim.
Sabır mı etmem gerekiyordu. Başta sabredecektim.
"Her şeyi bilmek istiyorum. Kafamı sana karşı kurgulayan öyle büyük bir güç var ki tutamıyorum bunu. Gün geçtikçe üstü kapalı cümlelerin yüzünden birikip çoğalıyor. Mesela, arabada dediğini unutamıyorum! Neden şart koştun çocukluğumda yanımdaydın ama şimdi değilsin... Fakat yaşlılığımı benden istiyorsun." Sesim yükselmiyordu ama kısık da çıkmıyordu. Eliyle beni durdurmak istediğinde izin vermedim. Başlamışken duramazdım. "Soruyorum, geçiştiriyorsun. Eyvallah diyorum. Sonra bir bakıyorum, bana yıllar öncenin meselesini önüme sunuyorsun! Onu da soruyorum, beni dinlemeyi geçtim bir korkak gibi kaçıyorsun." İşaret parmağımı göğsüne bastırdığımda bitmişliğimle yoruldum.
Aybars'ın beni yoluna köle ettiği aşkıyla tükendim.
"Ağzından çıkan tek bir kelime, o da yalnızlık! Koca bir yalnızlık varmış içinde." Sesimin yükselmesi bu noktadan sonra umurumda olmamıştı.
"Almıla!"
Fısıltısı gökte inledi.
"Yalan mı? Yalnızım, seni de yalnız bırakırlar demiyor muydun bugün ya!"
Başını salladı dudaklarını birbirine bastırarak.
Onun bu çaresiz ve yorgun hali beni çileden çıkartınca elimle göğsüne vurdum.
"Ne yalnızlığı... Görmüyor musun etrafında senin için pervane olan insanları! Hepsi başına bir şey gelse yıkar geçer ortalığı. Abim? Duysa bu dediğini kardeşliğini söküp atmaz mı, bir de dayak yersin. Annen, annem. Selma teyze her göreve gittiğinde göğsümde ağlıyor, yazık değil mi ona... Bana, bize."
Gözlerinin akı her geçen saniye kırmızılaştığında cümlemi kestiğim yer kaşlarının gözlerinin üzerine inip çatılmasına sebep oldu.
Soluk alıp verişi hızlandığında ademelmasının oynadığını gördüm ve hemen ardından gözlerini kapatıp açtı.
"Biz?" Şaşırdığı tavırlarından bile belliydi.
Kafamı salladım olumluca. Nefesim bir buhar gibi havaya karıştığında dudakları varla yok arası kıpırdandı. Konuşmayacağını anladım ve bugünü asla unutmayacağımız o cümleyi tek nefeste söyledim.
"Yoruldum artık. Ne sensiz ileri gidebiliyorum ne de bir adım. Yörüngem sensin ama ben çevrende dönen o bilinmeyen oksijensiz gezegenlerden biri olmak istemiyorum."
Eli boşluğa düştüğünde, "Olmak zorundasın!" Sesinde öfkeli bir tını vardı.
"Neden?"
"Yok bir nedeni," Diye burun kemiğini kaşıdı. Gözleri bana odaklıydı. "Bu söylediklerini duymamış gibi yapacağım Almıla. Hiç dememişsin gibi. O cümle ağzından çıkmamış gibi... Sen de ona göre davran, yanımda yamacımda dikkat et. Abine de ailene de beni mahcup etme."
İrkildim.
Söyledikleri hiç beklemediğim birinden hele ki o kişinin aşkına düştüğüm adam olduğu aklıma düşerken kalbim sıkıştı.
"S-sen," dedim yüzümün düşmesini engelleyemeden, "neler diyorsun?"
"Kastettiğim şeyin ne olduğunu sen çok iyi bilirsin, anlamamazlığa gelme. İçeride ki çocuk bile anlar ne demek istediğimden. Tekrarlatma bana."
Gözlerim kısıldı, ellerim yumruk olurken ilk defa anlamak istemedim, o çocukta olmak istemedim.
Dik durmam gerekiyordu.
Çöken omuzlarımı silkerek olduğum yerde bacaklarımı omuz genişliğinde açıp dikleştim. Başımı geriye atıp çenemi havaya kaldırdım.
"Sen gerçekten yalnızlığa mahkum olmuşsun..." uçurumdan aşağı yuvarlanan bedenim değil ağzımdan çıkan kelimelerim oldu. "Ben bu saatten sonra yağmur olsam da yağmam sana."
Sevgin kime çok ağır basıyorsa sınavın ona göre çoğalıyordu.
Aybars, hep ağır basan taraf olmuştu. Ve ondandır ki sınavım hep o olmuş, kağıtlarım tonlarca başımdan aşağı dökülmüş ve ben altında kalmıştım.
Bölüm Sonu.