Çekim Alanı

802 Words
İnci içeri giren adamı tanımıştı ve şaşırmıştı ama aynı anda da sinirlenmişti çünkü kendiyle randevusunu acil diye iptal edip yemeğe gitmişti. Bıkmıştı bu insanların şımarıklıklarından. Parası var diye herkes son dakika bile olsa tüm planını ona göre düzenlemeliydi. Randevu listesinden adının Tarık olduğunu görmüştü. “Geçmiş olsun Tarık bey “ dedikten sonra koltuğa geçmesini bekledi ve ne rahatsızlığını sordu. Yakından göz göze gelince sanki başka bir yerde de gördüm ben bu adamı diye düşündü ama sadece bir çağrışım vardı. O anda karşısındaki kehribar gözlü adam tatlı bir gülümsemeyle “Doktor hanım yakanızın altındaki leke öğle arasından beri geçmemiş ama size çok yakışmış …” dedi. İnci o an hatırladı arabadaki o adamı ve kibarca teşekkür edip hastasından ağzını açmasını istedi. Alt çenesinde sol taraftaki azı dişlerinden birinde iki üç haftadır geçmeyen bir ağrıdan bahsetti Tarık. Gerekli notları sisteme girdikten sonra röntgene yönlendirdi ve dişin üst kısmında çürük başlangıcı olduğunu söyledi. Tarık odadan çıkınca tüm gerginliğinin gittiğini hissetti ve rahat bir nefes aldı. Hemen bir sonraki hastasını kabul etti tüm dikkati ve özeniyle ama aklı hala az önceki muhabbetteydi. Neden bu kadar heyecanlanmıştı adam anormal bir şey de söylememişti dostane bir şekilde küçük bir espri yapmıştı. Aklına ve gözünün önüne hemen Servet’ in içini ısıtan gülümsemesi gelmişti. Bu tarz komplimanlara çok alışıktı. Bir hastanın daha diş taşı temizliğini yaptıktan sonra röntgen sonucunu alan Tarık bey gelmişti. Tahmin ettiğinden biraz daha fazla ilerlemişti çürük ve kanal tedavisi gerekiyordu. Durumu anlatıp ilk seans için yeniden uzanmasını istedi hasta koltuğuna. Ağzının içini temizledi anestezi iğnesini yaptı ve işine başladı. Kaliteli ve sevimli parfüm kokusu gelmişti hemen burnuna. Diş kökü ve sinirlerle ilgilenirken özellikle zaten her zaman yaptığı gibi sadece dişe odaklanmıştı. Birkaç saniyelik bir molada gayrı ihtiyari olarak hastasının yüzünden yarım saliselik bir bakış gezdirirken o anda göz göze geldiler hemen panikle yeniden işine odaklandı. Narkoz olmasına rağmen hafif gülümseme ile Tarık’ın yüzünde küçük bir gerilme hissetmişti maalesef. Neyse ki kendi yüzü maskeden görünmüyordu. Son işlemini de tamamlayıp dişin kalıbını da çıkarıp geçmiş olsun dedi ve bir hafta sonra yeniden gelecek şekilde sekreteryadan randevu almasını istedi. Ceketini giymek için arkasını döndüğünde kaçamak bir göz attığında atletik vücut yapısını fark etmişti. Muhtemelen yüzüyor veya voleybol oynuyordu. Tarık ona doğru dönerek “Anestezi hala geçmedi ama umarım artık şu ağrıdan kurtulurum. Eliniz de çok hafifmiş teşekkür ederim. “ dedi ve kapıya doğru yöneldi. İnci’ye mi öyle gelmişti bilmiyordu ama sanki kapıdan çıkarken tek bir an arkasını dönecek olup vazgeçmişti. Kendi kendine uydurduğunu düşündü. Kaç yaşındaydı acaba diye hasta kayıt sisteminden doğum tarihine baktı. Kendisinden beş yaş büyüktü Servet’ten üç. Bu yaş farkı ona olgunluk ve karizma olarak dönüştü. Aklı Tarık ile meşgul olduğu halde adamın yüzünü tam olarak hatırlayamaması da ilginçti. İnci kimseden kolay kolay etkilenmezdi. Hele evlendikten sonra karşı cins onun için zaten ölmüştü. Meslektaşlarından, hastalarından, arkadaşlarından bu şekilde kendisine yaklaşmaya çalışan olursa direkt haddini bildirirdi. Bu adamda da böyle bir sıkıntı yoktu ama nedense huzursuz olmuştu. İşkolikliği her şeyden ağır bastı ve hemen sırasıyla hastalarını kabul etmeye devam etti. Bu sayede daha çok huzur doluyor ve kafasını rahatlatıyordu. İnci eve geldiğinde Servet çoktan yemeği hazırlamış masayı kuruyordu. Onun yanına gidip sımsıkı sarıldıktan sonra hızlıca kendini duşa attı. Şahane bir fırında balık ve slaata yedikten sonra her zamanki dizilerini izlediler ve iş muhabbetleri, günlük konular derken uyudular. İnci rüyasında masmavi bir denizdeydi üstünde beyaz bir elbise vardı. Tekne ile açılmışlardı sanki. Servet teknenin diğer ucunda kitap okuyordu İnci kendini denize bırakıp yüzmeye başladı. Su öyle güzel gelmişti ki. Çocukluğundan beri denizi çok severdi zaten. O sırada Servet’in de denize atladığını duydu biliyordu yanına gelecekti. Arkasını döndü ve kendisine tatlı tatlı gülümseyen Tarık’la göz göze geldi. O an tüm gerginliğiyle uykusundan uyandı. Bu adamın beynini bu kadar işgal etmesinin ne anlamı vardı? Mutfağa gidip bir bardak su içti yatağına yattı. Yatağa uzandığını fark eden kocası ona sımsıkı sarıldı ve yeniden uykuya daldı. Uykusunda eşini izlemeyi çok seviyordu. Onun tüm samimi, neşeli, güçlü duruşunu uykusunda bile hissediyordu. En zor anlarında yanında olmuş, her zaman İnci’ye moral ve motivasyon vermişti. Bir gün bile komplekse girmemiş İnci’nin korkarak beklediği o ruh hallerinin hiçbirini yaşamamıştı. Ailesi kendi ailesine çok benzemesine rağmen asla babası gibi kaba değildi. Sinirlendiğinde evet kötü şeyler yaşıyordu ama bu da çok nadir oluyordu. Zaten evlendiklerinden beri öyle sarsıcı şeyler yaşamışlardı ki kendisinin bile eski sakin hali kalmamıştı. Ah anne baba diye geçirdi içinden bu kadar mı kimsesiz bırakmalıydınız beni! Ya karşısına Servet çıkmasa o hiç gerçek sevgiyi tatmayacak mıydı yani? Kimse saçlarını böyle severek okşamayacak kimse ona vazgeçilmez olduğunu hissettirmeyecekti. Kimse onu gerçekten böyle sevmeyecekti. Ve o da birini böylesine çok sevmeyecekti muhtemelen. Acaba gerçekten düşündüğü kadar çok mu seviyordu? Yoksa ondan vazgeçebilir miydi bir gün ayrılır mıydı? Servet’in sımsıcak güçlü elini tuttu yavaşça hayır bu eli asla bırakamazdı. Yavaşça yüzünü okşadı ve gözlerini kapatıp yeniden uyudu. Sabah neye uyanacağından haberi olmadığı için bu uyku onu çok rahatlatacaktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD