4. Bölüm

1186 Words
Hayalimdeki kişi tam karşımdaydı. Fatih yine kolunun altında laptopla gelmişti. Başı önünde, bana bakmamaya çalışıyordu. Falso bir halim olduğunu anlamıştım. Sırf o olsa iyi, karşı komşunun kapısı da açıktı ve adam bana bakıyordu. “Kahretsin!” diye geçirdim içimden. Sanki hesap vermek gerekirmiş gibi “İnternet… bağlanamadık…” falan diye bir şeyler geveledim. Gökhan’ın arkasından Tuğba’nın sesi gelmişti, “İsterseniz bizim şifreyi verelim, size hat bağlanana kadar kullanırsınız” diyordu. Üzerime uzun ince hırkamı alıp açıktaki yerlerimi örtüp salona Fatih’in yanına döndüğümde çocuk çoktan laptopu internete bağlamıştı. Elektronik aletlerle, bilgisayarlarla aram pek iyi değildir. Okulu bıraktığım için de çoktandır uzaktım bu internet, bilgisayar işlerine. Fatih gitmeye hazırlanıyordu ki benim acemiliğimi fark etmiş, belki de laptopunu mahvederim korkusuyla kalıp bana yardımcı olmaya karar vermişti. İyi ki de kalmış. Mouse olmadan laptopu kullanmam mümkün değilmiş. Oysa Fatih bu konuda çok rahattı. Şimdi, hayalimdeki pozisyonda kanepede iyice yakın oturmuş, bana f*******: hesabı açıyorduk. Tabii f*******: hesabı için de e posta hesabı gerekiyordu. Oysa ben eski sss hesabımın şifresini unutmuştum. Onu yenile, bunu yap, f*******:’ta profil oluştur derken Fatih’le iyice iç içe girmiştik. Bacağımın yanı bacağına, dizim dizine, çıplak kolum çıplak koluna, sık sık da memişim koluna çarpıyordu. Önce hayal et, sonra yaşa gibi bir durum gerçekleşmek üzereydi. Hayalimdeki gibi Fatih’in eşofmanının altında dikkati çekici bir kabarıklık oluşmuştu ve zavallım çadırı nasıl kapayacağını bilemiyor, kıpır kıpır kıpırdanıp, bir o bacağını, bir bu bacağını diğerinin üzerine atarak görüntüyü örtmeye çalışıyordu. Çocuğu daha fazla zorlamamak düşüncesiyle çay yapmaya mutfağa gidince o da kendini banyoya atmıştı. Orada ne yaptı bilmiyorum, gittikten sonra banyoyu kontrol etmiş falso bir şey görmemiştim. Ne yaptıysa yapmış kendini teskin etmiş, çadırı da indirip gelmişti. Artık vücut temasına yol açmayacak şekilde benden biraz uzakta oturuyordu. Zaten e postamı kurtarmış, f*******: hesabımı açmıştı. Bundan sonra kimlerle arkadaş olacağıma, hangi gruplara katılacağıma kendim karar vermem gerekiyordu. Ben laptopun başına geçmiş araştırırken Fatih de yandan beni izliyordu. Bakışlarının laptop ekranında değil de vücudumun çeşitli yerlerinde olduğunun farkındaydım ama aldırmıyordum. Hayallerime malzeme etsem de bu çocuktan çekinmiyor, zarar gelmez diye düşünüyordum. Biraz bakmasında da sakınca yoktu. Güzele bakmak sevaptı. Güzellik konusunda kuzenim Eylül kadar iddialı olmasam da gün geçtikçe güzelleştiğim konusunda bir inancım vardı. Evlilik bana yaramıştı, eskinin çelimsiz kızı değildim, vücudum et tutmuş, göze güzel görünmeye başlamıştı. Arada aynanın karşısına geçip kendimi kontrol ediyordum ve halimden memnundum. Açık kumral saçlı, bal rengi gözlü, süzük bakışlı, narin simalı bir kızdım. Yazları iyice sararan saçlarımın, sarı kumral tenimin beni diğer kadınlardan farklılaştırdığının farkındaydım. Göğüslerim eskisi kadar minik değilse de oldukça küçüktü hala, kalçamsa genişlemiş, ince belimle yaptığı kıvrımla oldukça gözalıcı hale gelmişti. Orta boylu, tıknaz bir kızdım, bedenimde tek sıkıntım bacaklarımın uzayıp kalınlaşmış olmasıydı, belden yukarımla aşağım biraz uyumsuz geliyordu bana. Onu da uzun eteklerle ya da bol pantolonlarla kapatmaya çalışıyordum. Kapanma deyince, sokaklarda eskisi gibi açık saçık gezmediğimi de belirtmeliyim. Ömer aldırmaz gibi görünse de kıskanç bir adamdı ve beni biraz dikkatli süzen biri olursa “Bu senin suçun!” der gibi bana kötü kötü bakardı. Ben de mahalledeki evli kadınlar gibi giyinmeye başlamıştım. Başımı örtüyor, uzun etekler giyiyor, kışsa uzun bir pardesü, yazsa, bir tunik ya da uzun bir hırka ile geziyordum. Ama ev hali başkaydı, kuşkusuz bu halde misafir kabul ettiğimi bilse Ömer yine çok kızardı.Bundan sonra başım örtülü ve mazbut giysilerle misafir kabul etmeye karar verip f*******:’a yoğunlaşmıştım. Ben görmeyeli f*******: ihtiyarlar cenneti olmuş. Hep anneler, babalar, dedeler, nineler vardı. Yine de birkaç eski okul arkadaşımı bulmuş, onlara arkadaşlık teklifi yollamıştım. Tahmin ettiğim gibi mezun olduğum okulun bir sayfası da vardı. Çoğu tanımadık kişilerdi, tanıdıklarım varsa da aradan geçen birkaç yıla değişmişlerdi ya da kızlar evlendiği için soyadları farklıydı, ben tanıyamıyordum. Paylaşımlara bakarak aşağılara doğru inerken okul yıllarımızdan bir sınıf fotoğrafımıza rastlamıştım. Kızlar önde, bazılarımız çömelmiş ama hepimiz güleç, erkekler arkada kötü kötü kameraya bakarken bir fotoğraftı. Fotoğrafı 46 kişi beğenmiş, 6 kişi de altına yorum yazmıştı. “Güzel günlermiş” diye yazan da vardı, fotoğraftakilerin isimlerini sayan da. Ben de ilk yorumumu yazdım, “Evet, güzel günlerdi, hepinizi çok özledim” diye. Biraz aşağıda ise sekiz erkeğin arasında biz iki kız sırıtıyorduk. Yanımdaki canım arkadaşım Belma’ydı. Kızı okuldan sonra hiç aramamıştım. Neyse ki f*******:’a da, bu gruba da üyeydi ve fotoğrafı beğenenler arasında o da vardı. Ben de fotoğrafa bir beğeni attım. Belma’ya hayırsızlık etmiş, liseden mezun olduktan sonra hiç aramamıştım. O da bir iki aramadan sonra benden hayır gelmeyeceğini düşünüp aramaz olmuştu. Bugünlük bu kadar yeter düşüncesiyle Fatih’e döndüm. Çocuğun ağzının suyu akmıştı beni izlerken. Kim bilir ne falsolar verdim, nerelerimi gösterdim diye düşünüp hırkamın önünü iyice kaparken, Fatih de gitmesi gerektiğini anlamış, önünde yeniden oluşmuş kabarıklığı tişörtüyle örtmeye çalışarak toparlanmıştı. Bu kadar cinsellik konularına düşmem hayra alamet değildi biliyorum ama kendimi tutamıyordum. Her gün bir tur hayal kurup kendime dokunmazsam çok huzursuz ve sinirli oluyordum. Bu da kocamla ilişkilerimize yansıyor, gereksiz küslüklere yol açıyordu. Mavi hapı bırakmasına, kalp sorununa rağmen Ömer benim cinselliğimle, tatminimle yakından ilgiliydi. Her zaman sevip okşar, sabahları işe giderken mutlaka sıkıca sarılıp dudağımdan öper, akşam eve gelince duşunu alıp pijamasını giyer, kanepeye yerleşir, beni kucağına alıp saçlarımı sırtımı okşayarak, arada yanağıma bazen dudağıma öpücükler kondurarak öpüp severdi. Ben onun “Küçük tatlı sevgilisiydim.” Bu hareketleri, güzel sözleri kuşkusuz hoşuma gidiyordu ama devamı gelmeyince arzularım daha çok artırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Kalp sorunu nedeniyle her gece sevişmemiz mümkün değildi ama eğer ay halinde değilsem haftasonları mutlaka uzun uzun sevişiyorduk. Sonuna yekvücut olamasak, birlikte doruğu bulamasak da Ömer eliyle, diliyle beni tatmin etmeyi başarıyordu. Yine de eksik bir şey vardı, kendimi doymuş hissetmiyordum. Lafı gevelemeye gerek yok, onu içimde istiyordum, içimde doruğa ulaşsın, beni de ulaştırsın, hatta çocuklarımız olsun istiyordum. Sertleşme sorunu olmasa, kalın kocaman oluverse şeyi, ona bile razıydım ama mavi hap olmadan bu mümkün görünmüyordu. Sanıyorum bu duygularım nedeniyle erkeklere daha çok bakmaya, onlarla ilgili hayaller kurmaya başlamıştım. Kendime dokunmalarımın artması, her gün tatmin olmadan duramamın da nedeni buydu ve bir çözüm yoktu. Aslında tabii ki çözüm vardı; aldatmak. Ama onu aklıma bile getirmek istemiyordum. Başka erkeklerde gözüm yoktu. Ömer’le mutluydum ve onu hiçbir gerekçeyle bırakmak istemiyordum. Bir çözüm bulacaksam onunla birlikte olacaktı bu. Akşam yemekte, internet maceralarımı anlattım Ömer’e. Bu biraz gevezelik olsun diyeydi ama esas olarak ne yapıp ettiğim bilsin, bir şeyden kıllanmasın amacıylaydı. Dedikoducu çoktu. Baş dedikoducu da hakkımda dedikodu yapıp tüm düzenimi bozup beni hayattaki tek varlığım, tek sevdiğim Eylül'den ayıran kaynanamdı. Fatih’in bize gelişlerini ben söylemesem o yetiştirirdi oğluna. Nitekim tahmin ettiğim gibi olmuştu. Ben anlatırken Ömer Fatih’in geldiğini biliyorum der gibi gülüyordu. Gerçi o bakkalla konuşup laptopu istemişti ama devamından haberi yoktu. Ömer yukarı çıkarken Muteber teyze kapı arasından oğluna yetiştirmişti herhalde dedikoduları. Söz buradan f*******:’a gelmişti. Ömer işinde sürekli bilgisayar kullanmasına rağmen internetle pek ilgili değildi. Sosyal medya uygulamalarına üye olmak bir yana, bakmamıştı bile. Biraz kıskanç bir tip olduğu için ben nereye üye olursam onun da olacağını biliyordum. Nitekim, “Yarın ben de bir bakayım şu f*******:’a, bakalım benim arkadaşlar da var mı” demişti. Esas amacının beni takip etmek olduğunu biliyordum. Yeridir diye, bir bilgisayar almak, internete kendi evimizden bağlanmak konularını açtım. “Sabret gülüm, şu borcumuzu biraz azaltalım en son modelinden alırız” diye beni teskin etmişti. Yarın yine Fatih’i çağırmaktan başka çarem yoktu. Arkadaşlarımdan bir karşılık gelecek mi merak ediyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD