BÖLÜM 6

3752 Words
Charlotte elleriyle zemine tutundu. Soğuk taşlar avucuna iğne kesikleri gibi batarken adamın gözlerindeki öfkeyle yutkundu. Yere böyle yarı yarıya uzanmış durduğunda baktığı açıdan Ewan bir dev gibi görünüyor ve attığı yavaş adımlarla kıza daha dokunmadan gerçek bir işkence yaşatıyordu. “Lütfen” diye inledi genç kız. Dudağının kenarı ağlayacak gibi titriyordu. Ewan ona açık bir nefretle bakarken bir an sonra adımlarını hızlandırdı. Kızın tepesinde dikildiğinde alaya eşlik eden bir öfke ile gülüyordu. Charlotte sürünerek olduğu yerde geriledi. Ewan adım atarak mesafeyi kapattı. Genç kız arka arka sürünmeye devam ediyorken sırtında duvarı hissetti. Bitmişti yolun sonunda gelmişti. Bu adamdan kaçmanın hiçbir yolu yok gibiydi. Hayır, tek bir yolu vardı o da pencereden atlamak! Charlotte bir an için bunu düşünmedi değil. Lanet olası bir haydudun ellerinde ölmek mi, acısız bir şekilde yüzlerce metreden düşmek mi daha kolaydı hesaplamaya çalıştı. Ewan ise tam tepesinde dikilip, hiçbir şey yapmadan öylece kıza bakarken duruşuyla, bakışıyla onu ne kadar korkuttuğunu görebiliyordu. Korkmalıydı da! O küçücük beyniyle aptalca planlar kurarken kesinlikle korkmalıydı. Zavallı Kitty açık denizleri andıran gözlerindeki dalgalarla kendisine bakarken konuşmaya başladı. “Beni öldüremezsin… Ba-babam kaleni başına yıkar” “Tam da bu yüzden, o kansız babanı ayaklarıma getirmek için seni öldürmeliyim belki de!” diyen Ewan ise son derece ruhsuzdu. Charlotte acı dolu bir şekilde inledi. Korkudan sesi soluğu kesildi ve çaresizce dizlerini kucağına çekti. Ewan kızın karşısında bir duvardan farksızdı! Açık yeşil gözleri pencereden sızan hafif ışık altında daha da belirgin, bakışlarındaki kızgınlık apaçık gözler önündeydi. Bir de kızın üzerine doğru eğildiğinde Charlotte başını dizlerine yasladı. Ewan kızın bu çaresiz görüntüsünden zerrece etkilenmedi. Kolunu kavradığı gibi onu süratle ayağa dikip sırtını duvara sertçe yasladı. Charlotte omuzlarını kaldırıp yüzünü çevirdi. Gözlerini sımsıkı kapattığında birkaç saniye boyunca herhangi bir şey olmadı. Nihayet gözlerini açtı ve başını adama çevirip “Bana ne yapacaksın?” diye sordu. Beklemek, gelecek olan felaketten daha zor gibiydi! Ewan tiksintiyle güldü. Kızın titreşen gözbebeklerine açık bir öfkeyle bakarken adamının dediklerini hatırladı. Zavallı Kittycik Londra’yı birbirine katan skandallar kraliçesiydi. Hafif bir kadın, sosyetenin oyuncağıydı. O halde ne demeye böyle kırılgan, böyle utangaç duruyordu! Ewan kızın oyunculuğunu anımsadı ardından. Hasta rolü yaparken nasıl da kendinden geçtiğini düşündü. Elbette usta bir aktris olmalıydı. Tıpkı şimdi de zayıf, çaresiz bir masum gibi davranırken rolüne uygun hareket ediyordu. “Beni kandıramazsın!” Aklında geçenleri kızın yüzüne haykırdığında Charlotte’un gözleri doldu. Ancak bu defa sinmeyecek, yalvarmayacaktı! Bu defa ilk kez boyun eğmeyerek adamı sertçe itti. “Bırak, bırak beni” diye bağırdığında Ewan kızın omuzlarını kavradığı gibi ölümcül bir kuvvetle sıkmaya başladı. “Şeytansın sen! Aşağılık haydut bırak beni…” Genç kızın yüzünden okunan bu öfkenin tarifi yoktu. Öncekiler gibi aciz ve kırılgan durmayacaktı! Hayatını bu adam; bu kahrolası İskoç bahşetmemişti ve onun almasına da izin vermeyecekti. Genç kız cesaretini kaybetmeden adama karşı koymaya devam etti. “Kittycik! Beni her geçen gün daha da şaşırtıyorsun!” Charlotte başını dikleştirdi ve yakalarını adamın ellerinden kurtarmaya çalıştı. “Bana, bana ne yapacaksın” diyerek adama beceriksiz yumruklar atarken Ewan biraz olsun etkilenmişe benzemiyordu. Buz gibi sesiyle konuşmaya başladığında kızı kendisiyle duvar arasına sıkıştırmıştı. “Londra’yı birbirine katabilirsin ama benim kalemi değil!” Charlotte kalan gücüyle adamın yüzüne sert bir tokat attı. Hemen ardından ikincisi için elini kaldırdı ancak bileğinden yakalanınca bunu yapması mümkün olmadı! Ewan’ın gözleri beklemediği bu tokatla daha da ölümcül bakıyordu! Genç adam bunun siniriyle tek eliyle kızın iki bileğini kavrayıp başının üstünden duvara sabitledi. Sonrasında kafese kapatılmış gibi çırpınan genç kızın yüzüne doğru eğildi. Bir şey diyecekti ama ne? Bir saniye o gözlere baktığında aklındaki tüm cümleler, tüm tehditler silindi. Silinen sadece diyecekleri değildi. Gördükleri de buharlaştı! Kalan sadece İngiliz kızının yüzüydü! Kumral kaşları altındaki dolu dolu mavi gözleri ve ağlamaya hazır halde bükülmüş dudaklarıydı! Ancak Charlotte da bir anda gevşedi. Bakışlarındaki titreşimler kaybolurken dudakları istemsizce aralandı. İkisi tek kelime etmeden öfke dolu gözlerini birbirilerine sabitlediler. Saniyelerce, dakikalarca belki de asırlarca sürdü bu! McAlister Beyi daha fazla dayanamadı ve kızın dudaklarına kapandı. Charlotte tam anlamıyla dağılmıştı. Dudaklarındaki bu yoğun istila karşısında aklı, mantığı, cesareti; kısaca kendisini kurtuluşa götürecek ne varsa hepsi tek tek silindi. Henüz karşılık vermediği halde alev alev yanmaya başlamış ve gözleri çoktan bu rehavetin etkisiyle kapanmıştı. Bir an sonra yüzünü çevirip kendini bu akıl almaz taarruzdan kurtarmaya çalışması da tam anlamıyla fiyaskoyla sonuçlandı. Kalbi bu isteğe karşı koyamadı. Bileğindeki el gevşediği halde kollarını kıpırdatmadı. Sonra o kollar aklına, mantığına isyan edercesine adamın boynuna sarıldı. Onu kendine daha çok çekti. Dudaklarını hareket ettirdi ve inanılmaz olanı yaptı. Ewan şaşkınlıkla kızın tatlı öpücüklerini aldı. Genç kızın sırtında artık duvarın soğuk taşları değil adamın iri ve sıcak eli vardı. Ne kadar sürdü bilinmez kendine gelen Ewan oldu. Kızı aniden bıraktığında Charlotte güçsüzce duvara tutundu, tutunmasaydı düşecekti. Acıyla burkulan kalbinin ağırlığı altında adama baktı. İfadesi karışıktı. Öfkeliydi bu açıktı fakat sanki ne yapması gerektiğini bilmiyor gibi de şaşkındı. “Tam da planladığım gibi! Hakkında çıkan dedikoduların hakkını veriyorsun Kitty!” Sesi duvardan daha soğuk, daha keskindi. Genç kızın gözleri doldu. Plan mıydı tüm bunlar? Oyun muydu yani… Az önce yaşadığı şey; adamın şeytani bir oyunu olacak kadar tasarlı ve sahte miydi? Bu ağır gerçeklikle “Be-beni bu yüzden mi öptün?” diye sordu. “Ne sandın Kitty! Seni dayanılmayacak kadar güzel bulduğumu mu?” “Ben, ben sandım ki…” “Ne sandın Sassenach! Edwin söylediklerinde yanılmamış. Babanın seni neden bu dağ başına gönderdiğini çok iyi anlıyorum!” “Ne?” diye inleyen Charlotte hala dudaklarında ince sızılar hissederken adama çaresizce baktı. “Şöhretin Londra’nın değişmez konusuymuş! Elbette Ruth Annenin sana neden bu kadar merhametsiz davrandığını anlamak zor değil! Zavallı Kitty metres olarak bile bir adamın koynuna giremedin mi?” “Sen ne diyorsun lanet olası şeytan” Adamın bu sert tonu ve ardından gelen şoke edici cümleyle Charlotte yere yığıldı! İşte o an az önce yaşadıklarının sebebini kavradı. “Ben fahişe değilim” diye inledi içinden. Gözleri dolu dolu yerdeki taşlara bakarken bakışları bulanıklaştı. İri damlalar dökülmeden evvel de gözlerini kapattı ve usul usul ağladı. İçinden önce babasına, ardından Ruth teyzesine binlerce küfür yağdırdı! Allah kahretsin şu an günah işlediğini düşünecek durumda değildi. Ve hayır edepli bir kız gibi sakince oturmayacaktı. Hışımla ayağa fırladığında “Bana tüm bu dediklerin için pişman olacaksın Ewan McAlister! Yaşadığım bu hakaretleri sineye çekecek değilim!” Ewan şöminedeki ateşi bile pusturan bir kahkaha attı. Ancak alay dolu bir kahkahaydı bu. Küçük Kitty nasıl da öfkelenmişti. Genç adam kızın mavi gözlerinde ansızın yükselen nefret ateşiyle iyiden iyiye eğlenmişti. Cılız sesiyle meydan okurken, üstelik akıl almaz şekilde bunu yaparken onu izlemek çok keyifliydi. “Bana masumiyetini nasıl kanıtlayacaksın Kitty?” Genç kız o an adama şok içinde baktı! Bunu yapmanın tek bir yolu vardı ve kahretsin ki bu mümkün değildi. “Hayır” dedi dürüstçe. “Bunu sana kanıtlayamam. Ancak ben utanılacak hiçbir şey yapmadığımı biliyorum. Evet, manastırdan kaçtım, evet evlendiğini bilmediğim eski nişanlımın evine sığındım… Tüm bu yaptıklarım senin gibi bir şeytanın olduğu cehennemde yanmama neden olacaksa katlanacağım! Ama sakın unutma Ewan McAlister ben sandığının aksine zayıf bir kız değilim! Benim neler yapabileceğimi bilmiyorsun!” Genç adam kıza doğu bir adım attı. Uzun boyu ve iri vücuduyla onu biraz daha korkutmak adına kollarını göğsünde buluşturdu. Küstah bakışları altında kendinden emin konuşmaya başladı. “Bana ne yapacaksın Kitty! Yoksa şu oyuncak silahınla vücudumda yeni bir delik mi açacaksın?” “Bunu yapmak isterdim” dedi genç kız… “Seni kalbinden, tam kalbinden vurup öldürmek isterdim… Ancak ne yazık ki bu imkânsız.” Durdu ve soluklandı. “Çünkü Seni öldürebileceğim bir kalbin bile yok!” diye bağırdı ve koşarak odadan çıktı. Ewan’ın alaycı gülüşü bir anda soldu. Yüzüne keskin bir ifade gelirken gözleri yerdeki devrik kupaya kaydı. Doğru diyordu Sassenach kızı. Yapabileceklerini tahmin edemiyordu, edememişti de! Mesela kızı öperken onun ağlayarak yalvaracağını düşünmüştü. Oysa kaçak rahibe kendisini aynı şekilde öperek karşılık vermişti. Hem de nasıl bir karşılık! Ewan bunu önceden tahmin edemezdi. Kızın davranışlarını önceden tahmin edemiyordu ama ya kendi davranışları. Bu konuda da çok yeteneksiz kalmıştı. Onu öpmeyecekti hayır, odaya girdiğinde aklında bu yoktu. Onu belki de kalesinden atacaktı ama tam bir aptal gibi arzularının esiri olarak kızı öpmüştü. Neyse ki aklından kalan son mantık kırıntılarıyla kendini durdurmuş ve bu onursuz davranışı yapmamıştı! Üstelik bunu kendi lehine çevirerek o sarışının damarına basmıştı. Ancak zavallı Kitty hiç de zavallıca davranmayarak cüretle meydan okumuştu. “Bir kalbin bile yok” demişti İngiliz kızı. Haklıydı. Ewan bir kalbinin olduğunu zaten düşünmüyordu ama ya bu neydi? Tam şurasında böyle hızla çarpan bu lanet olası şey neydi! ** Charlotte kaleden geceliği üzerinde çıktığında arkasından seslenen Lorna’yı işitmedi bile. Genç kız kale merdivenlerini inip küçük bir pencerenin önünden geçerken sarı bir bayrak gibi dalgalanan Charlotte’un saçlarını görmüştü. Oradan bağırdıysa da sesini duyuramadı. Koşarak merdivenleri inerken iç avluda neredeyse Edwin’e çarpacaktı. “Charlotte nereye gidiyor?” diye sorduğunda Edwin’in arkasından Darren da içeriye girdi. “Kaçıyor herhalde. Eh sonunda doğru yolu buldu” Edwin’in bu küstah cevabıyla genç anne adama öfkeli bir bakış attı. Hemen ardından “Çekil önümden” diyerek gereksiz bir muhabbet açmamak adına yeniden koştu. Darren’a selam dahi vermeden yanından geçerken genç adam kızın kolunu kavrayarak onu durdurdu. Ardından çatık kaşlarıyla “Nereye koşuyorsun böyle?” diye sordu. Lorna o an Darren’in hamlesiyle durmak zorunda kaldı ve nefeslendi. “Cha, Char” demişti ki gerisini getiremeden hızla nefes alıp vermeye devam etti. “Anladım yine şu İngiliz kızı!” Darren’in bu sert yorumuyla Lorna kolunu adamın elinden çekti. “Evet yine o İngiliz kızı! Sizin derdiniz ne Darren! Tıpkı azılı haydutlar gibi tüm kale şu zavallı kızla uğraşıyor” “İskoçlar haydut değildir Lorna. Kendine gel. Hakkımızda böyle konuşamazsın!” “Ah tabi, tabi… Sizi kendini bilmez bencil herifler. Bırak beni Darren seninle konuşarak zaman kaybedemem” “Demek benimle konuşman zaman kaybı Lorna Jones!” Darren kadına ölmüş İngiliz kocasının soyadıyla hitap edince Lorna ona nefretle baktı. Aşağılanmanın bu kadar aleni yapıldığını ilk kez görüyordu. “Evet” dedi genç kadın da… “Lorna Jones” diyerek sözlerini bitirdiğinde Darren öfkeyle dişlerini birbirine kenetledi. Kızın atılıp “Ben McAlister’im” demesini beklerken bu aşağılık soyadını kabul etmesi karşısında ansızın deli bir öfkeyle doldu. Ancak Lorna’nın susacağı yoktu. Genç kız başını dikleştirip konuştuğunda Darren’in hissettiği öfkenin yanına, en az onun kadar sarsıcı bir duygu daha geldi. Bu korkuydu! Genç anne açık yeşili gözlerini asi bir tavırla adama dikerken “Umarım Charlotte İngiltere’ye döner. Çünkü bunu yaptığında yalnız olmayacak. Ona katılmaktan ve siz zorba adamların yaşadığı bu lanet kaleden çekip gitmekten çok mutlu olacağım” demişti. Sonrasında da adamı bu korku ve öfke girdabı içinden bırakıp kiliseye doğru koşmuştu! ** Charlotte kendini kilisenin arkasındaki bölmeye atar atmaz tavan arasına çıkıp hıçkırarak ağlamaya başladı. Yaşadığı en zor küçümsenme az öncekiydi. Ancak bunu hak etmişti. Adamın öpücüğüne karşılık verirken sonrasında o adi sözlerin muhatabı olduğu için kimseyi suçlayamazdı. Bunu ancak kendisini suçlayarak atlatabilirdi ki bunu da hak etmişti! Neden karşılık vermişti ki. Ancak genç kız o anı hatırlayınca karşılık vermekten başkasını yapmak istemediğini de hatırladı. Şeytanın ta kendisi olan Ewan McAlister sert aynı zamanda yumuşak, hükmeden aynı zamanda şefkatle dokunan o dudaklarıyla aklını darmadağın etmiş, kalbine de gürültülü bir kalabalığı konuk etmişti. Elini kalbine koyup susmayan o sesleri susturmak istedi ancak başaramadı. Susmayan o kalabalık şimdi de kalbinde arsızca tepinmeye başlamıştı. Yoksa bu çarpıntının sebebi ne olabilirdi ki başka! “Charlotte bir tazı gibi koşuyorsun!” Sesler alt kattan kulağına ulaştığında genç kız süratle gözyaşlarını sildi ancak ağlamasını durduramadı. Lorna’yı da bu halde, sırılsıklam yanaklarıyla karşıladı. “Ah Charlotte sana ne oldu hayatım” “Hiç” diyen genç kız gözyaşlarını titrek elleriyle silmeye çalışırken Lorna kızın ellerini tutup ona engel oldu. Ardından kendi mendilini çıkardı ve yavaşça kızın gözyaşlarını sildi. “Ağabeyim mi?” diye sordu üzgünce. Charlotte başını salladı. Ancak hemen ardından araya girip konuştu. “Hak ettim ben Lorna! Tam bir üçkâğıtçıyım ben… Seni de kullandım. Özür dilerim.” “Anlamadım Kitty… Ne oldu?” “Ah lütfen bana Kitty deme tüylerim ürperiyor. İsmimden nefret ediyorum!” Charlotte yarım bir gülüşle bunu dile getirse de sahiden tüyleri ürpermişti. “Kitty!” diyen Ewan’ın o alaycı sesi kulağında yankılanıyordu. Kimse kendisine Kitty desin istemiyordu. Oysa annesi daha küçük bir kızken kendisine böyle seslenirdi. Ne kadar da sevgi dolu bir isimdi o zamanlar. Şimdi o adamın ağzından duydukça bu isimden nefret eder hâle gelmişti. “Lütfen bana düzgünce ne olduğunu anlatır mısın?” diyen Lorna bu sırada araya girince Charlotte içinden “Ah anne” diye geçirdi. Bir annesi olsaydı tüm bunları yaşamak zorunda kalmazdı. Dolu gözlerini Lorna’ya dikerken “Ben hasta değildim. Ateşim çıksın diye talaşlı su içtim. Tanrı da bana günümü gösterdi. O adam, ağabeyin beni yakaladı.” Lorna kısa bir şaşkınlık geçirdi ancak onun suçlayan sözlerini bekleyen Charlotte’un aksine genç kadın gülümsedi. “Neden bana numara yapacağını söylemedin. Bildiğim çok iyi karışımlar vardı!” “Ah ne! Lorna sen ne dediğinin farkında mısın?” “Benden saklamamalıydın Charlotte. Kocam, yani ölen kocam İngiliz bir botanikçiydi. Hangi otlar ne gibi etkiler yapar çok iyi biliyorum.” “Demek kocan bir İngiliz’di. Şimdi anlıyorum! Ewan bu yüzden senden de..” “Evet benden bu yüzden nefret ediyor ama alıştım. Sen de alışırsın bir tanem” “Alışamam Lorna. Ben hayatımda bu kadar küçük düşürülmedim. Benim adi bir fahişe olduğumu söyledi. Lorna ben fahişe değilim!” Genç kız dediklerinin utancıyla başını eğdi. Lorna kızın yüzünü avuçladı ve başını yukarıya kaldırdı. “Biliyorum. Sen masumsun ve gözlerinden bunu okumak mümkün.” “Anlaşılan ağabeyin okuma yazma bilmiyor!” Charlotte’un cümlesiyle kahkaha atan Lorna kızı çekip ona sımsıkı sarıldı. Eliyle saçlarını okşarken “O da anlayacaktır.” dedi. Ardından gülümsedi. Ewan; lanet olası ağabeyi şu nefretini bırakıp kıza hakkaniyetle baksa gözlerini görürdü. Ürkekliğini, masumiyetini görürdü. Belki de çoktan gördüğü halde bunu kabul etmek istemediği için bu kadar zorlu davranıyordu. Ewan McAlister kimseyi sevecek kadar zahmete katlanmazdı. Yine de Lorna umutluydu. Bu masum kız ağabeyinin İngiliz nefretini durduracak bir duvar olabilirdi. Bu yüzden yapacaklarını biliyordu. “Gitmene izin vermeyeceğim, bir şeyle bulacağı,” dediğinde de bu kararından emin bir halde konuştu. Bu bir avutma cümlesi değil, gerçek bir vaatti! Charlotte da kızın kollarından gerindi ve “Teşekkür ederim” dedi. Lorna gülümserken gitmesi gerektiğini söyledi. Yarın McDonald Klanı gelecekti ve hazırlıklarla ilgilenmesi gerekiyordu. Charlotte Ewan’ın evliliği için gelen klanın haberini aldığında Lorna’ya “Umarım evlenir de uğraşmak için karısını seçer” dedi. Arkadaşı gülümsedi. Çatı katından inerken de Charlotte çoktan çıkıp gitmiş olan Lorna’nın ardından bakakalmıştı. Demek Ewan McAlister evleniyordu. Genç kız kalbinde huzursuz bir çarpma hissetti. Kaşları çatılırken kendini yatağa attı. Ruth anne kasabadaki bir kızın doğumuna gittiği için ancak öğleden sonra geldi. Onun hemen ardından da Rahip McAndree gelmişti. Charlotte’un kurtarıcısı bu adam, kızın tahmin ettiği gibi son derece yumuşak başlı ve iyi bir insandı. Genç kız ona buraya gönderilme sebebini uygun bir lisan ile anlattı. Ewan ile yaşadığı zorlukları rahipten gizlerken yaşlı adam kızı gülümseyerek kabul etti. “Ancak Klanın reisi beni burada istemiyor” diyen genç kıza rahip babacan bir bakış attı. “Onunla konuşurum kızım” dediğinde Charlotte içinden “Kolay gelsin” demekten kendini alamadı. Ewan ise Charlotte olayını unutmak istedi. Şu an bununla ilgilenemezdi! McDonald Klanı gelirken bir İngiliz kızla uğraşmak istemiyordu. Darren ya da diğer adamlarıyla da görüşmeyerek nehre gidip saatlerini yürüyerek ve suda yüzerek geçirdi. Gece geç bir saatte kaleye vardığında ayakları öncelikle kendisini Charlotte’un kaldığı odaya sürükledi. Kapıyı yavaşça açtığında zifiri bir karanlıkla karşılaştı. Küllenmiş şömine ateşi ve toplanmış, boş yatağa bakarken tuhaf hissetti genç adam. Ewan memnun olduğunu kendine telkin ederek rahatlamış bir şekilde odasına gitti. Tüm gece tavanı seyretmesini yaşadığı gerileme yordu. Öğlene doğru uyandığında da McDonald’ın onlarca adamı klanına giriş yapmıştı. Genç adam her zamanki geniş ve yakası açık beyaz gömleği, deri yeleği ile kaslı bacaklarını sıkıca saran kahverengi pantolonuyla karşıladı onları. McDonald Reisi Gerald McDonald damadına büyük bir gururla baktı. İskoç klanları içinde en kalifiye savaşçılar bu klandaydı! Üstelik Klan reisi de genç yaşta bu başarısıyla diğerleri içinde saygın bir yerde bulunuyordu. Yaşlı adam kızını böyle bir yiğit adama vereceğinden memnundu. Öte yandan kızı Nicola da müstakbel kocasını büyük bir ilgiyle seyrediyordu. Ewan McAlister uzun boylu, geniş omuzlu, yeşil gözleri, düzgün hatlarıyla yakışıklı bir adamdı. Her genç kız onunla evlenmek isterdi. Üstelik tam bir lider, bir hükümdardı. Gücün, otoritenin adeta merkeziydi. 1Nicola onun karısı olmak için çok fazla beklemeyeceğini umuyordu. Ewan da Nicola’yı süzdü. Çok güzel ve alımlı bir kızdı. Kumral saçları, koyu yeşil gözleri vardı. O İngiliz kızından daha uzundu. Ancak Kitty gibi bakmıyordu. Bakışlarında başka bir şey vardı. Ewan bundan hoşlanmadı. Kızın kendisini bir hayli alıcı gözle baktığını fark ettiğinde kaçınılmaz olarak Charlotte’u düşündü. Sassenach kızının bakışlarında sabitlik yoktu. Sürprize açıktı o bakışları. Bir an öfkeyle laciverde dönerken bir anda korkuyla titreşebiliyordu. Fakında olmaksızın ona kötü bir bakış atan Ewan aslında Charlotte’a atmak istediği bu bakışla zavallı kızı korkutmuştu. Nikola paniğe kapılarak başını eğdiğinde Ewan içinden bu defa kendine bir küfür savurdu. Konuklarını içeriye davet ettiğinde de kalabalık grup kalenin çeşitli yerlerine dağıldılar. Uzun yoldan gelen kafileyi daha fazla aç bir halde bekletmemek için servisler başlamıştı. Ewan McDonald Beyi ile yan yana otururken Darren da diğer tarafındaydı. İkisinin tam karşılarında ise Nicola ve Lorna oturuyordu. Nicola’ya kaçınılmaz olarak Lorna arkadaşlık ediyordu. Genç kız Nicola ile pek de samimi olmamaya çalışsa da Darren’dan dolayı düşmüş suratını adama belli etmemek için kıza sıcak gülüşleri dağıtıyordu. Darren tarafından kötü hissettirildiğinin bilinmesini istemeyerek yanında koluna değip duran diğer adamla da zorunlu birkaç kelime etmek durumunda kalıyordu. Tabii Darren’in tüm bu anlarda kendisine kötü bakışlar attığından da haberdar değildi. Bu sırada servisler gelince adamların da keyfi yerine gelmişti. Dolu dolu bira tepsilerini taşıyan köyden kızlar servisleri getirirken Ewan’ın gözleri derhal o kişiyi seçti. Kızın sarı saçlarını, onun olduğu yöne bakmadan bile fark etmişti! Charlotte elinde tepsilerle içeriye giriyordu! “Onun burada ne işi var?” diyerek dişlerinin arasından Lorna’ya tıslayınca genç kadın “İhtiyaç vardı. Ruth anne gönderdi” diyerek yalan söyledi. İhtiyaç olmamasına rağmen Charlotte’u kaleye kendisi sokmuştu. Ağabeyinin delireceğini biliyordu ve yanılmamıştı. Ewan kızdan gözünü alamıyor, yaşlı McDonald beyini dinlemiyordu bile! Nicola’nın ilgili bakışlarına bile karşılık vermeyerek masalara servis yapan kızı sinirle süzüyordu! Üstelik McDonald erkekleriİngiliz kızına yiyecekmiş gibi bakıyor, Charlotte hepsine sıcak gülüşünden utanmazca dağıtıyordu! Ewan öfke içinde kızı seyrederken birkaç dakika sonra Charlotte elinde tepsiyle kendilerine yaklaştı. Genç kız gülümseyerek masanın etrafından dolanıp Ewan’ın tam yanında durdu. McDonald beyinin içkisini masasına koyarken yaşlı adam kıza bakıp gülümsedi. Charlotte konuşmadığı için aksanı belli olmuyor ve kimse onun İngiliz olduğunu anlamıyordu. Genç kız da bunu kullanarak rahatça servisini yapıyordu. Ewan’a sıra gelince tepsiyi biraz daha eğdi ve bir çığlık eşliğinde bütün tepsiyi adamın omzundan boca etti. Ardından dehşetle eliyle ağzını kapatırken “Özür dilerim, özür dilerim Efendim” dedi. Ewan hışımla ayağa fırladı. Bira nehrinde yıkanmış gibi sırılsıklam olmuştu! Charlotte’un gözlerine hiddetle bakarken genç kız koşarak aralarındaki yakınlığı güvenli bir mesafeye getirmişti bile! Bu sırada Lorna çaktırmadan gülümseyince Darren’in sert bakışlarını üzerine çekti. Adama meydan okuyarak bakarken “Kazaydı işte!” dedi. Darren kıza tek kaşını kaldırıp baktığında Lorna, dehşet içinde kalan Nicola’yı teskin etmeye başladı. Ewan iki klanın adamlarının şaşkın bakışları altında rezaleti için hala Charlotte’e kötü bakışlar atıyordu! Dişlerini sıkıp kızın alenen yaptığı bu rezalet için onu bakışlarıyla öldürmeye çalışıyor, bir yandan “Olur böyle kazalar evlat” diyen McDonald beyinin sözlerini duyuyordu. Kızın gözlerine bakarken bunun kaza olmadığını anlamıştı! Aptal Kitty davranışının sonrasında ne olacağını düşünmeyerek kendince plan yapmıştı öyle mi! Ewan dişlerini öfkeyle birbirine bastırırken “Bittin sen” diye içinden geçirdi. Ardından yaşlı adamdan izin isteyerek üstünü değiştirmek için ayağa kalktı. Charlotte çoktan mutfağın olduğu bölüme koşmuştu bile. Genç kız mutfakta kıkırdarken kapıdan giren Lorna’yı gördü. Genç kadın koşarak ellerini tuttu. “Bilerek yaptın değil mi Charlotte, ah bu çok akıllıca.” “Yani bana kızmadın mı Lorna. Ağabeyin biraz öfkelendi. Netice adamların gözü önünde küçük düştü.” “Beter olsun!” diyen Lorna da gülümseyince Charlotte yaptığı için kendisiyle daha çok gurur duydu. Buradan gidecekti belliydi! O lanet olası adam kalmasına daha fazla izin vermeyecekti. Hiç olmazsa gitmeden evvel intikamının birazını almak istiyordu. Ve kalan bir kısmı daha vardı! Lorna’ya içeriye kadar eşlik ederken ayağa kalkan Nicola’yı gördü. Bu delice fikir de aklına o zaman geldi! McDonald Beyi’nin kızının peşinden merdivenleri çıkarken kızın nereye gittiğini de anladı. Demek sevgili gelin adayı babasına belli etmeden Ewan’ın odasına gidiyordu. Charlotte açıkça kıza düşmanlık beslediğini fark etmeyerek kızın peşinden gitti. Tanınmamak adına şalını başına geçirip sadece gözlerini açıkta bıraktıktan sonra da loş koridorda onu durdurdu. “Leydim!” diye seslendi. Nicola korkuyla durdu. Karanlıklar ardından çıkan kıza kıpırtısız bakarken “Ne istiyorsun?” diye sordu. Charlotte ağlamaklı bir ifadeyle kıza yaklaşıp konuşmaya başladı. “Onunla evlenecek misin?” Nicola küçümser bir bakış atarken “Evet” dedi gururla. “O bir şeytan!” diyen Charlotte numaradan ağlamaya başladığında Nicola’nın bu gururlu tavrından eser kalmadı. Genç kız ürkerek “Ne?” diye inledi. “O adam, Ewan McAlister bir şeytan! Beni ve kızımı öylece bıraktı! Haklarımı istediğimde ise bana bunu yaptı.” Şalını yavaşça açıp başındaki kesiği gösterirken Nicola elinde olmadan bir çığlık attı. “Onlarca metresi var! Hiçbir kadına sadık kalamaz. Üstelik çok çok da kötü davranır. Eğer onunla evlenirsen sana da bunu yapacaktır! Ve tüm bunları yaparken seni öyle bir korkutur ki ne babana ne de adamlarınıza tek kelime edemezsin! Tanrı yardımcın olsun leydim.” Nicola dehşetle inleyip eliyle ağzını kapatırken Charlotte bir adım yaklaştı ve “Eğer yaşamak istiyorsan sakın onunla evlenme” dedi. Ardından koşarak karanlıklar içine gömüldü. Bunu neden yaptığını bilmiyordu! Bildiği tek şey o adamın mutlu olmasını istemediğiydi! Charlotte yaptığının gururu içinde kaleden çıktığında dışarıdaki buz gibi havayla hararetini attı. Delice kahkaha atmak istiyordu! Nihayet, en sonunda bir nebze olsun rahatlamıştı! Ancak Nicola hiç de rahat değildi. Zavallı kız işittiklerinin etkisiyle kaskatı dururken bu sırada Ewan’ın odasının kapısı açıldı. McDonald kızı genç adamı görür görmez keskin bir çığlık attı. Ewan ona şaşkınlıkla baktı. “Ne oldu?” diye sorarak kıza yaklaştığında ise Nicola yeni bir çığlık daha attı. Saniyeler içinde McDonald adamları ve kızın babası koridora doluştular. “Ne oldu kızım” diyen yaşlı adam bir Nicola’ya bir Ewan’a bakarken genç kız koşarak babasının kollarına atıldı. “Baba ben evlenemem! O kız bana inanılmaz şeyler anlattı. Baba bu adam bir şeytan! O bir katil” diyen Nicola durmadan ağlarken Ewan “Ne?” diye sordu. Sinirden gözleri dönmüştü. Yaşlı adam da kızının dediklerine anlam verememişti. “Kim, sana ne dedi?” “O kız geldi ve bana McAlister Beyi’nin bir şeytan olduğunu söyledi. Kadınlara çok kötü davranırmış. Sayısız metresi varmış!” Yaşlı adama konuşacaktı ki Ewan kalede yankılanan bir sesle “Hangi kız” diye bağırdı. Nicola daha çok korktu ve babasının omzuna daha çok sokuldu. “Bi-bilmiyorum. Mavi gözlüydü” diyerek kendisine felaketi haber veren kızı tarif ettiğinde Ewan bir saniye bile onun kim olabileceğini düşünmedi. Genç adam başını merdivenlere doğru çevirirken öfkeyle birbirine bastırdığı dişlerinin arasından “Kitty!” diye tısladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD