Melek amcasıyla beraber Bozdağ aşiretinin büyük konağının karşısında duruyordu. Kapıdaki adamlardan biri bagajdaki bavulu aldı. Bavulu konağa götürürken Melek korkuyla konağı izliyordu.
Burası çok büyüktü! Kendi yaşadıkları konaktan bile büyüktü. Hal bu ki o konak bile civarlarında ki en görkemli konaktı.
Artık gerçekten de burada mı yaşayacaktı? Tek başına mı kalacaktı bu koca evde? Evet, belki içeride kocası olacak adamın ailesi vardı ama... Ama onlar onun hiçbir şeyi değildi. Nasıl biri olduklarını bile bilmiyordu.
Acaba nasıl biriydiler?
Onu gelinleri olarak kabul edebilecekler mi? Ona kötü davranmazdılar değil mi? O kadar korkuyordu ki bunları düşündükçe, küçük kalbi pırpır atıyordu.
Amcası yere diz çöktü o an. Küçük kız düşüncelerine o kadar dalmıştı ki bunu sonradan fark etmişti. Amcasına döndürdü ağlamaktan hafif şişmiş olan güzel ela renkteki yeşilimsi gözlerini. Kudret ağa yeğenine acıyla bakıyordu. İki kolundan nazikçe tuttu.
"Bak güzel kızım" diye söze başladı "Biliyorum bana kızgınsın, öfkelisin. Belki de benden nefret ediyorsun! Ama lütfen beni de anla. Oğlumu öldüreceklerdi... Başka çare olsa yapmaz mıydım sanıyorsun?! Bende seni böyle evlendirmek istemiyorum. Sende benim evladımsın! Kardeşimin emanetisin sen!"
"Yeter amca" amcasının kollarından kurtularak yanaklarından tekrar akmaya başlayan yaşları sildi, bu yaşında bile güçlü görünmeye çalışıyordu "Bunları söylemenin bir faydası yok artık... Sonunda buradayım... Benden kurtuldunuz!"
Adam konuşmadı. Sesini çıkaramadı. Yaptığı için üzülüyordu ama artık geri dönüş yoktu. Bu yüzden keskin bakışlarını karşılarındaki konağa çevirdi. Yerinden doğruldu. Artık hakkımızda hayırlısı dedi içinden. İnşallah yeğenine kötü davranmazdılar.
Misafirler konağa girmiştiler. Konağın büyük kapısı büyük bahçeye açılıyordu. Bahçenin tam ortasında büyük bir ağaç vardı. Ağacın bir kenarında 12 kişilik büyük bir yemek masası diğer kenarında ise iki tane büyük bir kanepe, üç tane oldukça kaliteli tekli koltuk ve ahşaptan küçük bir masa vardı. Serin havalarda çay saati yapmak için çok güzel ve hoş bir yerdi.
"Azat ağa!" dedi Kudret ağa içeriye girer girmez.
"Hoş geldin Kudret ağa!"
İki yaşlı adam kendi aralarında selamlaştılar. Olan biten bu saçma olaylar çok gerilim oluşturmuştu aralarında. İki aile de uzun yıllardır dosttu. Bu yaşanan bazı tatsız olaylar yüzünden neredeyse düşman olacaklardı.
"Kızımızı getirdim. Ona iyi bakın lütfen. O benim için çok değerli. Ağabeyimin emaneti..."
"Ona kendi kızımız gibi bakacağız Kudret ağa! İçin rahat olsun. Kendi evlatlarımdan ayrı tutmayacağım. O artık sadece sana değil bana da emanet!" dedi Azat ağa yaşlı yüzünde hüzün dolu bir gülümsemeyle arkalarında ki küçük kıza bir bakış attı.
İki adam konuşurken başını yerden kaldıramayan küçük kız durduğu yerde sessizce dikiliyordu sadece. Ağlamak yüzünden gözlerinin altı şişmişti. Yanakları kızarmıştı. Bu durum yaşlı adamı üzmüştü.
Aniden bir el hissetti omuzunda küçük kız. Önce tiksindi. Korkuyla başını kaldırıp baktığında çok güzel bir kadın ona gülümseyerek bakıyordu.
"Korkuttum mu seni? Özür dilerim" dedi küçük kızın elini tutarak güler yüzlü genç kadın "Burada böyle durma istersen. Hadi sana odanı göstereyim. Ne dersin?"
Melek ne diyeceğini bilemedi. Önce amcasına baktı. Sonra da bakışları amcasının yanındaki yaşlı adama kaydı. Hemen korkarak bakışlarını tekrar yere indirdi. Yanındaki kadın yaşlı adama yönelip konuştu "Ağam ben Melek'i odasına götüreyim eğer izniniz olursa."
Yaşlı adam başını sallayınca kadın bu kez Melek'e yönelik konuştu: "Hadi Melek gel korkma lütfen."
Melek yanında ki kadınla beraber merdivenlere doğru yöneldi. O sırada Azat ağanın "Batuhan'ın yurt dışında işi çıktı gitmek zorunda kaldı," dediğini duyar gibi oldu.
Batuhan...
Bu evlenmek zorunda olduğu adamdı. O evde yoktu!
O an geldiğinden beri alamadığı nefesini büyük bir iç çekişle alıp verdi! O adamı göreceğim diye o kadar korkuyordu ki küçük kız! Sonunda onun yokluğunu anlayınca rahat bir nefes alabilmişti.
Yanında ki genç kadın bir kapının önünde durdu. Kapının önünde duran bavulu baktıktan sonra Melek'e bakarak hafifçe gülümsedi.
Candan sesiyle "Bak bavulunu getirmişler. Artık burası senin odan. Hadi gel sana içeriyi göstereyim" diyerek içeriye girdiler.
Melek bir an çok şaşırmıştı. Bozdağ konağına gelince çok kötü bir muamele ile karşılaşır sanıyordu ama ona şu an oda veriyordular. Üstelik çok güzel bir odaydı. Her ne kadar pembe renklerden hoşlanmasa da açık renklerin dans ettiği oda çok güzeldi. Kendi masası bile vardı. "Bak bu senin gardırobun. Burası da banyo. Eskiden burası misafir odasıydı. Yani her şey temiz ve yeni. Ama gene de hoşuna gitmeyen bir şey varsa değiştirebiliriz canım," kadın odada ki eşyaları gösterirken gülümseyerek Melek'e bakıyordu. Oldukça içten davranıyordu "Gardırop şu an boş. Ama emin ol bir kaç güne seninle beraber mağaza mağaza dolaşır hemencecik doldururuz gardırobunu! Hoşuna gitmeyen ne varsa söyle lütfen, ben bu evin büyük geliniyim. O yüzden hiç çekinme."
"Yok, çok teşekkür ederim her şey çok güzel değiştirmenize gerek yok! Zahmet etmeyin..." Melek şaşkınlıkla zar zor konuşmuştu. Sesi çok yavaş çıkmıştı. Demek bu kadında evin geliniydi. Çok güzel bir kadındı.
Kadın dudak büktü "Gerçekten mi? Ama ben bu pembe nevresimleri sevmiyorum. Sende sevmezsin sanmıştım. Beraber böylece alışverişe çıkardık! Bir bahanemiz olurdu," diye biraz kıkırdadı. Melek ne diyeceğini bilemedi. Biraz gülümseyebildi sadece.
Genç kadın tekrar gülümseyerek "Biraz tuhaf davranıyorum değil mi?" diye sordu bu kez de "Özür dilerim sadece senin yabancılık çekmemen için uğraşıyordum. Benim adım Ayşe ama bana Ayşe abla diyebilirsin canım. Eşimin adı da Kerimhan. Eminim iyi anlaşacağız seninle bunu hissediyorum."
Genç kadın elinden geldiğince yumuşak olmaya çalışıyordu. Karşısındaki küçük çocuğun tavırlarından ne kadar ürktüğü belliydi. Zavallıcık küçücüktü daha. Kader onu ne hallere sokmuştu. Melek başını sallayarak "Bende Melek..." diyebildi sadece "Memnun oldum.. Ayşe abla..."
"Bende memnun oldum canım benim. O zaman ben seni yalnız bırakayım. Sen eşyalarını yerleştir. Birazdan sana yemen için bir şeyler getiririm. Aç olmalısın. Hem de içinde ısınır güzel sıcacık bir çorba içersen. Rahatlarsın da."
Ayşe odadan çıktıktan sonra büyük bir nefes alıp verdi Melek. Nasıl bir yere gelmişti böyle? Yatağa attı kendisini. Boş boş tavana bakıyordu. İçinde oluşan boşluk hissi onu hayattan soğutmuştu. On altı yaşında evli bir kadın olacaktı o.
Buna inanmakta güçlük çekiyordu. Peki ya evleneceği o adam? O adam nasıl biriydi? Adının Batuhan olduğunu biliyordu. Okuldayken sınıf arkadaşları sayesinde o adam hakkında birkaç şey duymuştu eskiden. O adamın son derece çapkın olduğunu duymuştu. Ve de alkolik bir adam olduğunu duymuştu. Adam hakkında duyduğu hiç bir şey iyi bir şey değildi.
Küçük kız dizlerini kendine doğru çekerek yan yattı.
"Nasıl bir adamla evleneceğim ben?" diye kendi kendine mırıldandı "Allah'ım çok korkuyorum..."
O küçükken babasının yanında hep İslam dini hakkında güzel hikayeler dinlemeyi çok severdi. Bu yüzden dinine çok bağlıydı. Ama evleneceği adam tam tersiydi. Sadece kötülük yapmayı biliyordu. Eğer duydukları doğruysa geçen sene alkollü araba kullanarak küçük bir çocuğa çarpmıştı. O zavallı çocuğa yardım etmeden de oradan kaçmıştı. Yani söylenenler böyleydi.
"Allah'ım sen bana yardım et!"
Birden kapı çaldı. Sesi duyan küçük kız hemen yattığı yerden kalktı. Yanaklarında ki yaşları sildi. Koşarak kapıya gidip açtı. Karşısında az önceki kadını görmeyi bekliyordu ama bambaşka biri duruyordu kapıda.
Azat ağa!
"İçeriye girebilir miyim güzel kızım?"
"Buyurun efendim." Küçük kızın sesi titremişti. Kapıyı açarak yaşlı adama yol verdi.
Azat ağa elinde ki bastonuyla içeriye ağır adımlarla girdi. Masanın karşısında duran deri koltuğu çekerek oturdu. Küçük kıza da oturması için yatağı işaret etti. Küçük kız sesini çıkarmadan hemen yatağın kenarına geçip oturdu. Bakışları yerlerdeydi. Başını önüne eğmişti, omuzları düşmüştü. İçinde bu adama karşı hem biraz korku hem de biraz öfke vardı. Belki öfkesi yersizdi. Sonuçta onu buraya getiren bu adam değil amcasıydı. Ama gene de bu adama da kızgındı.
"Güzel kızım," dedi yaşlı adam boğazını temizleyerek "Beni hatırlıyorsun değil mi?"
"Evet efendim.." Azat ağayı daha babası hayattayken birkaç kez görmüştü. Babasını iki sene önce kaybetmişti. O dönemler Azat ağa ile karşılaşmıştı.
"Baban yakın dostlarımdan biriydi. Mekanı cennet olsun. Artık sen önce Allah'a sonra bana emanetsin. Emin ol güzel kızım mutlu olman için elimden gelen ne varsa hepsini seve seve yaparım," yaşlı adamın içtenlikle konuşması küçük kızın tuhafına gelmişti. Bu adam neden bu kadar uğraşıyordu anlayamıyordu.
"Biliyorum belki bana da öfke belki de nefret duyuyorsundur anlıyorum seni.." deyince küçük kızın gözleri sulandı. Madem onun duygularını anlıyordular neden kimse bu saçma evliliğe karşı gelmiyordular?
Azat ağanın içi burkuldu karşısında ki kırılgan küçük kızın dolan gözlerini görünce. Kendini kötü hissetti yaşlı adam. Masum kız korkusundan karşı bile çıkamıyordu. "Affet bizi güzel kızım," dedi aniden heybetli koca adam "Elimizden başka bir şey gelmiyor. Daha yaşın çok küçük, bizi anlamanı senden bekleyemem ama bil ki bu yapılacak en makul çözüm yoluydu. Daha yaşın çok küçük bu yüzden yaşın 18 olana kadar nikah olmayacak korkmana gerek yok bu yüzden. O zamana kadar okuluna da devam edebilirsin istersen."
Bunu duyan küçük kızın bakışları canlandı. Bir umut ışığı belirmişti gözlerinin içinde.
"Oğlum Batuhan'ın sözlüsü olacaksın. Yaşın 18 olunca nişan yaparız sonra da düğün olur inşallah. O zamana kadar sende liseyi bitirirsin," dedi yaşlı adam yüzünde birazda olsun umut beliren küçük kıza bakarak.
"Gerçekten buna izin verecek misiniz efendim?" diye sordu küçük kız inanamayarak. Oysa o buraya geldiğinde bütün hayallerinden vazgeçmişti bile. Kaderine razı olmuştu.
"Neden olmasın," dedi yaşlı adam gülerek "Yoksa seni zindanda tutacağımızı mı düşündün güzel kızım. Hele sen liseyi bitir belki sonra üniversiteye gitmek istersin. Onu da hallederiz. Buralarda iyi okullar var. Birine yerleşirsin. Hatırlarımda baban senin öğretmen olmanı çok istiyordu."
Küçük kız sevinçle ağlamaya başladı birden. Evet, babası her zaman onun öğretmen olmasını istemişti. O da çok istiyordu. Allah'ım sana çok teşekkür ederim diye şükretti içinden küçük kız. Hayallerini elinden almamışlardı.
Azat ağa karşısında ağlamakta olan kıza şaşkınlıkla bakarak "Bir şey mi oldu kızım niye ağlıyorsun!" diye sordu "Yanlış bir şey mi söyledim?"
Küçük kız başını iki yana salladı "Allah sizden razı olsun... çok teşekkür ederim efendim. Ben... Ben bana okula gitmemi yasaklarsınız diye düşünmüştüm... Teşekkür ederim çok teşekkür ederim," ağlaya ağlaya konuşan küçük kızın halini görünce yaşlı adamında gözleri dolmuştu. Yerinden kalkarak küçük kızın başını okşadı.
"Ağlama kızım, ağlama. Elimden anca bu kadarı geliyor. Bu mutluluğunu da elinden alacak değilim ya," dedi şefkatle "Artık sende benim evladımsın."
Melek sadece başını sallayabildi. Yaşlı adam elini küçük kızın başından çektikten sonra birkaç dakika sessizce durdu.
"Güzel kızım evlilik mukaddes bir bağdır. Sünnettir. Bunu sende biliyor olmalısın," dedi küçük kıza bakarak. Melek başını sallayınca devam etti konuşmaya "Artık oğlumun sözlüsü oldun. Bu demektir ki bu kutsal bağın ilk adımını attınız. Bu bağ ince bir bağdır kızım. Dikkatli olmalısın, bu bağa önem vermeli ve onu koruyup kollamalısın. Çünkü bu ancak senin elinde olan bir şeydir."
Yaşlı adamın ne demek istediğini pek anlayamamıştı Melek. Bu yüzden kucağındaki ellerini birleştirerek "Peki efendim.." diyebildi yavaşça. Evlilik hakkında annesi ona çok şey anlatmıştı. Bir eş her zaman kocasına değer vermeliydi. Onu koruyup kollamalı ve destek olmalıydı. Ve de kirli çamaşırlarını yıkayıp ütülemeliydi ve bundan nefret ediyordu. Herifin birinin kirli donunu, kokmuş çorabını yıkamak istemiyordu.
"O zaman ben artık seni rahat bırakayım güzel kızım. Evimize, ocağımıza hoş geldin. Hayır getiresin inşallah!"
Azat ağa odadan çıkınca Melek yanaklarından akan yaşları silerek biraz kendine geldi. Hayat devam ediyordu.
Kara düşüncelere batmanın bir faydası yoktu. Hayatı eskisi gibi devam edecekti. Tek fark bu kez nişanlı olacaktı. Ve 18 yaşına yettiğinde evlenecekti.
Sorun değil.
Bunu kabul edebilirdi.
Böyle düşündü Melek. Sonuçta her genç kız zamanı geldiğinde evlenmek zorundaydı. Önemli olan şey onun okumasına izin vermeleriydi. Okuluna devam edebilirdi.
Bundan gayrı ne isteyebilirdi ki zaten? Hayattan en çok istediği şeyi yapabilecekti. Allah kerimdi o yardım ederdi ona.
Evleneceği adam ne kadar pek iyi bir insan olmasa da... Belki zaman geçince iyi insana dönüşürdü. Olmadı o da yardım ederdi o adama. Ona iyi davranırsa belki o adamda ona iyi davranırdı. Babası iyi bir insandı...
O zaman o da belki kötü biri değildir... Hem o da onu severdi... Bir şeyi denemeden bilemezdi ki.
Tek çare yaşayıp öğrenmekti.
Görelim Mevla'm neyler, eylerse güzel eyler.