Kapıdan çıkarken arkamdan gelen o ses, ayaklarımı olduğum yerde çiviledi. “Aylar sonra karşıma çıkıyorsun ve bir şey demeden gidiyor musun, Mardin güzeli?” Sırtımdan aşağı buz gibi bir ürperti indi. Dudaklarım istemsiz kıvrıldı, dişlerimi sıkarken döndüm, gözlerimi ona diktim. Kaşlarım çatılmış, sesim öfke ve alay arasında bir yerdeydi: “Ne o, ilk karşılaşmamızda arabanla ezemedin, şimdi mi ezeceksin?” Devran, dudaklarının kenarına yayılan o hafif gülümsemeyle sandalyesinden yarı kalktı. Gözlerinde ciddiyetten uzak, muzip bir parıltı vardı. “Hayır, Mardin güzeli. Adını söylersen neden ezeyim?” Kalbim hızla çarptı, ama öfkem de bundan geri kalmadı. Çenem hafifçe yukarı kalktı, inadım yüzümden okunuyordu. “Sana adımı söylemeyeceğim.” Devran’ın gülüşü biraz daha derinleşti, sanki meyd

