Soğuk hava güzeldi çünkü üşümeyi çok seviyordu. Dayanıklılığını artıran her şey onu biraz daha sevgisizliğe katlanabilir hale getirmişti. Çocukluğundan beridir verdiği mücadele hem kalbini hem bedenini dayanıklılaştırmıştı. Bin bir güçlükle öğretmenlik kazanmıştı. Güçlük çektiği kısım ders çalışmak değildi Servet için güçlük çektiği kısım ders çalışmaya zaman ayırmak, kitap defter alacak parayı bulmak bir de tüm bunların arasında babasının sinirlenmemesini sağlamaktı güç olan. Kendini seven tek kişi kendisi olduğu için sevgi anlayışı çok değişmişti. Hem arkadaşlık ilişkilerinde hem de tüm gönül ilişkilerinde kendi istediği gibi olursa her şey o zaman devam ediyordu o arkadaşlık. Eğer öyle olmayacaksa zaten kendi yalnızlığında çok mutluydu.
Üniversiteyi bitirdikten sonra uzun süre iş bulamadı alanında öğretmen atamaları sıkıntılıydı. Aslında mezun olduğu sene sınava girebilse şansı vardı ama ailesi asla kabul etmese de o gün de hayatını bir şekilde kaydırmayı başarmıştı. Babası kız kardeşini dövmeye kalkınca ona engel olmaya çalışmış sonra babasıyla kavga ederken otobüsü kaçırmış ve sınava girememişti. Sonraki hiçbir sene de dişe dokunur bir alım olmamıştı. İki sene boyunca bir yandan günlük işlerde çalışıp bir yandan da yine sınava çalışmaya devam etmişti. Ancak baktı olmuyor en sonunda sınava çalışmaktan da vazgeçip kıyafet satışı yapan yerel bir mağazada işe girmişti. Servet atletik yapılı ve adım attığı yerde saniyesinde fark edilecek kadar karizmatik yapılı bir gençti. Prezentabıl duruşu, ikna kabiliyeti, tok sesli konuşması zaten onu çok çekici hale getiriyordu. Bunun satışa olumlu etkisini fark eden mağaza müdürü erkek giyim reyonundan kadın giyim reyonuna geldiği haftanın sonunda almıştı bile. Satış yaptığı müşterilerden Servet’le daha sık görüşmek isteyen oluyordu ancak bu onun pek tarzı değildi. Ne böyle bir ilişki ne de bu tarz bir yaklaşım istiyordu. Ailesinin sorunları ona yeterken bir de yeniden sorun çıkaracak başka bir bencille uğraşamazdı bu hayata bir yük daha çekmeye gelmemişti.
Bir gün yine çay molasından çıkmış mağazada reyonuna doğru giderken kapı açıldı ve işte içeri o girdi. Hayatında böyle bir çekim böyle bir elektrik hissetmemişti. Ve hayatında bu kadar sevimli bu kadar masum hiçbir şey görmemişti. Bardağını bırakıp ona doğru gitti. Kahverengi saçlı orta boylu incecik bir kızdı bu. Yeşil gözleri menekşe gibiydi ama o kadar utangaçtı ki kafasını bile kaldırmadan sadece kıyafetlere bakıyordu. Servet hemen durakladı. Böyle müşterileri biliyordu yardımcı olmak istese şöyle bir tur atıp hiçbir şey almadan mağazadan çıkabilirdi. Önce biraz kendi halinde bakınmalıydı. Sırt çantalarına bakıyordu büyük ihtimalle öğrenciydi. Boynunda papatyalı bir kolye üstünde yeşil bir gömlek ve kot pantolon vardı. Birkaç benzer ürünü inceledikten sonra yanına gidecekti ama gidemiyordu… her gün yüz kere yaptığı şeyi sanki ilk defa yapıyor gibi heyecanlandı.
Tam o anda çok güzel bir şey oldu ve elindeki çantadan kafasını kaldırıp ona bakıp göz göze geldiler ve gülümsedi. Saygılı bir sesle sordu:
- Merhaba, görevli misiniz acaba?
- Evet hanımefendi nasıl yardımcı olabilirim?
- Bu çantalardan almak istiyorum ama sadece haki rengi olanını beğendim. Onun da kulpu kopmuş, mağazanızda başka aynı renk var mı?
- Sizi biraz bekletip hemen bakıp geliyorum depoya…
Gayet sıradan bir günde daha ilk anda içine böyle bir ateş düşeceğini hiç düşünmemişti. Depoda çantayı ararken kafasında bir şimşek çaktı tamam konuşmuştu ama bir dahaki sefere nasıl görüşeceklerdi? Adını nasıl öğrenecekti? Çantayı buldu ve yanına gitti. Mağazaya girdiğinde hala benzer çantalara bakındığını gördü. Çantayı bulduğunu söyleyerek hemen uzattı ve o gülümsemeyi yeniden gördü. Sonra tüm karizmasını sesine ekleyerek ekledi:
-Eğer sürekli kitap defter vesaire taşıyorsanız bu çantalar size biraz küçük gelebilir ve kulpları da ağır yüklere dayanıklı değil. İsterseniz şuradaki daha geniş modellere de bakabilirsiniz.
-Bu sene stajımın son yılı ve kitap taşımam gerekmiyor derslere evden çalışıyorum. Diş hekimliği fakültesindeyim ağırlıklı uygulama yani pratik üzerine diyebilirim.
Nasıl isterseniz dedi başka ihtiyacı olan bir şey olmadığını söyleyince çantayı kasaya kadar taşıyıp kasiyer arkadaşına verdi. Hemen kasanın yanındaki saat reyonundaki müşteriyle ilgilenirken bir yandan da kartla ödesin diye dua etti. Servet bir yandan saatle ilgili bilgi verirken bir yandan cüzdanını açışını izliyordu fark ettirmeden ve o sırada hiç ummadığı bir şey oldu. Ödeme sırasında bekleyen kadının şimdi gözüne dünya tatlısı gelen çocuğu O’nun koluna çarptı ve cüzdanından kimliği düştü. Hemen eğilip yerden alıp artık ismini bildiği kıza uzattı. Gerçekten adı gibi “İnci tanesi” olan bu kıza aşık olmuştu. Adını da biliyordu. şansına ertesi gün izin günüydü ve en yakındaki diş hekimliği fakültesine gidecekti.
Sabahtan erken saatte gidip okulun girişini gören bankta beklemeye başladı. Ya gelmezse, ya izin günüyse ya bu kadar hastanın arasında gözden kaçırırsam diye düşünüyordu dünden beri. Ama asıl korkusu başkaydı diyelim ki İnci’yi gördü yanına gitti ne diyecekti? Konuştukları zaman “ Tamam zaten ben de seni bekliyordum!” diyeceği yoktu ya. Ya sevgilisi, sözlüsü, nişanlısı varsa o zaman ne olacaktı? Ama nedense emindi, İnci onunla beraber olacaktı onun hayat arkadaşı olacaktı. Bir an emin olamadı o muydu gelen? Evet çantasını da takmıştı. Yorgun ama yine gülümseyerek arkadaşıyla konuşuyordu otobüs durağına doğru ilerlerken araya biraz mesafe koyarak gitti. Durakta otobüs beklemeye başladılar o da durağa geldi hemen ardından da otobüs.
İnci arkadaşıyla vedalaşıp otobüse bindi birkaç kişi arkasından da Servet. Otobüste ortadaki boşlukta arkasında durdu ve inci arkasını döndü göz göze geldiler. İnci onu tanıdı ve hafifçe gülümsedi. Dişleri, gözleri, elleri hepsi o kadar zarif ve narindi ki. Servet akşamdan beri yaptığı tüm provaları unutmuştu. Şimdi ne diyecekti? O tek saniyelik boşlukta boş boş bakarken İnci “ Merhaba, okulu bu kadar hızlı bulacağını beklemiyordum açıkçası…” diyerek gülümsedi. Tabi ki Servet’in ona ilgisini fark etmişti ama bunu hiç önemsemez bir hali vardı. “Sizi rahatsız etmek istemedim ama çok hoşlandım e bu gün görmesem ne yapardım bilmiyordum.”
Servet, İnci’nin tereddütlü ama sakince dinleyen halini fark etmişti ve ona kendini yaşantısını anlatmaya başladı çekinerek. İnci de gayet arkadaşça sohbet ediyordu onunla derken İnci ineceği durağa geldi ve beraber indiler ve yürümeye başladılar. İnci sohbet için teşekkür edip ayrılmaya hazırlanırken Servet sordu : “İnci benimle evlenir misin?”. İnci şaşkınlıkla gözleri açtıktan sonra hayır anlamında kafasını iki yana salladı ve Servet’i geçip ara sokaktan evine doğru yürümeye başladı. Bina kapısından içeri girdi ama Servet hala bekliyordu. Tüm camlara baktı baktı baktı ve baktı. Tam beşinci katın kuzey cephesini bakışları teğet geçiyordu ki İnci’nin perdeyi aralayıp ona baktığını gördü. İçini büyük bir sevinç kapladı ve gülümsedi. İnci hemen perdeyi kapattı. Servet yolun karşısına geçip indikleri durağın karşısındaki otobüs durağına kadar yürüdü. Otobüs geldi binerken bile çok mutluydu çünkü hem adını hem evini hem de kendisine olan ilgisini biliyordu artık.
Eve geldi annesine selam verdi. Annesi Filiz hanım ondaki farklılığı hemen fark etmişti ne bu neşe anlamında kurnaz kurnaz bakıyordu. Annesi de bu gün oğlunu sevdiği günündeydi belli. “Anne dün mağazaya çok tatlı dünya güzeli bir kız geldi müşteri olarak.” Filiz hanım tek kaşını kaldırarak sordu”. Geldiyse geldi her gün kaç tane müşteri gelmiyor mu zaten? Bana ne elin kızından?” servet gözlerinin içi gülerek “O elin kızı değil senin kızın olacak anne, Onu çok seviyorum.”
Servet’in içi içine sığmıyordu. İçindeki heyecan hayata baştan bambaşka bir açıdan bakmasını sağlamıştı bir günde. Daha önceki kız arkadaşları, sevgilileri olmuştu ama hiçbirinde böyle bir his uyanmamıştı kendinde. Üstelik öyle insanlara denk gelmişti ki aşktan, sevgiden, ciddi bir ilişkiden soğumuştu. Bir daha kimseye değer verebileceğine dair içinde bir kırıntı kaldığını bile düşünmüyordu. Ancak bu defa başkaydı. Ne gerekiyorsa yapacak bu tatlı kızla tanışacak bir şekilde adımlar atacaktı. Onun için yeni bir hayat başlıyordu.