7. Bölüm

1237 Words
Hafta sonları benim için şenlik demekti, .çünkü Ömer evdeydi. Mutluluğum cuma akşamından başlardı. Kocacığıma mükellef bir masa kurardım. Küçük mezeler, mutlaka et ya da tavuk ızgara, tatlı… Yanında da birer kadeh rakı. Tatlılı dudaklarıyla, diliyle beni öpmesini çok severdim. Ağzının tadı bana geçerdi. Sofrayı toplamama izin vermez, tabakları toplamaya hamle ettiğimde hemen beni kucağına çekiverirdi. Bu gece için giyinip süslenmiş olurdum. Ömer’in fantazi iç çamaşırlarına özel bir düşkünlüğü vardı. Elbisenin içinde çıplak olmamdansa tahrik edici şeyler giymiş olmam daha çok hoşuna giderdi. Hele hanım hanımcık bir giysinin altından böyle tahrik edici iç çamaşırları çıkmasına bayılırdı. Örneğin, bir iş kadını gibi gri ceket, beyaz gömlek, lacivert diz altı etek, hatta yüksek topuklu ayakkabılar giyerdim. Daha masayı kurarken elleyip dokunmalara başlardı. Ben de eli rahatça eteğin altına girsin diye hemen yanında dururdum. Jartiyer çorabımı, tanga külotumu yoklar, çıplak kalçalarımı okşar sıkarken bu arada gömleğimin gereğinden fazla açılmış düğmeleri nedeniyle gözler önüne serilen küçük memişlerime ve onları koruyan yarı transparan siyah dantelli sutyenime de göz atardı. Beni kucağına çektiğinde eteğim karnıma doğru toplanmış olur, eli bacak arama girer, sutyenimin takımı yarı transparan siyah dantelli külotumun üzerinden avuçlar, okşardı. Bir eli de gömleğimin açıklığından girmiş sutyenin üzerinden avuçlamış, okşuyor olurdu. Bunları yaparken de dudaklarımı, yanağımı, gıdımı öpücüklere boğardı. Hiç acele etmeden, yavaş yavaş soyardı beni. Önce ceketimi çıkarır, ardından gömleğin üzerinden bir süre okşadıktan sonra onu da çıkarır ceketin yanına yollardı. Üzerimde dantelli sutyenim ve altımda eteğimle kalrıdım bir süre. Boynumu omuzlarımı öpücüklere boğarken bir eli eteğin üzerinden kalçamda, diğeri sutyenin üzerinden memişimde olurdu. Arada sutyenin uzerinden öper emerdi memişimi. Kumaşa, dantele dokunmayı, onun üzerinden öpmeyi severdi. İçimdeki alevler çoktan yangın, malum yer sırılsıklam olmuş olurdu. Yerimde duramaz karşılık vermek isterdim ama bu oyunun kuralına aykırı olduğu için pasif kalırdım. Bazen sutyemini çıkarır üzerimde eteğim üst kısmım çıplakken öpmeye, okşamaya devam eder, bazen de fermuarını çekip eteğimi indirir beni iç çamaşırlarımla öpüp okşamaya devam ederdi. Fantazi iç çamaşırlarım hemen hiçbir yerimi örtmediği için zaten çıplak sayılırdım ama onları da çıkarmak ayrı keyif verirdi Ömer’e. Çok yavaş ve aralıklı bir şekilde sutyenimi ve külotumu çıkarır ve beni jartiyer ve çorapla bırakırdı. Kalçamı masanın kenarına yerleştirir, bir bacağımı omzuna koyup iki eliyle kalçalarımı avuçlarken dalardı dudakları vadime. Beni öpmelere doyamazdı. Parmaklarını derinliğimde hissettiğimde çoktan ilk doruğumu bulmuş olurdum. Parmaklar önde çalışırken kalçamı avuçlamakta olan diğer elin bir parmağı da arkayı yoklamaya başlayınca keyif çığılıkları atarak ikinci yada üçüncü doruğu bulmuş olurdum. Devamını saymazdım, ben yorgunluktan yığılana dek Ömer öpmeye, okşamaya, parmaklamaya devam ederdi. Ön sevişmede uzman olmuştu ama finali getirememek, onu içimde hissedememek sinir bozucuydu. Ama yapabileceğim bir şey yoktu. Hap alsan, denesek desem, ikiletmeyeceğini biliyordum. Ama kalp krizini, ölümü göze alarak ona bunu yaptıramazdım. Cumartesi sabahına yatağımızda üzerimde hala jartiyer ve çorabım çırılçıplak yatarken Ömer’in öpücükleri ile başlardım. Ben uyurken öpmeye başlardı. İçimdeki ateş uyutmaz olduğunda gözlerimi açar başını bacaklarımın arasında bulurdum. İki elimle tutup ensesinden bastırdığımda uyandığımı anlar, kalçalarımı iki eliyle avuçlayıp sıkarken dilinin dokunuşlarını hızlandırırdı. Böylece bir kaç kez doruğu bulmadan bırakmazdı öpüp emmeleri. Banyoya da öylece girmemi isterdi. Ömer küvete uzanır, ben de ayakta durup çoraplı ayağımı bedeninde gezdirirdim. Normal bir erkek, hele çorap, ayak fetişi varsa bu durumda zevkten çıldırırdı herhalde. Gözlerini kapayıp ayağımın dokunuşlarına kendini bırakan Ömer de zevk almış görünürdü ama malum yerde hiçbir canlanma olmazdı. Ömer’in zevkten sarhoş olduğunu fark edince küvetin kenarına oturup belki canlandırırım umuduyla iki ayağımın arasına alıp sıkarak okşamaya başlardım şeyini. Bu hareket benim içimdeki alevin karnımdan kasıklarıma ulaşıp orayı sırılsıklam etmesine, memişlerime ulaşıp uçların kabarmasına neden olurdu ama Ömer’in şeyini hiç etkilemezdi. Benim zevke geldiğimi fark edince küvetin içinde doğrulur vadimi parmaklarken memişlerimi öpüp emmeye başlardı. Vadimden çıkardığı parmaklarını emerdim. Birlikte benim sıvımın tadını alırdık. Hayalimde ağzımdaki o parmaklar kocaman şeyi olurdu. Parmaklarına dudakları karışırdı. Diğer parmakları vadimi doldururdu ve doruğu bulurdum, ard arda kim bilir kaç kere. Dorukları bulurdum ama büyük bir doymamışlık duygusu olurdu içimde. Tabii ki bu halimi Ömer’e fark ettirmemeye çalışırdım. Sonuçta benim tatmin olmam için elinden gelenin çok daha fazlasını yapmıştı. Öğleden sonra geç bir kahvaltı yapıp alışverişe çıkar, mutlaka bir AVM’ye gider uzun uzun dolaşır, oradaki bir fast foodçuda yemeğimizi yedikten sonra evimize dönerdik. Pazar günleri ise açık havada gezme günüydü. Sahile iner, yol boyu Bostancı’dan Küçükyalı’ya, Maltepe’ye kadar yürürdük elele. Görenler ne mutlu çift derlerdi eminim. Mutluyduk da, tabii o eksiklik duygusu olmasa… Ömer duyarlı adamdı, bendeki bu eksiklik duygusunu da fark etmişti kuşkusuz. Bir cumartesi kahvaltı sonrası her zamanki gibi bir AVM’ye gitmek yerine Kadıköy’e götürmüştü beni. Bizim oradan Kadıköy’e gitmek uzun sürüyordu ama aradığı neyse orada varmış. Hem çoktandır Kadıköy’e inmemiştik, değişiklik olacaktı. Niyeti benim tatminimi daha da mükemmelleştirmek için bir şey almakmış. Söğütlüçeşme Caddesi'nde bir apartmanın ikinci katındaki mağazaya daha girerken utançla dolmuştu içim. Kaçmak istemiştim. Ama Ömer elimi sımsıkı tutuyordu, bırakmaya da, girmekten vazgeçmeme de izin vermeye niyeti yoktu. Dükkanın yöneticisi utanıp çekindiğimi anlamış olmalı ki hemen bir kadın görevli çağırmış,kendisi de ortadan kaybolmuştu. Yine de içim rahat değildi ama utancım azalmıştı hiç değilse. Suskun bir satıcıydı orta yaşlı kadın. Hiç müdahale etmiyordu. Belden bağlamalı birkaç modeli tezgaha koymuş, sonra da çekilmişti, biz düşünüp rahatça karar verelim diye. 22,5 cm uzunluğunda, silikondan yapılmış, gerçek modelden imal edilmiş bir belden bağlamalı seçmiştik. Öyle doğal görünümü vardı ki üzerindeki damarları bile görüp, parmağınla hissedebiliyordunuz. Biraz pahalıydı ama kredi kartına üç taksit yapılınca bana danışmak gereği duymadan almıştı Ömer. Oysa wibbi vardı, derdime derman olacak olsa o olurdu. Sanırım Ömer bu aleti beline bağlarsa daha kuvvetli bir duygu sağlayacağını düşünüyordu. Haklı olabilirdi, denemekten zarar gelmezdi. Memnuniyetimi belli etmek için “İlk fırsatta kullanırız” diye fısıldamış, yanağına bir teşekkür öpücüğü kondurmuştum. Ben aceleciyimdir, Ömer’se sakin ve sabırlı. Eve gider gitmez hemen denemekti niyetim. Ama akşam olmuştu, yemek yapılacaktı, ortalık toplanacaktı, derken gece yatma saatini bulmuştuk. Güzelce yıkanıp, bornozumu giyip gelmiştim. Ömer çırılçıplak sırtüstü uzanmış beni bekliyordu. Beline de o şeyi bağlamıştı. Bir an donup kaldım. Hayır yapamazdım. Anında beynim bahaneler üretmeye başlamıştı. İlk bahanem çok büyük olduğuydu ki biraz büyük olduğu doğruydu. Ama o büyüklük gözümü korkutmazdı, aksine nasıl olacak, hepsini alabilir miyim diye isteklenirdim. Bana başka bahaneler gerekliydi. Kuru kuruya olmaz, çok canımı acıtır, diyebilirdim örneğin. Ama o sorun da kremle çözülürdü. Doğruyu söylemeliydim. Benim istediğim bu değildi. Ben gerçeğini istiyordum. Tabii ki söyleyemedim. Utandım. Ömer’i bu laflarla üzmekten çekindim. Çok hoşlanmış gibi yaptım. Ama işte malum zaman, aybaşım geliyor, bu kadar büyük bir şeyle içeriye dürtmek kanama başlatabilir, dedim. O günlük durumu kurtarmıştım ama Ömer’in unutmayacağını, en geç gelecek hafta sonu o şeyi yine beline bağlayıp beni bekleyeceğini biliyordum. Pazartesiye bu düşüncelerin verdiği sıkıntılarla başlamıştım. İçimden iş yapmak gelmiyordu. Kanepeye kaykılarak oturmuş çayımı yudumlarken her zaman perdesini kapalı tuttuğum arkamdaki pencereye tık diye bir şeyin çarptığını duydum. Tam ne diye bakacaktım ki yine aynı tık duyuldu. İçimdeki can sıkıntısıyla biraz hırsla perdeyi açtığımda karşı balkonda geçen haftaki giysilerle, yine elinde sigarası Güniz duruyordu. Bana sesini duyuramayınca küçük çakıl taşları atmış. Gülümseyerek el etti. “Komşu yalnızlıktan canım çok sıkılıyor, bana sabah kahvesine gelir misin, diyecektim” dedi. Biraz işim var, şimdi gelemem diye başımdan savacaktım ama gel gel lütfen diye ısrar edince dayanamadım. Üzerime derli toplu bir şeyler giyip başımı örttüm, çıktım dışarı. İnci’yle geçen haftadan beri görüşmüyorduk. Yine beni kolluyormuş anlaşılan, apartmanın girişinde yakaladı. Oysa kaç kez söylemiştim, istediğin zaman gel, çekinmeden kapıyı çalabilirsin diye. O yine de çekingen davranıyordu. Sanırım üst katlara çıkmaya korkuyordu, birine rastlarım, bir şey sorar diye. Bazı konularda çok cesurdu ama bu gibi önemsiz şeylerde de acayip korkaktı. Örneğin, “Haydi yan apartmana, komşuya gidiyoruz” deyince kime diye sormak gereği duymadan peşime takılıvermişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD