bc

Ağa'nın Duygu'ları (+18)

book_age18+
2.5K
FOLLOW
29.2K
READ
family
HE
arranged marriage
powerful
heir/heiress
drama
bxg
serious
highschool
small town
love at the first sight
seductive
like
intro-logo
Blurb

Adana'nın soylu ailesinin büyük oğlu Berat Bozanlı, yanlarında müştemilatda çalışan kâhyalarının yeğeni Duygu'yu görür görmez aşık olur. Duygu, annesi babası ölünce üniversiteyide bitirip, çalışmak için; amcasınında isteğiyle Adana'ya gelir fakat, işler hiç umduğu gibi gitmez. Kendini, Berat ağa ile evlenmiş ve konağın hanımı olmuş olarak bulur.

chap-preview
Free preview
'Duygu'
Duygu Gürsoy 23 yaşında, uluslararası ilişkiler bölümünden yeni mezun olduğum bu dönemde hayatımın en büyük sarsıntısını yaşadım; anne ve babamı kaybettim. Bu zorlu süreçte eğitimime devam etmeye çalışsam da İstanbul'un kalabalığı ve yalnızlığı beni yıldırmaya başladı. Tam o sırada amcam Adana'dan arayıp, "Gel, burada yanlarında çalıştığım adamlarla konuşurum, şirketlerinde belki işe alırlar" dediğinde aklımı başıma getiren bir ses gibi geldi. Amcamın yanına gitme fikri bana hem duygusal olarak güven veriyor hem de mantıklı bir kariyer adımı gibi duruyor. Amcamın teklifini kabul edip Adana'ya taşınmaya karar verdim. İşe başlar başlamaz kendi evimi tutacağım ve böylece hem bağımsızlığımı koruyup hem de amcama yakın olacağım. Bu değişim, kaybettiğim ailemin ardından yeniden bir şeyler kurmak için en doğru adım gibi görünüyor. Amcam, yıllardır Adana'da bir ailenin yanında kahyalık yapıyor ve orada yengem ile 15 yaşındaki kuzenim Canan'la birlikte geniş bir müştemilatın içinde yaşıyor. Onun "Gel yanıma, gözümün önünde ol; abimden kalan emanetsin sen" sözleri, kalbimi ısıtan en güçlü davetti. İstanbul'daki yalnızlığımı unutturacak bu sıcak yuvaya, ailemin geride bıraktığı güveni taşıyarak gidiyorum. Kuzenim Canan'a da yeni bir arkadaş olacağım, bu süreçte hem aile bağlarımı güçlendirecek hem de amcamın gölgesinde kendime yeni bir hayat kuracağım. Yengem Necla hakkında duyduklarım beni biraz endişelendiriyor; biraz fazla baskıcı bir yapıya sahip olduğu söyleniyor ve eminim beni darlayıp sık boğaz edecek. Ancak amcamın "abimden kalan emanetsin" sözü ve onun için yapacağım bu fedakarlık, tüm bu olası zorlukların önünde duruyor. Onun yanına gitmek, ailemin hatırı için en doğru kararım. Otobüs yolculuğu uzun ve yorucu geçti ama sonunda Adana'ya vardım. Amcamın verdiği adresi taksi şoförüne verip evin önüne geldim. Kapıdan içeri adımımı atar atmaz hemen güvenlik görevlisine yaklaşıp "Ben Cevdet Gürsoy'un yeğeniyim" dedim. Ardından amcamı aradığımda sesindeki rahatlatıcı tonu duydum; "Çok geçmeden ordayım, yarım saate gelirim" dedi. Şimdi beklerken, bu yeni evimde ne gibi günler bizi bekliyor acaba diye düşünüyorum. Konağın bahçesindeki serin havada, kaldırımın kenarına oturup sevgiyle okşadığım kediyi izlerken huzur buluyordum ki ani bir sesle irkildim. Yanımdan geçen lüks bir araba, yerdeki su birikintisine hızla yaklaşarak suyu üzerime fırlattı. Anında öfkem tavan yaptı; ayağa fırlayıp arabaya doğru koştum. Şoför kapısını açtığında içeri daldım ve bağırarak hakaretler yağdırmaya başladım. "Sen gerizekalı mısın? Önünü göremeyecek kadar kör müsün? Üstümü mahfettin, şu kıyafetlerimle ne haldeyim şimdi!" diye bağırdım, sesim bahçede yankılanırken ellerimi salladım. Adam arabadan inip kibarca yaklaştı, ellerini açarak özür diledi. Ancak ben kabul etmedim, daha da sinirlenerek bağırıp çağırmaya devam ettim. "Özür mü? Bu kadar basit mi bu iş? Benim üstümü mahvettiniz!" diye haykırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken öfkemi dindirecek hiçbir şeyi duymak istemedim. Bu olay, Adana'ya gelişimin ilk gününde beni bekleyen zorlukların habercisi gibiydi. Arabadan inen adam, öfkemle yüzleşmemi beklerken sakin ve nazik bir tonda kendini tanıttı. "Ben Berat Bozanlı, tekrar özür dilerim" dedi, sesi hiçbir gerginlik taşımıyordu. Ardından, "Buyurun konağa geçin, çalışanlar size temizlik ve üst baş konusunda yardımcı olsun" diyerek kibarca beni içeri davet etti. Bu nazik yaklaşım, öfkemin zirvesindeyken bile şaşırtıcı bir duruş sergiliyordu. Ancak ben hâlâ bağırıp çağırarak kabul etmedim; "Özür mü? Bu kadar basit mi bu iş? Neden önüne bakmıyorsun," diyerek çıkıştım. Bu Berat denilen adam karşıma geçip, biraz sinirli konuşmaya başladı. "Yeter artık! Uzattığının farkında mısın sen?Sana insan gibi yaklaştım, hatamı kabul edip özür diledim. Alt tarafı bir su sıçraması bu; sanki dünyayı başına yıkmışım gibi davranmayı kes! Karşında çocuk yok senin. 'Geri zekalı' diyorsun, 'kör' diyorsun. Kimsin sen? Hangi cüretle benim bahçemde bana hakaret yağdırıyorsun? Bir kıyafet için kopardığın şu yaygaraya bak. Abarttığının ve haddini aştığının farkında değil misin? Sana çözüm sundum; içeri geç, temizlen, ne gerekiyorsa yapılsın dedim. Ama sen belli ki çözüm değil, kavga arıyorsun,"dedi. Berat denilen bu adam, bana tepeden bir bakış attı: "Şimdi ya o sesini alçaltıp sana sunduğum teklifi kabul edersin ya da bu şekilde kapının önünde beklemeye devam edersin. Ama bir kez daha bana hakaret etmeye kalkarsan, o zaman bu ıslak kıyafetler en son derdin olur. Kendine gel!" diyerek sinirle söylendi. Tam o anda amcam Cevdet’in bahçeye girişini gördüm. Adımları telaşlıydı, nefes nefese kalmıştı ama beni asıl sarsan yüzündeki o korku dolu ifade oldu. Beni gördüğüne sevineceğini, "Hoş geldin kızım" deyip sarılacağını sanırken, o dehşet içinde bir bana bir de o adama baktı. Amcamın yanıma gelip beni koruyacağını, o küstah adama "Yeğenime ne hakla bağırıyorsun?" diyeceğini beklerken, yaptıklarını izlemek kanımı dondurdu. Amcam yanımıza varır varmaz, o ana kadar karşımda buz gibi duran Berat Bozanlı’nın önünde resmen iki büklüm oldu. "Berat Bey! Çok özür dilerim efendim, binlerce kez özür dilerim!" diye sayıklamaya başladığında kulaklarıma inanamadım. Az önce bana dünyayı dar eden o adamın önünde amcamın bu kadar küçülmesi, üzerimdeki çamurlu sudan daha çok canımı yaktı. Amcam bana dönüp omuzlarımdan sertçe tuttuğunda gözlerindeki o panik ateşini gördüm. "Duygu! Kızım sen ne yapıyorsun? Kendine gel!" diye gürledi. Sesi titriyordu ama bu sefer bana karşı sertti. "Karşındaki Berat Bey, bu evin, bu toprakların sahibi. Benim ekmek teknem! Nasıl olur da ona böyle sesini yükseltirsin?" O an dünya başıma yıkıldı sanki. Ben buraya, ailemi kaybettikten sonra sığınacak bir liman, arkamda duracak bir dağ aramaya gelmiştim. Ama amcam, daha ilk dakikadan beni o adamın insafına terk edip, kendi ekmeği için beni cahillikle suçluyordu. Berat’a dönüp, "Abimin emanetidir bana, acısı taze, aklı başında değil belli ki, siz büyüklük gösterin, kusuruna bakmayın," diye yalvarmaya devam ettiğinde ellerini omuzlarımdan sertçe ittim. "Yeter amca!" dedim, sesim hıçkırıklarımın arasından bir isyan gibi çıktı. "Neyin özrü bu? Ne demek aklın başında değil? Üstüme başıma bak! Adam üzerime su fırlattı, bir de üstüne gelmiş beni azarlıyor! Sen neden onun karşısında böyle el pençe divan duruyorsun? Ben buraya birinin emaneti olup, senin patronun önünde eğilmeye gelmedim!" diye söylendim. Gözlerimdeki yaşları silerken Berat Bozanlı’nın o kibirli suratına nefretle baktım. Amcamın o mahcup hali beni ondan daha çok utandırmıştı. "İstanbul’da kalsaydım da bu yalnızlığı çekseydim, en azından kimsenin önünde bu kadar küçülmezdim!" diye bağırdım ve valizime asılıp arkama bile bakmadan müştemilata doğru hızla yürümeye başladım. Valizimin tekerlekleri o taşlı yolda ilerlerken aslında sadece eşyalarımı değil, gururumu da peşimden sürükledim. O kapıdan içeri girdiğimde, amcamın o hali gözümün önünden gitmedi. Burnumun direği sızladı ama öfkem ağlamama izin vermedi. Müştemilata adımımı attığım an, burnuma çarpan o ağır yemek kokusu ve yabancı bir evin soğukluğuyla sarsıldım. Karşımda yengem Necla durdu. Beni gördüğünde yüzünde en ufak bir yumuşama, bir şefkat kırıntısı aradım. Ama o sadece buz gibi gözlerle, üstümdeki çamurlu kıyafetleri süzdü. "Geldin mi Duygu?" dedi. Sesi sanki bir misafiri değil de, zoraki katlanılması gereken bir yükü karşılar gibi çıktı. Yerinden bile kalkmadı. "Sesin buraya kadar geldi. Daha ilk dakikadan koca konağı ayağa kaldırdın. Amcanın beti benzi attı içeri girerken," dedi. "Yenge, adam üstümü mahvetti, görmüyor musun halimi?" diyebildim sadece, sesim titredi. Necla yengem, sanki çok büyük bir ayıp işlemişim gibi başını iki yana salladı. "Gördüm, gördüm de, burası İstanbul değil kızım. Kimin arabasına bağırdığını, kimin ekmeğini yediğimizi bilmen lazım. Daha bismillah demeden Berat Bey'le papaz oldun. Biz burada yıllardır başımız eğik, işimizde gücümüzdeyiz. Senin bu fevriliğin bize zeval getirmesin de..." dedi. O an anladım; burada sadece o kibirli Berat Bozanlı’ya karşı değil, kendi ailem sandığım insanların korkularına karşı da savaşacaktım. Kuzenim Canan, annesinin aksine heyecanla yanıma sokuldu. Gözleri parladı. "Abla, gerçekten Berat abiyle mi kavga ettin? Kimse ona sesini yükseltemez burada. Çok cesursun!" dedi. Yengem hemen araya girdi, sesindeki o otoriter tını içimi daralttı. "Canan! Boş boş konuşma, geç mutfağa sofrayı kur. Duygu, senin kalacağın yer arka taraftaki küçük oda. Canan’la paylaşacaksın şimdilik. Eşyalarını yerleştir, üzerini değiştir de gel. Ama sakın o çamurlu kıyafetleri sağa sola fırlatma, her yer tertemiz olsun istiyorum." Canan’ın peşinden o dar koridora ilerledim, yengemin arkamdan söylendiğini duydum: "Emanet dedik ama bu kız belli ki başımıza iş açacak..." O küçücük odaya girdiğimde, valizimi kenara bıraktım ve yatağın ucuna çöktüm. Annemle babamın yokluğu, o an kalbime bir bıçak gibi saplandı. Ben sığınacak bir liman aramaya geldim ama kendimi buzdan bir evin ortasında, herkesin korktuğu bir adamın gölgesinde buldum. İstanbul’un kalabalık yalnızlığı meğer daha insaflıymış; burada yalnızlığım, her köşe başında yüzüme vuruldu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Askerin Yaralı Gelini

read
30.1K
bc

İNFAZ

read
5.0K
bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
31.1K
bc

Sessiz Çığlık

read
11.1K
bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
37.2K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
15.4K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.7K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook