3. Bölüm

1555 Words
Yine de o ev, özellikle mutfakta Özgür’le yaşadıklarım aklımdan çıkmamıştı. O öğleden sonra yatakta uzanmış uyumaya çalışırken hayalini kurmuştum. Özgür kazayla bana sarıldığında hemen kaçmamış da bir an öyle sarmaş dolaş kalmışız. Belden aşağısındaki kabarıklığı da kalçamda hissediyormuşum. Bunu hayal ederken wibbi’yi hafifiçe eteğimin üzerinden sürtüyordum. Beni arkadan sarmış, sertliğini kalçama bastırırken eli mor üzerine kocaman gül desenli basma eteğimin üzerinden bacağımın yanını okşayarak aşağı yukarı kayıyor. Bu dokunuşu beni heyecanlandırmaya yetmişti, ellerimi tezgahın üzerine dayamış, kalçamı biraz daha çıkartarak elinin hareketine göre aşağı yukarı sallanmaya başlamıştım. Tedirgindim. Hayal kurarken bile o tedirginliği yaşıyordum, sanki gerçekten kocamı aldatıyormuş gibi bir duyguyla dolmuştum. Burada olmamam gerek duygusuyla doğrulup, mutfaktan çıkmak için dönüyorum. Döndüğüm anda da Özgür’le yüz yüze geliveriyorum hayalimde. Aşkla bakıyordu bana. “Gitmem gerek,” diyemiyordum. Halimden, bakışarımdan anlayıp beni bıraksın diye düşünüyordum hayalimde. Özgür, “gitme, bir yere bırakmam” der gibi beni sıkıca sarmış, sertliğini kasığıma bastırmış, ben de kendimi çekmemiş, aksine bedenimi biraz daha bastırıp iyice kasığımda hissetmişim. O da bunu işaret gibi görüp boynumu, gıdığımı öperken beni sıkıca saran güçlü elleri sırtımda, belimde dolaşmaya başlamış. Gözlerimi kapamış kendimi bırakmışım. Bir eli kalçamı avuçlarken sertliğini de bastırıp bastırıp çekmeye başlamış, ben de kalçamı hareket ettirerek karşılık veriyormuşum. Bunları hayal ederken wibbi’yi eteğimin üzerinden sürtüyordum, aynı şeyi hissetmek için. Kalçamı mutfak tezgahına dayayıp elini vadime kaydırmış, eteğimin üzerinden güçlü ve sert eliyle avuçluyormuş. Elim bacak arama kaymıştı, aynı hayalimdeki gibi vadimi avuçlamakla kalmıyor, yine onun diğer eliyle avuçlayıp sıktığını hayal ettiğim memişimi de okşuyordum bluzumun üzerinden. Hayalimde o benim vadimi avuçlayıp okşarken benim bileğimden tutmuş, elimi sertliğini üzerine yerleştirmiş. Ben de kot pantolonun kalın kumaşına rağmen kabarıklığı fark edilen şeyini yukarıdan aşağı avucumla sıvazlamaya başlamışım. Şimdi karşılıklı birbirimizi biraz da sert hareketlerle okşuyormuşuz. Okşamalara kalçalarımızın hareketleri karşılık veriyormuş aynı güçlü hareketlerle. Çekingen davrandığını, daha öteye gitmek için atak yapmadığını hissedince kendim eteğimi belime doğru çekmiştim hayalimde. O da benim yaptığımı taklit edip pantolonunun düğmesini açmış, fermuarını indirmişti. Bunları düşlerken yattığım yerde eteğimi göğsüme dek çekmiş, wibbi’yi bacaklarımın arasına sıkıştırmış, pamuklu pembe külotumun üzerinden sertçe sürtmeye başlamıştım. Özgür’ün külotu gri penye boksermiş. Biraz bol, eskimiş bir şey. Penyenin yumuşak kumaşı üzerinden o sert ve kalın şeyi hissetmek çok hoşmuş, elim ucundan dibine, oradan bacak arasında kadar kayıp hayalarını da yoklayıp tekrar yukarı çıkıyormuş. Ben bunları yaparken onun eli de aynı şekilde külotumun üzerinden zevkten iyice kabarmış toynağımı avuçlayıp okşuyormuş. Daha fazla dayanamayıp külotunu pantolonuyla birlikte dizlerine doğru indirmiş, tertemiz tıraşlı şeyi sıkıca tutup okşamaya başlamışım. Ben inleyerek okşarken o da elini tezgahın kenarına dayamış, diğer eliyle kalçamı kavramış sakince beni izliyormuş. Yeterli sertliği bulduğunu, tam formuna geldiğini hissedince külotumu indirip bacaklarımın arasına sürtmeye başlamışım o kocaman şeyi. O anda yattığım yerde aynı şekilde külotumu indirmiş, wibbi’yi yerleştirmiş, titreşimini de açmıştım. Müthiş bir şeydi. Üzerimde Özgür’ün ağırlığını hissediyordum sanki. Daha önce böyle gerçekçi bir hayal kuramamıştım hiç. Ellerim Özgür’ün elleri olmuş bedenimde dolaşıyor, wibbi onun sertliği olmuş derinliklerimi keşfediyordu. Bedenim de tüm arzularla dolu ona karşılık veriyordu. Arka arkaya kaç doruğu buldum bilmiyorum. Kapının ziliyle uyandığımda hala yarı çıplak yatıyordum ve wibbi içimde vızıldamaya devam ediyordu. Nasıl toparlandım, nasıl kapıya koştum bir ben bilirim. Akşam olmuş, Ömer gelmişti. Ve ben mutluydum.Mutluluğumu Ömer de hissetmiş, keyiflenmişti. Çoktandır ilk kez birlikte kanepeye oturmuş, sarmaş dolaş televizyon izleyip çay içmiştik. Bu halden cesaretlenip f*******:’ta eski arkadaşlarımı bulmak istediğimi söylemiştim Ömer’e. O da “İyi edersin sevgilim” deyip onay vermişti. Sabaha da mutlu uyanmış, kocamı yolcu edip ev işlerine girişmiştim. Ömer dışında kapıyı hiç çalan olmazdı. Öğleye doğru zil çalınca şaşırmıştım. Meğerse yan komşu nihayet taşınıyormuş. Pense var mı diye sormak için zili çalmış kadın. Tuğba, otuzlarına yakın, tipik bir Türk kadınıydı. Esmerce, orta boylu, az balık eti bedenli, tamamen normal bir tip. Patlak nemli gözleri, aşırı kıvırcık saçları ilk bakışta dikkatimi çekmişti. Biz konuşurken gelip selam veren kocası Gökhan yaşça küçük gibiydi ama o da Tuğba’yı aratmazdı. Gayet sıradan bir tipti. Yani birbirlerine uyuyorlardı. Güleçtiler. Bir komşu için gerekli niteliklere sahiptiler yani. Yine de Tuğba saçlarını gereksiz bir şekilde sarıya boyatmasa, hele diplerinden böyle siyahlar çıkarak gezmese, en azından bir dip boya yaptırsa iyi olurdu diye düşünmüştüm. Giyimine diyecek bir şeyim yoktu, sonuçta taşınma halindeydiler. Bol kesim salaş tişört, bermuda tayt giymesi normaldi ama kocası olsam hamalların yanında böyle her şeyi ortada gezmesinden rahatsız olurdum. Kıskanç bakışlarla kadını böyle süzüyordum da benim üzerim farklı mıydı? Neyse ki kocası efendi adamdı da alıcı gözle bakmamıştı. Halimi fark etmem için kapının ikinci kez çalınması ve bakkalın oğlu Fatih’in gelmesi gerekiyormuş. Ben de altıma tayt giymiştim, üstümde de beyaz bir tişört vardı. Taytın da tişörtün içinde de bir şey yoktu, üstelik tişörtün gereksiz darlığı göğüslerimi oldukça dikkati çeker hale getirmişti. Tayt da öyle yapışmıştı ki bedenime deve toynağı da, kalçalarımın yanakları da ortaydı. Temizlik yaptığım için bir de terlemişim, iyice tenime yapışmış hem tişörtün hem de taytın kumaşı. Koltuk altlarımın ıslaklığı belirgindi, neyse ki başka yerin ıslanmamış diye düşünüp çocuğa sırıtmıştım. İnşaallah üzerine alınmazdı gülüşümü. Beni gördüğü anda Fatih’in gözleri pörtlemese halimin farkına varmayacaktım. Baştan ayağa öyle bir süzmüştü ki sanki çıplakmışım gibi ürpermiş, utanmıştım. Hemen kapının arkasına çekilip, bedenimin görünmesini önlemeye çalışarak ne istediğini sormuştum. Fatih’in gözleri de başka bütün erkeklerinki gibi göğüslerimde ve kasıklarımdaydı. Esasında hak veriyordum, o yaşlardaki çocuklar çok azgın oluyorlar. Daha büyükleri daha azgın ya, o başka. Sonuçta ben suçluydum, o halde kapıyı açmamalıydım. Bir an önce başımdan savmak arzusuyla “Ne istiyorsun! İşim var! Temizlik yapıyorum!” dedim biraz sert ve azarlar bir sesle. Meğerse, ben internet, f*******: deyince Ömer, bakkaldan rica etmiş laptopu biraz ödünç alabilir miyiz, diye. O da Fatih’le yollamış. Biraz dikkatli baksaymışım Fatih’in koltuğunun altındaki laptopu görecekmişim. Akıl edemediğimiz bizim evde internet bağlantısı olmadığıydı. Bunu ancak mutfaktaki masaya karşılıklı yerleşip laptopu açtıktan sonra düşünmüştüm. “Bilgisayar olmayan evde neden internet bağlantısı olacak ki!” diye durumu açıklamıştı Fatih karşılıklı gülüşümüştük. Gülüşmemiz de havayı yumuşatıp sıcaklaştırmıştı. O şifresini kırabileceği bir internet bağlantısı ararken “Karnın aç mı!” diye sormuş, cevabını beklemeden yerimden kalkmıştım. Ben dolaptan tabak alırken, Fatih arkama sürtünüp geçtiğinde ne yapacağımı bilemedim. Bu kazara bir hareket olamazdı, mutfak geniş değildi ama kalkıp arkamdan sürtünerek geçmesine gerek yoktu. Neyse, sesimi çıkarmadım, tabağı aldım, dolaptaki kekten koydum tabağa. Bu arada Fatih tekrar mutfak masasındaki sandalyeye oturmuştu. “Ne içersin Fatihciğim?” dedim. Fatih, “Bir şey içmeyeyim Nehir abla, yeteri kadar zahmet verdim sana!” diye karşılık vermişti. Ben de, “Lafı mı olur Fatihciğim! Dur sana meyve suyu vereyim!” deyip, buzdolabı açtım. Portakal suyunu almak için eğildim. Tam o anda domalmış halimle Fatih’e müthiş bir görüntü sergilediğimin farkına vardım. İçimden gülerek “Boşver, biraz seyretsin çocukcağız!” diye geçirdim ve “Nerede bu portakal suyu yaa?” diyerek, bulamıyormuş gibi yaparak, o pozisyonda biraz daha oyalandım. Fırsatı kaçırmayan Fatih de herhalde kalçalarımı seyredip, kabarmış önünü okşuyordu eşofmanının üzerinden. Bu kısmı tabii ki hayaldi Çocuk önündeki laptopa dalmış, interneti bağlamaya uğraşıyordu, ben de iki ayak üzerinde hayal kuruyordum. Hayalimde domalmış durumda biraz daha oyalanıp, Fatih’e biraz daha kalça manzarası sunduktan sonra “Nihayet, buldum!” deyip, portakal suyunu çıkarmıştım dolaptan. Bardağı doldururken Fatih’i izliyormuşum. Fatih bacak bacak üzerine atmış, eşofmanının içerisinde kabarmış şeyini saklamaya çalışıyormuş. Önüne baktığımı görünce kızarmış ve utanmış biraz. Hayali bırakıp gerçeğe dönersem Fatih bir süre uğraşmış ama bir türlü laptopunu bir internete bağlayamamıştı. Beceremediği için de mahçup olmuştu nedense. “Nehir abla kafaya taktım, ben bu işi çözerim, merak etme” deyip yerinden fırlamıştı. Bu kez de ben mahçup olmuştum. f*******:’a bakacağım diye herkesi alarma geçirmenin alemi yoktu. Olmuyorsa olmazdı. Ömer’e de kızdım biraz, “Bulacağın çözüm bakkalın oğlunun laptopu mu,” diye. “İki kuruşa kıymak, bir laptop alıp eve internet bağlatmak en doğrusu. Hele şu kredi kartlarının borçları azalsın, bakarız çaresine” diye düşünerek yolcu etmiştim Fatih’i. Paramız olmadığını biliyordum. Ben küsünce kaynanam Muteber Hanım maddi desteği kesmişti. Kendi yağımızla kavrulmak durumundaydık. O günkü fantezimin kahramanı Fatih olmuştu tahmin edeceğiniz gibi. Fatih “çözümü buldum,” diye geliyormuş öğleden sonra. Onu içeri buyur etmiş, kanepeye oturtmuşum. Yine kek ve portakal suyu ikram etmişim. Altımda kısa penye tayt ve üstümde askılı bir tişört varmış. Sutyen takmamışım. Fatih, kekini yer, meyve suyunu içerken bir yandan laptopla internete bağlanmaya uğraşıyor, diğer yandan kaçamak bakışlar atıyormuş bana. Bakışları hep göğüslerimdeymiş. Tişörtten belli olan mermi gibi kabarık uçlarımdan haklı olarak gözlerini alamıyormuş. Önüne baktığımda, kabarıklığı eşofmanını zorluyormuş. Yanına oturmuş, laptopta ne yaptığını görmek isterken biraz daha yaklaşmış ve memişlerimi sunmuşum. Çıplak koluna değen memişlerimi ince penyenin altında olsalar da hissetmemesi mümkün değilmiş. Hayalimde memişlerim oldukça büyük ve diriydi tabii. Eğilince de geniş dekolteden nefis bir görüntü oluşuyordu. Uçlar hariç neredeyse tamamı bir tabakta sunulmuş gibi önündeydi zavallı Fatih’in. O bakışlarını kaçırmaya çalışırken ben biraz daha eğilmiş, görüntüyü daha da güzelleştirirken, bir elim bacağından kasığına kayıyormuş. Masum genç kızlar gibi tedirgin olmuş, oturduğu yerde doğrulup “Ne yapıyorsun, Nehir Abla?” der gibi endişeyle bakmış. Ben de muzip ve çapkın bir ifadeyle gözlerimi gözlerine dikmiş eşofmanının üzerinden okşayıp sıvazlıyormuşum hayalimde. Bu sırada diğer elim de kasıklarımdaymış. İçine külot giymediğim taytımın üzerinden deve toynağını avuçlamışım, ikisini de aynı anda ve aynı ritimle okşuyormuşum. Bir an donup kalan Fatih ilk şaşkınlığını atınca dudaklarıma doğru eğilmiş. Mıknatısla çekmiş gibi buluşmuş dudaklarımız. Öpüşmeyi de biliyormuş kerata. Dilini iyice çıkartarak öpüşüyormuş Japon videolarındaki gibi. Ben de aynı şekilde karşılık veriyormuşum. Bu arada eşofmanın içinde elim hızla çalışıyormuş. Onun da bir eli taytımın içindeymiş. Parmaklarını vadimde hissediyormuşum. Ellerimiz aynı hızla çalışıyor. Zırrrrr… Tabii ki kapı çalıyordu. Uzandığım yerden fırlayıp kapıya giderken üzerimi toplamıştım olduğunca.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD