5.bölüm

1158 Words
Sonunda konağa geldiklerinde aldıklarını mutfağa bıraktılar Melek ve Alihan. Mutfak kapısından içeriye sevinçle giren Züleyha koşarak yengesine sarıldı. Ondan üç yaş büyük olan Züleyha da konağın kızlarından biriydi. “Yengemmmm müjdemi isterim!” diye bağırıyordu. Alihan kaşlarını çatarak halasına baktı “Hala yengemi boğmak üzeresin. Bilmem haberin var mı?” dedi bir elma alarak. “Aman aman sende hemen başlıyorsun,” Züleyha kucaklamakta olduğu kızı bırakarak o da bir elma aldı “Ne yengen varmış kimseyle paylaşamıyorsun. Kocası geldiğinde ne yapacaksın bakalım?!” Gülmemeye çalışan Melek Alihan’a bakarak yanaklarından sıktı “Benim yakışıklı Alihan’ımın yerini kimse tutamaz halası,” dedi çocuğu severken. “Duydun mu? Bak işte nasıl seviliyorum!” Alihan gururla halasına bakıyordu. “Ee ne oldu Züleyha abla anlatsana. Müjdemi isterim diyordun?” Melek şimdi de poşetlerden aldığı sebze ve meyveleri çıkartıyordu. “Hazır olun! Söylüyorum o zaman! Yarın beni istemeye geliyorlar!” “Gerçekten mi?! Buna çok sevindim!” İki genç kız sevinçle birbirlerine sarıldılar. Sonunda bu mutlu günde gelmişti. Züleyha’nın iki yıldır beklediği gündü bu. Sevdiği adam askerden dönmüştü artık. Sonunda gizli gizli mektuplaşma dönemi bitmişti. Evlenecekti sevdiği adamla! “Hoppala buradan kaçıyorum o zaman. Kız dedikodusu çekemem,” dedi hemen Alihan “Hala sende amma koca meraklısı çıktın ha..” Züleyha sinirlenerek “Konuşma be bücür şey,” diye yeğenine maydanoz attı. Alihan da gülerek mutfaktan kaçmıştı. “Gerçekten çok sevindim buna Züleyha abla. İnşallah çok mutlu olursun,” dedi Melek tekrar Züleyha’ya sarılarak. Genç kızda gülümsüyordu “İnşallah Melek. İnşallah. Aiii ama ben gerçekten çok heyecanlıyım yaaa. Yarın ne giysem hiç karar veremedim doğrusu! Bana seçmemde yardım etmelisin!” “Elbette! Yarın çok güzel olacaksın! Güven bana!” “Senin kadar olmasa da..” diye bir yandan gülümsedi Züleyha. “Senin yanında ne giysem sönük kalırım.” “Yok ya! Sende çok güzelsin!” diye utanarak omuz silkti genç kız. İnsanların durmadan ona güzel demesi onu her zaman utandırmıştı. “Ne fısıldaşıyorsunuz kızlar. Beni de aranıza alın! Çok canım sıkılıyor!” İçeriye kendinden önce karnı giren Ayşe’yi gören iki genç kız hemen evin büyük gelinin kolundan tutarak bir sandalye uzattılar. Karnı burnunda olan Ayşe’ye konaktaki herkes ayrı bir özen gösteriyordu. Uzun bir süre hamile kalamadıktan sonra sonunda Allah'ın mucizesiyle hamile olmuştu. Hemde ikiz bebeklere. “Aman be yenge,” dedi Züleyha “Ne olsun. Yarını konuşuyorduk işte. Yarın ne giyeceğimi! Çok güzel olmalıyım!” Ayşe gözlerini kısarak eltisine baktı “Doğru mu söylüyor eltim? Bunu mu konuşuyordunuz fısır fısır?” Melek gülümseyerek başını salladı “Evet eltim evet. Bunu konuşuyorduk. Yarın bu kızı benden de güzel yapmalıyız. Konu buydu.” “Bak işte orası biraz zor eltim,” Ayşe gülerek karnını tutuyordu “Onu senden daha güzel yapmaktansa seni çirkin hale sokmak daha kolay bence.. o da mümkünse tabi.” “Yenge ya! Siz resmen ana oğul Melek taraftarısınız!” diye sahte bir öfkeye büründü Züleyha. İki eltide görümcelerine gülüyordu. Vakit hızla akıp geçiyordu. Ertesi gün bütün hazırlıklar yapılmıştı. Akşam istemeye geleceklerdi artık. Zaten akşama da birkaç saat kalmıştı. Züleyha güzel kırmızı bir elbise giymişti. Ayşe’ninse durumu pek hal değildi. Bu gün sancıları biraz daha artmıştı. Doğurdu doğuracaktı sanki. Bütün hazırlıklar son sürat devam ediyordu. Züleyha heyecandan yerinde duramıyordu odada. “Ay ben artık dayanamıyorum! Akşam kesin bir aksilik çıkacak bunu hissediyorum,” diye odada volta atıyordu durmadan. Melek “Biraz oturur musun Züleyha abla. Başım döndü. Hem kötüyü çağırma. Bir şeycik olmaz bak göreceksin,” diye genç kızı sakinleştirmeye çalıştı. “Yok ya ben sakinleşmiyorum! Şansa bak ki koskoca konakta tek bir tane sakinleştirici yok! Ben birazdan düşüp bayılacağım yoksa!” Melek sonunda dayanamayarak oturduğu sandalyeden kalktı. “Züleyha abla valla benimde bulanmama neden oldun. Bütün derdin şu ilaçsa ben gider hemen alır gelirim.” “Yapar mısın gerçekten Melek” Züleyha sevinçle Melek’in ellerinden tutmuştu “Valla çok iyi olur. Ben yoksa bu heyecandan ölecek ilk insan olacağım valla!” Melek gülmemeye çalışıyordu. “Tamam, canım tamam. Hemen sokağın sonunda zaten eczane. Gider alır gelirim. Sen biraz sakinleş. Balkona git biraz temiz hava al.” Genç kız hemen eczanenin yolunu tutmuştu. Üzerinde çikolata renginde dizlerinin hemen altında biten kolsuz ipek bir elbise vardı. Sade bir elbise giymek istemişti ama güzelliği sayesinde üzerindeki bu sade elbise bile şık bir elbiseye dönüşmüştü. Boynunda sallanan ince Osmanlı stili sade ve şık olan kolyesi ise ona zarif bir görünüm veriyordu. Saçlarını arkadan dağınık bir topuz yapmıştı ama yine de alnına düşen lüleler vardı. Bu da ona ayrı bir hava katıyordu. Yüzündeki hafif makyajı ve parıldayan soluk pembe ruju onu gerçekten çok güzel gösteriyordu. Eczaneyi girdi genç kız aceleyle. Geç kalmadan geri dönmeliydi konağa. Misafirler gelmeden önce dönmesi gerekiyordu. “Sakinleştirici verir misiniz lütfen? Bir de mide ağrısına karşı bir ilaç verirseniz sevinirim.” Eczanede çalışan genç adam bir anda dondu kaldı. Eczaneye giren bu güzel kadını bazen yolda tesadüfen görüyordu ama ilk kez böyle yakından görüyordu. Güzelliği karşısında afallamıştı. Gerçekten söylenende öteydi güzelliği. “Beyefendi? Acelem var. Lütfen biraz hızlı olur musunuz?” “Ha evet.. olur olur… işte ilaçlarınız,” sonunda sözleri algılamaya başlayan genç adam hemen ilaçları uzatmıştı genç kıza. “Teşekkür ederim,” diyerek eczaneden çıkan kıza hala hayran hayran bakmakta olan genç adam dalgın bir halde duruyordu. O sırada eczaneye başka bir adam daha girmişti. “Beyefendi!” diye birinin ona bağırdığını duyan adam kendine gelerek içeriye girene baktı. “Ne?” “Beyefendi birkaç kez seslendim duymadınız. Bana bir ağrı kesici verin. En güçlüsünden olsun,” içeriye uzun boylu bir adam girmişti. Genç adam dikkatle adama baktı. Daha önce burada gördüğünü sanmıyordu. Uzun boylu, heybetli, tehditkâr bakışları olan bir adamdı. Genç adama hemen ağrı kesiciyi uzattı. “Teşekkür ederim,” adam parasını ödeyip tam çıkacağı sırada eczaneye bir kadın girdi ve kapıda onunla çarpıştı. Hem o kadının elindeki ilaçlar hem de adamın elindeki ağrı kesici ve telefonu yere düşmüştü. Tabi telefonunda ekranı çatlamıştı. “Ay! Affedersiniz. Çok çok özür dilerim! Ben acele edince sizi göremedim beyefendi.” Genç kız utana sıkıla yerde yatan telefonu almıştı eline. Adam hala dik duruyordu. “İsterseniz parasını ödeyeyim, ekranı çatlamış,” diyen kız daha doğrulamadan adam elindeki telefonu hoyratça çekip almıştı. “Sorun değil, bir dahakine daha dikkatli olun yeter,” diyerek adam yerde yatan ilacını eğilerek eline aldı ve eczaneden çıktı. Kızın yüzüne bakmamıştı bile. Genç kız adamın arkasından kaba pislik diye homurdandık sonra hemen beyaz önlüklü genç adama döndü, niye tekrar buraya geldiğini sinirle açıkladı: “Beyefendi bana yanlış ilaç vermişsiniz. Sakinleştirici dedim. Uyku ilacı değil.” Genç adam hemen özür dileyerek ilacı değiştirmişti. O sırada dışarıdaki adam ekranı kırılan telefonunu açmaya çalışıyordu. “Lanet olası telefon kırılacak tam zamanı buldu!” diye küfür savurdu öfkeyle. Arkadan eczanenin kapısının açıldığını duydu. Ona çarpan kadın yanına geliyordu. Bunu hissedebiliyordu. Üzerinde her ne tür parfüm sıktıysa bin kilometre öteden duyulurdu kokusu. Niye kadınlar bu kadar sert kokulu parfümlere meraklıydı? Kız “Çok çok özür dilerim tekrardan. Lütfen telefonun parasını ödememe izin verin,” diye tekrar ısrar etmeye başlayınca, adam sinirlenerek “Gerek yok dedim ya!” diye arkasına dönünce bir an nutku tutuldu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD