BÖLÜM 1

728 Words
İlk Gün 19 Temmuz 2098 Telefonun titreşim sesi Ethan Walker'ın uykusunu böldüğünde ilk yaptığı şey saate bakmak oldu. Ekranda 07.02 yazıyordu. Birkaç saniye boyunca yataktan kalkmadan tavana baktı. Son birkaç haftadır her sabah aynı düşünceyle uyanıyordu ve bugün o düşünce diğer günlerden çok daha ağır geliyordu. Quart Laboratories. İsmi bile insana önemli hissettiriyordu. Çocukluğundan beri bilim ve teknolojiyle ilgili ne okuduysa bir şekilde Quart'ın adına rastlamıştı. Yeni nesil enerji sistemleri, yapay zekâ projeleri, uzay araştırmaları... Dünyanın en parlak bilim insanlarının önemli bir kısmı hayatlarının bir döneminde burada çalışmıştı. Ethan'ın böyle bir yerde staj yapacak olması hâlâ ona gerçek dışı geliyordu. Telefon ekranındaki bildirime tekrar baktı. "Quart Laboratories Staj Programı - Giriş işlemleri saat 09.00'da başlayacaktır." Mesajın değişmesini bekliyormuş gibi birkaç saniye daha ekrana baktıktan sonra gülümseyerek telefonu bıraktı. Hayır, yanlışlık olmamıştı. Bugün gerçekten ilk günüydü. Yataktan kalkıp pencerenin perdesini açtı. Sabah güneşi karşı apartmanların camlarına vuruyor, şehir yavaş yavaş uyanıyordu. Gökyüzünde birkaç kargo dronu ilerliyor, aşağıdaki caddede işe gitmeye çalışan insanlar aceleyle yürüyordu. Her şey sıradan görünüyordu ama Ethan için bugün sıradan bir gün değildi. Aşağıdan annesinin sesi geldi. "Ethan! Geç kalma!" "Geç kalmayacağım!" Bu cevabı verirken kendisi bile pek inanmıyordu. Çünkü heyecanlandığında zamanı unutmak gibi kötü bir alışkanlığı vardı. Yaklaşık bir saat sonra otobüs durağında beklerken ellerini cebine sokmuş, zihninde onlarca farklı senaryo kuruyordu. Quart'a vardığında ne yapacaktı? İnsanlarla nasıl tanışacaktı? Ya oradaki herkes ondan çok daha zekiyse? Otobüs geldiğinde bu düşünceleri bir kenara bırakmaya çalıştı. Boş bir koltuk bulup pencere kenarına oturdu ve şehrin akıp giden görüntülerini izlemeye başladı. Yolun yarısına geldiklerinde karşısındaki koltuğa orta yaşlı bir adam oturdu. Adamın elinde kahve vardı ve yüzünde tuhaf bir sakinlik bulunuyordu. Bir süre sonra adam camdan dışarı bakmayı sürdürürken konuştu. "Quart'a mı gidiyorsun?" Ethan başını çevirdi. Tanımadığı birinin bunu sorması biraz garibine gitmişti. "Evet. İlk günüm." Adam hafifçe gülümsedi. "Öyle olduğunu tahmin etmiştim." "Siz de mi orada çalışıyorsunuz?" Adam soruyu duyunca birkaç saniye sustu. Sanki cevabı vermeden önce geçmişteki bir anıyı hatırlaması gerekiyormuş gibi görünüyordu. "Bir zamanlar." dedi. Ethan bunun ne anlama geldiğini tam anlayamadı ama adamın konuşma şekli merakını uyandırmıştı. "Nasıldı?" diye sordu. "Quart mı?" "Evet." Adam kahvesinden bir yudum aldı. "Büyük." Ethan güldü. "Bunu zaten biliyorum." "Hayır, gerçekten büyük. İnsan ilk gününde kaybolabileceğini düşünüyor." "Beni korkutuyorsunuz." "Korkutmaya çalışmıyorum. Sadece hazırlıklı ol." Otobüs ilerlemeye devam ederken konuşmaları kısa aralıklarla sürdü. Adam Quart hakkında çok fazla şey anlatmıyordu ama anlattığı birkaç şey bile Ethan'ın ilgisini çekmeye yetmişti. Özellikle kompleksin büyüklüğünden bahsederken yüzünde garip bir ifade oluşuyordu. Sanki yalnızca bir iş yerinden değil de hayatının önemli bir döneminden söz ediyormuş gibiydi. Birkaç dakika sonra şehrin merkezinden uzaklaşmaya başladılar. Yolun iki yanında yükselen binaların yerini daha geniş alanlar aldı. Ethan camdan dışarı bakarken bir anda uzakta parlayan dev yapıları fark etti. İlk başta ne gördüğünü anlayamadı. Sonra gözleri büyüdü. Quart Laboratories. Kompleks uzaktan bile etkileyici görünüyordu. Birden fazla kuleden oluşan yapı güneş ışığını yansıtıyor, binaları birbirine bağlayan cam geçitler gökyüzünde asılı duruyormuş gibi görünüyordu. Çatılardaki platformlara sürekli dronlar inip kalkıyor, bazı bölgelerde küçük servis araçları hareket ediyordu. Fotoğraflar burayı olduğundan çok daha küçük göstermişti. Otobüs durağa yaklaşırken Ethan çantasını aldı. Kalbinin normalden hızlı attığını hissediyordu. "Neyse," dedi ayağa kalkarken. "Sanırım geldik." Adam başını salladı. "Evet." Ethan birkaç saniye bekledi. Sanki adam başka bir şey söyleyecekmiş gibi hissetmişti ama söylemedi. "Bu arada adınızı öğrenemedim." Adam kısa süre durdu. Sonra ceketinin üzerindeki küçük metal rozeti gösterdi. Rozetin üzerinde ince harflerle tek bir isim yazıyordu: Dr. E. Walker Ethan istemsizce güldü. "Gerçekten mi?" "Neye güldün?" "Benim soyadım da Walker." Adam birkaç saniye ona baktı. Sonra yüzünde kısa süreliğine garip bir gülümseme belirdi. "Dünya bazen sandığından daha küçüktür." Ethan bunun ne anlama geldiğini anlayamadı ama üzerinde durmadı. Tam kapıya yönelmişti ki adam yeniden seslendi. “Ethan.” Ethan olduğu yerde durdu. Ona adını söylediğini hatırlamıyordu. Yavaşça arkasını döndü. Adam sanki söyleyip söylememek arasında kalmış gibiydi. Sonunda derin bir nefes aldı. "Quart'ta çok soru soracaksın." Ethan güldü. "Muhtemelen." "Bazı soruların cevabını öğrenmek için acele etme." "Neden?" Adam birkaç saniye sustu. "Çünkü bazen bir şeyi öğrenmenin bedeli, onu hiç bilmemekten daha ağırdır." Ethan bu cevabı biraz tuhaf buldu ama karşısındaki adamın eski bir çalışan olduğunu düşününce bunu yılların verdiği bir nasihat olarak yorumladı. "Akılda tutarım." "Umarım tutarsın." Kapılar açıldı. Ethan otobüsten indi. Arkasına dönüp baktığında adam hâlâ yerinde oturuyordu. Otobüs birkaç saniye sonra hareket etti ve kalabalığın arasında kayboldu. Ethan omzundaki çantayı düzeltti. Sonra başını kaldırıp Quart Laboratories'e baktı. Hayatının en önemli günlerinden biri başlamak üzereydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD